1. HABERLER

  2. SÖYLEŞİ

  3. Clémence Scalbert Yücel: Kürtçe edebiyat hep vardı
Clémence Scalbert Yücel: Kürtçe edebiyat hep vardı

Clémence Scalbert Yücel: Kürtçe edebiyat hep vardı

Fransız akademisyen Clémence Scalbert Yücel, “Kürt Edebiyatının Anatomisi” adlı kitabında Kürtçeye yönelik baskıları ve Kürtçenin sorunları ile Kürtçe edebiyat tartışmasına yeni bir pencere açıyor.

A+A-

Yücel, “Kürtçe roman var mı yok mu” tartışmasına ise “Bence Kürtçe roman güzel bir yolda” sözleriyle katılıyor.

Clémence Scalbert Yücel ile ilk kez Diyarbakır’da tanıştığımı sanıyorum ama yanılıyor da olabilirim. Çünkü bir ara Mardin Kızıltepe’de de buluştuğumuzu hatırlıyorum. Bir Kürt kurumuna gidecekti ve ona yardımcı olmuştum. Ama Clémence ile ilk tanıştığımızda yaşadığım şaşkınlığı iyi hatırlıyorum. Ben onunla Türkçe konuşmaya çalışmıştım ama o ısrarla Kürtçe konuşuyordu. Çünkü Kürtçesi Türkçesinden daha iyiydi. Beni şaşırtan ve elbette sevindiren, bir Fransız akademisyenin bu kadar iyi Kürtçe konuşmasıydı. Bu şaşkınlık ve sevinç durumunun psikolojik nedenleri vardır mutlaka ama bu, başka bir konu. Ayrıca tartışılması gerekiyor.

Sonra dost olduk Clémence ile bu sırada bir akademisyen ve okur olarak Kürt Dili ve Edebiyatı hakkında yaptığı çalışmalara daha yakından tanık oldum. Clémence, Toulouse-Le Mirail Üniversitesi’nde Coğrafya ve Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Ulusal Enstitüsü’nde Kürt Dili ve Medeniyeti eğitimi aldı. Sorbonne Üniversitesi’nde Siyasal Coğrafya alanında Türkiye’de Kürt yazınsal alanının gelişmesini konu alan doktorasının ardından, Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Ulusal Enstitüsü’nün Avrasya bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2007 yılında Exeter Üniversitesi’nde Arapça ve İslami Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı ve aynı zamanda Kürt Çalışmaları Merkezi’nde yönetici olarak çalıştı. Eylül 2014’ten 2016 sonuna kadar İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nde Türk Siyaseti Gözlem Merkezi’nde (OVIPOT) bilimsel çalışmalar yaptı. European Journal of Turkish Studies dergisinin yayın kurulu üyesidir. Çalışma alanları, etnik yapı ve kültürel üretim alanları, kültürel miras, mekan ve kimlik, dil ve kültür politikaları, azınlık sorunları, Kürt sorunu, sınırlar ve sınır ötesi bölgeler olarak sıralanabilir…

Böyle bir akademik geçmişi var “Kürt Edebiyatının Anatomisi” adlı kitabın yazarı Clémence Scalbert Yücel’in. Ancak akademik kariyerini masa başında çalışarak gerçekleştirmediğini belirtmek isterim. Clémence, doktorasını hazırlarken ve daha sonra Kürt coğrafyasını gezdi ve sorunlarla birlikte birikimi yerinde gördü. Türkçe yazsa da Kürtçe ve Kürtçe edebiyat konusunda da birikim sahibi olan Müslüm Yücel ile evli olmasını da buna eklersek, yazarın Kürtçe edebiyatın anatomisini çıkarmayı göze alacak kadar bilgi biriktirdiğini söylemek mümkün oluyor.

Clémence, kitapta, Kürtçenin tarih boyunca maruz kaldığı baskılar ile geliştiği mekanları; Kürtçe edebiyatı ve bu çerçevede tartışılanları inceliyor. Bunu yaparken birçok kaynaktan yararlanıyor ve bilinen ilk Kürtçe eserlerden günümüzde yazılanlara kadar geliyor. Kitap hem bu yönüyle hem de kimi konuların hala tartışılıyor olması nedeniyle dikkate değer.

Clémence Scalbert Yücel ile Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Kürt Edebiyatının Anatomisi” kitabını konuşurken hem kendisini daha yakından tanımaya yardımcı olacak sorular sorduk hem de Kürtçe ve Kürtçe edebiyat üzerine kişisel gözlemlerini öğrenmeye çalıştık.

‘KÜRTÇE ÖĞRENİNCE SORUNLAR SOMUTLAŞTI’

Doğu dillerine ve özelde Kürtçe üzerine kafa yormana neden olan etkenler nelerdir?

Biraz tesadüf oldu gerçekten. Coğrafya okuyordum Toulouse Üniversitesi’nde ve Türkiye ile Kürdistan üzerine derslerim vardı. İlgimi çekti ve master tezimi Kürdistan coğrafyası üzerine yazdım. Sonra, üniversite devam ederken, dil öğrenmeye karar verdim. Öğrenmeye başlayınca, Kürtçenin sorunlarını ve Kürtçe üzerine baskıları daha çok görmeye başladım. Paris’te, üniversitede Kurmanci okuyordum ama o zaman sözlük yoktu olanlar da küçücüktü, gramer kitapları çok nadirdi. Onları bulmak da zordu. Kitap da azdı. Başka okulda öğrendiğim diller gibi değildi. Merak ettim ve doktora tezimi dil sorunları ve edebiyatla ilgili yazmaya karar verdim.

Kürtçe ve sorunları ile ilk karşılaştığında neler hissettin, neler düşündün?

Gerçekten şaşırdım. Kürt sorununu biliyordum, kültür ve kimlik üzerindeki baskıları, yasakları da. Ama dili öğrenince farklı oluyor, sorunlar, baskılar daha çok somut oluyor. Şaşırdım ve üzüldüm.

Kürtçe, kitapta da değinildiği gibi, başta siyasi baskılar olmak üzere birçok sorunla karşılaştı. Buna rağmen hep yaşadı ve kendi edebiyatını da kurdu. Bu nasıl sağlandı sence? Yazarların dile duygusal ya da siyasal yaklaşımıyla ifade etmek yeterli olur mu?

Bence çok neden var. Edebiyat, Kürt toplumunda çok büyük bir rol oynuyor ve çok zengindir (klasik divan ve “sözlü” edebiyat). Hep vardı. Bir çeşit yeraltı edebiyatı olsa da.

Baskılar vardı ama bu baskılar her yere ulaşamıyordu.  Baskılara rağmen birkaç yerde yazmak mümkün oldu her zaman ve buralarda edebi ortamlar oluşuyordu -küçük de olsa- (mesela medresede, cezaevinde, diasporada ve diyebiliriz ki insanların kalplerinde ve kafalarında). Nedenlerden biri de baskı ve inkarların kendisidir. Baskı ve inkara karşı “Kürtçe var” demek için, “Kürtçenin bir edebiyatı var” demek için yazmak gerekiyordu.

Sonra, 2000’lerde Türkiye’de daha liberal bir ortam oluştu ve bu iyi bir etki yaptı: Yazarlar çoğaldı, yayınevleri de… Kürtçe -biraz- üniversitelerde de öğretildi.

Bence yazarların dile duygusal ya da siyasal yaklaşımıyla ifade etmek yeterli değil. Bu iki yaklaşımı bir başlangıç gibi görmek lazım. Duygusal, siyasal, toplumsal, kolektif ya da kişisel yaklaşımlara bağlamak lazım. Hem yazar için hem de araştırmacılar için. Daha güçlü araştırmalar için bir başlangıç.

KÜRT EDEBİYATI KAÇ PARÇA?

Kürt Edebiyatının Anatomisi, Türkiye’deki Kürt edebiyatını odak almış olsa da diğer parçalardaki edebiyatı da incelemeye ve ortak yönlerini bulmaya çalışıyor. Bunu yaparken karşına çıkan başlıca sorunları nasıl sıralayabilirsin? 

Evet, ortak yönleri bulmaya, bir bağ kurmaya çalıştım çünkü gerçekten ilişkileri var. Türkiye’deki edebiyatın diğer parçalardaki edebiyatla bağını araştırmak istedim ama az yapabildim. Neden bu bağ ve ilişkiyi incelemek zordu? Farklı diyalekt kullanılıyor, farklı alfabe, farklı devlet içeresinde edebiyat yapılıyor. O yüzden, bu tür bir araştırma yapmak için sadece Türkiye’nin değil, Irak, Suriye ve diğer ülkelerin siyasi, ekonomik, yasal şartlarına bakmak gerekiyordu. Bunu yapamadım. Bu zor bir şeydi ve bu zorluk, sadece Kürtçe edebiyatı araştırırken çıkmıyor insanın karşısına, Kürtlerle ilgili yapılacak bütün araştırmalar sırasında ortaya çıkıyor. Çünkü bunun için en az dört ülkeyi bilmek, buralardaki Kürtlerin yaşadığı sorunları incelemek gerekiyordu. Bu yüzden ağırlıklı olarak Türkiye’de Kürtlerin ürettiği edebiyatı incelemekle yetinmek zorunda kaldım.

Ama dört parçada üretilen edebiyat arasındaki bağı araştırmak ve ortaya çıkarmak çok önemlidir. Mesela Kürdistan edebiyatına bakmak, sınırlar ötesi yazar ilişkilerine, okur profiline karşılaştırmalı edebiyat şeklinde incelemek… Bu şekilde çok güzel çalışmalar ortaya çıkabilir. Tabii ki dil ve devlet sınırlarının etkisi çok büyük ama sosyal, edebi, yazınsal ilişkileri var ve bunları incelemek Kürt edebiyatına başka bir imaj, başka bir çehre verebilir.

 

‘ORTAK ALFABE ŞART DEĞİL’

Alfabe meselesini de inceliyorsun kitapta. Ortak bir alfabe benimsemesi mümkün mü sence? Ya da şart mı?

Ortak alfabe bence çok zor. Çünkü çok eski alışkanlıklar var ve farklı parçalarda farklı alfabe kullanılıyor ve gördüğüm kadarıyla yazarlar ve okurlar kullandıkları alfabeyi değiştirmek istemiyorlar. Ayrıca bence ortak alfabe şart değil, ama farklı alfabelerle üretilen edebiyat eserlerinin ilişkilerini güçlendirmek gerekiyor. Türkiye’de Arapça alfabe çok zor gibi gözüküyor. Bunu kırmak lazım. Bunu kırmak için iki alfabeli kitap baskıları yapılabilir, Soranice kitapları, dergileri Türkiye’de satmak, kurumlar da Soranice eğitim vermek, bence güzel olur. Ama bu kolay değil çünkü Kürtçe kitap ekonomisi çok zor, Soranice kitapların satışını sağlamak daha da zor.

‘MEHMED UZUN MODEL OLDU’

Yazdıklarından bağımsız olarak, Kürtçe roman yazılabileceğini ve bu romanların başka dillere çevrilebileceğini, popüler olabileceğini gösterdiği için Mehmed Uzun’un Kürtçe edebiyat için çok önemli bir isim olduğunu düşünüyorum. Başlangıçta Türkçe yazan birçok isim, onun başarısından cesaret alarak Kürtçe yazmaya yöneldi sanki. Bu konuda sen ne düşünüyorsun? 

Evet, Mehmed Uzun bir model oldu, cesaret verdi, bence çok iyi! Uzun, Kürtçe yazdığı için Türkiye’de meşhur oldu, ama bu da ancak 2000’lerin başlarında oldu. O dönem de uygun bir dönemdi (AB ilişkileri, çok kültürlük söylemi ile). Başka yazarlar da Kürtçe yazmaya başladılar. İyi oldu.

Ama genelde birçok yazar, mesele 70’lerde, ilk olarak Türkçe yazmaya başlamışlardı, çünkü Türkçe edebiyat ve yazı dili gibi gözüküyordu. Şimdi durum değişti, Türkçe kadar Kürtçenin de yazı ve edebiyat dili olduğu çıktı ortaya.

Kürtçenin ve Kürtçe edebiyatın en büyük sorunlarından biri, bir ticari pazar oluşturamamış olması olarak görünüyor. Bunun için ne yapılabilir, yazar, yayıncı, okur üçlüsü arasındaki bağı güçlendirmek için nasıl koşullara ihtiyaç var? 

Bir pazar oluşturmak için Kürtçe ile eğitim veren okul ve Kürtçe kullanan bir iş pazarının olması gerekiyor. Eğer bunlar yoksa, Kürtçe dili ve edebiyatının pazarı hep dar olacak maalesef. Şu anda yayıncı, yazar ve öğrenciler büyük bir çaba veriyor gerçekten Kürtçe edebiyatı geliştirmek için. Ama Türkiye’de dil ve eğitim politikaları değişmedikçe, edebiyatın ticari pazarı dar kalacak bence.

‘KÜRTÇE ROMAN GÜZEL BİR YOLDA’

Klasik Kürt edebiyatı denildiğinde şiir geliyor akla. Ancak özellikle son 20 yılda çok sayıda romanların da yazıldığına tanık oluyoruz. Bununla birlikte bir “Kürt romanından” söz etmek mümkün mü sence?

Bu çok büyük bir tartışmadır Kürt edebiyat ortamında! Kürtçe roman kurmak çok büyük bir konudur. Kimilerine göre “Gerçek edebiyat sadece romanla” olabilir; kimlerine göre Kürtçe roman vardır, kimlerine göre yoktur. Bu tür tartışmaları biraz inceledim. Ama bence Kürtçe roman var ve Kürtçe roman farklı tarzlardan oluşuyor. Mesela anılara çok yakın bir tarzı alıyordu, otobiyografik bileşenler çok ağırlıklıdır. Folklordan ilham alan romanlar da çok çoktur. Bu tür romanlar çoğunluktaydı ilk zamanlar. Simdi daha çapraşık roman tarzları ve konuları var. Bence Kürtçe roman güzel bir yolda. Yeni tarzlara da açık.(gazeteduvar)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.