1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. HALEPÇE KATLİAMLARI ARTIK SON BULSUN !!!
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

HALEPÇE KATLİAMLARI ARTIK SON BULSUN !!!

A+A-

96765.jpg

 

Dünya insanlık tarihinde Kürt milletinden başka, son yüz yıllarına, bu kadar dramatik katliamları sığdıran, yaşayan başka bir millet var mı acaba? Sanırım olmasa gerek…

Dün Agıri, Dersim, Piran, Zilan, Sason, Mehabet, Çarçıra…Bugün17.500 faili meçhul Olay. Roboski, Şengal,Kobani,Kerkük, Afrin ve Halepçe….

Bundan 30 yıl önce bu gün, yani 16 Mart 1988 yılında Halepçe’de bir katliam yaşandı. Uzun soluklu insanlık tarihi pek çok katliama tanıklık etmiştir. Ancak buna benzeri katliamlar çok az görülmüştür… Çünkü bu katliam kelimenin tam anlamıyla bir insanlık dramıdır.

Zira Halepçe katliamı bütünüyle kendine özgü bir trajediyi kendi içinde barındırıyor. Bu trajedinin adı planlanmış, tasarlanmış bir vahşet ve barbarlıktır.

Bu barbarlığın temelinde inkârı ve imhayı esas alan nasyonalizm yatıyor. Kendisi dışındaki bütün farklılıkları düşman bilen bir tahammülsüzlük ve katliamcı bir ruh halinin ırkçılığı yatıyor. Çünkü Halepçe’de karşılıklı bir savaş yaşanmamıştır. Bir isyan falan da yaşanmamıştır. Sadece tek taraflı ve hunhar bir saldırı yaşanmıştır. Olayın gelişimi şu şekil olmuştur… Irakta kalan Kürdistan topraklarında Halepçe’den önce Enfal katliamları yaşanıyor.

Enfal katliamları:

(Enfal, 12): “Rabbin meleklere, 'Ben sizinleyim, inananları destekleyin' diye vahyetti. 'Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına' dedi.” (Enfal, 12)

Bu Enfal katliamlarında 150.000 ile 200.000 insanın kaybından söz ediliyor. İnsanlık tarihinde buna benzer trajedilere çok az rastlanır.

Enfal katliamlarında insan öldürmek için kullanılan yöntemlere bakıldığında insanoğlu insan türünün barbarlığından hem ürküyor hem utanıyor.

İnsanı -4 metre yüksekliğindeki bir kanalın içine canlı olarak atıp, kepçelerle üzerine toprak dökerek boğmak gibi. Ya da arkadan sıkılan silahlarla insanı o çukurun içine düşürmeye zorlamak gibi…

Saddam Hüseyin Kürtlere enfal katliamlarını Şubat 1988’den itibaren şiddetlendirdi. Buna karşın İran ordusu Zafer-7 Harekâtı adlı genel bir taarruz başlattı.

Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne bağlı Peşmergeler de İran ordusu ile işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girdi. Saddam, İran ordusunu durdurmak için 'Kimyasal Ali' lakaplı Komutanı olan Korgeneral Alî Hasan al-Majîd al-Tikritî'ye zehirli gaz bombaları kullanmayı emretti.

16 Mart 1988'de zehirli gaz bombalarını taşıyan 8 adet MiG-23 uçağı Halepçe kasabasına bombardıman düzenlendi. Saddam’ın uçakları Halepçe havzasını gece uykusunda yakaladı. İnsanlar ve diğer canlılar ansızın gelen bu merhametsiz ölüm yağmurlarından hiçbir yere kaçamadılar. Ve hemen hemen hiç kimse kurtulamadı… Böyle bir şansları zaten yoktu… Kurtulan çok çok az kişi ise on binde bir bir şans ve adeta bir mucize eseri kurtuldular.

Edinilen bilgilere göre Halepçeye en yakın yerleşim birimleri ve dünya kamuoyu bu katliamdan bir gün sonra haberdar olabiliyorlar. Bir umut, erken haber alınabilseydi belki pek çok insanın hayatı kurtula bilinirdi. Ama anlaşılan caniler her şeyi önceden planlamışlar, bu umut yeşermedi.

Resmi rakamlara göre 5.000 insanın öldüğü, 7.000’in ise yaralandığı beyan ediliyor. Ancak sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu tespit edildi.

Halepçeliler, belki de daha güvenli yarınlar adına komşuları olan İran devletini zımnen desteklediler. Hayatta kalma adına, başka bir seçenekleri var mıydı doğrusu onu bilemiyoruz, ancak net olarak bildiğimiz bir şey var,o da şudur: Halepçeliler böylesine toplu halde ölmeyi, 5.000 kişilik bir şehitlik açmayı tahayyül bile edememişlerdir.

Halepçe’de sadece insanlar ölmedi. İnsanların beş-on kat fazlası büyük-küçükbaş hayvan, milyonlarla ifade edilebilinecek kuş türü, börtü-böcek öldü. Özetle orada canlılara yönelik bir soykırım, bir doğa katliamı yaşandı.

Halepçe katliamının belki de gerçek adı, insanoğlunun eliyle bilinçli bir şekilde tasarlanmış, bile isteye yaşatılmış tam bir insanlık katliamı, bir çevre felaketi ve bütün canlılar için tam bir soykırımdır.

Bu özellikleriyle, bu tablonun bir benzerinin Ortadoğu’da, Müslüman coğrafyada, belki de dünyanın hiçbir yerinde yaşanmadığını görmüş oluruz. Halepçe olayını farklı kılan da budur.

