1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. GELİN İMAN EDELİM.
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

GELİN İMAN EDELİM.

A+A-

İman, imar etmeyi/inşa etmeyi gerektirirdi. Yüreğimizi/kalbimizi, duygularımızı, fikirlerimizi ve en önemlisi hakkı, adaleti imar etmeyi gerektirir. Toplum olarak, ideolojiler olarak, edebi akımlar olarak amacımız ve var olma gayemiz bütün insanlığın mutlu, huzurlu, ayrı, gayrının olmadığı senle, benin anlam ifade etmediği bir anlayışı inşa etmektir. Nihayetinde yaradan “Allah” insanı eşrefi mahlûkat olarak yaratmış ve ona en güzel suretti bahşetmiş. Nihayetinde yüce kitapta “ Kur’an’da” ilk mesaj oku… Bilmek, inanmak ve iman etmek İman varlığın gereğidir.

Kendini oku, kâinattı oku, toprağı oku, göğü oku daha doğrusu hikmetle oku… Yaratılan göz elbette sadece görmek için verilmemiştir. Hakkı görmek ve batılı bilmek, ondan uzak durmak için verilmiştir. Hikmetle bakılmayan bir anlayış hiçbir bir anlam ifade etmez. Toplumsal adaletsizlikleri görmeyen bir göz, yaratılan bunca sanattı görmeyen göz, adam kayırmayı görmeyen göz, bendensin her türlü gayr-ı insani fiili meşru gören göz acaba ne kadar görüyordur. Kendisi zevk/sefa içindeyken komşusu açlıktan kırılırken acaba gören göz ne kadar görüyordur. Gelin iman edelim. Unutmamak gerekir ki, iman ettikçe özgürleşiriz, hürriyet artıkça iman parlar… Hayat, güçle/ kaba kuvvetle anlam kazanmaz ve tarihin hiçbir döneminde de kazanmamıştır.

Hayatı güzelleştiren; düşünmektir, özgür zihinliliktir, hakla, batıl ayrımını bilmektir. Sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesidir. İnsanlık âlemi olarak başımıza gelen felaketlerin temel sebeplerinden en önemlisi iman etmememizdir. Allah’ı, bıraktık: Partimize, toplumumuza, ideolojimize, makamımıza, cebimize taptık. Allah’ı memnun etmemiz gerekirken, Allah’ın rızası dışında her türlü: gayr-ı insani oluşumu, fikri, akımı, yaşam tarzını memnun etmek için yarıştık. Başımıza bir musibet gelince de avazımız çıktığı kadar bağırmaya başladık. Şekeri elinde alınmış çocuk gibi ağlayıp, feryadı figan ettik. Düşünmeyi bıraktık, daha doğrusu bizim yerimize düşünen: partiler inşa ettik, ideolojiler ürettik, fikir babaları atadık. Hâlbuki düşünmek farzdı yaşayan her bireye için tarz değildi. Nitekim örtünmenin, hakka taraf olmanın, batıla karşı mücadelenin farz olup tarz olmadığı gibi…

İman etmek; hakkın yanında olmaktı, haksızlığın karşında durmaktı, fakirin umudu olmaktı, umudu tükenenin umudu olmaktı, bütün putları kıran İbrahim vari olmaktı. Onu içindir bir musibetten ve zor dönemlerimizde birbirimize örtü olamıyoruz. Sürekli zihinsel bir çoraklaşmanın içindeyiz üretemiyor, üreteni, düşüneni ya asabi, ya inkârcı ya da asi/isyankâr ilan edip, çamur üstüne çamur atıyoruz. Doğru ya izi kalır misali! İnsani bir şuurdan uzak, İslami bir anlayıştan yoksun kimimiz fetvalar düzüyoruz, kimimiz kanunnameler yazıyoruz, kimimiz de putlarımızın rızası peşinde… Kalp, imanın Kâbe’siyken onu putların secdegâh’ına çevirdik. O da yetmemiş gibi bunun aksini iddia edeni Recm’e çalıştık, yangınına odun taşıdık.

Aklımızı kiraya verdik, düşünmeyi, akletmeyi amansız bir hastalık telakki ettik çünkü biz iman etmedik. Kalbimiz ayrı, dilimiz ayrı telden çaldı. Biz teoride/söylemde Musa’ydık, uygulamada/ pratikte/ fiiliyatta tam çağdaş bir Firavunduk. İslamsız bir insanlık yaratmaya çalıştık. Hak ve özgürlükleri hakkın ölçüleriyle değil, egemenlerin, putların, megalomanların, tiranların ölçüleriyle tarttık. Ne diyelim iman olmayınca istibdat, hakla eşdeğer anılır. İslam’ı ve insaniyeti dört duvar arasına hapsettik. Çağdaş ve Laik bir İslam ve insaniyet modasını inşa ettik, doğru ya gücün olduğu yerde iman itattı gerektiriyormuş. Ne güzel Pazar oh! Yemeden yanına uzan! Ne diyelim iman olmayınca; istibdat, barışın gereği, küfür, imanın gereği lanse edilir oldu.

Bediüzzaman şunu der: “ İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından kurtulabilir. İnsan nuru iman ile âla-yı illiyine çıkar, cennete layık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile, esfel-i sâfiline düşer; cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.” Düşünsel/fikirsel üretkenliğin dondurulduğu toplumlarda kölelik başlar, hakla batıl suret değiştirir.

Atasoy Müftüoğlu’nun şöyle güzel bir tespiti var, “İslami üretkenliğin dondurulduğu toplumlarda çözüm üreten, eleştiri ve öneri üreten nitelikli, bağımsız kadrolar bulunmadığı için muhafazakâr lümpenlikler kitleselleşiyor. Muhafazakâr lümpenliklerin kitleselleştiği toplumlarda entelektüel hegemonya diktatörlüğünü rahatlıkla sürdürebiliyor. Toplumlarımıza dayatılan modern/seküler referans sistemi, Müslüman aklını sömürgeleştirdiği için İslami içeriğin sınırlarını/çerçevesini/ işlevini, dayatılan içerik belirliyor. Müslüman aklın bağımsızlaşabilmesi için sembolik/biçimsel/folklorik özgürlüklerle iktifa etmek yerine, yapısal/ ontolojik gerçek özgürlük imkânları üzerinde çalışmak gerekiyor. Radikal edilgenlikler kararlı ve kesin bir “ Hayır” deme iradesiyle birlikte aşılabilir. Her kendilik, nihai kesinliklere sahip olmayı gerektirir.

İnsanlığın iman edeceği, ayağımız taşa deyince kendimizden bileceğiz bir anlayışın var olması dileğiyle…

Sevgi ve esenlikle…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum