1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kaya

  3. Azad Olmak İçin Zihnimizdeki Prangaları Kırmak Gerek!
Ahmet Kaya

Ahmet Kaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Azad Olmak İçin Zihnimizdeki Prangaları Kırmak Gerek!

A+A-

İnsan için vücudunun tümü önemlidir. Hiç bir azası yoktur ki insan için kolayca vazgeçilir olsun. Ancak; ağrıyan, hastalıklı olan aza, diğer azalardan bir adım öne çıkar. Ağrısını en çok hissettiğiniz vücudunuzun hangi organıysa, en çok onunla ilgilenirsiniz. Bu bağlamda yerküredeki tüm sorunlar, insanlığı acıtan tüm problemler bizi ilgilendirir ve ilgilendirmeli de. Zira bütün insanların iyi bir yaşam sürdürmeye hakları vardır. Ancak yerkürenin bütün problemlerine dikkat kesilirken en yakınımızda olana, içinde yaşadığımıza daha çok ilgi duymak, ona yönelmek, onunla daha çok hemhal olmak tabii bir durumdur. Bunun yadsınacak bir tarafı yoktur, olmamalı da.

 

Binaenaleyh Kürt ve Kürdistan meselesi bu zaviyeden bakıldığında bizim için öncelikler sıralamasında listenin en başında yer alıyorsa -ki alıyor- bundan dolayı bizi yadsıyan, eleştiren ve bu yüzden bizi itham eden her kes peşinen bilsin ki biz bu yaklaşımı doğru bulmuyor, bu yüzden de bildiğimizden şaşmadan yol alacağımızı deklare ediyoruz.

 

Öte yandan Kürdistan'da özgün, özgür ve öz güvenli bir siyasal aklın, zihnin ve bakışın oluşmasını önceliklerimiz arasında görüyor, çabamızın bu hususta yoğunlaşmasının gerekliliğine inanıyoruz.

 

Kürdistan'ın, kendi tarihine, kültürel birikimine, inanç sistemlerine, sosyolojisini etkileyen değerler silsilesine uygun; bunların her birini dikkate alan, hepsini önemseyen, kuşatıcı, geniş bir perspektifle Kürt meselesine çözümlemeler getiren bir ufka ihtiyacının olduğuna ve bu ihtiyacın acil olduğuna inanıyoruz. Bu söylediklerimiz Kürdistan'ın bu ihtiyacını karşılamak adına çabaların olmadığı anlamına getirilmesin. Kürdistan hareketlerinin, Kürt aydın ve ulemasının bu yönde çabalarının olduğunu biliyor, bu çabalara saygı gösteriyor, takdir ediyor ve bundan dolayı hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu bağlamda gösterilen çabaları yarıştırmayı değil totalde ele almayı uygun ve daha makul gördüğümüzden, meyveye odaklanıyor, meyvenin kim tarafından yetiştirildiğine dikkat kesilmeyi kimi sakıncalar içerdiğinden göz ardı ediyoruz.

 

İnsanın sosyal bir varlık oluşu topluca yaşamasından kaynaklı bir varoluşsal özelliği değildir. Sosyallik, toplu yaşamda etkileşim içinde olmaktan kaynaklıdır. Etkileşimin olmadığı toplu yaşam sosyallik değildir. İnsan, birlikte yaşadıklarından etkilenir ve onları etkiler. Etkileşim dediğimiz bu süreç her zaman adil bir minvalde yürümez. Zira çoğu defa etkileşimden kaynaklı menfi bir takım sonuçlar zuhur edebilir. Birinin lehine, ötekinin aleyhine; ya da iki tarafın da aleyhine olan neticeler ortaya çıkabilir. Adil olamayan, menfi sonuçlar doğuran etkileşim, adalete çağıran bir çağrıcı tarafından terbiye edilmezse zulüm alır başını gider. Dolayısıyla hakkaniyetten sapmış bir etki sonucu, gelişmenin aleyhine yaşandığı tarafa destek olmak bir görevdir. Onu bu etkileşimin olumsuzluğundan uzak kılmak, kurtarmaya çalışmak, insani ve erdemli bir vazifedir. Böylesi bir gidişata kayıtsız kalmak, seyirci kalıp müdahil olmamak vebaldir. Dahası bu gidişata destek vermek ise helak olmaya adaylıktır.

 

Kürt halkı birlikte yaşadığı, komşuluk yaptığı, ilişki kurduğu diğer halklarla etkileşiminde, maalesef menfi olarak etkilenen taraf olmuştur. Bu etkileşimden zararlı çıkmıştır. Bunun sebepleri üzerinde uzun uzadıya konuşmak mümkündür. Yeri geldiğinde bu konuya dair değinilerde bulunacağım. Ancak şimdilik bu yönüne girmeden, olan duruma dair saptamalarda bulunmak amaca daha da hizmet eder.

 

Her ne sebeple olursa olsun ortaya çıkan fiili durum, Kürtler ve birlikte yaşam sürdürdüğü diğer halklar arasında adil olmayan, Allah'ın murad ettiğinin dışında bir sonucu ortaya çıkarmış bulunuyor. Bu sonuç Kürtleri birlikte yaşadığı halklar tarafından şu şekilde görülmeye duçar kılmıştır. Kürtler hakları belirlenen, haklarına hudut çizilen sığıntı bir halk olarak değerlendirilmiştir. Diğerleri de hak veren, hak sınırlarını belirleyen ehli kerem, izzet ve ikramda bulunan halklar olarak rol oynamıştır.

 

Bu bakış haddi zatında ciddi bir sapma olduğu halde o kadar normal karşılanır hale getirilmiştir ki olması gereken budur mesabesinde değerlendirilmiş ve değerlendiriliyor. Daha da ötesi bu sapmaya dikkat çekenler asi, baği ve de delalet ehli olarak görülmektedir. Zira bu itiraz olması gerekene karşı bir başkaldırıdır, dolayısıyla da isyandır.

 

Bu durum Kürtlerin zihni üzerinde de zamanla o kadar hâkimiyet kurmuştur ki, Hakkı olanın kendisine tevdi edilmesini büyük bir lütuf olarak görmeye başlamışlardır. Daha da vahimi fıtri olarak sahip olduğu haklarının çoğunun, hakkı olduğundan bi haber; haklarından yoksun ve hukukundan yoksul bırakılmıştır. Ve bu bi haberlikten ötürü, haklarını bilmeyen bir garip halk olmaya rıza göstermiştir. Öğretilmiş ya da öğrenilmiş çaresizlik girdabına girmiştir.

 

Tipik bir ezen / ezilen ilişkisidir yaşanan. Sahip ve köle ilişkisidir ortaya çıkan. Sahip ne kadar reva görse kölenin hakkı onunla sınırlıdır. Fazladan bir lokma vermek lütuftur, keremdir. Kürdün yaşadığı bunun aynısıdır. Eğer seçmeli ders olarak bir saatlik kendi dilinin gramerini alabiliyorsa bu büyük bir ikramdır. Kendisine verilmiş büyük bir nimettir. Bu nimetin karşısında önceden iki büklüm olarak yaşarken büklüm sayısını üçe çıkarmak nimete şükrün gereğidir. 'Daha ne istiyorsunuz' sorusunu sorduran zihin tam da bundan mütevellittir. Zira bu zihin, ben sana ne verirsem hakkın o dur, fazlasını istemek haddi aşmaktır diye ferman buyurur.

 

Hal böyleyken Kürdün sorumlu aydını, uleması, entelektüeli, siyaset medarı öncelikli olarak Kürt halkının bu öğretilmiş ve kanıksanmış çaresizlikten kurtulmasını sağlamaya yönelik çabalarını arttırmalıdır. Kürtler etkileşim içinde olduğu, birlikte yaşadığı halkların nezdinde kendine güvenen, onların sınırlarına mahkûm yaşamayı reddeden, adil ilişki kurmayı dayatan bir duruşa sahip olmalıdır. Eziklik psikolojisinden kurtulmuş, direnç ortaya koyan bir psikolojiye kavuşması Kürt halkı için en öncelikli ihtiyaçlardandır.

 

Kürtlerin aleyhine işleyen etkileşimin bir sonucu olarak, Kürtler egemenliği altında yaşadığı diğer halklar tarafından kabul görme ve onanma adına, düşünüş biçimlerini onlara göre belirlemiş onların kalıpları içinde hapsolan bir düşünce içinde zihinsel üretimler yapmışlardır. Özgün bir fikri ortaya atanlar, egemenler tarafından eziyetlere tabi tutulurken kendi halkı tarafından da sahiplenilmemiştir. Çünkü egemenin nezdinde onanmak her şeyden daha önemli hale gelmiştir. Kendinden olana değer biçmezken, kıymet vermezken egemenliğinde yaşadığı halktan olana abartılı bir değer ve önem atfetmiştir. Çünkü değer vererek değer devşirme hesabı ağır basmıştır. Koca bir halkın değersiz görülmesi, horlanması onun için bir önem arzetmemektedir. Onun tüm derdi kabul görüp makbul olmak ve bir köşe kapmaktır.

 

Buna itiraz eden, bu düşünüş biçimini kırmak isteyen, halkını farkındalık oluşturma adına örgütleyen ve bu minvalde ortaya üretim sunan kim varsa önce kendinden olanın hışmına uğramıştır. Kürt hareketlerinin totalinin ortaya koyduğu mücadele sayesinde bu çark kırılmaya başlanmış ciddi oranda da bu çarkın kırılışı başarılmıştır. Zihnini egemenlerin prangalarından kurtaran Kürtler, artık kendinden olana değer vermeyi öğrenmiş bulunuyor. Bu bilinç gittikçe de yaygınlık kazanıyor. Buna karşı direnç gösteren iki ideolojik akım vardır. Sol sosyalist ideolojik akım ve İslamcı ideolojik akım. Her iki akım da egemen düzenin çarkları arasında ezilen Kürt halkının kaderinin sürgit olmasına çanak tutan argümanlara sarılıyor. Sol sosyalist ideoloji Halkların kardeşliği, İslamcılar da ümmet birliği efsanesiyle Kürtlerin eşit ve adil olamayan işleyişte daha fazla ezilmesini adeta üstüne vazife olarak görüyor.

 

Adil olmayan bu işleyişten şikâyet edenlerle bu işleyişi sürdürmek isteyenler arasında ayrışmalar yaşanıyor yaşanacak da. Aynı ideolojilere mensubiyet olsa da ciddi ayrışımların olduğu bir dönemi yaşıyoruz, yaşayacağız. Kürdistan'da artık ayrışmayı belirleyen ideolojiler değil, Kürt halkının kaderinin kendi eliyle tayininin talebi hususundaki yaklaşım farklılıklarıdır. Kürt halkına egemenlik hakkını tanıyanlarla bu hakkı ona layık görmeyen, egemenliği başkasına tapulayanlar arasındaki ayrışmada belirleyici unsur artık -kavram olarak seküler olsa da kullanmakta beis görmediğim- ulusal bilinçtir.

 

Kürdistan'da ulus bilincinin ve ulus olmaktan kaynaklı tüm hakların kullanılmasının talebinin ağır bastığı bir vasatta bu bilincin sağlıklı gelişmesinde rol almak, bu bilincin var olan adaletsizliği giderme noktasına kanalize etmek, kaçınılmaz olan bu gelişime karşı kürek sallamaktan daha hayırlı ve daha reeldir. Ulus devlet ve ulusal mücadelelerin devrinin kapandığını ifade etmek hayal görmektir, ya da illizyonistliktir. Yaşanan yıkımların ve gelecekteki tüm felaketlerin sebebi işleyişteki adaletsizlik ve eşitsizliklerdir. Bunları ulus devlet mantığına yüklemek tarihin ortaya koyduğu gerçeklikle örtüşmemektedir. Bu iddianın doğru ve gerçekçi olması için ulus devlet öncesi durumda yıkımların olmaması ya da en azından daha az olması gerekir ki bunu söylemek ne kadar mümkündür? Dahası insanın hangi arayışı ve hangi ihtiyacı ulus devlet gerçeğini doğurdu? Ulus devlet mantığını ortaya çıkaran arayışın gerçekleşmediği bir reailtedir. Ancak bu yukarıda da değindiğim gibi adil olmayan işleyişten kaynaklıdır. Dolayısıyla adil bir işleyişi esas alabiliyorsa ulusal devlet ve ulusalcılık bi zatihi menfur ve münker değildir. İlerde bu konuyu daha detaylı olarak ele alacağım inşallah.

 

Haberazad.com önemli dönemeçlerden geçilen bir süreçte yayın hayatına başladı. Ezber bozan cesur açılımlar yapan bir işlev görmesini temenni ediyorum. Kendi adıma hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan çekinmeden düşüncelerimi en net şekilde ifade edebileceğim bir site olacağına inancımdan dolayı alabildiğine huzurlu ve rahat hissediyorum. Hayırlara vesile olmasını Allah'tan diliyor, emeği geçen herkese şükranlarımı iletiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum