1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Gelli Heval û Hogırên heja,Hun gış bı xer hatın.Ser serân û ser çavân hatın..
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Gelli Heval û Hogırên heja,Hun gış bı xer hatın.Ser serân û ser çavân hatın..

A+A-

 

Gelli Heval û Hogırên heja,Hun gış bı xer hatın.Ser serân û ser çavân hatın..

Beri her tışti,ez DİTAM’e piroz dıkım jı bo vê xebata vani,piroz u bı rumet.Lewra aşiti,xwestına aşitiye navê hebuna jiyaneyı.Vê xwestına piroz encex insanê baş kanı bıkı.

Mı dı xwest ez axaftına xwe hettani dawyêbı zımanê xwe bıkım.Lê mıxabın jıber dagırkeriyê ne ez kanım mıjara xwe gışşi binım zıman.Û ne hınık hevalên me kanı hettani dawye sebırbıkı lı zımanki cuda guhdari bıkı.Jı ber wi hawi ezê beri her tışti jı dayika xwe,dı pêre jı we desturê bıxwazım,û derbasi tırki bıbım. Jı bon gı em derdê xwe baş bıhev fâm kırın bıdın…

Değerli arkadaşlar ve dostlar,

Hepiniz hoş geldiniz. Baş göz üzre geldiniz.Sözlerime başlamadan önce DİTAM’ı, bu kutlu ve değerli çalışmasından dolayı canı gönülden kutlarım, hepinize hoş geldiniz, diyorum...Çünkü barış,barışın istenmesi yaşamın öbür adıdır.Bu kutsal talebi ancak erdemli insanlar yapabilirler.

Ben isterdimki konuşmamı sonuna kadar ana dilimle yapabileyim.Ve fakat bize dayatılan asimilasyondan dolayı bunu sürdüremeyeceğimi biliyorum.Biliyorum ki bazı arkadaşlarımız da bilemedikleri bir dilden bir konuşmayı sonuna kadar dinlemeye güç yettiremeyecekler.Bu yüzden her şeyden önce öncellikle anamdan ,sonra sizlerden özür dileyerek Türkçeye geçeceğim.Amaç birbirimize derdimizi iyi anlatabilelim…

KÜRT VE KÜRDİSTAN COĞRAFYASINDA BARIŞI ARAMAK!...

Barışı hem bu coğrafyada, hem bütün dünyada hemen arayıp istemek insan oluşumuzun en belirgin özelliğidir. Bunu acilen hem arayalım hem isteyelim ama nasıl?

Konumuz Kürt ve Kürdistan coğrafyasında barışı arama.Öyle ise, öncelikle bu coğrafyanın belli başlı özelliklerini, tarihi süreçlerini, dününü ve bu gününü özetle masaya yatırmamız gerekir.Ardından insanlığa ve İslama göre barış nasıl sağlanır?...Kürtlerin bu gün bu halde oluşlarından birinci derecede sorumlu olan Arap,Türk ve Fars ulus devletlerinin ve bu devletlerin işledikleri bütün zulüm ve katliamlara büyük ölçüde destek verip katkı sunan milletlerinin Kürt barışından ne anladıklarına.En son da Kürtlerin bu barıştan ne anladıklarına,ne istediklerine bakmamız gerekir…

Şimdi Kürtleri ve Kürdistan coğrafyasını sanırım hepimiz üç aşağı beş yukarı biliyoruz fazla detay ve tekrarlara girmemize gerek yok.Bu yüzden daha çok neleri yaşadıklarını birkaç cümle ile özetleyelim: ondan sonra barışa dair konuşalım:

Kürtlerin Ortadoğu’daki varlıklarının başlangıcı 6-7 bin yıla kadar gider. Topraklarına, bin yıllardır Kürdistan denilmiştir. Buraya başka bir yerden gelmemişler. Yani kendi topraklarının asli sahipleridirler.

Kürdistan, bütün semavi dinlerin ana vatanıdır. Her üç semavi dinin nerede ise bütün peygamberlerinin ya doğum yeri Kürdistan’dır. Ya ölüm yerleri, ya da Kürdistan’da hayat sürdürmüşler. Dolayısıyla pek çok din, inanç ve mezhebin çıkış kaynağıdır.

Kürdistan, tarih boyunca hep önemli bir jeo stratejik kavşak noktası olmuştur. Tarım ve hayvancılığının ilkin ortaya çıktığı yerdir. Tarım, Ziraat ve ticarete dair ilk yasaların yazıldığı mekândır. Önemli ticaret ve suyollarının geçtiği bir yerdir. Büyük bir yer üstü ve yer altı zenginlik kaynaklarına sahiptir. Günümüzde büyük petrol, doğalgaz yatakları ve güçlü bir içme/ tarım suyu kaynaklarının çıkış kaynağıdır. Farklı, din, millet ve kavimlerin kesişip buluşma noktası olmuştur. Bu yüzden tarih boyunca pek çok ciddi savaşa mekân olmuştur. Kürdistan coğrafyasının uzunluğu takriben batıdan doğuya doğru 500.000 Km. Genişliği ise 200.000 Km’dir.

Kürt nüfusunun ana çoğunluğu Müslüman- Sünni ve şafidir. İslamın başta Alevi- Caferi mezhepleri olmak üzere Hanefi, maliki, Hanbelî… Mezheplerine mensuplar. Geri kalan Kürtler Ezdi, Zerdüşti, Asurî, İsevi, Musevi, Şemsi, Yaresan, Keldani, Kakai… gibi din ve inançlara sahipler. Kürtler bütün din, mezhep ve inançlarıyla dindar ve muhafazakâr bir toplumdur.

Kürdistan’da anadil Kürtçedir. Çoğunluk itibariyle Kürmanci, Sorani, Gorani, Zazaki-Dimili, lori lehçeleridir. Bunun yanında Kürtler, zorunlu olarak Türkçe, Arapça, farsça, Türkmence’yi öğrenmişler. Süryanice, Ermenice, İbranice, Azerice, Rusça konuşan Kürtler de mevcut.

Kürdistan, Milattan sonra 1000’li yıllardan önce Bizans, Pers ve Sasanilerin egemenliğine girmiş. 1000’li yılların sonrasında ise artık Müslüman idarelerin kontrolüne girmiştir. Önceleri Emevi, Abbasi, Selçukluların, daha sonra ise bir kısmı İran’ın, bir kısım ise Osmanlıların egemenliğinde kimi zaman özerk, kimi zaman yarı özerk olarak 19’cu y.yıla kadar geldi.

19’cu y.yılın başlarında başlayan 1’ci dünya savaşı sonrasında bu sefer 5- 6 parçaya bölünüp 5- 6 ülke arasında pay edildi. Bu paylar büyüklük sırasına göre Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya’dır.

Kürdistan’ın nüfusu, ortalama 50 ile 70 milyon olarak varsayılıyor. Çünkü işgalciler, Kürtler, varlıklarının ve güçlerinin farkına varmasınlar diye, bu güne kadar objektif bir nüfus sayımlarına bile izin vermediler. Bu nüfusun tahmini olarak 25-30 milyonu Türkiye’de,9-10 milyonu ırakta, 7 milyonu İran’da,3 milyonu Suriye’de geri kalan nüfus ise diğer arap ülkeleri, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Avrupa ülkeleri ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşıyorlar.

Ne acıdır ki, bu kadar kalabalık bir millet, Ana dili, kültürü ve değerleri, adı geçen ülkelerin çoğunda asla kabul görmez, temel insan haklarından bile mahrum, her türlü zulme mahrum bir yığın olarak varlığını sürdürmektedir.

Kürtlerin toprakları, 19’cü y.yıla kadar İran ve Osmanlı gibi idarelerin egemenliğinde kalmışlarsa da dil, kültür, geleneklerini, değerlerini, varlıklarını… Koruyarak taşıyabildiler…

Ancak,19’cu y.yılda gelişen tekçi, inkârcı ve asimileci ırkçı politikalar, Kürtlerin artık millet olarak varlıklarını koruyabilme şansını nerede ise ortadan kaldırdı. Hangi parçada ve hangi devletin egemenliği altında kaldılarsa kalsın, değişen pek bir şey olmadı. Yeni nesiller bulundukları her yerde çok ciddi bir fiziki ve özlerinden kopartıcı, asimileci ırkçı politikalara maruz kalıyorlar.

Bu bağlamda özellikle Türkiye, ırak, iran ve Suriye gibi devletlerde 19’cu y.yıldan bu yana Kürtlere uygulanan fiziki kıyımcı ve asimileci ırkçı politikalar, insani bütün sınırları zorlamış durumda.

Kısacası Kürtlerin bu her dört ülkenin içindeki son yüz yıllık tarihlerine çok özet olarak katliam, kıyım, hapis, sürgün, talan ve asimilasyon tarihi diyebiliriz. Çünkü detayları için ciltler dolusu kitap yazmak gerekiyor. Zaten yazılmış da… Bu nedenle sadece somut birkaç olay ve olgu üzerinden konuyu özetleyeceğiz:

Türkiye’de cumhuriyet devrinde Agıri,Piran,Sason,Dersim,Zilan,33 Kurşun olayı.Seyit rıza ve Şeyh Saidin idamları. 90’lardaki köy boşaltmalar ve faili meçhuller furyası.Roboski katliamı,Son yanlış Hendek faciaları ve Feci Katliamları,ve sonrasında gelişen yeni göçler ve sefaletler…Ve yüz yıldır Kürdistan’dan hiç eksik olmayan sıkı yönetimler. Darbeler ve olağandışı hal yönetimleri altında sürdürülen esaret yüklü bir yaşam… Cumhuriyetin ilanından bu yana bu katliamlar hiç durmadı diyebiliriz. Sadece isim ve şekil değiştirdiler…

Türkiyede son yıllarda dindar görünümlü iktidarların başa gelmesi maalesef olayı çözmediği gibi, içinden daha da çıkılmaz bir hale getirdi. Çünkü hem Kürtlerin hem Türklerin ortak kutsiyet atf ettikleri dini değer, kavram ve normları sadece Türklerin lehine ve çok pervasızca kullandı. Kürtler dün kendilerine sadece Dindar olmayan Türklerin zülüm ettiklerine inanıyorlardı.

Bu gün ise artık çok net olarak kendilerine dindarım,müslümanım diyenlerin de bu zülmün icracıları olduklarına inanır hale geldiler.Çünkü Roboski faciasından bu yana çok somut zülümleri yaşadılar… Türkiye’nin özeti kısaca bu.

İran’da Kadı Muhammed’in idamı ile başlayan zulüm bu gün adı İslam cumhuriyeti olan bir ülkede hemen her gün birkaç kürdün resmi olarak vinçlerle idamları söz konusu…

Irakta şeyh Abdul selam Barzani’nin idamı, Halepçe, Enfal katliamları. Son Kerkük, Musul ve Şengal katliamları, işidin canavarca barbarlığı.

Suriye’de hala kimliksiz yaşayan Kürtler. Âmudê Sinemasında diri diri yakılan Kürt Çocukları. Baba ve oğul Esadın zulümleri. İşid barbarlığının somut bir eseri olan Kobani Direnişi ve bu gün ise hiç yaşanmaması gereken bir Afrin olayı…Zira bu faciayı doğru bir temelde konuşmak bile yasak…Bütün bu olaylarda hayatlarını kaybeden Kürtlerin gerçek sayılarını bulmak çok zor. Ancak milyonlarla ifade etmek mümkün.

Kürdistan’da bütün bunlar olup biterken Kürtlerde kendi güç ve kapasitelerine göre elbette boş durmadılar. Her parçada çeşitli legal veya illegal parti, örgüt, hizip ve cemaatler kurdular.

Ancak Kürtlerin işgalcileri onlara karşı, zaten hiçbir zaman rahat durmadılar. Ellerindeki resmi devlet askeri gücü ve nüfuzlarına ilaveten, hem sıradan halka, hem Kürt yapılarına yönelik el altından çok farklı istihbari amaçlı parti, cemaat, örgüt ve dernekler kurdular. Kürt yapı ve şahsiyetlerinin Kimilerine suikast düzenlediler. Kimilerinin içlerine sadık elemanlarını salarak Kürtleri çok ciddi bir hedef ve amaç sapmalarına uğrattılar. Uğratmaya devam ediyorlar...

Kürtler millet olarak, şu anda bu parti, örgüt ve hizipler karmaşasında adeta lime lime olmuş, kıble ve istikametlerini kaybetmiş durumdalar. Kim nerede duruyor? Kim hangi güce hizmet ediyor, belli değil. Kürtlerin, bu işgalciler karşısında Kürdistan’ın bütünlüğünü ve Kürtlerin birliğini savunmaları, zaten ölümcül, ağır bir suç… Ancak feci olan artık bu suçun, bir takım ideolojik ve dini sapmalarla malul, çeşitli Kürt hizip veya cemaatler tarafından da, güya Kürd ve Kürdistan’a hizmet adı altında işleniyor, savunuluyor olmasıdır. İşgalciler adına artık onların iş tutmalarıdır. Bunun somut örnekleri bütün parçalarda çok acı bir şekilde yaşanıyor ne yazık ki…

Bilim, iletişim ve teknolojinin zirve yaptığı bir dünyada, bu gün artık hemen her milletin kendilerine ait toprakları/ vatanları vardır. Onların birey, toplum/millet olmaktan kaynaklı çıkar ve değerlerini koruyan bir devletleri vardır. Kimi Milletler, belki bazı zorlamalar sonucu parçalanmışlar. Ancak yine de söz konusu çıkarlarını koruyan bir devletleri mutlaka vardır.

Buna aykırı düşen tek istisnai millet, ne yazık ki Kürtlerdir… Çünkü bu gün dünya genelindeki nüfusları 50 ile 70 milyon civarında olduğu tahmin edilen Kürtlerin hem toprakları 5-6 parçaya bölünmüştür. Hem de bu parçaların haklarını, dahası varlıklarını koruyabilecek, kendilerine ait ne bir yapıları ne de bir devletleri vardır... Bırakın terörist falan olmayı.24 saat camiden çıkmayan bir Hacı, Hoca, Şeyx,Ûlema bile olsanız,Kürtler için bir devlet talebinden söz etmeniz dahi çok ölümcül bir suçtur...Bu suçun tanım ve cezası hem Anayasa, hem yasalarda çok net olarak ortaya konmuştur.

Üstelik yukarıda da değinmiştik, Kürtlerde en az bu milletler kadar Müslüman bir millet. Peki, kendine hak ve helal olarak gördüğün bir şeyi neden şu Kürt din kardeşlerin için de bir hak olarak görmezsen. Bu hakkın hayata aktarımı için yardımcı olmazsan, bu kardeşliği ve barışı nasıl sağlayacaksın?

Mevcut duruma bakılırsa Kürtler, bütün dini, mezhebi varlıkları ve inanç guruplarıyla Kürt bireyi, Kürt milleti olarak kalamama, varlıklarını sürdürememe, kendi topraklarında kendi değerlerini koruyamama gibi çok ağır bir ırkçılık, asimilasyon ve imha ile karşı karşıyadır. Üstelik bunu yapanlar “gâvurlar” falan değil. Kendilerine “din kardeşlerimiz” diyen Türkler, Araplar ve farsların sahip oldukları devletler ve hükümetler yapıyor. En kötüsü de, bunu din/İslam kisvesi altında yapıyorlar…

Peki, büyük ekonomi ve askeri güçlerin, tekçi bir zorbalıkların hâkim olduğu günümüz dünyasında. Etrafları bu kadar Zorba Diktatörlükler ile kuşatılmış olan Kürtler, bu halleriyle, Ortadoğu’da bir millet olarak bireysel ve toplumsal varlıklarını koruyabilecekler mi? Bu mümkün müdür? Böyle bir dünyada savaşın olmaması, barışın olması mümkün müdür..?

Şimdi mesela Türkiye’yi ele alalım. Bu ülkede 25 ile 30 milyon kürdün yaşadığı varsayılıyor. Bu Kürtler devlete vergi veriyorlar. Askerlik yapıyorlar. Devletin verdiği kafa kâğıdını üzerlerinde taşımak zorundalar. Devletin koyduğu bütün yasa, genelge, yazılı, yazısız kaide ve kurallara uymak zorundalar…

Peki, modern hukukta, kadim öğretilerde devlet ve vatandaş hukuku, BM, AB müktesebatı devlet vatandaş sözleşmesini nasıl yazmış. Yükümlülükleri nelerdir? Bundan haberimiz var mı?

Şimdi ben bütün bu yükümlülükleri yerine getiren Kürt bir vatandaş olarak desem ki ey devlet, ben sana karşı bütün yükümlülüklerimi yerine getirdim. Zaten yerine getirmemek gibi farklı bir şansım da yok. Çünkü ceza alırım. Peki, senin bana karşı yükümlülüklerin nerede?Benim için neler yapıyorsun?

Ben bu ülkede 30 milyonum. Beşikten mezara kadar, yaşamın her alanında dilimi hayata uyarlama hakkımı istiyorum. Benim bu hakkıma adam gibi sahip çıkabilecek bir devlet kurumu var mı? Bana sahip çıkacak bir toplum kesimi var mı? Yoksa hemen bir “terör örgütüne üye olmamakla birlikte,örgütün propaganda ve amaçlarına hizmet eden bir bölücü-terörist muamelesi ile davalarla mı boğuşacağım..?Ben sizleri bilmem ama benim hayat tecrübem ve kalbim bana ikinci şık diyor. Zaten OHAL’deyiz. Çıkana kadar yedi ceddim ağlar her halde.

Diğer bir husus: Bu coğrafyanın ruhu değiştiriliyor. Sadece canlıların değil, toplumların, coğrafyaların da kendilerine özgü bir ruhları var. Bu zorbalıklar Kürt coğrafyasının ruhunu değiştiriyorlar. Ortaokul-lise yıllarımıza kadar Kürt toplumunun % 98’i çok net olarak sadece Kürtçe dilini biliyordu ve bu dili konuşuyordu.Köye, beldeye devlet yetkilisi bir yabancı geldiğinde, aralarında mütercimlik yapmak için başka bir köyden bir muhtarı veya hasbel kader Türkçe öğrenmiş birini getirirlerdi.

Yaşamın bütün öğeleri, dağ, taş, ova, bayır, su, nehir, orman… Her şey Kürtçe şekillenmişti. Öyleki Allahın ismi bile Kürtçe olarak hafızalara naxş edilmişti. Belli sayıda Ûlema hariç, hiç kimse tanrı veya Allahın anlamını doğru dürüst bilmiyordu. Allahın ismi bu coğrafyada Xwuda, Yezdan veya Ellah idi…

Ama bu gün en ücra köşedeki kürt köyündeki çocuk bile kendini Kürtçe ifade edemez hale geldi. Çünkü devletin okulda, camide, kışlada, karakolda, sokakta, pazarda, hastanede, postanede… Uyguladığı baskıcı, asimilasyonist eğitim ve kültür politikalarına ilaveten gelişen iletişim, televizyon, basın, internet ve akıllı telefon kültürü sayesinde Kürtçe, Kürt kültürü artık hafızalardan silinir hale geldi ne yazık ki…

Çünkü devlet bu dilin temel bir yaşam dili olmasını istemiyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sadece göz boyayıcı, oyalayıcı bazı taktikler uyguluyor. Örneğin bu gün ortalama 10-12 milyon Kürt öğrencinin yaşadığı gerek Kürt coğrafyasında, gerekse batı illerinde Kürt çocuklarına Kürt dilini, kültürünü, edebiyatını ve tarihini öğreten kaç tane Kürtçe öğretmeni var? Veya var mı diye sorarsak daha doğru olur galiba… Neden kürt vatandaş bu devlete resmi ve zorunlu olarak verdiği vergilerle kendi çocuklarına neden resmi ve zorunlu alarak kendi yaşam dilini, ana dilini öğretemiyor?

Diğer bir husus:Neden uçaklarda,hava alanlarında,metrolarda,hastanelerde ve diğer kamusal alanlarda,hukuk,eğitim,sağlık bu ülkede yaşamayan hemen hemen bütün milletlere mensup insanların anadilleriyle anonslar,bildirimler var,ama bu ülkede yaşayan 30 milyon Kürt vatandaşın anadili,yaşam dili olan Kürtçe ile bir Anons,bir geri bildirim yok?Peki bu vatandaşlar kendilerini nasıl bu ülkeye ait,nasıl eşit haklara sahip değerli vatandaşlar,insanlar olarak hissedecekler?...

30 milyon kürdün yaşadığı bir ülkede her kürdün şu veya bu şekilde ya devlet veya millet gücü ile türk olmaya zorlandığı bir havzaya barış falan gelemez. Ancak ve ancak savaş gelir.

Özetle bu koşullarda, bu kafa ile siz ne yaparsanız yapın bu topraklara, bu havzaya özlenen o barışı asla getiremezsiniz.

O barışı sağlayabilmeniz için bu havzada Türkler, Araplar ve farslar günlük yaşamlarında ister bireysel ister toplumsal olarak hangi hakların konforunu yaşıyorlarsa Kürtler de o hakları yaşayacaklar. Başka türlüsü eşyanın tabiatına aykırıdır. Aklın, mahşeri vicdanın, insanlığın, dinin kabullerine aykırıdır…

Daha fazla kavganın yaşanmaması için ve eğer siz gerçekten de farklılıklarla bir arada yaşamak istiyorsanız:

1- Ya mevcut ulus devlet formlarının tümünü lağv edip AB gibi yeni bir format ile Türk, Kürt, Arap ve farsları savaşın asla olmadığı bir dünya modeli ile bir arada yaşatmanın yollarını arayacaksınız. Ya da mevcut milletlere bir hak olarak gördüğünüz devlet olma hakkını Kürtlere de vereceksiniz.

2- Din, dil, Eğitim, hukuk, siyaset, Kültür, maliye… Kısaca yaşamın her alanında bütün insanları eşit haklara sahip yeni bir yaşam sözleşmesini ön plana çıkaracaksınız…

3-Bu toplumda genel bir helalleşmeyi sağlayan genel bir af ilanı yapacaksınız. Bütün cezaevlerini, dağları boşaltacak hukuki bir zemin hazırlayacaksınız.

Sadece belli bir ırkın lehine olan Şehit, vatan, millet, Sakarya edebiyatını hem devlet, hem millet olarak terk edeceksiniz. Çünkü bu ülke sadece belli bi ırkın veya milletin değildir. Hiçbir milleti ayak oyunlarıyla yok sayma uyanıklığını artık mecburen terk edeceksiniz. Her milleti olduğu gibi, kendisi olarak kabul edeceksiniz. Kürd, Türk, Arap, Fars… Müslüman, Yahudi, Hıristiyan… Kim ne ise onu olduğu gibi kabul edeceksiniz.

4-Sadece bir Din, mezhep veya ırkı yücelten imhacı, inkârcı, öldürücü ırkçı bir toplumsal dili kesinlikle yaşamın dili olmaktan çıkaracaksınız.

5- Hem devletlerin, hem örgütlerin terör tanımına giren hiçbir faaliyetlerini asla hoş görmeyeceksiniz. Kürt coğrafyasının kalbini parçalayan bütün sınırları, karakolları, beton duvarları ortadan kaldıracaksınız.

24 Şubat 2018/ Amed

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.