1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. İLKELİ DURUŞ VE DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

İLKELİ DURUŞ VE DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ

A+A-

İnsanlığın, toplumların ilkeli bir duruş ve düşünce yapısına ihtiyacı vardır. İnsan olmanın en önemli belirtisi ve insanı insan yapan özellik; düşüncedir, fikirdir, kendini ifade etmektir. İnsan, nesneleşince kendi özünden uzaklaşır. İnsan bir nevi kâinatın öznesi durumundadır. Her şey insanla anlam kazanır.

Özellikle çağ itibariyle iktidarlar, güç sahipleri, siyasi partiler, oluşumlar hak, hakikat doğrultusunda hareket etmeleri gerekirken, ideolojik bir düşünce yapısıyla kendi tebaalarını yönlendirirler, kendi doğruları dışında bütün doğruları yok sayıp toptancı bir duruş sergileyip, kendilerinden olmayan her şeye insanlık dışı muamele edip onu gayr-ı ahlaki olarak değerlendirirler.

Hak, adalet, özgürlük, insan onuru gibi kavramları kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirir, herkesin ve her kesimin buna uygun ve bu doğrultuda şekillenmesini isteyip kavramları bu şekilde kullanmayı isterler. Kolonyalist zihniyetin, edebiyatın, hukukun gayr-ı insaniliğinde dem vururlar bu durumun insani, ahlaki ve vicdani olmadığını her platformda dillendirirler ama dönüp kendi eylemlerini sorgulamazlar. Bu yaptıklarından insan ve insanilik vasfıyla bir ilgisinin olmadığını görmezden gelip, şark kurnazlığına yatıp timsah gözyaşlarını da dökmeyi ihmal etmezler.

İnsan, yaratılmışlar içinde en güzel surette yaratılan varlıktır. İnsan, ilim ile kemale eren, adalet ile insan olan varlıktır. Bedüizzaman, “ İnsan secere-i hilkatin zîşuur meyvesidir. Meyve ise en cemiyetli ve en uzak ve en ziyade nazarı âmm( Umumi, her şeyi kapsayan) ve şuuru kuli bir cüzidir.” der.

Dolayısıyla bu kadar değerli olan insan kendisine yüklenen misyon ve vizyona uygun hareket etmesi gerekir, her türlü; insanlık dışı, kolonyalist, tahakkümcü zihniyetle, oluşumla mücadele etmesi gerekir, benden olan, benim gibi düşünen haklıdır anlayışını terk etmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki, hak âlidir, halka feda edilmez, eğer ideolojik argümanlarla, kolonyalist bir mantıkla günün moda ve rüzgârıyla gayret edip, hareket etmek düşüncesi varsa bu durum insani bir anlayış olmadığı gibi zulüm içinde zulümdür.

Hak, hukuk, adalet, özgürlük, insan onurunun görmezden gelindiği her alanda, her platformda, her oluşumda bu durumu korkusuzca dillendirip bu zorbacı, tahakkümcü anlayışa karşı çıkılması gerekir, insan doğruluğuna inandığı şeyi cesaretle savunduğu sürece dünya yaşanır bir yer olur ve dünyada barış ikame olunur. Unutmamak gerekir ki yaşanır bir ülke, bir coğrafya, bir dünya kurulabilmesi için insan onu kalbinde ve kendi manasında araması gerektiğine inanıyoruz. Çağ itibariyle İslam ümmeti kendini iyi bir eleştiri süzgecinden geçirmesi gerekir, bilimde, sanatta, felsefede, siyasette ne ürettiğimizi irdelememiz gerektiğini unutmamak gerekir.

Son iki yüz yıllık düşünce ve bilim tarihine baktığımızda İslam dünyasında bütün dünyaya yön verecek ne bir bilimsel gelişme nede bir düşünce çığırının olduğunu görüyoruz. Çünkü son iki yüz yıllık süreçte; mezhepçi ayrışmalar, milliyetçi anlayışlar, kısır tartışmalar, geçmişle övünmeler, inkâr ve asimilasyoncu politikalarla kendimizi kandırdığımız için zamanı heba etiğimizi çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Oysa “ İlim müminin yitik malıydı.”

Aydınlar, entelektüeller, akımlar, üniversiteler üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmediklerini görüyoruz. Bunlar, iktidarların, güçlerin etkisiyle halktan, toplumdan uzak çıkar endeksli bir yol izlediklerini görüyoruz. Aydınlar, entelektüeller, üniversiteler, akımlar doğruları temsil etmesi, iktidarlara doğruları anlatması gerekirken, iktidarların, güçlerin doğrularını ve onların her türlü hevalarını mutlak doğru olarak görüp toplumu ve düşünceyi bu gayr-ı insani ve gayr-ı vicdani kısır döngü üzerine inşa edip, meşrulaştırmanın peşine düşmüşler.

Beytül Mal, “Allah” ın hazinesidir, halifede “Allah” ın halifesi olduğu için Beytül Mal’ dan istediğini alabilir sakat anlayışı gibi… Halbuki, Beytül Mal, halkın, milletin malıdır, ondan kimse bir şeyi ziynetine geçiremez. Günümüzde bunun vardığı noktayı artık siz düşünün!

Bu durumun sonucu olarak oluşan her türlü: Akımlar, fikirler, cemaatler konjonktürel bir mantığı temel gaye edinmiş, Konformist bir toplum oluşturmak için bütün benliğiyle uğraş verdiklerini tarihsel gerçekler buna en büyük şahittir. Bunun sonucundan farklılıkları öcü, kendisi gibi düşünmeyen asi, isyankâr, kendi doğruları dışında her düşünceyi batıl olarak lanse etmiştir. İnsan ve insanlık namına hiçbir zaman huzur, barış ortak yaşam alanları oluşturulmamıştır. Akıl ve düşüncenin metalaşmaması gerekir, güce, iktidara, ideolojiye, mezhepçiliğe, kabileciliğe kurban edilmemelidir. Akıl ve düşünceyle ancak evrensel gerçeklere varılır.

Bu konuda Atasoy Müftüoğlu şunu der: “ Araçsal aklı ve araçsal iradenin hâkim olduğu bir dünya, ahlaki ve vicdani toplumları/ hayatları imkânsız kılıyor. Aynı şekilde dilin ve kültürün ideolojik kullanımı da gerçekliğin bütününe nüfuz etmemizi engelliyor. Bir diğer yanda görsel dünyaya ilişkin nesneler/ malzemeler de insan zihnini sınırlandırıyor, işlevsiz kılıyor. Bütün bu nedenlerle; ideolojik sınırlara, milliyetçi sınırlara, mezhepçi sınırlara, partizanlıkların sınırlarına kapatılan bir dil ve zihniyetle hakikatin ifadesi olmak mümkün olmadığı gibi, hakikate hizmet de mümkün olmuyor.”

Dolayısıyla insanlığa, insana hizmet etme gayesi olanlar adanmış bir tavır ve tutum sergilemesi gerekir. Düşünceyi, fikri, doğruluğu, hakikati, mutluluğu kendi partisinin, grubunun, şeyhinin, abisinin, yoldaşının, reisinin doğrusundan ibaret olmadığını evrensel bir düşünce metoduyla hareket etmesi gerektiğini unutmaması gerekir. Eleştirel bir düşünce yapısıyla ve ideoloji, cemaat, şeyh, reis, yoldaş, partizan, mezhepçi üstü anlayışa sahip olması gerekir, nitekim peygamberler vahiy dışında her şeyi bildiklerini hiçbir zaman iddia etmemişler. Nitekim Hz. Muhammed, “ Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz.” dediğini hepimizin malumudur.

Çağ itibariyle; toplumlar daha doğrusu toplumlara hâkim olmaya çalışan oluşumlar (Partiler, iktidarlar, ideolojiler vb) bilim, kültür, hak, hakikat, düşünce, felsefe, edebiyatla değil ideolojik safsatalarla, partizan hikâyelerle, geçmişle övünme menkıbeleriyle hareket edip mutlak doğru olarak bunları görüp çağın gerekliliğini idrak etmedikleri için veya bu durum işlerine geldiği için ne toplumsal dinamikler harekete geçiyor nede insanlığa yön verecek bir düşünce ekolü oluşabiliyor….

Netice itibariyle hiçbir zaman; hak, hakikat, doğruluk, hukuksal eşitlik, insan onuru, insan özgürlüğü, dil ve kültürel değerler iktidarların, güçlülerin, ideolojilerin hevaları için eğilip, bükülmemelidir. Bunu inşa etmek için cesaretli, doğruluk aşığı: Bireylere, topluluklara, toplumlara, iktidarlar ihtiyaç vardır. Yazıyı Üstad Bedüizzaman’ın şu sözüyle bitirmek istiyorum: “ Ey kendini insan zanneden insan kendi oku camit ve hayvan olma ihtimalin var.” der. Selam, duayla

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum