1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. HAYATI, HANGİ DEĞERLER ÜZERİNE İDAME ETMEK GEREKİR.
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

HAYATI, HANGİ DEĞERLER ÜZERİNE İDAME ETMEK GEREKİR.

A+A-

İnsanoğlu, varlık âlemi içinde seçme özgürlüğüne, irade etme hakkına sahip tek varlıktır. Filleriyle, söyledikleriyle, yaptıklarıyla sorumlu olan varlıktır. Aynı zamanda hürriyet isteyen, bu uğurda mücadele eden şuurlu varlıktır, insanoğlu. Peki, bu kadar değerli vasıflara sahip olan bir varlık, hayatını hangi değerler üzerine inşa etmeli? Güçlünün yanında mı olmalı? Haklının yanında mı olmalı? İnsanoğlu, hayatın bu yönünün iyice tefekkür etmelidir. Gerçi günün rüzgârı ve egemenler, zihinler üzerinde o kadar tesir bırakmış ki, iradesiz bir makineye dönüştürülmüş durumunda insanoğlu. Makina isteneni yapar, insan varlığının manasına vakıfsa hak olanı yapar. Bunun içindir ki, hak şuuru aşılar, batıl makineleşmeyi diler.

İnsanoğlu, hakkı, haykırması gerekirken, doğruyu dilendirmesi gerekirken günün, dönemin mevcut egemenlerin doğrularını savunur hale gelmiştir. Gerçi insanoğlu yaradılışın hikmeti ve gayesini unutunca olacak, mevcut durum budur. Hakka hadim olmazsa insan, batılın sözcüsü olur. Bunu yaparken hak kabıyla, rengiyle batılı pazarlar… Batıl için her yol; mubahtır, kanundur, helaldır, anlayışı gelişir. Tabi kanun olan her şey helal mi orası farklı bir mevzu gerçi ama helalin sınırını beşeri kanunlar belirlediği için helal olandan çok kanun olan meşru görülür olmuş. Tabi bu durum güçlü olan için geçerli bir durumdur.

Peki, yaşam serüvenimiz hangi değerler üzerinde idame oluyor? Hangi kulağın sözü, sözcüsü oluyoruz bunu hiç düşündük mü? Kanımca irdelenmesi ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir mevzudur. İnsan, ilahi hitaba muhatap bir varlıktır. Nitekim yaratılan her varlık, ya doğrudan ya da dolaylı olarak, insana hizmet eder. Bunun için hayat serüveninin her anın muhasebe ederek geçirmesi lazımdır. Yoksa insanın hizmetine sunulan her şey insanda hak talep edecektir.

Üstad Bediüzzaman şunu der: “ Ey kendini insan zanneden insan kendini oku! Hayvan ve camit olma ihtimalin var.” der. Demek insan, duruşuyla, fiilleriyle, sözleriyle, fikirleriyle her zaman hakka taraf olmalı, hakkın inşası için nerede durduğuna dikkat etmelidir. Yani hak kimden gelse kabul etmeli, zulüm kimden gelirse karşı olmalıdır. Yoksa padişah soytarılarından bir farkı olmaz. İnsanın çalması gereken(Burada çalmak derken; istemek, dilemek yoksa cebe indirmek değil…) bir kapı varsa o kapıda halıkın kapısı olmalıdır. Yoksa halkın kapısında dilemenin neticesi zillet olur, alçalmak olur. Peki, insan nasıl bir duruş sergilemeli ve insanın nerde durması gerekir? İnsan, vicdanına şu soruları sorması gerekmez mi?

Güçlünün yanında mıyım? Haklının yanında mıyım? Doğrunun yanında mıyım? Batılın yanında mıyım? Ezenin yanında mıyım? Ezilenin yanında mıyım? İzzetin tarafında mıyım? Zilletin sözcüsü müyüm? Çıkarın tarafı mıyım? Yoksa hukukun tarafı mıyım?

İlahi adaletin tecellisi için mi mücadele ediyorum? Yoksa siyasi partimin, hizbimin, tarikimin, aşiretimin temel felsefesi için mi mücadele ediyorum? Bunu iyice düşünmesi gerekir insanoğlunun. İnsan, her fillinde mesul bir varlıktır. Zerre miskal her şeyden hesaba çekileceğini ilahi hitabın vurguladığını unutmaması gerekir. Gerçi hak için işiten kulağın, hak için gören gözün, hak için hareket eden her vicdan bunu içselleştirip bilmesi gerekir.

Çünkü ilahi hitap insana, “ Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” der. Doğruyu, hakkı, hakikati söylemek için cesaret gerekir. Cesaret var olmanın, varlığın temel teminatıdır. Bütün mücadelelerin, bütün hareketlerin başarılı olmasının temelinde cesaret ve çaba vardır.

Bunun en güzel örneklerini; peygamberlerin, fikir insanların, hayatlarında görebiliyoruz. Cesaret edip hakkı dillendirenler, her zaman, her daim bir ışık olup karanlıkları dağıtmışlardır. İnsanlara birer yol gösterici, birer pusula, birer rehber olmuşlardır. Hakkı, hakikati tavsiye edenler, tarihin sayfalarında, her zaman kahraman olarak anılmışlardır. Hz. Peygamberin hayatı ortadadır. Hz. Peygamber dönemin, egemen güçleri ondan hakkı konuşmaması için teklif ettikleri her türlü duruma karşı söylediklerine bir kulak verelim belki bize bir ders olur. Hz. Peygamber, “ Siz Ayı, sol, Güneşi ise sağ elime verseniz yine davamdan ve hakkı anlatmaktan vazgeçmeyeceğim.” diyordu.

Hakkın hatırı alidir, başka hatırlara feda edilmez. İnsanoğlu, bu hakikatleri iyice tefekkür etmeli. Yaşamını bu hakikatler üzerine inşa etmelidir. Yoksa hesap gününün mahkemesi çok çetin geçecektir. İnsanın özgür olması, hürriyetini savunması kul olmaktan, iman etmekten geçer. İnsan, iman ettikçe hürriyette o oranda artar. Yoksa halkın hatırı için hak ayaklar altına alınırsa neticesi hüsran olur, azap olur. Örnek mi istersin? Firavun’un, Ebu Cehil’in insanlık tarihinde nasıl anıldıklarını malumumuzdur. Gerçi onlardan aşağı kalmayan; Firavunlar, Ebu Cehiller çağımızda da az değiller…

Unutmamak gerekir ki, hür doğan insanoğlunun, hür kalmasının teminatı cesarettir. Toprağa atılan tohum cesaretle toprağı deler, kendisine yüklenen misyonu lisanı haliyle yerine getirir. Tohum, yeni hayatlara başlangıç olur. İşte her türlü haksızlığa, zulme, adaletsizliğe karşı insanoğlu varlığını ortaya koyup dur diyebilmelidir. Zulüm ve haksızlık kimden gelirse gelsin ona tavır koyabilmelidir. Yoksa, cesaretsizlik, basiretsizlik, çıkarcılık, neme lazımcılık çağımız toplumsal, kaos ve karmaşaların büyük nedenleridir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demekle olmaz, gün gelir o, yılan senide ısırır. Özgürlük isteyen, cesareti azık edinmeli, yoksa söylem kahramanlığı olmak netice vermez. Cesaret, icraata döküldüğü sürece inandırıcılığı olur.

Yoksa sözde mücahitleşmek toplumsal dönüşümleri sağlamaz, hak tecelli etmez, insani özgürlükler elde edilmez. Sözle, eylem bir olacak ki, hak tecelli etsin, insan özgür olabilsin. Eli işte, gözü oynaşta olmak bir şeyi değiştirmez.

Hz İsa şunu der: " Bu halk dudaklarıyla beni sayar ama yürekleri benden uzak, bana boşuna taparlar çünkü öğrettikleri, sadece insan buyrukları." der. İnsanoğlu eğer halk için hakkı feda ederse ona insan olma vasfı yakışabilir mi? Onu da vicdana havale etmek gerekir, nitekim en büyük hâkim vicdandır.

İnsanın, unutmaması gereken önemli bir konu ise ömür sermayesinin nerede, kimin için, hangi uğurda sarf etiğinin sorulacağı meselesidir. Ömür hakka tabi olmakla mı geçti? Yoksa dünya çıkarı için dilencilikle mi geçti? Sorularının sorulacağını unutmamak gerekir. Bu konuda Üstad Bediüzzaman şunu der: “ Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise, ondan az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir. Kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir.” der. Kısa bir ömre sahip olan insan hakka taraf olursa, hakikatı temel alırsa o zaman insan olma vasfına nail olur.

Son olarak Bedüizzaman’ın veciz sözüyle noktalamak istiyorum: “ Ey kendini insan zanneden insan kendini oku! Hayvan ve camit olma ihtimalin vardır.” der. Bu vasfa sahip olmak için insanın duruşu belirleyeceğini unutmamak gerekir. Selam, duayla…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
21 Yorum