1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. BARIŞ İNSAN OLMAKLA EŞ DEĞERDİR.
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

BARIŞ İNSAN OLMAKLA EŞ DEĞERDİR.

A+A-

 

İnsan olmak büyük meseledir. Daha doğrusu bütün mesele insan olmaktır. Toplumsal yaşamda yaşamı yaşanır kılan barıştır. Barış, hayatın anlamıdır. Barış, insanlığın yaşama sevinci ve dünyayı inşa etme gayesidir. Çünkü barış: Sevgi demek, hayat demek, mutluluk demek, hakka tabi olmak demek, batılı, haksızlığı, zorbalığı red demektir. Barış hukukta eşit olmak demektir. Güçlünün hakka göre kendini şekillendirdiği anlayıştır. Barış, başkasının acısını hissetmektir. Barış, karların eridiği, güllerin açıldığı bahar müjdesidir. Barış insan olmakla eş değerdir.

Barış, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmamak demektir. Yoksa ben güçlüyüm istediğimi ezer, istediğimi darağacına gönderirim anlayışı insani bir vasıf olmadığı gibi barışla, adaletle yakından uzaktan bir alakasıda yoktur. Nitekim Firavunda bir dönem ilahlık taslamıştı. Bu kibrinden dolayı “Allah” onu ibret olsun diye denizde boğdurdu.

Barış, bu kadar önemliyken insan neden kişisel çıkarı için kavgayı seçer, umumun hukukunu kendi çıkarı için feda eder. Gerekçesi ne olursa olsun savaşlar ne kadar insanidir, ne kadar İslamidir. Tabi İslam’a iman edenler, insanlığa hizmet ve barış getirmesi gaye edenler muhatabımızdır. Yoksa hak suretinde görünen şeytanlar çoktur. Peki, Orta doğudaki güç ve iktidar için yapılan savaşların haklı gerekçesi ne olabilir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Ortadoğu’da yapılan savaşların hiçbiri insani olmadığı gibi İslam ile de yakından uzaktan hiçbir alakası yoktur. Tamamen iktidar mücadelesi için, güç gösterisi için yapılan yıkımlardır. İslam demek: Barış, esenlik, bir birinden emin olmak demektir. İslam yıkımı değil, inşayı emreden bir dindir. İnsan ve İslam gerekçesi ne olursa olsun mazlum bir çocuğun, yaşlının, gencin ölümünü hoş karşılamaz. Nitekim Haksız yere bir insan öldüren bütün insanlığı öldürmek gibi olduğunu unutmamak gerekir.

Savaş, beraberinde kan, gözyaşı, yıkım getirir, gözü yaşlı anneler, yüreği yaralı eşler, sevgiden mahrum kalmış çocuklar geride bırakır. Tarih, savaşların ne kadar yıkıcı ve yıkımla dolu olduğuna şahittir. Hele Müslümanın Müslümana savaş açması ve bunu din uğruna, cihat uğruna yaptığını dillendirmesi ne kadar vicdanidir, insanidir, İslamidir. Bu durumda ayrı bir konu tabi…

Gerçi toplumlarda düşünme mekanizması olmadığı sürece birileri tiyatro metinleri yazar halkta bunun imanın bir gereği bilip kralcıdan daha fazla kralcı olup ahkâm keser. Unutmamak gerekir ki, despotik yönetimler miadını doldurunca her zaman toplumda bir korku havası oluştururlar. Herkesin sesini kıstırır, mili ve dini argümanlar kullanarak kendilerine fanatik taraftarlar toplar.

Çünkü fanatizmde akıl ve düşüme melekesinden ziyade his ve duygular insana hâkim olur. Yani anlayacağımız insanı robotlaştırırlar. Makine kendinden isteneni yapar… İşte despotik yönetimlerin istediği ideal insan modeli de budur. İtiraz etmez, itaat eder, çünkü programlanmıştır. Duyguları ve sinirleri alınmıştır.

Yaşadığımız toplum bunun en güzel örneğidir. Son dönemlerde yaşanan savaş hadisesi nedeniyle söylenenlere, yapılanlara bakınca toplumsal çarpıklığın ne kadar bariz olduğu anlaşılacaktır. Kavmiyetçiliğin haram olduğundan dem vurur, diğer taraftan kavmiyetçilik adına her şeyi yaparak buna dinsel argüman bulup bu durumu meşrulaştırmanın peşine düşer.

Peki, Hz peygamber “ Bir mümin kendisi için istediğini başka bir mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz.” demiyor mu? Elbette diyor ama gel gör ki! Aklı başında değil başkasının cebinde olan birisine sana helal olan bana neden haram oluyor anlayışındaki hakikatsizliği, zulmü, gayr-ı insansızlığı anlat. Tabi hakikati görmek için hakikat arayıcısı olmak gerekir.

Hasan El- Benna, “ Ben hakikat arayan bir gezginim. İnsanlar arasında insanlığı arayan bir hakikat gezginiyim.” der. Dolayısıyla insanlar hakikati arayan bir gezgin olmadığı sürece savaşlar, kan ve gözyaşının akması durmayacaktır. Ne olursa olsun güç için, iktidar için, yapılan savaşın hiçbir zaman normalkarşılanacak bir tarafı yoktur/ olmamıştır.

Yazımızı Tevfik Fikret’in şu sözüyle bitirelim:

“ Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,

Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.

Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa

Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır.”

Hakka, hakikate tabi olmak dileğiyle…

 

 

 

Bu durumda toplum

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum