1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Êfrinde Zafer kimin? Hezimet Kimin?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Êfrinde Zafer kimin? Hezimet Kimin?

A+A-

Son sözümüzü en başta söyleyelim Kimileri şok olsa da asıl hakikat bu. Afrinde kazanan sadece elleri ve yürekleri kirli silah tüccarlarıdır. Kaybedeni, hezimete uğrayanı ise Türkler, Kürtler, Araplar ve bu bölgede yaşayan bütün Müslim, gayri Müslim unsurlardır.

Ne yaptıklarının farkında bile olamayanlar, boş zafer naraları ile beyin ve vicdanlarımızı daha fazla kanatmasınlar..Çünkü Ortadoğu’da adı geçen unsurlar arasında yaşanan her savaş ve barbarca bir yıkım il önce bu unsurların insanca, barışçıl bir arada yaşama umud ve iradesini yakıp yıkıyor.

Afrin savaşının sonucuna girmeden önce Afrin’in coğrafi konum, demografi ve çatışan tarafların güç ve durumlarına bir göz atalım.

Afrin.Öbür adıyla Kürt Dağı(Gırê Kürda).360 Kürt köyü ile Suriye'nin en yoğun Kürt nüfusa sahip bölgesi.Suriyenin Kuzey batı ucunda, Haleb’in yukarısı, Azez ve Elbabın yanında. Türkiye’nin güneyinde, Hatay ve Kilis üçgeninin altına düşen Kürtlerin Suriye’de kalan toprağı. Orta büyüklükte bir ilçe. Yüz ölçümü 3 bin 900 km2. Nüfusu 2011- Suriye iç savaşından önceki son nüfus sayımına göre 178 bin kişi.2012’den itibaren başlayan göçle ilçe nüfusunun 750 bine dayandığı söyleniyor.

Afrinin asıl ve eski nüfusu, tarihi olarak Kürt bir nüfustur. Buna dair orada pek çok tarihi eser mevcut. Buna ilaveten cumhuriyet döneminde Türkiye’den kaçan Kürtlerin mesken edindikleri yerlerden birisi. Ağırlık olarak Sünni Kürtler yaşıyor.Ancak Baasçı Baba Hafız Esadın Arap kuşağı projesi ile oradaki nüfus değiştirilmeye çalışılmıştır. Buna rağmen yine de çoğunluk kürttür.

Dolayısıyla buranın asli sahipleri Kürtlerdir. Kürtlerin yanında Araplar ve Türkmenler de vardır. Afrin tipik bir Kürt şehridir. Tıpkı Urfa gibi daha çok da nüfus ve kültür olarak daha çok Ceylanpınar ve Suruca benzer bir yaşam şekli söz konusu. Afrinin yeşil vadileri ve verimli topraklarında başta zeytin olmak üzere, pek çok meyve ve kabuklu yemiş yetişiyor. Bu topraklarda akrep ve yılanın olmadığı söyleniyor. Suyu bol akıyor.(*)

Peki, ne oldu da Suriye’deki iç kargaşa başladığı günden beri en güvenilir, en sakin bölge olan Afrin, böylesine yıkıcı bir savaş merkezi haline dönüştü?

Biraz da ona bakalım. Afrin savaşından önce Suriye’de birbirleriyle çatışan Daiş,Öso,El-Nüsra… gibi guruplar Türkiye topraklarına defalarca füze attılar. Havan ve top mermileri düşürdüler. Kilis, Nizip, Reyhanlı, Hatay bölgesine ciddi zararlar verdiler. Sivil ölümlere yol açtılar. Ama nedense Türkiye onlara savaş falan açmadı.

İlginçtir, çözüm sürecinin sonuna doğru Türk Büyüğü Süleyman Şah Türbesi, Daişin eline düştü. Ahmet Davutoğlu Başbakan iken Türkiye Salih Müslim’den yardım istedi. Türbe, PYD kontrolündeki YPG güçleri yardımı ile bir gece operasyonu ile Türkiye tarafına taşındı. Ülkenin Çok ahlaklı, güzide medyası, olayı ballandıra ballandıra boca etmişti boş zihinlere…(**)

Sonra “Çözüm Süreci” adlı oyun tıkandı.7 Haziran Seçimleri mevcut devlet ve hükümet’in işine gelmedi. Ülke tekrar bir karanlık türbülansa girdi. Daişin Barbar saldırıları, Kürtlere ve ülkeye “Kobani düştü, düşecek” sendromunu yaşattı. Ama Kobani düşmedi. Çünkü Kürtler, milletçe buna direndi.

Sonra bu meşru direnç bir ucu kürt mücadelesi, diğer ucu karanlık devletin içinde olan karanlık güçler tarafından cezalandırıldı. İzahı hala yapılmamış bir akıl tutulması kürdi hassasiyetin yüksek olduğu bütün Kürd il, ilçe ve beldelerinde sivil yaşamın tam ortasına, sokaklara, evlere hendekler, kirli çukurlar kazıldı. Halkların kardeşliği gibi boş bir iddia sahibi olan siyaset, nedense bu kardeşliğin bir gereği olarak bir Türk şehri, beldesi veya semtine bu hendek ve çukurlardan bir tanesini dahi kazmadı.

Sonra devlet ve hükümet aynı kirlilik ve vicdansızlıkla tank, top gibi en ağır silahlarla hendeklerin kazıldığı bu bölgelere girdi. Girdikleri her yere çok sayıda sivil ölü ve ağır bir tahribatla geri çıktı. Cenazeler haftalarca sokaklarda kaldı... Yaralılar hastanelere gidemediler. İlaç bulamadılar. İnsanlar bodrumlarda diri diri yakıldı… Böylece Kürtlerin onur, haysiyet, şeref, direniş gibi ulvi duyguları darbelenmiş oldu. Kürtler, yüz yıldır şehirlerde görmedikleri savaşın o ağır ve ahlaksız tahribatını yaşayarak öğrenmiş oldular.

Ardından çok tuhaf bir kurguya sahip15 Temmuz Darbesi yaşandı. Darbeyi askerler ve ona arka çıktığı söylenen, hükümet ortağı “Fetocu “bir gurup yaptı. Ancak bu açıklığa rağmen devlet ve hükümet bütün sivillerin, sivil yaşamın üzerinden bir silindir gibi geçti. En başta Muhalif legal Kürt siyaseti, terör bahanesi ile topyekûn çökertilmek istendi. Genel başkanı ve pek çok yetkilisi hapse atıldı. Seçilmiş milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, vekillikleri düşürüldü Belediyelerine kayyım atandı. Hükümet, kendi belediyelerinde yapılan yolsuzlukların üstünü örtmek için ise, onları istifa ettirdi. Hepsi tıpış tıpış istifa etti. Meclisin yetkileri tırpandı. Sivil yaşam ve haklar daraltıldıkça daraltıldı. KHK’larca on binlerce suçlu, suçsuz insan açlık ve sefalete sürüklendi. “Sadece 2 aylığına devlet ve askeriyeye kaşı ilan edildiği “söylenen OHAL, nerede ise ikinci yılını dolduracak. Anlaşılan o ki, tekçi bir başkanlık sisteminin oturması için devlet ve hükümet kolay kolay bundan vaz geçmeyecek. Böylece Demokrasi ve kültürünün canına okunacak. Toplum, tek kişinin sözünün geçtiği pederşahi bir rejime hazırlanmış olacak. Ahlaksız medya da buna alkış tutuyor. Çünkü hakikati dillendirmek için sesini çıkaran, muhalif davranan, görev ve sıfatı ne olursa olsun, bir kulp ile hemen kodesi buluyorlar. Hapishaneler tıklım tıklım… Mahkemeler hakeza… Zira bahane hazır. Ağzını açan ya fetodan, ya Pkk’dan veya başka bir yıkıcı bölücü damgası ile hemen sorguya alınıyor. Kişi suçsuzluğunu ispatlayana kadar yeddi ceddi ağlıyor. İspatlama fırsatını bulamayan ise öte dünyaya havale umuduyla çekiyor çekeceğini…

İç siyasette ülke tamamen başkanlık rejimi,2019 seçimlerine kilitlendi. Türlü türlü ve çok garip ittifaklar daha şimdiden kurulmaya başlandı. Daha dün birbirlerini şerefsizlik ve Zürriyetsizlikle suçlayan ve erimeye yüz tutanlar, yerli ve milli iddiası ile birden kanki oldular. Dört bakanın yaptığı yolsuzluklar. Rıza Zerrap uluslar arası kara para aklama dosyası hala güncelliğini koruyor. Ve onları takip eden pek çok açılmamış yolsuzluk haberleri İşsizlik, yoksulluk ve zamlar, iflas eden küçük, büyük esnaf yakınmaları.2019 yılı seçimlerine dair gelen iç karartıcı erime anketleri mevcut hükümet ve devlet aklının uykularını kaçırıyor… Muhalefet ise ap ayrı ayrı bir yüzsüzlük ve telaş içinde.

Dış siyasette ise, özellikle Ortadoğu’nun kaypak zemininde de kankiler sürekli değişiyor. AB, Avrupa ülkeleri, ABD, Almanya, Rusya… Ve daha pek çok ülke ile dış politikada haklı, haksız saatlik, günlük ve haftalık peryodları olan inişli çıkışlı kavgalar yaşanıyor. Kim kime dost, kim kime düşman hiç belli değil. Batı ile bunlar yaşanırken Ortadoğuda Daiş, Kobani ve Rojava Kürdistanında köşeye sıkışmışken Güney Kürdistanda Şengale saldırdı. Güney Kürdistan Bağımsızlık Referandumunu bütün tehditlere rağmen çok yüksek bir katılım ve oyla yaparken, içerdeki hazırlıksız, hantal ve atıl devlet aklı ve iç ihanete paralel olarak başını Türkiye ve iranın çektiği bir komplo ile Kürtler açısından felaket denilebilinecek bir sonuçla neticelendi. Türkiye’nin Reisi, dün kardeşim dediği Barzani ve ülkesini açlıkla öldürmekle tehdit ederek bir gecede sattı.. İran destekli haşdi şabi-İbadi Irak ordusu Kerkük ve Musul’u işgal etti. Kürdistan topraklarının belli bir kısmını, gümrük kapılarını tekrar ele geçirdi. Kürdistan hava sahasını kapattı. Abd Irak Kürtlerini, bazı öncelliklerinden dolayı yüz üstü bıraktı.

Ortodğunun bu ucunda bunlar olurken Suriye Kürtleri gün be gün daiş ve diğer çetelere darbe üstüne darbe vurarak oradaki varlığını gün geçtikçe sağlamlaştırdı. Kürtler orada, iç siyasette, kendi aralarında neler yapıyorlar pek bilinmezken dışarıya kararlı bir görüntü vermeye başladılar. Amerika onlara açık bir şekilde silah ve lojistik destek sunduğunu beyan etti.Bu hem Rusya-İran- Suriye bloğunu,hem Türkiye’yi çok rahatsız etti…

Türkiye’nin Suriye’de kimi kriminal örgütlere olan aleni desteği ve onlarla olan bağları artık bir sır değil..Türkiye, Suriye ve İranın bilinen açık korkusu Kürtlerin, Ortadoğu’da bir devlet kurmaları.Özetle Kürt,anasını hiçbir zaman görmesin.Ve daima ağlasın.Rusya’nın korkusu Kürtlerin Amerikanın güdümüne girmeleri.Amerika içinse orta doğudaki herkes, zaten sadece birer alettir…Kullanabildiği ölçüde bir değer ifade eder..

işte bütün bu iç ve dış faktörleri bir araya geldiğinde Türkiye’nin, daha doğrusu mevcut tekçi devlet aklının zevahiri kurtarması, yani o herkese rest çeken havasını kurtarması adına bir çıkış yapması gerekiyordu.

Bu çıkışın kendileri açısından galiba en az maliyetlisi Afrindi. Çünkü Afrin Kürtlerin batıdaki en uç bir toprağı idi. Orada kürt güçlerinden başka kimse yoktu. Başka yerlere saldırsaydı Abd, Rusya, Suriye veya İran güçleriyle karşı karşıya gelirdi. Afrin’den atıldığı iddiasıyla, kendilerinin bile inanmadıkları, bir iki füze bahane edilerek Yüce Türk devleti, tam bir fetih ruhu ile komşu bir ülkenin “ terörist “ bir ilçesine 20 Ocak 2018’de tam bir savaş ilan etti

Bu savaşın zemini çok ilginçti. Abd mırın kırın etse de, bizim operasyon bölgemiz değil diyerek sessiz kaldı. Sadece askerlerine yönelmemesi için Türkiye’yi tehdit etti. Rusya ve Suriye, Türkiye’ye hava sahasını açarak sessiz kaldı. İran sadece Arap toprakları işgal ediliyor demekle yetinip sessiz kaldı. AB, BM savundukları değer ve ilkeler ile çelişkiye düşerek son günlere kadar sessiz kaldı. Bir ateşkes ilan ettiler.Ne uyan oldu,ne de kime yönelik olduğu anlaşıldı. Kürtler bir millet olarak Ortadoğu cehenneminde, bir kez daha sahipsiz kalarak, kurbanlık bir koyun gibi boğazlanmaya bırakıldı.

Bu savaşta silah ve güç dengesi nasıldı?

“Türkiye, askeri olarak dünyada 8’ci. NATO’da 2’ci en güçlü ülke. 620 bin aktif askeri var. Hava gücü. 9 bin 641 adet de çeşitli tipte helikopteri. 196 adet F/16-C ve 44 adet F/16D Fighting Falcon ile 49 adet F-4E 2020 Savaş uçakları var…”.(***) Bunu ilaveten pek çok tank. top, füze, savunma bataryaları, insansız hava araçları. gelişmiş radar ve termal sistemlerle güdümüne JÖH,PÖH,gibi Özel kuvvetler,Köy korucuları ve ÖSO’nun militanlarını önüne katarak Kürtlerin Afrin ilçesine e yönelik bir savaş başlattı.

Karşı tarafın yani YPG’nin elinde ise ellerinde kaleşinkof olan 30- 40 bin savaşçı gücü. Omuzdan atılan roketler. Yer altına kazılan tüneller vardı. Ve meskun oldukları topraklar..

Ama bu abartılı ve dengesiz güce rağmen devletin resmi ağzına göre bunun adı savaş bile değildi. Çünkü buna her nerede olursa olsun savaş demek yasaktı. Aslında kamuoyuna söylenen birkaç günlük bir “terörist temizleme operasyonu” idi. Sanırım karşı tarafın bu kadar mukavemet edeceği beklenmiyordu. Hemen her gün savaş uçaklarının köylere, kasabalara, şehir merkezlerine 15-20 sortilik bombardıman yaptığı, ağır tank ve topları, insansız hava araçlarının kullanıldığı bu savaş, 58 gün sürdü. Hükümet sözcüsü bu operasyonun mayıs ortalarına kadar süreceğini belirtiyordu. Ama Afrine giriş, çok sürpriz bir şekilde 18 Mart Çanakkale Zaferi gününe denk getirildi.

Bu savaşın kesin envanteri henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Ne kadar sivil kayıp var.Ne kadar savaşçı insan yaşamını yitirmiş.Ne kadar mali bir zarara yol açmış…Bunlar henüz belli değil. Sonucu ise aradaki güç dengesizliğine bakılırsa aslında daha ilk günden belli idi... Yenilecek taraf Kürtler, pardon “ terörist”ler olacaktı. Birbirleriyle Savaşanlar birbirlerine kendilerine göre sevimsiz bir isim veya sıfat takarlar. O belli. Peki arada ölen bebek,çocuk,silahsız siviller, kadın, yaşlı ve hasta insanlara ne deniliyor…? Dünyanın vicdanı kurusun. Galiba bunların bir isimleri ve hukukları yok…Yer yurtlarının başlarına yıkılması.Yaşamlarının allak bullak edilmesi,esir veya göçmen duruma düşüp aç,sefil bir perişanlığa sürüklenmelerinin de bir ismi ve hukuku yok…

Bu savaşta neler yaşandı?

Şimdi bu savaşta yaşananlar ve sonuçlarına dair birkaç söz ederek konuyu toparlayalım…

Bu savaşta devlet, medyaya, topluma ve toplumun bütün kesimlerine hizmet etmekle yükümlü sosyal ve dini kurumlara öylesine bariz çelişkilerle dolu bir yüklemede bulundu ki, adeta toplumun ve sivilliğin kimyası bozuldu.

Aslına bakılırsa Dünya insanlık literatüründe “iyi savaş” veya “kutsal savaş” diye bir kavram yoktur. Çünkü bütün savaşlarda, bütün taraflar için eşit oranda olmasa da, yine de herkes için ciddi oranda ölüm, can ve mal kaybı yaşanır. Yürekleri yakar. Ocaklara ateş düşürür. Yoksulluk, sefalet hukuksuzluk ve ahlaksızlık üretir. Hele bu savaşın bir tarafı o ülkede yaşayan farklı etnik veya dini kimlikteki insanlar veya onların akrabaları ise bu çelişki ve çatlak çok daha hassas bir duruma gelir. Bu uç çelişkilerden bazıları şunlar:

1,Bu ülkede Diyanet işleri Başkanlığı, kanunen Müslüman/Sünni olan bütün Kürtlere ve Türklere hizmet etmekle yükümlü bir kurumdur.

Ancak bu kurum, sanki Türkiye Devleti Rus, Amerika, Alman, Yunan... gibi çok büyük bir “Gavur Ülke Bloku”na karşı iman, vatan kurtarma cihadı ve ganimet savaşı veriyormuşçasına, savaşın başladığı ilk günlerinden başlayarak ülke genelinde 80.000 camide Kuranı Kerimin bu tarz savaşlar için ve bütün Müslüman güçlerin zafere ermesi için okutulan Fetih Suresini okuttu. Haftalık Cuma hutbelerinde şehitler için imamlara ve cemaate rahmet duaları okuttu. Oysa Afrin topraklarında kendileri gibi Sünni ve Müslüman olan Kürt insanlar ve siviller yaşıyordu. Her iki tarafında askeri güçleri, bu Müslüman insanların çocukları idi. Bu kurum hakikate çok cahilane bir körlükle yaklaşarak bunu toplumdan sakladı. Bu durum ülkede çok ciddi bir gerilime yol açıyordu. İnsanların çoğu artık Cuma saatinde ya imamlarla tartışıyordu, ya da camileri terk ediyordu. Fakat ahlaksız havuz medyasında bunlar hiç görünmüyordu.

2.Medya öylesine ahlaksız bir dil ile bu savaşın yarattığı tahribatı manipüle ederek topluma sunuyordu ki,insan artık kendi akli melekelerinden bile şüphe ediyordu.

Sanki müslüman türk savaş uçakları, tank ve toplarından çıkan bomba ve kurşunlar menzillerinden çıkmadan önce hem boy abdesti, hem namaz abdestini birlikte alıyorlardı.Bir de vuracağı yer ve kişilerin genetiğini de hafızasına kodluyordu.Hedefe varırken asla sivillerin canlarına,mallarına,evlerine,binalarına.o topraklarda yaşayan diğer canlılara.Hele .Zeytin Ağaçlarına asla dokunmuyordu.yanlarından geçerken,onlara “esselamün aleyküm ey Müslüman kürd kardeşime ait masum varlıklar,nasılsınız deyip,çok sevecen bir şekilde önce onları öpüyordu,ardından hemen yanlarından vınlayarak Allahuekber nidalarıyla “kafir,vahşi,barbar,insanlık düşmanı,gavur dölü teröristler”in canlarını cehenneme yolluyordu.

Fakat bu teröristlerin kurşunları ise çok vahşi bir şekilde camileri, evleri vuruyordu. Namaz kılan, kuran okuyan asker ve sivilleri vuruyordu Ama nedense kameraların görüp kaydettikleri. Bağımsız kaynakların verdikleri sivil ölü rakamları ve tahribatlar bütün bunları çürütüp boşa çıkarıyordu.

3.Devletin, genelkurmayın verdiği uçuk, abartılı ölüm rakamları ortaya çok komik bir tablo çıkarıyordu. Gariptir karşı tarafın verdiği rakamlar da en az o kadar uçuk geliyordu insana. Bu çelişki insanların kafalarında, her iki taraf için de, kendiliğinden çok ciddi şüphelere yol açıyordu.

Bu savaşın sonucu:

Bu savaş, üç önemli sonuç ortaya çıkardı:1.bu savaşta Türk devleti, elindeki güç ve sayısal üstünlüğün doğal bir sonucu olarak askeri açıdan galip görünüyor olabilir. Ancak toplumsal meşruiyet ve yönettiği nüfusun farklı kimlikli yapısından kaynaklı sosyolojinin ortaya çıkardığı hakikat açısından acı bir kayıp yaşadı. Neyi kaybetti? Yönetme iddiasında olduğu Kürtleri. Tam da yönettiği noktada, yani din-iman-vicdan-Müslümanlık kavramlarıyla onları manipül edip yönetmeye çalıştığı noktada kaybetti. Ana çoğunluğu zaten dindar olan Kürtlerin ana çoğunluğu artık kendilerini rahat bir vicdan ile bu devletin hükümranlığına ait hissetmiyorlar.

Bu duygusal kopuş Roboski bombardımanı faciasında başlamıştı. Kobanide tırmanışa geçti. Hendek ve çukur siyasetinde ciddi bir şüpheye dönüştü. Güney Kürdistan Bağımsızlık referandumunda kemale erdi. Afrinde inkâr edilemez bir hakikate dönüştü. Bu hakikat diyor ki bu devlet artık Kürtleri eskisi gibi,içi boş kavramlarla ve rahat yönetemeyecektir…

Dolayısıyla başta da söylemiştik. Bu savaşın kazananı ne Türkler ne de Kürtler oldu. Kazanan sadece elleri ve yürekleri kirli silah tüccarlarıdır. Kaybedeni, hezimete uğrayanı ise Türkler, Kürtler, Araplar ve bu bölgede yaşayan bütün Müslim, gayri Müslim unsurlardır.

2.Bu savaş acı bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Günümüz çıkar dünyasında Kürtlerin ne gerçek bir dostu ve nede bir sahibi vardır. Onları ayakta tutabilecek yegâne güç kendileridir. Akıl, vicdan, adalet ve ferasetle şekillenecek birlik ittifaklarıdır. Kürtler toplu katliamlara uğramak gibi topyekün bir helakla karşılaşmak istemiyorlarsa, bütün siyasi, askeri yapılarını acilen bir masa etrafında toplayıp kiminle dost kiminle düşman olacaklarına, savaşı ve barışı birlikte organize etmeye karar vermeliler. Yoksa bu gidiş toplu bir yıkımın işareti... Kürtler savaş yerine haklarını deklere eden diplomasi, Ellerini güçlü kılacak olan ciddi ekonomik hamlelere ve kendilerini asimilasyondan koruyacak değerlerine, çok ciddi bir şekilde yoğunlaşmalılar.

3.Kürtler,dünyadaki her millet gibi kendi topraklarını,kendilerini yönetme hakkına sahipler.Ancak haklı olmak yetmiyor.Bir de güçlü olmak gerekiyor.Kürtlerin topraklarının 4-5 devlet tarafından bölüşülüp parçalı hali acı bir gerçek olarak ortada.Onun için sadece belli bir örgüt veya siyasi yapının karar ve onayıyla hava gücü olan,düzenli ordulara karşı savaşmaya kalkışmaları temelden yanlış…Gerekirse 50- 100 yıl beklesinler.Güçlerini gizlesinler..Düşmanlarının güçleri ile kendilerinin güçlerini çok iyi hesaplasınlar. 70 milyon kürdün onay ve desteğini alsınlar ona göre bu tarz savaşlara karar versinler. Yoksa böyle göz göre göre yaşanan yenilgiler halkta çok ciddi kırılma, savrulma ve travmalara yol açıyor. Umutsuzluk ve karamsarlığa itiyor. Tamiri zor bir yozlaşmaya sürükleniyor… Bu bağlamda PYD’nin Afrin savaşına karar vermesi yanlış, ancak çekilmesi sivil halk açısından doğru bir karardı. Yoksa çok ciddi bir sivil katliama yol açardı…

Son söz niyetine bütün insanların yaratıcısı ve sahibi olan Allah, meşruiyeti arayan bütün insanlığı savaşların ürettiği tahribat, sefalet, kan ve göz yaşından korusun. Bu mazlum ve Müslüman olan Kürt milletinin çocuklarını da.Onları da bütün insanlık gibi meşru haklarına kavuştursun.

Yarın Newroz.En başta hakları gasp edilmiş mazlum bir millet olan Kürtler ve meşruiyeti isteyen insanlık için eteğimiz duaların kabulünün bir tecellisi olsun.Kütler için bu yıl yas ve bütün yanlışlara isyan yüklü olması gereken Newroz.Newroz Piroz bı.…

20.03.2018

--------------------------------------

(*) http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42792685

(**)https://www.birgun.net/haber-detay/pyd-es-baskani-muslim-suleyman-sah-turbesi-tasinirken-koordinasyon-icin-turkiye-deydim-105605.html

(***) http://www.kokpit.aero/iste-turkiyenin-hava-gucu

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.