1. YAZARLAR

  2. Murat Bozdemir

  3. BİR REFERANDUMUN ANATOMİSİ
Murat Bozdemir

Murat Bozdemir

Yazarın Tüm Yazıları >

BİR REFERANDUMUN ANATOMİSİ

A+A-

BİR REFERANDUMUN ANATOMİSİ

Bu referandumu ben böyle okudum…

-Referandum devlet ile millet arasında geçmiştir.

-Hiç kimse sistemi tam olarak tarif edememiştir.

-Dinin hoyratça pazarda bir meta olarak satıldığı din tüccarı taifesinin çokluğu..

-Asimilasyondan vazgeçmişlerin! din üzerinden entegrasyona ne kadar hevesli oldukları..

-Referandumda halkın ortaya çıkardığı sonuca kimin nasıl bir duyguyla yaklaşacağını kestirememesi…

 

Vicdanı olan herkes kabul edecektir.

Bu referandum devletin tüm imkanlarının, ölçüsüz ve insafsızca ortaya konduğu, bir devlet-millet mücadelesine dönüşmüştür. Milletin içinden gelenlerin sergiledikleri davranışlar devlet olmalarının onları nasıl bir tekebbüre sürüklediğinin tarihi anekdotları niteliğindedir. Kendi dışındakileri küfür ve terörizm ile özdeşleştirerek neokemalizmi Müslümanlık postunda bizlere servis etmişlerdir. Devletin asık suratı yalnızca kafirler ve bağiler için kullanılmamış, kendi içini hizaya çekmek için ha… diyerek kılıç kellelerinin üzerinde tutulmuştur.

Daha önce devletin yanında millete karşı gardını almış bazı zevatlar hasbelkader milletin makus talihini tatma şansını elde etmiştir. Devletin şefkatli elenin ağırlığını hissetmişlerdir.

İstatistik vermeye gerek yok sanırım. El öpmeyen, beyat etmeyen cemaatlerin tasfiyesi, bey’at etmeyen partilerin demokratik! bir şekilde çalışamaz hale getirilmeleri kimsenin üzerinde durmaya gerek duymadığı teferruatlara dönüştü.

En garip olanı da birçok HAYIR’cının EVET için çalışmak zorunda kaldığı olağanüstü hal, KHK’lar gerçeği. Devlet böyle bir şey olmalı. Tutsakların bir kısmına şapka takıp gardiyan rolü verebilen bir ……

DEVLET-MİLLET mücadelesinde rollerin yeniden dağıtıldığı, yeni bir sahne oldu referandum…

 

Sanırım; başkanlık, Türk tipi başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı sistemi ile ilgili baya münazara, müzakere programı izledim. Bir şey anladıysam Türk olayım. Sistemi yazanların dahi tam olarak tarif edemediği sistemin adını en sonunda Tayyip Erdoğan sistemi koydum-kurtuldum.

Daha garip olanı yazanların bile anlatamadığı sistemi Hayırcıların anlatmaya çalışmasıydı. Onlar da içinden çıkamayınca kestirmeden .. bu zihin üretse üretse diktatörlük üretir genellemesiyle olayı diktatörlüğe bağlıyorlardı.

 

Belki de işin en açıklı tarafı siyaseti haram görenlerin kendilerini inkar edercesine siyasetin tam ortasına dalmasıydı. Fettullah Gülenin bıraktığı muazzam boşluğu doldurmak için cemaatlerin muhterisce çalıştığını, ganimet saydıkları cemaat yurtları, okulları, pansiyonları devletten almak için el pençe sarayın kapısında beklediklerini biliyorduk. Ama bu kadar müptezel bir şekilde olacağını beklemiyorduk.

Dini duyguları istismar etmek için şeyhlerin rüyalarının havada uçuştuğunu, Hilafetin zamanın artık geldiğinin kendi tabanlarına nasıl anlattıkları ara ara kulaklarımıza ulaşıyordu. Tüm şeyhler birilerinin peygamberin ayakları dibinde oturduğunu anlatarak hem birilerinin yerini hem de kendi yerlerini sağlamlaştırıyorlardı.

Din bir metaya dönüşüyor, gelecek ve statü sağlıyordu. Hepimize sarayın önünden geçmeyen ulemayı anlatanlar, fakiri anlatarak zengin olan hocalara dönüşüyorlardı.

Kürdün (çergobezini-) kadın-erkek halayını küfür gören tillonun şeyhleri, vatanın bütünlüğü için araçlara binmiş minili ve göbeği açık kızları mücahide gördü. Din Allahın olmaktan çıkıp devletin olunca, kürde (bısk) kakülü göstermek zındıklık, Türk’e göbek şov şehadet sevabı yazıldı.

 

Asimilasyondan vazgeçmişlerin! din üzerinden entegrasyona ne kadar hevesli oldukları ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan ilk günden Kürtlere aslında siz Kürt değilsinizi pratikleriyle yaşattı. Aslında Kürt görünümlü Türk halkısınız, sizin bayrağınız al bayraktır, sizin soydaşlarınız kerkükteki Türkmenlerdir, dedi. Bizim entegrasyoncular valla bu adam doğru söylüyor dediler. Ellerine Türk bayrakları alarak sokaklara çıkmayı islamın küffara(kürde) karşı mücadelesi bellediler. Ümmet esastı ya. Ümmetin bayrağı da Türk bayrağı olacaktı. Kürt kardeşti; onun ne bayrağı, ne rengi, ne de sesi olurdu. Arada gazı alıncak, ümmetin kendisini al bayrağa feda eden korucuları, koruyucuları, entegristleri olacaklardı.

Kürt renkleri almamak için Arabistan bayrağına sığınacak, kürt olmadıklarını ispatlamak için tevhid bayrağını ümmetin kurtarıcıları olarak sallıyacaklardı. Aslında salladıkları ümmet bayrağı olmadığını onlar daha iyi biliyordu. Olsun du kürt renkleri değil ya.. yeterki Kürd anasını görmesin!!

Bu entegrasyoncu yaklaşıma İslam adına katılanlardan biri de Hüda Par’dı. Açıktan bunu yapma cesaretini göstermesi, kürdistanda gelecekte önüne çıkacak faturayı görüp yine de evet demesi ciddi bir siyasi risk aldığını veya ciddi pazarlıklar yaptığını gösteriyordu. Zira küfür devleti tanımlamasından hilafet devleti tanımlamasına geçtiğini kullandığı “ümmetin maslahatı için evet” sloganıyla ortaya koymuştu. Şüphesiz ümmetin maslahatı dediği tek bayrak, tek Milet, tek vatan söylemi idi. Açıktan olmasa da kapı arkasından devletin yeni pazarlıkları, farklı formlarda yapacağını göstermekte idi.

Bununla birlikte dindar-kürdi camialar operasyonlara tabi tutulmuş, Türk İslamcılığının operasyonlarına maruz kalmış ve misyon üstlenebilecekleri bir dönemde utangaç gelin gibi onları sürükleyen içlerindeki Türk aklının EVET’e çalışmasını el pençe durarak izlemek zorunda kalmışlardı. Bu süreçte Tayyip Erdoğan’ı Çağımızın Selahattin Eyyubisi ilan eden bir kısım miras yedi, gelecekte utançlarından aynaya bakamayacaklarının farkında bile değillerdi.

Şüphesiz tüm olaylar gibi referandum da artısıyla eksisiyle birtakım sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Çok beylik bir laf vardır. Süreçler sonuçlardan daha önemlidir diye. Evet referandum süreci bizim nasıl durduğumuzu, sanki Saiklerle var olduğumuzu, tavırlarımızı ve endişelerimizi ortaya koydu.

Küçük pazarlıklar büyük kayıplar getirir. Kürtlerin oylarını küçük pazarlıklara tahvil edenler kendi elleriyle Kürdistan’daki geleceklerini şaibeli hale getirmişlerdir. Hayırlı olsun.....

Unutmadan söyleyeyim. Referandum başlarken “Her sel kütük getirmez” sözünün bu referandum için iyi bir slogan olduğunu düşünmüştük. Ama bu selin ne getirdiğini kimse anlamadı. Cumhurbaşkanının garip yüz ifadesini görünce “bu selin çok garip bir şey getirdiğini anladım” ama ne getirdiğini selden sonra göreceğiz sanırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.