1. HABERLER

  2. POLİTİKA

  3. Bizi evlerimizle birlikte gömsünler'
Bizi evlerimizle birlikte gömsünler'

Bizi evlerimizle birlikte gömsünler'

SAMER, Sur'da yaşanan yıkıma ilişkin rapor hazırladı. Rapora göre yıkımla Sur’un politik-etnik demografisi değiştirilmek isteniyor. Asıl amaç ekonomik rant. Vatandaş ise tepkili.

A+A-

Bahar KILIÇGEDİK

ARTI GERÇEK- Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER), “Acele kamulaştırma” kararı kapsamında Sur ilçesindeki Alipaşa ve Lalebey mahallerine yaşanan yıkıma ilişkin gözlem ve araştırma raporunu yayınladı. Raporda yıkıma dair çarpıcı tespitler yer aldı. Mahalle sakinleri, STK temsilcileri ve avukatlar ile görüşmeler yapılarak, Sur ilçesinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı, demografisi, siyasi eğilimlerine ilişkin verilere de yer verildi.

SURİÇİ YOK OLMA TEHLİKESİ YAŞIYOR
 Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde ilk yıkımın 2012 tarihinde gerçekleştiği, ancak tepkiler üzerine durdurulduğu belirtilen raporda,  “Bugün tüm Suriçi yıkım ve zorunlu göçertilme, sosyal kültürel dokusunu kaybetme, tarih dokusunda bozulma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Hükümet ve devlet erkanını temsil edenlerin açıklamaları;  hukukçuların hak ihlallerine ve yasal aykırılıklara yol açtığını savundukları Mart 2016 tarihinde Bakanlar kurulu kararıyla çıkan “Acele kamulaştırma kararı”;  en son 2 Aralık 2015 tarihinde kesintisiz bir hal alan “sokağa çıkma yasağı” ve ağır silahların kullanıldığı operasyonların bittiği duyurulmasına karşın hala yasak kapsamında olan 6 mahalleye bağlı evlere dönük yıkım faaliyetlerinin  sürüyor olması; 22 Mayıstan bu yana Ali Paşa ve Lale Bey  mahallelerinde evlerin boşaltım ve yıkım faaliyetine yeniden başlanmış olması bu tehlikenin göstergeleridir” denildi.  

28 BİN 816 KİŞİ EVSİZ KALDI
Sokağa çıkma yasağının devam ettiği Sur ilçesine bağlı 6 mahallede yaşanan yıkımdan kaynaklı 23 bin kişinin evlerine geri dönemediği ifade edilen raporda, Alipaşa ve Lalebey’de yaşanan yıkım nedeniyle 5 bin 816 kişinin evsiz kalacağı belirtildi.

SUR’DA NE AMAÇLANIYOR
Mahalle sakinleri, sivil toplum temsilcileri ile yapılan görüşmelerin yer aldığı raporda, yıkımla Sur’da yapılmak istenenler maddeler halinde şu şekilde sıralandı:
 * Sur’un politik ve etnik demografisi değiştirilmek istenmektedir.
*Yerleşkenin tarihsel ve kültürel dokusu değiştirilmek istenmektedir, bir tür hafızasızlaştırılmaya maruz bırakılmak istenmektedir.
*Gelenekselleşmiş dayanışmacı yaşam kültürleri hedeflenmektedir
* Buradaki kamulaştırma ve kentsel dönüşüm uygulamasından ekonomik rant elde edilmek istenmektedir.
*Mahallelerinin ve aslında tüm Suriçi’nin güvenlik konseptine uygun olarak yapılanacağı düşünülmektedir. Suriçi’ne kurulacağı söylenen yeni 6 karakol ve hâlihazırda cadde ve sokak aralarında bulunan çok sayıda polis ve zırhlı araç varlığı ve güvenlik uygulamaları buna kanıt olarak gösterilmektedir.

SURLULAR 90’LI YILLARIN MAĞDURU
Yoksulluğun oldukça görünür olduğu tarihi mekânda, mahalleli evlerini terk etmek istemiyor. Sur’da yaşayanların çoğunun 1990’lı yıllarda köylerinden göç edenlerden oluştuğu belirtilen raporda, mahalle sakinlerinin anlatımlarına da yer verildi.

BİZİ EVLERİMİZLE BERABER GÖMSÜNLER
Alipaşa’dan 45 yaşlarında Salime; “Talu Sokaktaki bu ev babamdan kaldı. 1990’larda köyde rahat bırakmadılar… Savaş, çatışma vardı… Silvan’dan buraya geldik... Eşim yok, öldü… İki çocuğumla yaşıyorum… Ne gidecek bir yerim, ne bir gelirim var, yoksulum… Aşevinden yemek getiriyorum, komşular bazen getiriyor öyle geçiniyorum... Buradan çıksak ölürüz zaten. Bu yüzden bizi de bu evle beraber gömsünler.”

20 yaşındaki Evin;"Burada doğdum. Burada evlendim. Ailem 1990lardaki çatışmalar yüzünden buralara gelmiş... Çıkmak istemiyoruz… Şimdi biz istediğimiz kadar karşı koyalım, evlerimiz kamulaştırılmış ve hepimizi zorla çıkaracaklar… Bize şimdiye kadar hiçbir şey sormadılar. Bundan sonrada sormazlar.”

BEN SUR’DAN BAŞKA BİR YER BİLMEM
Ali Paşa’da oturan Rahime evli ve beş çocuk annesi. “Doğup büyüdüğümüz, okul okuduğumuz yer burası. Daha önce Lale Bey'de yaşıyordum sonra buraya geldim… Tüm bu sokakta herkes bir aile gibidir. Soframız beraber kurulur, beraber kalkar… Çatışmalarda bile, (Eylül 2015- Mart2016 tarihlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları dönemini kast ediyor) bombalar, patlamalar altında bile burada komşularla beraber soframızı kurduk, yemeğimizi beraber yedik. O vakit bir kere çıktık mahalleden ama bir haftada geri döndük, dayanamadık, nefes alamadık. Şimdi gidin diyorlar başka yerde nefes alamayız ki!... Ben Diyarbakır'da başka yer bilmem ki? Ne Gaziler, ne Huzurevleri, hiçbir yeri bilmiyorum."

MÜLKLERİMİZİN GERÇEK  BEDELLERİ VERİLMİYOR
Evler ve işyerleri için belirlenen bedellerin mülk sahiplerinin başka yerde hayat kurmasını mümkün kılmadığını ifade eden mahalle fırıncısı Ahmet, “evlere 33 bin  TL, İşyerlerine 11 bin TL, kimi çoklu dairelere 70 bin verildiğini, mülkün tapulu, tapusuz, senetli ya da senetsiz olmasına göre fiyatı değişiyor. Ben 20 yıllık fırınım bu mahallede, yanımda 10 kişi çalışıyor, devlet bana 11 bin  TL veriyor ve çık diyor. 11 bin  TL. ile ben ne yapayım? Bir fırın kurmanın maliyeti milyonları buluyor. Bu kentsel dönüşüm lafı çıktığından beri zaten, son 6-7 yıldır hep zarardayız. Ben 40 yıldır bu mahallede oturuyorum aynı zamanda. Açıkçası yarın yıkıma geldiklerinde ne yapacağımı bilmiyorum. Bir de bizler buraya alışmışız. Burası hoştur. Başka yerde yaşayabilir miyiz? Sanmıyorum… Bizi de gömsünler buraya” diyor.

SURİÇİ YOK EDİLİYOR
Yapılan görüşme ve incelemelerin ardından raporda şu sonuçlara varıldı;
*Ali Paşa ve Lale Bey sakinleri mahallelerini, evlerini ve işyerlerini terk etmek istememektedirler. Bu isteğin birinci nedeni; Sur dışında bir yerde yaşayamayacaklarına, buradaki gelenekselleşmiş dayanışmacı yaşam ilişkisini başka yerde göremeyeceklerine dair inanç gelmektedir. İkinci sırada doğup, büyüdükleri, evlendikleri yaşam anılarının ve kişisel öykülerinin mekânlarına sahip çıkma isteği, üçüncü sırada ise mülklerine biçilen bedelin düşüklüğüne itiraz gelmektedir.
* Zorla çıkarılacakları ana kadar evlerinden mülklerinden ayrılmamayı bir direniş biçimi olarak benimsemektedirler. Büyük çoğunluğu yaşadıklarını daha öncede maruz kaldıkları ve 1990’lı yıllarda uygulanan zorla yerinden edilme politikasının devamı veya benzeri olarak görmekteler.
*Evlerinin boşaltılması ve yerinden edilmelerine ilişkin karaların alınmasına giden sürecin hiçbir aşamasında görüşlerinin alınmadığı ve kararların kendilerine rağmen alındığını beyan etmektedirler
* Mahallelerine evlerine ne olacağına dair görüşlerinin alınmasını talep ediyorlar. 22 Mayıs itibariyle başlayan ve iki etap halinde yürütüleceği düşünülen yıkım çalışmalarının durdurulmasını, bir kısmı yıkılan yapıların mahallenin yapı dokusuna uygun hale getirilmesini, bunu devlet yapıları yapmazsa kendilerinin yapmasına olanak verilmesini istemektedirler.
* Evlerini boşaltmaya ve göçe zorlamak amacıyla uygulanan su ve elektrik kesintisinin bir an önce ortadan kaldırılmasını, ilgili devlet kuruluşlarını toplum sağlığına dönük sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmektedirler
* Mahalleleri ve genel olarak Suriçi için alınan “Riskli afet bölgesi” ilanı, “Kentsel dönüşüm Projesi” ve “Acele kamulaştırma” kararları ile yapılmak isteneni  5 ana başlıkta görmektedirler :
a)  Sur ’un politik ve etnik demografisi değiştirilmek istenmektedir.
b) Yerleşkenin tarihsel ve kültürel dokusu değiştirilmek istenmektedir, bir tür hafızasızlaştırılmaya maruz bırakılmak istenmektedir.
c)  Gelenekselleşmiş dayanışmacı yaşam kültürleri hedeflenmektedir
d)  Buradaki kamulaştırma ve kentsel dönüşüm uygulamasından ekonomik rant elde etmek istemektedirler
e) Mahallelerinin ve aslında tüm Suriçi’nin güvenlik konseptine uygun olarak yapılanacağı düşünülmektedir. Suriçi’ne kurulacağı söylenen yeni 6 karakol ve halihazırda cadde ve sokak aralarında bulunan çok sayıda polis ve zırhlı araç varlığı ve güvenlik uygulamaları  buna kanıt olarak gösterilmektedir
 *  Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere ilgili kararları politik bir mesele olarak görmekteler. Bu nedenle başta ağırlıkta oy verdikleri parti olmak üzere siyasal partileri ve sivil toplumu yanlarında durmaya ve çözüme davet etmekteler.
*Hukuki açıdan itiraz edilen noktalar özetle:
a) ilgili kararlar ve uygulamalar anayasanın ilgili maddelerine, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşme ve yasalara aykırılık taşımaktadır.
b) Bölgenin “Riskli alan” ve “Acele kamulaştırma” kararları alma koşullarına sahip olmadığı, bu tür kararların alınabilmesini sağlayacak koşullardan, inceleme, ölçüm araştırma ve raporlardan yoksun bulunmaktadır.
c) Bakanlıkça Bölgedeki yapıların sadece %6.04’ünün riskli olduğu belirtilmiş olmasına rağmen bölgenin tamamının riskli alan ilan edilmesi büyük bir sorundur. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi hatalı kararlar zincirine de yol açmaktadır.  “Riskli Alan kararı”, “Acele Kamulaştırma Kararı”na da dayanak oluşturan “Riskli alan Kararı” bu durumun bir göstergesidir
 d) Kararların ve uygulamanın Suriçi’nde bulunan tek yapı ölçeğinde; 147 adedi anıtsal yapı olan 595 tescilli taşınmaz kültür varlığının tahrip olmasına  dönük ciddi riskler taşımaktadır. Bu tarihi alan, içindeki insanlar ve yaşam kültürüyle birlikte dünya mirası kabul edilmiştir. İnsanların yerlerini terk etmeye zorlanması, mülklerin yıkımı ve yerine neyin yapılacağına dair muğlaklıkların bir bütünü ilgili mirasın sonlanması anlamına gelecektir.
 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.