Yüreği hem kendi milletine, hem de bütün insanlığa yapılan zülüm, katliam ve haksızlıklara yanan bir bir ferd, eli kalem tutan bir insan olarak, 30’uncu yılında Halepçe, Enfal şehitlerini ve Kürtlerin hak ve hukukları için canlarını feda eden bütün Kürdistan şehitlerini rahmetle anıyoruz.

Kürt tarihinde bir daha bu ve benzeri katliamların yaşanmaması için bütün Kürt yapılarını kalıcı bir ittifak, güç ve kuvvet birliğine davet ediyoruz. Ve bu güç ve kuvvet birliğinin Kürdistan topraklarını bu ve benzeri mazlumiyetlerden kurtarmaya vesile olmasını en halisane duygularla Yüce Mevla’dan diliyor ve istiyoruz.

Şimdi sözü şiire bırakalım:

ON YEDİ MART DESTANI (x)

 

Takvimler on altı martı gösterir katil duvarlarda

O gün tanımsız bir bayram yaşanır gülüşen bulvarlarda

Asırlardır beklenip de gelmek bilmeyen

Zalim bir sevgiliyi haykırır insanlar

Uçan kuşa, esen yele…

 

Kutlu bir kitabın kavlinden alınma bir haberi muştular,

‘AZADİ AZADİ’ diye yeri göğü birbirine katar naralar.

Bir an için bile olsa Azad olduklarını sanırlar

Korkunç ölümlere gebe Halepçe sokaklarında.

Bütün günleri birbirine benzer sanırlar.

Bilmezler ki on yedi Mart’a eşittir

En inanılmaz vahşetler…

 

Yirminci asrın son çeyreğinde

Tarih bir kez daha cinnet geçirir.

Çok kara kahpe oynar emperyalizm.

Bir fahişenin bütün maharetlerini sergiler faşizm.

Her biri üstüne düşeni fazlasıyla yapar.

Batısı Hardal Gazı,

Doğusu Napalm Bombaları,

Güneyi de Petro-Riyaller tutuşturur ellerine türedilerinin.

Ve ‘En vahşi’ rolünü çok iyi oynar nesebi gayri sahih türedileri.

Ölüm kusan bulutlarla adlarını yazdırırlar

Kirli sayfalarına tarihin.

 

İşte o an katil duvarlarda takvimler

On yedi martı gösterir.

Tarih cinnet geçirir ooy!...

Bir kırlangıç kadar uçarı,

Bir çocuğun yüreği kadar masum

Halepçe semalarında.

Gök ölüm kusar yer ölüm,

Bulutlar ölüm kusar yel ölüm.

Yıldız yıldız kan ağlar semaları Halepçe’nin.

 

O gün analar ölür

Hüznün ve çilenin diğer adı analar.

Kurşunsuz bir ölümle babalar ölür

Ki utanırlar onlar, kurşunsuz gelen ölümlerden.

Canhıraş bir nefes ile

Dedeler ve Neneler ölür

Yüz hatları ülkem kadar çileli,

Bakışları asırlık kinler kadar derin

Dedeler ve Neneler ölür…

 

Saçları ülkem kadar perişan

Ruhlarının orta yerinden parçalanmış bir yürekle

Gencecik kızlar ve gelinler ölür.

 

Bir de çocuklar ölür oooy!

Yürekleri kırlangıçlar kadar uçarı,

Elleri kır çiçekleri kadar güzel

Ve sevecen çocukları ölür ülkemin.

Ansızın gelen karabulutu

Ansızın gelen kara ölümü

Bir gün ortası uyuklaması belleyerek,

Birazdan uyanmak,

Ve yarım kalan oyunlarına

Birazdan başlamak hayaliyle

Hiçbir şeycikler anlamadan kapattılar gözlerini.

Ve bir daha da açamadılar sonsuza kadar.

Çünkü yine kanlarını içtiler onların

Cani ve obur Dehaklar.

 

Tarih yine cinnet geçirir oooy!

Zülüm çok kara kusar Halepçe’ye.

Ölüm ayırımsız iner

Her cana her şeye.

Ülkemin masum çocukları

Bir kez daha aldanırlar

Kaypak güneşine martların.

Bir kez daha avlanırlar ateşine,

Emanet sevinçlerin.

Yanlarına kar kalmadı,

uçarı coşkuları o güzelim çocukların.

 

Ama kapkara bir cinnet hiç ürkütmedi

Karagözlerini onların.

Kıramadı umutlarını, bozamadı yeminlerini

Bir kez daha çoğalttı öfkelerini,

Bir kez daha harladı ateşini, sevdalarının,

Bir kez daha temizlediler namlularını,

Boylarını aşan mavzerlerinin…

 

Ve kuşanıp tırmandılar dağlarına Halepçenin

Daha gür bir sevdayla

Tekrar diktiler bayraklarını,

En diri başlangıçla yeminlerini tazeleyip

‘AZADİ ATEŞİ’ni bütün çağlara haykırdılar.

 

Ve Allah adına,

Mazlum halklar adına

Kurşunlara yüklediler bütün türkülerini

Kara bir ölümden arta kalan Halepçe’li Çocuklar.

 

                                                                                          (Sedat Doğan,İst. Mart 1988)

--------------------------------------------------------------------------------------------------

(x) Bu Şiir Mizgin Dergisinin 2005 yılında Halepçe katliamının yıl dönümü münasebetiyle Düzenlediği ”HALEPÇE KATLİAMI” ŞİİR yarışmasında ikincilik ödülünü aldı. Ve Mayıs 2005-sayı:10’da yayımlandı.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum