1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Asya’nın 2017 yazı sıcak geçecek
Asya’nın 2017 yazı sıcak geçecek

Asya’nın 2017 yazı sıcak geçecek

Dünya, Avrupa ve Güney Amerika’da barışı kutlarken Ortadoğu, Asya, Ön Asya ve Uzak Doğu uluslararası ilişkilerin Endonezya’daki politikaların Kanada’yı etkileyebildiği ya da tam tersinin olduğu küresel boyutta yeni felaketlere davet çıkartıyor.

A+A-

Suudi Arabistan Krallığı ile İran İslam Cumhuriyeti’nin açıkça restleşmesi ve bunun bölgesel çapta etkisi şimdilik görmezden geliniyor. Asya’da Hindistan ve Pakistan’ın rutin çatışmasızlık halini barışa dönüştürmek istemeleri ise yeniden iki ülke ilişkilerinde gerginlik yarattı. Afganistan’a ise savaş kötü gittiği için yeni asker gönderilme durumu var. Uzak Doğu ise Kuzey Kore, Güney Kore, ABD, Çin ve yeni müdahil olan eski oyuncu Japonya sayesinde diken üstünde.

Ortadoğu’da “İkiz sütun politikası”

Asya-Pasifik’teki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) için yürürlüğe konulan Nixon Doktirini İran Körfezi bölgesine de uygulandı. Bu bağlamda İran ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez monarşilerine askeri yardımlar yapıldı.

ABD, bölgedeki istikrar için Suudi Arabistan ve İran’a “ikiz sütunlar” olarak bel bağlamıştı. Suudi Arabistan tüm İslam inancının merkezi olsa da ağırlıkla Sünni ülkelerde etkin, buna karşın Şii İran ise Suudi Arabistan’da petrol kuyularının önemli bir kısmını elinde bulunduran Şii nüfus ve bölgedeki Bahreyn, Suriye, Yemen, Irak ve Lübnan üzerinde de nüfus sahibiydi. 1970-1971 yılları arasında petrol üretimindeki artış, İran ve Suudi Arabistan’ın, silah alımına çok daha fazla maddi kaynak ayırmalarına imkân sağlamıştı. ABD'nin İran'a 1970 yılında 103,6 milyon dolar olan silah satışı,1972 yılında 552,7 milyon dolara fırlamıştı. Aynı dönemde, Suudi Arabistan'a olan satış da 15,8 milyon dolardan 312,4 milyon dolara ulaşmıştı. ABD II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Bahreyn'de bulundurmakta olduğu üç gemilik küçük deniz kuvvetini bölgede bulundurmaya devam ediyordu, fakat her hangi bir resmi askeri sorumluluk üstlenmiyordu.

Vesayet Savaşları, 1979 - Günümüz

1979 İran İslam Devrimi ile Şah’ın devrilmesi ve Batı destekli İran İmparatorluğunun SSCB destekli İran İslam Cumhuriyetine dönüşmesi bölgede stabiliteyi alt üst etti. Devrimcilerin bölgedeki monarşileri ve laik yönetimleri devirip yerlerine İslam cumhuriyetleri kurulması için çağrı yapmaları, başta Suudi Arabistan olmak üzere Irak, Kuveyt ve tüm İran Körfezi ülkelerinde alarm çanlarının çalmasına neden oldu. Tüm bu ülkelerin azımsanmayacak Şii nüfusu bulunmaktaydı ve Şii siyasetçiler Tahran’dan yönetiliyordu. İslamcı ayaklanmalar 1979’da Suudi Arabistan’da, 1981’de Mısır’da, 1982’de Suriye’de ve 1983’te Lübnan’da başgösterdi. Yıllara yayılan süreç içerisinde laik yönetimleri dahi olsa, müslüman ülkelerin temel insan hakları, temel demokrasiden uzak olmaları ve iktidarlarının sürekli rüşvet/hırsızlık işlerine bulaşmış olmasından dolayı başkaldırı sebepleri asla ortadan kalkmadı. Kuzey Afrika’da 2011 yılında Arap Baharı ile birlikte başlayan devrimsel hareketler dalgalar halinde Ortadoğu’ya geldi.

Pek çok Ortadoğu monarşisi ve rejimi bu dalgalardan olumsuz etkilendi. İnternetin önünü açtığı Bilişim Çağı’nın küresel dünyasında Ortadoğu’nun bezmiş halkları insan hakları, demokrasi, eşitlik, adalet gibi kavramları Batı ülkeleri ve kendi ülkeleri ile kıyaslamaya başlamış ve sonuç hiç hoşlarına gitmemişti. Irak, Suriye, Yemen, Bahreyn hatta Afganistan ve Pakistan’da yönetim aleyhtarı ve demokratikleşme talepleri için gösterilere başlamıştı.

