1. YAZARLAR

  2. Tarık Ziya Ekinci

  3. Anayasa referandumu ve demokrasi algısı
Tarık Ziya Ekinci

Tarık Ziya Ekinci

Yazarın Tüm Yazıları >

Anayasa referandumu ve demokrasi algısı

A+A-

Son günlerde, anayasa referandumu tartışılırken demokrasiye değin kimi fanteziler okuyoruz. Demokratlığı müseccel yazarlarımız bile demokrasiyi her türlü düşünceyi savunma özgürlüğü olarak tanımlamakla yetinmiyor, otoriter rejimlerin kurulması için çaba göstermeyi bile aynı kapsama almakta sakınca görmüyorlar. Özellikle, OHAL koşullarında, otoriter tek adam yönetimine evet demekle buna karşı çıkmanın birbiriyle eşdeğer demokratik haklar olduğuna ilişkin açıklamalar dikkat çekiyor. Oysa anayasası, hukuk sistemi, özerk ve bağımsız kurumlarıyla oturmuş demokratik bir toplumda rejimin demokratik özüyle bağdaşmayan bir düşünceyi savunmakla, bu düşünceye dayalı yeni bir rejim kurma girişiminin ayni şey olmadığı malumdur.

Örneğin 3 yüzyıldır demokrasiyle yönetilen ve rejimin hukuksal güvenceleri, özerk kurumları ile demokratik gelenekleri kök salmış Fransa gibi bir ülkede Ulusal Cephe (FN) hareketinin ırkçı, milliyetçi ve İslam karşıtı söylemleri düşünce özgürlüğü bağlamında tolere edilebiliyor. Keza FN’nin demokratik yoldan iktidara gelmesi ve anayasa içinde kalarak programını uygulaması da katlanılabilir sayılıyor. Ancak Fransız anayasasını, ülkenin demokratik kurumlarını, siyasal partilerini, basın özgürlüğünü ve yerleşik değer yargılarını ortadan kaldıracak biçimde faşist bir rejim kurma girişiminde bulunması ise asla demokratik bir hak olarak kabul edilmez ve savunulamaz. Aynı toplumsal davranış Almanya Ulusal Demokratik Partisi (NDP) için de geçerlidir.

Front National gibi Alman Ulusal Demokratik Partisi’nin yöneticileri de çok iyi bilirler ki, onları iktidara getiren anayasal düzeni ortadan kaldırmaya, basın özgürlüğüne son vermeye ve çok partili düzeni tasfiye etmeye giriştikleri anda, kendi tabanları dâhil bütün ülke ayağa kalkar ve demokrasiyi yok ederek faşist bir rejim kurma hevesleri kursaklarında kalır.

 

Fransa ve Almanya toplumlarının aşırı sağ partiler karşısındaki davranış örnekleri bize sistem ve rejim değişikliği arasındaki temel farkın ne olduğunu göstermektedir. Bu gerçeği göz önüne alarak demokrasiyle yönetilen bir ülkede, anayasa bağlı kalmak, kurulu düzenin kurum ve kurallarına saygılı olmak koşulu ile şiddet dışı her türlü düşüncenin savunulması demokratik bir hak sayılabilir. Ancak demokrasiyi yok ederek totaliter bir rejim kurma sonucunu doğuracak herhangi bir girişimin hak sayılması bir yana aksine karşı çıkılarak mücadele edilmesi gereken hukuk dışı bir kalkışma sayılır. Unutmamak gerekir ki, demokrasiyle yönetilen bir ülkede totaliter bir rejim kurma girişimi hiçbir zaman demokratik kurallar içinde başarılı olamaz. Bu tarz girişimlere ancak askeri darbeler döneminde ya da hukukun devre dışına çıkarıldığı olağanüstü koşullarda başvurulduğu herkesin malumudur. Ama zorba yöntemlerle kurulan bu rejimler hiçbir zaman uzun ömürlü olamaz. Bu rejimler bölgesel hatta kıtalar çapında savaşlara ve büyük yıkımlara neden olur. Arkalarında ölüm, açlık, yokluk, yoksulluk, işsizlik vb. toplumsal felaketleri bırakarak çekip giderler. Kendi toplumlarına ve insanlığa büyük acılar çektirerek…

Bugünkü OHAL koşullarında anayasada köklü rejim değişikliği yapılarak ulaşılmak istenen hedef, demokrasiye açık toplum düzenini ortadan kaldırmak ve yerine otoriter nitelikte tek adam yönetimi kurmak olduğu açıktır. Ülkenin KHK’lerle yönetildiği günümüz koşullarında rejim değişikliği önerisini halkoyuna sunmanın meşruluğu tartışmalıdır. KHK’lerle 300 bini aşkın devlet memuru görevden alınmış yüz binlercesi de tutuklu. Üstelik hukuksal itiraz yolları da kapalı… Türkiye’nin ikinci büyük muhalefet partisinin (HDP) iki Eş Genel Başkanı ve 13 milletvekili ile partinin belediye başkanları tutuklanmıştır. Bu belediyeler idarenin atadığı kayyumlar tarafından yönetilmektedir. Bugün her vatandaş yaptığı bir konuşma ya da yazdığı eleştirel bir yazı yüzünden her an terör suçlusu olarak gözaltına alınma hatta tutuklanma korkusu içindedir. Üniversite rektörleri, öğretim üyeleri, kaymakamlar ve toplumda ağırlığı olan devlet görevlileri kendilerini güvenceye almak için birbiri ardından rejim değişikliğini onaylayacaklarını açıklıyorlar. Demokratik teamülde yeri olmayan bu davranışların nedeni gelecek korkusudur. Yarın bir gün yargıçların ve diğer yüksek memurların da biat için sıraya girmeleri beklenmeyen bir olgu değil. Korkunun vicdanları esir aldığı bu derece ağır psikolojik koşullar altında yapılacak bir halkoylamasının sonuçlarını normal koşullardaki oylamanın sonuçları ile karşılaştırmak akılcı değildir.

Yapılacak halkoylamasında kullanılan evet ya da hayır oylarının, vatandaşların özgür iradesini yansıtan eşit ağırlıkta tercihler olduğu öne sürülemez. Bu durumda yapılacak oylamanın ve gerçekleşecek rejim değişikliğinin meşruluğunu tartışma konusu yapmaktan kurtarmak gerekir. Anayasa değişikliğinin evresel demokratik kurallara uygun hale getirilmesi için yeniden görüşülmek üzere Meclise iade edilmesi ya da onaylanarak süresi içinde AYM’de iptal davası açılması mümkündür. Aksi halde referandum sonrası meşruiyet tartışmaları bitmeyecek ve toplumdaki bölünme derinleşerek devam edecektir.

Öte yandan her devlet adamının titizlikle göz önünde bulundurması gereken tarihin hükmü vardır. Bu hükmün parlak olması herkesin temennisidir. Ne var ki, kanun teklifinin hazırlama biçimi, içeriği ve ağır OHAL koşullarında halkoylamasına sunulması nedeniyle bu hükmün yüz güldürücü olacağını söylemek olası görünmüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar