1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. BU DA BÖYLE ADALET
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

BU DA BÖYLE ADALET

A+A-

Toplumların ilerleyebilmesinin yegâne dinamiklerinden biride; adaletle idare edebilmeleri ve adalettin toplumda yaygınlaşması için insanların, kurumların, fikirlerin, akımların, cemaatlerin, hiziplerin bir biriyle adetta yarışmaları gerekir.

Adalet, bir devletin, kurumun, hizibin, cemaatin, oluşumun dinidir. Eğer bir yerde adalet yoksa ve adalet inşa edilmeye çalışılmıyorsa o devletin, kurumun, hizibin, yaşam alanı daralır ve inandırıcılığı olmaz, belli bir süre sonra tarihin karanlık sayfalarında kaybolmaya mahkûmdur. Tabi unutulmaması gerekir ki, yeryüzünde sürekli iyinin, kötünün, hakkın, batılın mücadelesi olmuştur ve sürekli olacaktır.

Tabiri caizse yeryüzü sürekli zıtların çatışmasına şahitlik edebilmekte ve bu duruma en sağlam görgü tanığı olabilmekte…

Yaratan ( Allah) rüyi zemini öylece mükemmel bir şekilde yaratmış ki, her türlü varlık yaşam alanına sahiptir. Tabi insan eli ne zaman işin içine karışmışsa ve nefsi ve hevası uğruna hareket etmişse en büyük adaletsizliği de beraberin de getirmiştir.

Tabi adalettin inşası bedel ve mücadele ister. Peki, nasıl bir mücadele ve ne uğrunda yapılan mücadele? Bunu irdelemek gerekir.

Adalettin hakim olabilmesi için, hakkın hâkim olabilmesi için sürekli bir mücadelenin olması gerekir ve bu uğurda bedeller gerekir hiç bir merdiven eli cepte çıkılmamıştır. Rahmet, zahmetten gizlidir sırrını idrak gerektirir.

Toplumlar bir nevi bir vücudun azaları gibidir. Nasıl ki vücudun her hangi bir azasındaki rahatsızlık ve hastalık bütün vücudu rahatsız ediyorsa toplumlarda, devletlerde, hastalıksız ve dinç bir toplum oluşturmak istiyorsa toplumların bir bütününe hitap edecek uygulamalar geliştirmesi gerekir, burada kastedilmek istenen pratikteki uygulamalardır.

Yoksa teori üretmek anlamında söylemiyoruz. Çünkü toplumlardaki hastalıkların büyük çoğunluğu teori ve teorisyenler yüzünde baş gösterdiğini unutmamak gerekir.

Nitekim Türkiye toplumunda, doksan beş yıldır habire teori üretiliyor ve bu teoriler uygulanmıyor. Tabi bunu irdelemek ayrı bir konu…

Adalet, uygulamadır, pratiktir, kendin için istediğini, komşun için, arkadaşın için, kardeşin için ve toplumun her kesimi için istemendir. Yoksa söylemlerle mücahitleşmek adaleti doğurmaz. Sadece hamasi nutuklar üretilir ve hamasi taraftarlar toplanır. Ekeni biçmek misali gibi…

Günümüz dünyasında toplumları yöneten en üst düzeydeki yönetenlerden tutun, alt kademelerdeki bütün kurum ve kuruluşlarda adalet sadece kavramsal olarak geçerliliği söz konusudur. Pratikleştiği anda baronlar, fikir ağaları, kapitalist uşakların işine gelmez de…

Çünkü temel gaye hakkı inşa etmek olmadığı için kendi hâkimiyet alanlarına, hâkim olmak ve iktidarların devamı için her türlü gayr-ı insani, gayr-ı vicdani uygulamayı bir hak olarak lanse ederler ve adalettin olmazsa olmazı olarak görürler… tabi adalet tek dişi kalmış canavardı…

Dolayısıyla böyle bir anlayışla ancak kör topal bir adalet anlayışı ortaya çıkar, nitekim toplum hala bunun sancısını çekiyor ve böyle devam ederse daha çok sancı çekeceğine benziyor.

Adalet, elitlerin anlayışına göre, politikacının anlayışına, hakim olanların anlayışına göre inşa edilmeye çalışılıyor. Yani eşitsiz bir anlayış ve güçlünün haklı olacağı bir adalet anlayışının inşasına çalışılıyor. Neye layıksan öyle muamele görürsün anlayışı mı acaba geçerli mi?

Armut piş ağza düş olmuyordu değil mi? Peki kendilerini toplumların bekası olarak gören ve adalettin kılıcı ideasında bulunanlara ne demeli?

Hâlbuki Hz. Ömer, “ Adalet mülkün temelidir.” Der.

Bir anlayışın bekası, uygulamadaki adaletti inşa etmekle doğru orantılıdır. Türk’e helal olanın, Kürt’e de helal olması, Arap’a helal olanın, Arap olmayana da helal olması, yönetene helal olanın, yönetilene helal olması demektir. İnsan olmak bunu gerektiriyor.

Gerçekliğin ve hakikatin her zaman bir tanımı vardır. Tabi helal ve yasal olan her zaman sapla, saman misaline döndüğü için hakikati görmekte zorlaştırılmıştır.

Toplumu parçalayan canavarlar, canavarlıklarının ve dişlerinin kirasını da isteme cüretinde de bulunuyorlar ve canavarlıklarının, kirasını da alıyorlar. Bu anlayışı da doğal bir hak ve adalettin gereği olarak görmüşler, görüyorlar. Yani anlayacağımız adalet mülkün temeli olması gerekirken güçlünün terbiye etmek aracına dönüşmüş bulunuyor.

Haklı, güçlü olması gerekirken, güçlü haklı durumuna gelmiştir. Yani anlayacağımız bu adaletsizlik o kadar derinleşmiş ki, toplumun her türlü alanına ve kılcal damarlarına sirayet etmiş bulunmakta... Eğitimin, temelin de insan yetiştirmek olması gerekirken eğitim ideolojik bir kurum ve argüman haline dönüştürülmüştür. Yani bu da adalettin gereği ha…

Egemenlerin, istediği tarzda, anlayışta bireyler ve toplumlar için bir fabrikasyon haline getirilmiştir. Aynı kalıp ve ölçülerden geçirilmiş bir meta haline dönüştürülmüş, eğitimin nihai amacı işte yoksa başka bir şey için değil ha…

Bu durumda büyük bir adaletsizlik örneği söz konusudur. Yani adalet, özgür ve hürken adaletsizce hakim anlayış ve ideolojiye angaje edilmiştir. Çünkü adalet gerekir topluma ve bireye ama hangi renkteki toplum ve bireye…

Bedüizzaman şunu der: “ Müsavatsız adalet, adalet değildir.”

Hukukta, şah ile geda birdir. İnsan yaratılış olarak temel haklara sahiptir. Bunun ölçüsü ve oranı belirlenmiştir, tanımlanmıştır. Tekrar tanımlamak, belirlemek ne kadar insani olur bunu da adaletti şiar edinen anlayışlara havale ediyorum. Selam duayla…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum