1. YAZARLAR

  2. Ümit Aktaş

  3. "Doğu ve Batı Arasında İslam" ve Aliya
Ümit Aktaş

Ümit Aktaş

Yazarın Tüm Yazıları >

"Doğu ve Batı Arasında İslam" ve Aliya

A+A-

 

Ümit Aktaş 

 

 

Fotoğraf: AA

En büyük eseri, kurtuluşu, bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele verdiği Bosna'dan önce, "Doğu ve Batı Arasında İslam" olan Aliya, on yedi yıl önce aramızdan ayrıldı.

Bu eser, oldukça derinlikli çözümlemeler ve bilgeliklerle dolu tespitleri içeren, yirminci yüzyıl İslamcılığını aşan, Batı kadar Doğu ile de hesaplaşan ve Müslüman dünyanın önüne yirmi birinci yüzyılın paradigmasına girişi koyan dev bir yapıttır.

Böylesi bir bütünlüklü çabanın neden İslam dünyasının ana kıtasında değil de, Bosna gibi adeta kurtların sofrasına terk edilmiş uzak ve gözden çıkarılmış bir yerde ortaya çıktığı sorusunun cevabı da aslında doğrudan bu soruda bulunmaktadır.

Zira Aliya'nın dezavantajı, yani muhkem bir toplum kadar baskıcı bir devletten de yoksunluğu, üstelik Doğuya ve Batıya olan mesafesinin dengeliliği ("arada"lığı), onun düşüncesini daha özgürleştirdiği gibi, özgülleştirmiştir de.

Bosna her ne kadar Avrupa'da olsa da, Doğunun uç sınırı, Avrupa'nın ise iç sınırıdır. Bu kritik sınırda yaşayan Bosna, hem bu gerilimi yaşamakta, hem de Doğu ve Batı'nın kültürel ve düşünsel mirasından eş-ölçüde yararlanmaktadır. 
 

doğu ve batı arasında islam.jpg


Bu kitap, Doğu ve Batı arasında, yani merkezde duran, durmaya çalışan, Doğu kadar Batı ile de hesaplaşan ve "ortayolcu" bir örnek ümmeti, düşünsel açıdan olduğu kadar siyasal açıdan da inşa etmeye çalışan bir emeğin mahsulüdür.

Gerek bu kitap, gerekse Aliya'nın siyasal mücadelesi ve şahsiyeti, İslam dünyasındaki kökleşmiş birçok yargıyı alt üst eder.

Her şeyden önce o, yüz yılı aşkın bir süredir devletini kaybetmiş bir toplumun çocuğu olarak, Avrupa'nın orta yerinde sadece bağımsız bir devletin kuruluşunu değil, aynı zamanda böylesine devasa bir düşünsel eseri ortaya koyarak, düşünsel ve kişisel tüm varlıklarını ve değerlerini devlete atfeden ve bu yargılarıyla devleti adeta tanrılaştıran İslam dünyasındaki bu temel saplantıyı da boşa çıkarır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki, Aliya ile mukayese edebileceğimiz Seyyid Kutub ve Ali Şeriati gibi düşünürler, kendi düşünsel gelişimlerini, dinin başka (iktidara görelileştirilmiş) bir biçimini savunan "devlet"lerin tiranlığı sonucu tamamlayamamışlardır.
 

Aliya İzzetbegoviç 2.jpg

Aliya İzzetbegoviç / Fotoğraf: AA


Aliya, gençliğinden itibaren, Allah'ın lütfuyla ve kendisinin de sahip olduğu sorgulamacı bir azimle, çağının en özgün şahsiyetlerinin eserleriyle hemhâl olmuş ve düşüncesini oldukça farklı kaynaklardan besleyerek derinleştirmiştir.

Özellikle de Batılı düşünürler ve yazarlardır bunlar. Doğal olarak bir "Batılı"dır o ve neredeyse çocukluğundan itibaren önemli Batılı düşünürler ve edebiyatçıların eserlerini okumuş ve bunlarla hesaplaşmıştır.

Ama o aynı zamanda bir başka iklimin de çocuğudur: İslam dünyasının. Dolayısıyla Bergson'un "Yaratıcı Evrim"i, Kant'ın "Saf Aklın Eleştirisi", Spengler'in "Batı'nın Çöküşü" ve Tolstoy'un romanlarından olduğu kadar Fazlur Rahman'ın İslamî şahsiyeti ve fikirlerinden, Seyyid Kutub'un devrimciliği ve toplumculuğundan da etkilenmiştir.  


İçlerinde yer aldığı "Genç Müslümanlar", Bosnalı âlimler kadar, 1940'lı yıllarda Bosna'ya gelmiş olan Şekip Arslan'la da tanışarak, onun tavsiyelerinden yararlanmışlar; İslam dünyasını tanımalarında bu tavsiyeler oldukça faydalı olmuştur.

"Mladi Müslimani"nin (Genç Müslümanlar) başkanlığını yapmış olan İsmet Kasumagiç şöyle bahseder bu günlerden:

1940'larda öğretim üyesiydim. Bir Arap geldi, küçük bir kitabı vardı. Onu alıp Ömer Behmen'e gittim. Aliya'yı da çağırdık. Birlikte bir buçuk yıl çalışma yaptık. Çok önemli bilgiler edinmiş ve hayatımıza geçirmiştik. 1


Bu süreç, genel anlamda İslamî bir bakış ve ufuk kazanmaları kadar, İslam dünyasının önemli şahsiyetlerini tanımaları açısından da önemli bir başlangıç noktasıdır.

Aliya'nın gerek Ezher'de okuyan bazı Boşnaklar ve gerekse Şekip Arslan vasıtasıyla tanımış olduğu İbn Haldun, Gazali, Afgani, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal ve Seyyid Kutub, bu süreçte okuduğu ve etkilendiği şahsiyetler arasındadır. 2 

Okumaları kadar yaşadığı tecrübelerden de damıttığı düşüncelerini kitaplaştırdığı "Doğu ve Batı Arasında İslam"ın yazılmasına genç yaşlarda başlasa da, ancak 1980'e doğru tamamlayabilir ve bu kitap, ilk olarak, kendisi hapishanedeyken, 1984'te ABD'de basılır. 3
 

Aliya İzzetbegoviç 7.jpg

Fotoğraf: AA


1940'larda kurulan "Genç Müslümanlar" içerisinde yer alan Aliya, savaşın sonuna doğru, 1944 yılında, oluşan yeni koşullar içerisinde, kendi deyimiyle Genç Müslümanların hocaların (imamların) birliği El- Hidaje ile bir anlaşma yapmış olmasından hoşnutsuz olduğu için bir süre geriye çekilir ve hatta dışlanır.

Aralarında saygı duyduğum birçok kişi olmasına rağmen hocalarla hiçbir zaman tam olarak mutabık kalmadım. Hocalık ya da şeyhlik gibi ayrı bir toplumsal sınıf ya da rütbe olmaması gerektiğini ve onların savunucusu oldukları İslam anlayışının İslam'ın hem iç hem de dış gelişimini engellediği görüşündeydim. Bu görüşlerimi kamu önünde mümkün olduğunca ifade ettim ve sonuç olarak da belli ölçülerde dışlandım. 4 

Ancak savaş sonrası koşullarında yeni bir yaklaşım ve yeni bir mücadele biçimi başlayacaktır.


Bosna'nın kurtuluşu için verdiği mücadele nedeniyle Aliya, gençlik yıllarından itibaren defalarca cezaevine girse de, her seferinde mücadelesine bıraktığı yerden devam edecektir.

1946 yılında "Genç Müslümanlar Teşkilatı"nın üyesi olmaktan üç yıl hapse mahkûm edilirken, 1983 yılında ise 1970 yılında yayınladığı "İslam Deklarasyonu"nundaki fikirlerinden ötürü 14 yıl hapis cezasına çarptırılacak ama beş yıl sekiz ay sonra cezaevinden çıkarılacaktır.

Duruşması esnasında kendisini savunurken "Müslümanım ve Müslüman kalacağım… Çünkü İslam benim için güzel ve ulvi olan her şeyle eş anlamlı"dır diyecek ve zalimlerin önünde özür dileyici bir biçimde eğilmeyecektir. 


1989'da Boşnakların siyasal mücadelesini birleştirebilmek ve bağımsızlığa doğru giden o uzun ve meşakkatli yolculuğa çıkabilmek için SDA (Demokratik Eylem Partisi)'yı kurma çalışmalarına başlayacak ve SDA, 27 Mart 1990'da resmen kurulacaktır.

Aksi yöndeki baskılara rağmen SDA, 1990 Kasım'ında yapılan seçimleri kazanacaktır. Aliya'nın fikri Yugoslavya birliğinin federatif bir biçimde sürdürülmesinden yanadır ama Slovenya ve Hırvatistan'ın Yugoslavya'dan ayrılması üzerine, 1992'de yapılan referandumda Bosna halkının da çoğunlukla bağımsızlığı tercih etmesi sonucunda, Bosna Hersek'in bağımsızlık kararını kabullenmeyen Sırbistan'la, bir bağımsızlık savaşı başlayacaktır.
 

Aliya İzzetbegoviç 6.jpg

Fotoğraf: AA


Bu mücadele süreci içerisinde zaman zaman askeri kıyafetler giyse ve bağımsızlık sonrası sürecinin salimen geçirilmesi için bir süre siyasi liderlik yapsa da, Aliya, son tahlilde nebevi mücadele geleneği içerisinde hareket eden bir mücahid ve bir bilge (ilim ve hikmet ehli)'dir.

Dolayısıyla onun açısından kurtuluş, askerî ve siyasi bir kurtuluş olmaktan öte, nihai anlamdaki bir "insani/manevi" kurtuluş, selamet ve özgürleşmedir.

Yani bir insan olarak, fıtrî bir anlama sahip olan hakikat arayışımızın ve bir anlamlar dünyasına ait oluşumuzun nihai kavrayışına ve adanışına ulaşmasıdır. 


Peygamberimizi tanımladığı şu ifadeler, aslında bir açıdan da kendisinin ve kendi liderlik anlayışının da tasviridir:

Muhammed (as) güzeldi ama 'yakışıklı' değildi, cesurdu ama acımasız değildi, akıllı idi ama 'filozof' değildi, basiretliydi ama 'hayalperest' değildi, iyilikseverdi ama 'safdil' değildi, ısrarcıydı ama inatçı değildi, bilgeydi ama ukala değildi. 5

Dolayısıyla bu tanımlamalar, bir açıdan Aliya'nın da ideasını oluşturan prensipleri ortaya koymaktadır.

Hz. Muhammed'i örnek alan Aliya da, düşünceleri ve davranışlarıyla çağımız Müslümanları için önemli bir örneklik oluşturacaktır.

Farklı etnik ve dinî topluluklarla iktidarını paylaşması bir yana, otoriterliği reddi, tevazuu, iktidar imkânlarını şahsi çıkarları için kullanmaması, iktidar kibrini reddeden, şaşaa ve gösterişten uzak liderliği, sadece İslam dünyası için değil, Batı için de önemli bir örnekliktir.

Sözgelimi SDA'nın açılışında, salonun kendi posterleriyle donatılmasını hoş karşılamamıştır. Bu, bizim geleneğimize uygun değildir çünkü.

Yine savaş esnasında bir gün, cuma namazına geç geldiği için namazını caminin dışında, karların üzerinde kılmıştır. Kendisini içeriye buyur edenleri ise, "beni bir diktatöre mi çevirmek istiyorsunuz?" diye reddetmiştir. 6
 

Aliya İzzetbegoviç 4.jpg

Fotoğraf: AA


Ona göre diktatörlük, günahları yasaklasa da ahlaksızdır; demokrasi ise, günahlara izin verse de ahlaklıdır.

Demokrasinin, sınırlılıkları ve eksikliklerine rağmen, insanlığın geliştirdiği en iyi yönetim olduğunu düşünmektedir. 7

Bu düşüncesini de temellendirdiği özgürlükçü tavrının gereği olarak, savaş esnasında bile Bosna'nın günlük hayatı olağan bir biçimde sürdürülmüş; kültürel faaliyetler devam ettirilmiş ve hatta bu süre içerisinde hiçbir gazete kapatılmamıştır.

Savaştan sonra da, bir devlet başkanı olarak hayatında ve yaşama biçiminde önemli bir değişiklik olmadığı gibi, eşi de pazardan kendi alışverişini kendisi yapmaya devam etmiştir.
 

Aliya İzzetbegoviç 1.jpg

Fotoğraf: AA


Bir düşünür olarak temel sorunu nasıl ki özgürlükse, siyasal bir lider olarak da temel sorunu insanın onurunun ve haysiyetinin korunması meselesidir.

Özgürlük elbette her şeyden önce manevi bir kazanımdır. Ama bu manevilik, maddi yönü ihmal edildiğinde, kâmil anlamdaki bir özgürleşmeyi gerçekleştiremez.

Öte yandan bu, sadece bizim özgürlüğümüz de değildir. Kendilerinden nefret bile etsek, başkalarının özgürlüklerini ve haklarını da savunmalı ve onlarla birlikte yaşamayı kabullenebilmeliyiz.

Nitekim Aliya, Bosna'nın özgürleşmesinin akabinde, geçmişte kendisini haksızca cezalandıranlara yargılama yolunu açmamış; yani düşmanlarını bağışlamıştır. 8

Elbette ki "düşmanlarımız bizim öğretmenlerimiz olamaz…"dı; tıpkı bizim de asla "başkaları gibi olamayacağımız" ve onlara sadece "bir adalet borcumuzun olması" gibi. 9


Çünkü: İnsanların dinini ve ırkını sorgulamayacağız, kutsal mekânları yıkmayacağız, kadınları ve çocukları öldürmeyeceğiz...

Dolayısıyla bizim uygulamalarımız ortaya bir fark koymalı; iyiliği, ihsanı ve adaleti gerçekleştirmek için siyasete farklı bir biçimde, klasik seküler siyasetin devre dışı bıraktığı ahlaki bir perspektiften de yaklaşmalıdır.

Evet, ahlakın siyasallaştırılması doğru bir tutum olmayabilir ama bu yapılmayacak diye siyasetin ahlakileştirilmesi de engellenmemelidir. 
 

Aliya İzzetbegoviç 9.jpg

Fotoğraf: AA


Aliya, klasik bir siyasi lider değildir. O, adeta kendisini bu liderliğin mesuliyeti altında bulmuş; tüm benzerleri gibi, siyasal gerçeklik ile düşünsel idealleri arasındaki ikilemlerin çelişkisini, bir ömür boyu yaşamıştır.

Amacı ulusallaşmış bir Müslüman Boşnak Devleti kurmak değil, farklılıkların bir arada yaşayabildiği, Doğu ile Batı'yı birleştiren toplumsal bir örneklik oluşturmaktır.

O, İslam'ı Doğu ile Batı'yı mezceden bir "orta yol" olarak görür ve tepkisel bir Doğu ya da Batı karşıtlığını reddeder. Esasında yekpare bir Batı'dan ve Doğu'dan bahsetmek de yanıltıcıdır.

Nitekim İslam Konferansı Örgütü toplantısında da, Batı'nın olumsuz yönlerini dikkatimizden kaçırmasak da, Batı'nın İslam dünyasından daha örgütlü, eğitimli, demokratik olduğunu, sosyal adaleti daha iyi gerçekleştirdiğini ve şehirlerinin daha yaşanabilir olduğunu; Batı'ya karşı tepkiselliğin ortaya çıkardığı terörün ise ahlak dışılığı bir yana, üretkenliğe, yani olumlu değerlerin ve Müslümanca bir hayatın üretimine de engel teşkil ettiğini söyleyecektir. 10


Başka bir temel sorun ise üzerimize sinmiş olan şu "yüzyılların tortusu"dur. İhtişamlı dönemlerin ihtiyacı olan muhafazakâr ve itaatkâr nesiller, şimdilerde özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kazanmaya çalışan nesillerin "ayak bağı"dır.

Sefahat, kölelik ve adaletsizliklerle dolu bir dünyada, gençlere bazı şeylerden uzak durmaları, sakin ve itaatkâr olmaları konusunda vaazlar vermekle yetinmek, kendi halkının köleleştirilmesi ve baskılanması için suç ortaklığı yapmak anlamına gelmez mi? 11

"Müslüman değil, tebaa… Mükemmel, sakin, tam tebaa… Fitne, esaret ve adaletsizlik dolusu olan bir dünyada, gençliğe sakınmasını, sakin olmasını, itaatkârlığı öğütlemek" içerisinde olduğu ezilmişliği ve kayıtsızlığı pekiştirmekten başka ne anlam ifade eder? 
 

Aliya İzzetbegoviç 10.jpg

Fotoğraf: AA


Söz konusu psikolojinin sebeplerinden birisi, gençliğe İslam toplumunun "ne olması gerektiği değil, eskiden ne olduğunun" vaz edilmesidir. Yani geçmişin ihtişamlı medeniyetleri.

Oysa doğru tutum, bu "medeniyetler"in (Endülüs, Bağdat, Osmanlı) ihmalkâr yanlarını, yanlışlıklarını ve geride bıraktıkları sefaleti, yani onları yıkıma götüren sorunlarını da görebilecek ve onlarla aynı akıbete duçar olmayacak bir düşünsel derinleşmenin, eleştirel bir ufkun kazanılmasıdır.  

Çünkü aklımızda hep tutalım: İslam'ın ilerlemesini -her türlü ilerlemeyi olduğu gibi- sakin ve teslimiyetçi tipler değil, cesur ve isyankâr ruhlu kimseler gerçekleştirecektir. 12


İtaatkârlığın başlı başına bir erdem olduğuna dair bir öğreti ise, temel önceliği tebaalaştırdığı halkına otoritesine itaat etme fikrini aşılamayı esas almış belli bir döneme ait ideolojik tutumdur.

Oysa "tebaa insanlara, otoritelere, putlara; hürriyetçiler ve isyancılar ise tek bir tanrıya taparlar. Putperestlik köleliğe ve boyun eğmeye nasıl engel teşkil etmiyorsa, hakiki din de hürriyete mani değildir."  13

Üstelik köprülerin altından çok sular akmıştır. Bir kez itaatkârlaştırılan bu halk, zalimler ve hatta sömürgecilik karşısında da aynı alışkanlık doğrultusunda hareket edecek, dolayısıyla bu itaatkârlığın artık hakka değil, zalime ve sömürgeciye boyun eğmek olduğunu ayrımsayamayacak ölçüde zihinsel bir sefalete düşmüş olacaktır.


İdare etmek için değil, idare edilmek için eğitilen kuşaklar, İslam'ın inkişafını sağlayamazdı. Ancak bu kuşakları yetiştirmek içinse eğitim insanileştirilmeli, yani hayvanlara özgü terbiye yolları bir yana bırakılmalıdır.  

Aksi halde eğitim, bilgili ama şahsiyetsiz, cesaretini ve özgüvenini yitirmiş sürüler yetiştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

"İslam toplumunun cesur ve isyankâr ruhlara ihtiyacı vardır" diyen Aliya, bu ruhları yetiştirmek için de, "ben olsam Müslüman Doğu'daki tüm mekteplere eleştirel düşünme dersleri koyardım. Batı'nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur" 14 demektedir. 
 

Aliya İzzetbegoviç 5.jpg

Fotoğraf: AA


Oldukça insafsız ve eşitsiz şartlarda mücadelesini sürdüren Bosna halkı ise "asla köle olmayacağı" gibi, zorba bir yönetimin madunu da olmayacaktır.

Bunun bedeli ise, 1 Nisan 1992'den itibaren başlayan ve dört yıla yakın süren (tam olarak 1280 gün), 250 bin Bosnalının hayatına mal olan, acımasız bir savaştır. 15

Ordusu olmayan ve silah ambargosuna tâbi tutulan bir halkın, kelimenin tam anlamıyla özgürlük ve bağımsızlık savaşıdır bu.

Öyle ki henüz devletleşmekte olan bu toplumun ordusu bile bu savaş süreci içerisinde oluşacaktır. Üstelik karşılarında Avrupa'nın en güçlü ordularından birisi vardır.

Onlar bir halkı yok etmeye kalkışmışlar ama karşılarında varoluş savaşı veren bir toplum bulmuşlardır. "Bir bağımsızlık savaşı ise asla kaybedilmemiştir" ve kaybedilmeyecektir.

Gerçek bir inkılap ise, elbette ki silahların gölgesinde (baskı altında) gerçekleştirilemezdi. 16


Aliya'nın bu konudaki asıl fikri ise, Bosna'nın bir gün silahlardan arındırılmış bir ülke haline gelebilmesidir.

"Bizim kalıcı isteğimiz, bir gün demilitarize (silahsızlanmış) bir ülke olmaktır"  derken, bunu salt barışçıl bir düşle değil, "dinî" bir idealle de dile getirmektedir.

Aliya'nın, her ne kadar savaşa karşı olsa da, sürdürmek zorunda kaldığı onur ve özgürlük savaşı, bir "medeniyetler çatışması" değil, zorbalıkla masumiyetin savaşıdır.

Üstelik bu çatışma, dahası "soykırım", Avrupa'nın orta yerinde ve tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmektedir.

Buna rağmen Aliya, mücadelesini yalnızca Müslüman bir Bosna için değil, Sırpların ve Hırvatların da olduğu, 10 kantonlu Bosna Hersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti ve bir özerk bölgeden oluşan, birleşik bir "Bosna Hersek Devleti" için verecektir. 


Kendisine "Nasıl bir Bosna istiyorsunuz?" diye soran Batılı bir gazetecinin bu kışkırtıcı sorusuna, "Ben ne 'teokratik' ne de sosyalist bir Bosna istiyorum, ama medenî bir Bosna istiyorum" diyecek ve Müslüman toplumun bir lideri olduğu kadar sorumlu bir aydın olduğunu da unutmaksızın, "Batı'da İslam'ı, Doğu'da ise Batı'yı savunmaya devam edecektir". 17

"Medeni" derken kastı ise, tıpkı Resulullah (as)'ın "Medine Vesikası"nda tanımladığı gibi, farklı dinler, kültürler ve ırkların bir arada ve barışçı bir biçimde yaşayabildiği bir vasatı oluşturmaktır.

Nitekim idealindeki Bosna, sosyalist olmasa da toplumcu, teokratik olmasa da Sırpları ve Hırvatları da dışlamayan Müslüman bir "Bosna Hersek Federasyonu"dur. 


Bu tip bir yönetimin gerek düşüncesi, gerekse uygulaması, kuşkusuz ki önemli ölçüde Osmanlı'nın eyalet ve milletler sistemi ve Yugoslavya'nın özyönetim tecrübesine de dayanmaktadır.

Bu uygulamadaki incelik noktası, farklı dinî ve etnik unsurlara "hoşgörü" gösterilmesi değil, onların aidiyetlerinin tanınarak, buna saygı duyulmasıdır.

Bu niteliğiyle Bosna, İslam dünyası için olduğu kadar, Avrupa için de farklı, özgün ve ileri bir modeldir. Bu ise çoğulcu ve demokratik olduğu kadar, İslamî de olan bir örnekliktir. 

 

 

1. Muharrem Balcı, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları, Birikimler -5-, s. 558
2. Muharrem Balcı (Editör), Aliya ve Arkadaşlarında Yol Haritası ve Gelecek Tasavvuru, s. 18
3. Hece Dergisi, Aliya İzzetbegoviç özel sayısı, Enes Kariç’in yazısından, s. 739, 740
4. Aliya İzzetbegoviç, Tarihe Tanıklığım, Klasik Y. s. 18, 19
5. Aliya İzzetbegoviç, İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Y. 2010, s. 164
6. Hece Dergisi, Aliya İzzetbegoviç özel sayısı, Ufuk Soran ve el-İdrisî’nin yazılarından, 2016, s. 603, 659
7. Nakledenler: Fikret Muslimoviç, Selmo Cikotiç, Düşünür ve Devlet Adamı Aliya İzzetbegoviç, Hece Y. s. 79
8. Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, Vakit Gazetesi Yayını, s. 56
9. Age. s. 143
10. Age. s. 290, 291
11. Nakledenler: Fikret Muslimoviç, Selmo Cikotiç, Düşünür ve Devlet Adamı Aliya İzzetbegoviç, Hece Y. s. 54
12. Aliya İzzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Y. s. 127, 128
13. Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, Nehir Y. s. 254
14. Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım, Zindandan Notlar, Klasik Y. 2014, s. 130
15. Kendi Kaleminden Aliya İzzetbegoviç, Vakit Gazetesi Yayını, s. 250
16. Age. s. 158
17. Hece Dergisi, Aliya İzzetbegoviç özel sayısı, Nexhat İbrahimi’nin yazısından, s. 554, 555


*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkis

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum