1. HABERLER

  2. ÖZEL DOSYA

  3. İdlib:Yeni Osmanlıcılık düştü, sıfır dosttan sıfır soruna
İdlib:Yeni Osmanlıcılık düştü, sıfır dosttan sıfır soruna

İdlib:Yeni Osmanlıcılık düştü, sıfır dosttan sıfır soruna

İdlib, Arap dünyasının birinci gündem maddesi olmayı sürdürüyor. Kentin kaderinin ne olacağı, ABD’nin ve bazı Avrupalı devletlerin İdlib’e bir operasyona karşı yaptıkları açıklamalar,

A+A-

Tahran’da gerçekleşen zirve ve Suriye ordusunun Rusya ve İran desteğiyle operasyon hazırlıklarına devam etmesi Arap basınında geniş bir şekilde konuşulmaya devam ediyor.

İdlib’te ne olacağına dair bir kararın çıkması beklenen Tahran zirvesinde, Türkiye, Rusya ve İran arasında ortak bir tutumun ortaya çıkmaması Arap basınında, “var olan ihtilafların artarak devam etmesi” şeklinde yorumlandı.

Zirveyle ilgili en çok konuşulan konulardan biri de, Türkiye’nin “sadece Nusra Cephesi’ne karşı bir operasyonla sınırlı kalınması” konusunda İran ve Rusya’yı ikna edememesi oldu.

Arap basınında en genel yargı İdlib’te bir savaşın kaçınılmaz olduğu yönünde. Özellikle Rusya’nın ABD’nin uyarılarına rağmen tutumundan en ufak bir geri adım dahi atmaması bu kanıyı güçlendiriyor.

ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan Suriye Devlet Başkanı Esad, Rusya ve İran’a yönelik uyarı niteliğindeki açıklamaları ve Rusya’nın buna cevabı da, bazı yorumcular tarafından, iki süper güç arasında savaş ihtimalinin giderek büyümesi şeklinde yorumlandı.

Bu hafta gündeme damgasını vuran bir diğer konu da Irak’ın güneyindeki Basra merkezli protesto gösterileri oldu. Irak hükümetinin göstericileri ikna edememesi ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, ciddi eleştirilere yol açtı. Arap dünyasının önde gelen birçok gazetesinde gösterilerin çıkmasında “İran etkisi” gündeme getirildi.

‘TAHRAN ZİRVESİNDE İHTİLAF’

Kuds El Arabi gazetesi, Tahran’da gerçekleştirilen zirvede taraflar arasındaki görüş ayrılıklarına dikkat çekti. Gazete, İdlib’in geleceği konusunun havada kaldığı yorumunu yaptı:

“Tarihte örneğine az rastlanır bir şekilde, Arap olmayan üç devletin lideri, yine Arap olmayan bir devletin başkentinde Arap devletlerinin omurgası sayılan bir ülkenin geleceğini tartışmak için toplandı.

Tahran’da toplanan Astana üçlüsünün gerçekleştirdiği zirvede, Rusya, Türkiye ve İran arasındaki derin ayrılıklar gün yüzüne çıktı. Türkiye, Rusya ve İran’ı geniş kapsamlı bir operasyon yerine Heyet Tahrir El Şam’la savaşmak amacıyla bir strateji ortaya konması için biraz daha zaman tanımaları konusunda ikna etmeye çalışırken, diğer iki taraf İdlib’e bir saldırı konusunda ısrar ettiler.”

Suudi El Hayat gazetesi de, “Astana’nın garantör ülkeleri arasındaki ayrılık Tahran zirvesinde daha da derinleşti.” değerlendirmesinde bulundu. Gazete, İdlib’in geleceğiyle ilgili olarak da “Tahran zirvesi İdlib’in geleceğini kesinleştirmekte başarısız oldu” yorumunu yaptı.

‘İDLİB VE YENİ OSMANLICILIĞIN BİTİŞİ’

Lübnanlı akademisyen Muhamemd Nureddin, BAE El Haliç gazetesindeki haftalık köşesinde İdlib’i değerlendirdi. Nureddin, İdlib’te gelinen noktayı; “İdlib, Yeni Osmanlıcılığın bitişi” şeklinde yorumladı:

“Herkesin ona karşı çıkmasıyla beraber Yeni Osmanlıcılık düştü. Mısır’dan Körfez ülkelerine, Tunus’tan Libya’ya, Suriye’ye ve Irak’a kadar. Hatta Türkiye’de iktidarın hataları birikti ve bunun sonucu olarak da sıfır sorun yerine Türkiye sıfır dostla kaldı.

Buna rağmen Yeni Osmanlıcılık ölümü kabul etmiyor. Bu fikrin kaptanları hayatta kaldıkları sürece de oyunlarına devam edecekler. Bugün Türkler, bazı kazanımlar elde etmek için İdlib’te oyunlarına devam ediyorlar.”

‘İDLİB’TE KAÇINILMAZ SEÇENEK: SAVAŞ’

Ürdünlü stratejist Oraib El Rintavi Ürdün El Destur gazetesindeki köşesinde, İdlib’te bir savaşın kaçınılmaz olduğunu ve Türkiye’nin de bu gerçeği kabul ettiğini yazdı. El Rintavi, Türkiye’nin savaşın sadece Nusra Cephesi’ne yönelik olmasını istediğini kaydetti:

“İdlib’le ilgili dönen tartışmalar, savaş seçeneği ile diplomasi seçeneği arasında dönmüyor. Tartışmalar İdlib’te kapsamalı ve açık savaş seçeneği ile aşamalı olarak ilerleyen ve sınırlı savaş seçeneği arasındadır. Savaşların anası İdlib’e yaklaşıyor ve bundan kaçış yok. Rusya, İran ve Suriye’yi İdlib’e yönelik pervasız bir savaş konusunda uyaran Donald Trump’ın bile bu açıklaması sınırlı bir savaş seçeneğini kabul ettiğini göstermektedir.

Velid Muallim’in Moskova’dan ‘İdlib’in bir Türk kenti değil, Suriye kenti olduğunu’ hatırlattığı Türkiye de bu gerçeğe teslim olmuş görünüyor. Türkiye bu ‘savaşların anasının’ kısa bir süre önce terör örgütü listesine aldığı Nusra Cephesi’yle sınırlı kalmasını istiyor.”

‘ABD – RUSYA SAVAŞI İHTİMALİ GİDEREK ARTIYOR’

Rai Al Youm başyazarı Abdulbari Atwan, İdlib’te kesin bir anlaşmaya varılmaması halinde, ABD ile Rusya’nın savaşma ihtimalinin daha da artacağına ve her iki ülkenin hesaplarını bu yönde yaptıklarına dikkat çekti:

“Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın gerek Suriye kıyılarında gerekse de Arap Körfezi’nde (ABD’nin müttefikleri) yığınak yapması, iki büyük gücün bir uzlaşmaya varılamaması halinde, bölgesel veya küresel bir savaşa hazırlandığını göstermektedir.

Rus kuvvetlerinin Doğu Akdeniz’de Çin’in de katılımıyla gerçekleştirdiği deniz tatbikatı, son 40 yılda yaptığı tatbikatların en büyüğüydü. Bu da ABD ile bir çatışma ihtimalinin olduğuna, Rus yönetiminin bu konudaki hesaplarını iyi yaptığına ve Suriye’deki en büyük başarısından vazgeçemeyeceğine işaret etmektedir.

Donald Trump’ın Twitter hesabından Esad’a, İran’a ve Rusya’ya yönelik yaptığı açıklama da savaş ihtimalini arttırdı. Nitekim Rus tarafından açıklama Putin’in sözcüsü Petskov’dan geldi. Ve Trump’ın uyarılarını reddetti.”

‘IRAK HALKININ GERÇEK BİR TEPKİSİ’

Irak El Sabah gazetesi yazarı Ali Şemhi, Başbakan Haydar İbadi’nin gösteriler karşısında sunduğu bazı projeleri ve göstericileri bu projelerle ikna etmeye çalışmasını eleştirdi.

“Federal ve yerel hükümetlerin sunduğu bu tarz yama yapma şeklindeki çözümler, bu alandaki başarısızlığın tercümesidir.

Irak’ın şahit olduğu gösteriler, bu tarz çözümlere karşı gerçek bir tepkidir. Bu gösteriler Irak halkının, dinlediği bütün açıklamaların ve projelerin evhamdan ibaret olduğunu idrak etmesinden sonra, bu tarz yalanları ve geçiştirme çabalarını reddetmesidir. Ki Irak halkı kağıt üzerinde yazılanların yaşadığı gerçek koşullarla alakası olmadığını gördü.”

‘IRAK YÖNETİMİ KRİZİ İDARE EDEBİLECEK GÜÇTEN YOKSUN’

Irak El Alem gazetesi yazarı Abdülazim Bedran, Basra gösterilerinin, Irak’ta hükümet ile halkın arasındaki güvensizlikten kaynaklandığını kaydetti. Yazara göre, mevcut Irak yönetimi krizi idare edecek inisiyatifi alacak güçten yoksun:

“Hükümet inisiyatif alma gücünü kaybetti. Ayrıca hükümet, önceden tedbir alabilmek ve kriz patlamadan izlenecek politik bir yol belirlemek için krizin geldiğini hissedebilme ve insanların sorunlarını doğru bir şekilde dinleme gücünden de yoksun.

Şiddetini arttırarak devam eden Basra gösterileri, sonuçları ne olursa olsun sona ermeli. Ancak kesin olan şu ki, bu olayların getirileri hükümetin beklediğinden daha büyük olacak. Gösterilerden çıkan sonuç şu: Bu gösteriler bir karşı çıkış değil, hükümetle vatandaş arasında güvenin kaybolmasıdır.”

‘GÖSTERİLERDE İRAN FAKTÖRÜ’

Londra merkezli Kuds el Arabi gazetesi ise Irak’taki gösterilere ayırdığı başyazısında, bu olaylardaki İran etkisini gündeme getirdi. Gazeteye göre, “Basra, bölgedeki İran nüfuzunun yayılmasından sonra intikam siyasetine maruz kalıyor.”

Gazete ayrıca İran’a bağlı milislerin, artık işgal askerleri gibi davrandığını hatta gösterilere müdahale ederek göstericilere ateş açtığını yazdı.

Kuveyt El Kabs gazetesi yazarı Hammed El Hammud da, Basra’da gösterilerin başlamasına neden olan faktörlerden biri olan su sorununun Irak yüzünden başladığını iddia etti. Yazara göre, Karun nehri gibi Basra’nın su kaynaklarının İran tarafından kesilmesi Şattül Arap’taki tuzluluk oranını arttırdı.”(gazeteduvar)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.