“Dümdüz ederiz!”

Geçtiğimiz hafta iki ülkenin vesayet savaşı yürüttüğü ülkelerden olan Yemen’deki savaş için basın toplantısında Suudi Arabistan’ın Savunma Bakanı olan ve taht sıralamasındaki 2. İsim 31 yaşındaki Prens Mohammed bin Salman, İran’ın aşırıcı ideolojilerin takipçisi olduğunu ve İslam dünyasının başına geçmek istediğini belirtti. İran’ın etki alanını genişletmesine karşı sonuna kadar savaşacaklarını söyleyen Prens, kendilerinin İran’daki rejim tarafından birincil hedef olduklarını ve Suudi Arabistandaki kutsal mekânların İran tarafından ele geçirilmek istediğini söyleyip “Biz Suudi Arabistan’da savaş olmasını beklemeyeceğiz, biz savaşın İran’da olması için çalışacağız” dedi.

İran da Suudi Arabistan’ı kendi mezhebi Wahabiliği yaymak ve teröristleri beslemekle suçladı. İran Savunma Bakanı Hossein Dehghan ise çıtayı daha da yükseltti ve “Biz onları cahilce herhangi bir şey yapmamaları için uyarıyoruz, ama cahilce bir şey yaparlarsa Mekke ve Meine dışında el değmemiş yer bırakmayız. Kendilerini hava kuvvetleri var diye bir şey sanıyorlar” açıklamasında bulundu. İki ülke arasındaki ilişkiler 1979 İran İslam Devrimi ile gerilimli bir hale girmişti ve geçtiğimiz hafta taraflar arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kesilmiş oldu.

Afgan Çıkmazı

Geçtiğimiz haftanın bir diğer önemli gelişmesi ise ABD’nin 15 yıl süren savaşta yeni bir karara varmak üzere olması. Geçtiğimiz hafta Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, istihbarat grupları ve diğer hükümet birimlerince bir rapor hazırlandı. ABD’nin Afgan kuvvetleriyle beraber hareket edecek 3.000 ila 5.000 arası takviye kuvvet göndermeleri gerektiğini belirten rapor Trump’ın onayına sunuldu. Hâlihazırda ABD ve müttefiklerinin Afganistan’da orduya destek için 13.000 kişilik kuvveti var ve bunların 8 bin 400’ü ABD askeri…

Herkes vatandaşını çekerse sorun kalmayacak gibi

Geçtiğimiz haftalarda Kuzey Kore’nin Güney Kore’de yaşayan yabancıların ülkeyi terk etmesi yoksa termonükleer ısınmaya maruz kalabileceklerini açıklamasının üzerinden tansiyon hiç düşmedi. Bölgede tatbikat yapan ABD gemilerine Japonya en güçlü savaş gemilerini göndererek destek verdi. Çin’in Dünya Ekonomik Forumun’a katılması, Kuzey Kore’den kömür alımını durdurması ve ABD ile yakınlaşması sonucu Kim Chol isimli bir yazarın sözleri gerilimi iyice tırmandırdı. Çin’i çok çok nadir eleştiren Kuzey Kore, bu sefer yazar aracılığıyla, “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, hayatı kadar değerli nükleer programını riske atacak şekilde Çin’le dost olmak için asla yalvarmayacak, bu dostluk ne kadar değerli olursa olsun” açıklamalarıyla Kuzey Kore’nin nükleer programına devam edeceğini açıkladı.

Çin’de Komünist Partisi’nin yayın organı Global Times üzerinden yanıt verdi. Söz konusu açıklamanın ‘Tamamen milliyetçi hırslarla dolu aşırı saldırgan bir parçadan fazlası olmadığının’ kaydedildiği yazıda, “Açıkça görülüyor ki Pyongyang, nükleer programıyla ilgili irrasyonel mantıkla boğuşuyor” dendi. Pyongyang’ın nükleer denemelerini sürdürmesi halinde Pekin’in ‘Eşi görülmemiş bir tarzda’ karşılık vereceğini de belirten Global Times, “Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, editöryel yazılar yayınladıkça, Çin kamuoyu Pyongyang’ın nasıl düşündüğünü ve bu nükleer meselenin çözümünün ne kadar zor olduğunu anlayacaktır” denildi.

Kuzey Kore’nin bir başka basın Rodong Sinmun isimli gazete ise olası bir ABD saldırısı karşısında ikmal üssü olarak Japonya’nın kullanılacak olmasından dolayı “Japonya tepesinde radyoaktif bulutları gören ilk ülke olacaktır” tehdidinde bulundu. Çin ise dış ticaretinin yüzde 90’ını kendisiyle gerçekleştiren ve tüm petrol ihtiyacını kendisinden temin eden Kuzey Kore’nin bu son açıklamasıyla vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Bas Gazetesi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.