1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3.  HÜRRİYET MÜCADELEYLE EŞ DEĞER OLMAK DEMEKTİR. ​​​​​​​
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

 HÜRRİYET MÜCADELEYLE EŞ DEĞER OLMAK DEMEKTİR. ​​​​​​​

A+A-


 

İnsanlığın, insanın özgürleşmesi, özgür ve özgün yarınları inşa etmek için insanın verdiği mücadele başarısız olsa bile başarıdır. Çünkü tohum toprakla buluşmuşsa filizleneceği zamanı bekler, tıpkı bambu ağacı gibi… Yarınlar mücadelesiz inşa olmaz, her zaman çaba emek gerektirir. İnsanlığın tarihsel varlığının temelinde bu durum mevcuttur. Yani hakla, batıl her zaman bir çarpışma ve mücadele halindedir. Bütün ideolojilerin, dinlerin, hiziplerin temel gayesi özgür ve özgün bir gelecek inşa etmek için hareket eder. Bunu yaparken başlangıçta sürekli bir tepkiyle karşı karşıya kalırlar.

Ya egemen güçler, tarafında ya da karşı fikir ve ideolojilerin baskısına maruz kalırlar. Başaranların sırrı ise bitmek bilmeyen bir azimle, mücadeleyle hareket etme metodudur. Özgürlüklerin ve fikirlerin inşa olması; olgu ve süreç olduğu gibi aynı zamanda bu sürecin meyvesidir, ödülüdür, neticesidir. Emeğin neticesi, cesaretin neticesi, istemenin neticesi... Burada kast etiğimiz özgürlükler: Fikri özgürlükler, siyasal anlamda da özgürlükler, edebi anlamdaki özgürlükler, kültürel anlamdaki özgürlüklerdir. Peki, eli cepte özgürlükler elde edilir mi? Tabi hayır…

Yeter ki, bu amaç uğruna mücadeleyi özümseyenlerin nefesi dar olmasın, düşünceleri dar olmasın, ferasetli, kalp ve akılları keskin olsun. Mücadelelerin taraf bulması, fikirlerin kabul görmesi olay değildir ki, hemen kabul edilsin, süreç olduğu için zaman ve mücadele gerektirir. Mücadeleler, derin tefekkürün meyvesidir. Tıpkı bir ağacın dalındaki meyve gibi zamanında önce koparıldığında o meyveden bir tat alınmadığı gibi meyve bir anlamda ifade etmez.  Meyve zamanında daldan koparılmasa yine ondan, netice alınmaz.

Dolayısıyla özgürlükler ve fikri anlamda mücadeleler ağacın dalındaki meyve misali zamanında ve yerinde uygulamaya konulması gerekir. Vaktinden önce veya sonra uygulamaya geçirilirse bir anlam ifade etmez. Eğer fikirler ve mücadele bilinci olgunlaşmadan veya vaktinden sonra pıratize edilmeye çalışılıp uygulamaya konulursa toplumda tepkiyle karşılanır ya da toplumda hazımsızlığa sebebiyet verir.

Çünkü her hareketin, mücadelenin, fikrin bir kritik süreci vardır. O süreci iyi değerlendirmek lazımdır. Tabi bunu yapacak kişilerin penguen misali bir azme ve mücadele ruhuna sahip olması gerekir. Penguenler, kutupların o çetin ve sert soğuğuna rağmen yumurtayı aylarca tüylerinin arasında saklar. Bunu yaparken kolektif bir hareketle, sabırla, azimle yaparlar, tabiri caizse insana ve dava sahiplerine mücadele metodunu gösterirler.

Hiçbir şey bedel ve mücadele olmadan elde edilmez, hele özgürlüklerin ve fikirlerin temel felsefesinde mücadele ruhu ve azmi varsa bunun farkına varmayan hak veya batıl her türlü oluşum yok olmaya mahkûmdur. Peygamberler, davalarını, hakkı, “Allah’ın” mesajını insanlara anlatırken korkusuz ve bitmez bilmeyen bir mücadeleyle bunu yapmaya çalışmışlardır. Demek insan, verdiği mücadele oranında insan vasfını hak eder.

Çünkü her türlü varlık insan aracıyla anlam kazanır. Tabi insan bu vasfının farkına varırsa yoksa eli cepte hiçbir mücadele taraf bulmaz toplumda kabul görülmez. Özellikle gençlerin bu bilince sahip olması gerekir. Çünkü bütün hak ve batıl; hareketler, ideolojiler, fikirler gençler üzerine inşa edilmeye çalışılır. Tabiri caizse bütün bu oluşumların lokomotifi gençlerdir.

Gençlerdeki o enerjinin açığa çıkması için teorik anlamdaki fikirlerin eylem sahasının, zeminin oluşması gerekir, eylem bireyi, mücadele sahibini her zaman diri tutup, fikirlerin taraf bulmasında önemli ve sihirli bir metot tarzıdır. Tabi özgürlüklere susamış ve ona özlem duyanların başaracağı bir durumdur. Özgürlükler hayatın temel taşlarıdır. Özgürlüklerden, yoksun yaşayan, onlardan uzak duran; insanlar, gruplar, topluluklar, toplumlar insan olmanın vasfında ve niteliğinde yoksunlaştırılmış demektir.

Çünkü bütün temel kabiliyetlerin ortaya çıkmasına neden olan mekanizma özgürlüklerdir. Nasıl ki güzelliklerin anlaşılabilmesi için bir nura, ışığa ihtiyaç varsa insanın mana itibariyle kendini tanıması için özgürlüklere ihtiyaç vardır. İnsanın kaderi, insanın verdiği çaba ve mücadele belirler. Yüce yaratıcı “Allah”: “sizin çalışmanızdan, çabanızdan başka size bir şey yok.” diyor. İnsanın, anlamı, bütünlüğü onun himmetinin, gayretinin sonucudur.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli faktörlerden biride; toplumun ve bireyin üzerindeki irade baskılanmasıdır. Serbest ve hür düşünmeyen bireylerin özgür iradesinden bahsedilmez. Özgür irade, olmayınca da insan olmanın manası da olmaz. Yani insan, özgürlüklerle eş değerdir.

Jules Payot şunu der: “ Dünya üzerindeki tüm değerler gibi ahlaki özgürlük de siyasi özgürlük de uğraş vermeyi ve savunmayı gerektirir. Yoğun uğraşların, sebatın ve de becerilerin meyvesi olacaktır. Özgürlüğü hak etmeyen hiç kimse özgür olamaz. Özgürlük ne bir hak ne de bir olgudur, o bir ödüldür. Mutluluk için en elzem, en büyük bir ödüldür.  Bir manzara için güneşin ışığı neyse hayatın tüm olaylarında da özgürlük öyledir. Ayrıca ona ulaşmayan hayatın tüm güzelliklerinden mahrum kalır.” der.  İnsan olmak, özgürlüklerle eş değer olmak demektir.

Yaratılan insan hür yaratılmıştır. Onun iradesine her hangi bir ipotek konulmamıştır, yüce yaratıcı tarafında. Bu da bize şunu gösteriyor: İnsanın iman etmesi için öncelikle özgür olması gerekir. Bediüzzaman, “ Hürriyet ne kadar artarsa iman o kadar parlar, ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. Hürriyet odur ki, ne nefsine nede gayrıya zararı dokunmasın. Yani tam ve mükemmel hürriyet, kişinin firavunlaşmaması ve başkasının hürriyeti ile alay etmemesidir” der. Selam, duayla…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
13 Yorum