1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. Enes’in ölümünün üstü örtüldü
Enes’in ölümünün üstü örtüldü

Enes’in ölümünün üstü örtüldü

Son yıllarda devletin güvenlik kuvvetlerini koruma aracı olarak kullanılan ‘Takipsizlik Kararı’ bu kez de 2006 yılında 8 yaşındaki Enes Ata’nın ölümüne yola açan gaz fişeği için uygulandı.

A+A-

Diyarbakır’da 2006 yılında çıkan olaylar sırasında bir gaz fişeği ile öldürülen  8 yaşındaki Enes Ata’nın ölümüne yol açan ve davanın en önemli delili olan gaz fişeğinin adli emanette kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 yıllık “zamanı aşımı” süresini gerekçe göstererek adli emanetteki görevli memur Ş.G. hakkında takipsizlik kararı verdi.

Dihaber ajansının verdiği bilgilere göre; savcılık Enes Ata’nın ölümüne yol açan gaz fişeğinin adli emanette kaybedilmesine  ilişkin olarak Adli Emanette görevli memur Ş.G. hakkındaki görevi kötüye kullanma gerekçesi ile 2 yıldır devam ettirdiği soruşturmayı 8 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek, “takipsizlik” kararı ile sonlandırdı.

Dihaber verdiği bilgilere göre Enes Ata’nın öldürüldüğü sırada üzerinde bulunan ve delil niteliğinde olan  kıyafetlerde 2014 yılında emniyet görevlileri tarafından imha edilmiş ve olay günü polislerin yaptığı tüm konuşmalar Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından silinmişti.

İHD Diyarbakır Şube Hukuk Komisyonu üyesi ve Enes Ata ailesinin avukatı Abdullah Zeytun, “zaman aşımı” gerekçe gösterilerek verilen kararı değerlendirdi. “11 yıldır devam eden bu dosyada Türkiye’de bir cezasızlık ve güvenlik görevlisi olan failleri aklama örneği sahneleniyor” ifadesini kullanan Zeytun, Enes Ata ve Mahsum Mızrak davasının, yargının suç işleyen asker ve polise karşı tutumunu ortaya koyan bir dava olduğuna işaret etti. Davada sayısız somut delile rağmen, 3 polisin beraat ettirilmek istendiğine dikkat çeken Zeytun, “Diğer dosyalardan farkı faillerin güvenlik görevlisi olduğu mahkemece de tespit edilmesine rağmen yine de sanıklar tutuksuz yargılanıp halen de görev yapmaktadırlar. Bu dosyada sayısız tanık olduğumuz hukuksuzluklar ve suçlar bulunmaktadır. 11 yıldır devam eden davada, faillerinin tutuksuz yargılanması suretiyle korunması, suçun delillerinin adli emanetten çalınarak delillerin karartılması, AİHM kararına rağmen etkin ve etkili soruşturma işlemlerinin yapılmaması sadece bir kaçı. En son olarak da Enes Ata’nın ölümüne sebep olan gaz fişeği parçasının Adli Emanette çalınması, delilin kaybettirilmesi şeklinde gerçekleşti” diye kaydetti.

Savcılığın adli emanette kaybolan gaz fişeği ile ilgili yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmediğini vurgulayan Zeytun, “Aslında benzer dosyalara tanık olduğumuz için her ne kadar bu hukuksuzluğa şaşırmasak da savcılık tarafından hiçbir soruşturma işlemi yapılmaksızın, gaz fişeğinin ne zaman ve kimler tarafından kaybettirildiği gibi en temel unsurları kararda belirtilmemiş. Savcılığın, gaz fişeğinin adli emanette çalınması suçunu ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle cezasız bırakması mevcut hukukla dahi açıklanması mümkün değildir. Aynı şekilde savcılık suç eşyasını kaybettiren/çalan şüphelinin Enes’in ölümünde fail olabileceği şüphesine bile yer vermemiştir. Soruşturmanın bu yönüyle de ele alınması gerektiğini belirtmemize rağmen soruşturmayı yürüten savcılık taleplerimizin aksine gerekçesiz bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Failler bir kez daha korunmuştur. Bu karara karşı itirazlarımızı yapacağız” dedi.

NE OLMUŞTU?

Muş’un Şenyayla kırsalında, 24 Mart 2006’da 14 HPG’linin kimyasal silahlarla öldürülmesinin ardından 4 HPG’li için Diyarbakır’da tören düzenlendi. 4 HPG’linin cenazesinin getirildiği Şefik Efendi Cami önünde toplanan binlerce kişi, cenazeleri Yeniköy Mezarlığına getirerek toprağa verdi. Mezarlıktan ayrılarak kent merkezine yürüyen kitlenin önü Bağlar 10 Nisan Karakolunda polisler tarafından kesildi. Polisin burada kitleye müdahalesiyle başlayan olaylar kentin geneline yayıldı. Diyarbakır savaş alanına dönerken, 3 gün boyunca süren olaylar Batman, Nusaybin, Kızıltepe, Van başta olmak üzere birçok kente yayıldı. Olaylar sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılacaktır” açıklamasının ardından polis ve askerin olaylar sırasında kullandığı orantısız güç nedeniyle 7’si çocuk 13 kişi yaşamını yitirmişti.

DAVANIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK DELİLLER BİR BİR KAYBOLDU

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 yaşındaki Enes Ata ve 14 yaşındaki Mahsum Mızrak’ın başına gaz fişeği isabet etmesi sonucu ölümüyle ilgili özel harekat polisleri H.A, N.Ö. ve B.Ö. hakkında soruşturma başlattı. Diyarbakır Valiliği, attıkları gaz bombalarıyla Ata ve Mızrak’ın ölümüne neden olan polislerin “Gaz Bombası Yönetmeliğine göre hareket ederek, görevlerini yerine getirdiklerini” ileri sürerek, 2009 yılında polisler hakkında soruşturma izni vermedi. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, avukatların Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne yaptığı itiraz üzerine valiliğin kararını kaldırdı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009 yılında 3 polis hakkında “Olası kast sonucu ölüme neden olmak” suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açtı. Davanın yargılamasına 2010 yılında Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Yargılamanın sürdüğü 7 yıllık sürede davada skandal sayılabilecek bir takım gelişmeler yaşandı. Davanın seyrine etki edecek deliller birer birer kayboldu. Mızrak’ın kafatasından çıkarılan bombaatar fişeğinin adli emanette değiştirilerek yerine av tüfeği fişeği konulduğu tespit edildi. Bununla ilgili yürütülen soruşturma ise devam ediyor.

SAVCI POLİSLERİN ‘DELİL YETERSİZLİĞİNDEN’ BERAATLARINI İSTEDİ

Yine Adli Emanet deposunda saklanan Enes Ata’nın ölümüne yol açan gaz fişeğinin zarf içinde bulunamadığı ortaya çıkmıştı. Ata öldürüldüğü sırada üzerinde bulunan ve kanıt niteliğinde olan elbiseleri de 2014 yılının Mayıs ayında mahkeme kararı olmaksızın polis tarafından imha edilmişti. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 2015 yılında mahkemeye gönderdiği yazıda olay günü polislerin yaptığı bütün telsiz konuşma kayıtlarının imha ettiğini belirtmişti. Mızrak ailesinin yaptığı başvuru üzerine, davada etkin ve yeterli soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi uyarınca “yaşam hakkının ihlal etmekten” ve “etkin soruşturma yapmamaktan” suçlu bulmuştu. AİHM, davada 2 defa ihlal kararı vermesine rağmen duruşma savcısı, dosya kapsamında bütün delillerin incelenmesi sonucunda Ata ve Mızrak’ın ölümlerine sebebiyet veren eylemlerin sanık polisler tarafından gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak ve cezalandırılmalarına yetecek derecede delil elde edilmediğini iddia ederek, polislerin beraatlarına karar verilmesini talep etmişti.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.