1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. İNSAN VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ –(III)
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSAN VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ –(III)

A+A-

 

Bu gün Kürtlerin üzerinde yaşadıkları kendi topraklarında başta Anadilde eğitim, kendi kendini yönetme hakkı,…gibi meşru hakları ve diğer sosyal talepleri baskı ve şiddetle terörize edilmektedir. Toplumsal barış dikkate alınıp değerlendirildiğinde Kürtlerin meşru taleplerinin terörize edilmesi meşru siyasal zemini daraltmaktadır.

Sorunun kökeninde tek tipçi ulus devlet mantığı yatmaktadır. Ancak ulus devlet günümüz dünyasının realitesidir. Çözümler de bu realite göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.

Bu realiteye binaen Kürtlerin de diğer bütün uluslar gibi ulus olmaktan kaynaklı tüm hakları tanınmalı ve saygı duyulmalıdır. Barış ve kardeşliğin temeli eşit ve özgür halklar olarak birbirlerini kabul etmeleridir.

Gönüllü birliktelik esasına dayalı olmak kaydıyla birlikte yaşamayı mümkün kılacak olan anayasal ortaklık yaklaşımlarını destekler. Kürtlerin kendi tercihleriyle özerklik, federasyon, bağımsızlık hakkının olduğunu, Kürt halkının kendi geleceğini tayin hakkının sadece Kürtlerin kararına ve onayına bırakılması gerektiğini savunur.

Birey-Toplum Ve Devlet İlişkisi

Yaratılışın çekirdek noktası olan birey hak, ödev ve sorumluluklarıyla yaşamın merkezini oluşturmaktadır. Bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu toplum, toplumun kendi eliyle otoritesini teslim ettiği devlet yine bireyin ve toplumun refah ve mutluğunu sağlamakla mükelleftir.

Kişi hak ve hürriyetlerinin esas alındığı, toplumun düzen kavramının kişi hürriyetlerinin baz alınarak sağlanması gerektiği, toplumun düzenleyicilik yaklaşımının kısıtlılık üzerine değil ahenk üzerine oluşturulması demokratik bir toplumun gereğidir.

Gelişmiş çoğulcu demokratik sistemlerde Devlet toplum ilişkisi toplumdan devlete doğru bir ilişki şeklini esas alır. Bunun sonucunda devlet, toplumsal uzlaşının ortaya çıkardığı bir hukuk çerçevesi içerisinde sınırlandırılır. Devlet aygıtı içerisindeki Bürokratik ve askeri yapılar toplumsal iradeye tabi kılınır.

Birey, toplum ve devlet arasında bu ilişkiyi ve dengeyi sağlayacak, bunları eşitlik ve özgürlük temelinde düzenleyecek gerçek bir toplumsal sözleşme niteliği taşıyan bir anayasa ile mümkün olur.

Demokrasi

İnsanlık ailesinin tarihsel birikiminin bir sonucu olarak, birey esas alınarak toplum yaşamının düzenlendiği ulaşılmış en iyi birlikte yaşam modelidir. Bu bağlamda bir yönetim biçimi olarak çoğulcu demokrasi yalnızca çoğunluğun değil, aynı zamanda toplumdaki birey ve azınlıklıkların hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını esas alır.Demokrasi ,“demokratik kültür” adıyla ifadelendirilen bir ilişkiler bütünüdür. Toplumun en küçük birimi olan aileden başlayarak devlet yönetim sistemine kadar kendisine yer bulabilen bir uzlaşı kültürüdür.

İslam ve Demokrasi

Demokrasi dine karşı geliştirilmiş bir inanç sistemi değil, krallık, diktatörlük ve oligarşi gibi kişi ve sınıfa dayalı yönetim sistemlerine karşı geliştirilmiş katılımcı, çoğulcu bir halk yönetim sistemini ifade eder.

İslam ve demokrasi birbirlerinin ne benzeri ne de karşıtıdırlar. İslam’da bir yönetim sisteminde bulunması gereken temel kriterler dışında şekil, şablon veya isimlendirilmiş bir yönetim sistemi mevcut değildir. Yönetim şekli beşeri olgunluğa göre şekillenir.

Bununla beraber karar alıcıların karar alma sürecinde dini, bilimi, sanatı ve maslahatı görüşlerine referans göstermeleri demokrasi ile çelişmez.

Orta doğuda Yaşanan Şiddet ve Çözüm Yolları

Orta doğudaki şiddetinin temelinde I. Dünya paylaşım savaşının sonucu emperyal güçlerin Ortadoğu toplumlarının dini, mezhebi ve etnik gerçekliğinin göz ardı edilerek yapılan iktidar ve toprak paylaşımlarıdır.

Orta doğudaki bu adaletsiz paylaşım beraberinde toplumsal değerler ile uyumlu olmayan, topluma rağmen iktidar şekillerini ortaya çıkarmıştır. Bu iktidar ve toplum uyuşmazlığı doğal bir çatışma alanı meydana getirmiştir. Din, mezhep ve etnik kimlik gibi toplumsal gerçeklikler şiddet sarmalının enstrümanı haline getirilmiştir.

Emperyal güçlerin ve despot iktidarların geri kalmış Ortadoğu halkına tahakkümü sonucu birlikte yaşam ve dayanışma yok olmuş. Varlık ve ortaklıklar diğerlerinin yoklukları ile anlamlandırılmıştır.

Hala hakları itibarı ile vatandaş olamamış, ödevleri “her şeye boyun eğmek” şeklinde formüle edilmiş bir anomali hali ile karşı karşıyayız.

Orta doğuda I.Dünya paylaşım savaşının sonuçlarının ortadan kaldırılması, etnik, dini ve mezhebi farklılıkların göz önünde bulundurularak demokratik bir yaşam sisteminin ortaya konması gerekmektedir. Farklıların zenginliğe dönüştüğü medeni bir kültür ve yaşam kurmak orta doğuda barışın ve refahın güvencesidir.

Çözüm Önerilerimiz:

Toplumun siyasal kurumlarıyla beraber çöküşü yaşadığını ve bu çöküşü durdurma becerisi ortaya koymasa yok olacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çöküş ve yok oluş sürecinden çıkışın yolu uyanış diriliş ve inşadır. Ve bu inşa için şu yol haritasının taşları döşenmelidir.

Hak, hukuk, adalet ve ahlak toplumsal karakter haline getirilmelidir. Bireyler, sivil ve siyasal kurumlar bu değerleri karakteristik özellikleleri haline getirmelidir. Bütün ideolojiler, dini ve etnik kimlikler kamusal alanda bu değerlerin yerleştirilmesi ve korunması için dayanışma içinde olmalıdır. Biz parti olarak bu değerlerin hayatiyet kazanması için çaba ortaya koyan herkesle ortaklaşmaya hazırız.

Konuşma, diyalog medeni insanların niteliğidir. Şiddet diyalog imkânlarını yok etmektedir. Her şeyin konuşulabildiği, herkesin konuşma imkânına ve özgürlüğüne sahip olduğu siyasal iklim çözüm üretebilir. Toplumu ilerletebilir. Biz parti olarak insana, topluma, doğaya ve bunlar arasındaki ahenge dair düşünsel üretim içinde olan ve bu düşüncelerin yaşamlaştırılmasına dair çaba ortaya koyan her girişimi önemsiyor ve değerli buluyoruz. Parti olarak ilmi/bilimsel her türlü çabayı destekleriz. Ve siyaset kurumunun imkânlarını bu alandaki başarıları artırmak için seferber edeceğiz.

Doğada denge arayışında olan bir dengesizlik var. Kaotik bir süreklilik var. “sürekli kaos” halinden oluşan bir cosmos hali. Toplumsal yapı da sürekli bir değişimle karşı karşıyadır. Statik düşünceler, statik yaklaşımlar toplumsal değişime dair değer üretemez. Değişimin karşısında duran bir yapı statükonun yanında konumlanır. Değişimin karşısında durmayı hangi kutsal şal ile örterse örtsün böylesine yapılar yok olmakla yüzleşecektir. Mevcut statüko ve statükoyu tesis eden ırkçılık, bağnazlık, ilkellik ve zorbalık dinamik akıl ile, dinamik örgütlülükle, dinamik bir mücadele ile evirilecek ve devrilecektir.

Şiddet ve şiddete dayalı politik hatlar insanın ve toplumun psikolojisiyle oynayarak korku üzerinden bir düzen inşa etmek ister. Baskıcı ve zorba yönetimlere karşı şiddet meşru bir araç olarak kullanılabilmektedir. Oysa şiddetin inşa ediciliği ”bir arızayı başka bir arıza ile geçiştirme” gibidir. Baskıcı ve zorba politik düzenlere karşı bile şiddetsiz başkaldırı, şiddetsiz etkin muhalefet mümkündür. Estetize edilmiş sivil itaatsizliklerin ve muhalefetlerin küçük küçük kazanımlarla gerçekleştirdiği bir inşa vardır. Bu küçük kazanımlar ulusların, insanlığın aydınlık geleceğini tesis etmeye katkı sunar. Biz parti olarak hukukun ve hakları müdafaasında şiddet içermeyen her türlü sivil itaatsizliği önemsiyor ve inşa edici niteliğine inanıyoruz. Hak arama yöntemi olarak sivil itaatsizlikleri destekliyoruz.

Yerel, bölgesel, ulusal ve küresel boyutları olan sosyal, kültürel ve siyasal dört boyutlu bir gerçeklikte yaşıyoruz. Bu dört boyutun hiç birisi diğerini önemsiz kılmamaktadır. Bir biriyle ilişkili ve bir biri üzerinde etkili olan boyutlardır her birisi.

Bir boyutta yaşanan sorunlar diğer boyutlardan izole edilmiş sorunlar değildir. Dört boyutlu yaşam alanımızda bu boyutların sınırlarını bilmek, gerektiği önemi atfetmek gerçekçi ve hakkaniyetli bir yaklaşımdır. Aksi halde bu boyutların her hangi birisini yok saymak ve bu çerçevede politika üretmek peşinen başarısız olmaktır. Böylesine bir yaklaşım gerçeğe karşı boşa kürek çekmektir. Ulusların kendi içerisinde ahengini yakalayıp ulusal birliğini tesis etmesi ve diğer uluslarla evrensel insan hakları çerçevesinde ilişki geliştirmesi kaçınılmaz yürünmesi gereken zorunlu bir yoldur.

Biz parti olarak Kürtlerin ulusal birliğini sağlamayı ve bu ulusal birliği güçlendirecek her türlü düşünsel, kültürel, sanatsal üretimi önemsiyoruz. Diğer uluslarla olan ilişkinin iyi niyet ve temennilerle evrensel insan hakları çerçevesinde tesis edilmesini destekliyoruz. Ulusal problemlere yaklaşımımız ve çözüm önerilerimiz bu perspektifle şekillenmektedir.

Yaşayabilmek için temel ihtiyaçların temin edilmesi gerekir. Üretmeden tüketmek tükenmekle eş değerdedir. Fırsat eşitliğinin korunduğu üretime dayalı bir ekonomik yapı tesis etme zorunluluğu vardır. Partimizin ekonomi politiğinin omurgasını bu zorunluluk oluşturmaktadır. Çok uluslu şirketlerin esir aldığı siyasal iktidarlar eliyle oluşturulan ekonomi politikaları beraberinde tekelleşmeyi getirmektedir. Ekonomide üretimin tabana yayılması için ekonomik üretim kolektiflerini yaygınlaştırarak, dayanışmayı sağlamak gerekir. Partimiz ekonomi politikalarını bu perspektifle oluşturur. Üretmeden özgürleşmek mümkün değildir. Ulusumuzun bağımsızlığı ve uluslar arasında onurlu bir yer edinmesi üretim yeteneklerimizin ve üretim imkânlarımızın artmasıyla paralellik oluşturmaktadır.

Partimizin ekonomi sistemi ile ilgili önemli bir politikası da vergi rejiminde servet vergisi uygulamasını hak ettiği düzeyde uygulamaktır. Türkiye’de gerçek servet sahiplerine yönelik olarak neredeyse hiç uygulanmayan servet vergisini hayata geçirerek zenginliğin belli bir azınlığın elinde birikmesini önlemek hedeflenecektir. Yine servet vergisi aracılığıyla yerinde uygulanacak sosyal devlet politikaları ile en düşük gelir düzeyinden toplumsal kesimin refah seviyesinin arttırılması hedeflenecektir.

Kamu kurumlarında şeffaflık ve etkin denetim yolsuzluğa giden yolların kapatılması için şarttır. Ehliyet ve liyakat şartı kamu kurumlarının işleyişini verimli hale getirir. İşlerin ehline ve liyakatli kimselere teslim edilmesi ahlak, hukuk ve adaletin gereğidir. Böylesine bir iş dağılımı rüşvetin, adam kayırmanın, yandaş atamalarının önüne geçecektir. Devlet ve kamu kurumları halka hizmet etmekle sorumludur. Hizmetçi devlet tanrılaşmış devletten evladır. Partimiz ülke insanına hizmet edecek bir devlet yapısının ve kamu düzeninin oluşmasına yönelik politika üretir. İnsan özgürlüğünü kısıtlayan ve baskılayan devlet yapısının topluma zarardan başka verecek bir şeyi yoktur. Kamu yönetiminde kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlevselleştirilmesi demokratik bir yönetim için gereklidir.

Kadim medeniyetler ve milletlerin ev sahibi ülkemizde farklı dinlere ve mezheplere mensup müminler, farklı ideolojilere mensup insanlar ve farklı etnisiteler bir arada yaşamaktadır. Hiç birisinin ötekileştirilmediği, pozitif hukuk karşısında eşit olduğu bir ülke olması adına çalışma ödevimiz vardır. Her bireyinin eşit haklara sahip olduğu, hukukun herkese ayırımsız uygulandığı, yargısının hiçbir baskı altında kalmaksızın bağımsız olduğu bir ülke var etmek hayati bir ödevdir. Ayrımcılığın olmadığı, bütün toplumun sahiplendiği toplumsal sözleşme niteliği taşıyan bir anayasanın yapılması yolunda politik çalışmalar yapmak üzerimize düşen sorumluluktur.

Eğitim ve öğretim insanın kendisine ve insani değerlere yabancılaştırıldığı bir süreç olmadığı gibi aslen insanın insanlaşma sürecidir. Eğitim ahlak, hukuk ve adalet duygusunun edinilmesini sağladığı gibi eleştirel aklın oluşmasına katkı sunmalıdır. İdeolojik saplantıların eğitim adı altında eğitim müfredatına yerleştirilmesi kabul edilemez.

Bireylerin ezbercilikten kurtulduğu, analitik düşünme yeteneğine sahip, üretebilen, özgür düşünebilen bireyler topluluğunu hedefleyen ilerici bir eğitim sistemi şarttır. Tekçi anlayışın eseri olan sadece tek dilde eğitime son verilerek başta Kürtçe olmak üzere gerekli diğer dillerde de anadilde eğitim verilmesinin sağlanması temel hedeflerimizdendir.

Bir toplumun gelişmişliği o toplumdaki kadınların konumuyla ölçülür çünkü toplumun yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Partimiz her şeyden önce kadını tıpkı erkek gibi özgür bir birey olarak kabul eder. Bununla beraber toplumlar kadınların kucağında büyümekte ve karakterini kazanmaktadır. Kadının söz sahibi olmadığı hayatta erkek egemen şiddet kültürü ve iktidar kavgaları yer almaktadır. Kadın inceliğinin estetiğinin esirgendiği ve dışlandığı toplumlar erkek egemen kültürüyle yok olmaya mahkumdur. Partimiz kadının kamusal alanda yerini alabilmesi için kamu şartlarının kadına uygun hale getirilmesini savunur. Kadının dezavantajlı olarak bulunduğu alanlarda kadına yönelik pozitif ayrımcılığı savunur.

Kültür ve sanat insanı ve toplumu estetize etmektedir. Partimiz renkli bir dünyanın, çoğulcu bir kültürün, sevginin egemen olduğu bir dünyanın kültür üretimi ve sanatçı üretkenliğiyle mümkün olduğunu kabul eder. Tek tipleştirmenin kültür ve sanat üzerindeki olumsuz etkilerini yaşayarak görmekteyiz. Kültürel etkinlikleri yasaklamak ve sanatın sınırlarını daraltmak diktatör ve faşist yönetimlerin karakteridir. Özgürlükçü bir parti olarak güzel bir dünyada yaşayabilmek adına kültürel faaliyetleri ve sanatın gelişimi için politik olarak üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız.

Güçlü sivil toplum ile ülkeler gelişir. Toplumun devlet karşısında güçlü olmasını ve devletin topluma karşı görevini yapıp sınırlarını aşmamasını sağlayacak olan güçlü sivil toplum örgütleridir. Parti olarak sivil toplumun ve sivil toplum örgütlerinin siyasi partilerin arka bahçesi olmasını doğru bulmuyoruz. Siyasi partilerden bağımsız sivil toplum örgütleri siyasi kurumlara sivil toplumun taleplerini hatırlatır. Siyasi partilerin politikalarının belirlenmesinde etkin olur. Biz güçlü sivil toplumun bağımsız sivil toplum örgütleriyle mümkün olacağını biliyoruz. Bu gerekçeyle sivil toplumun güçlenmesi için haddimizi bilerek sivil toplum örgütlerini destekliyoruz.

İnanç hürriyeti ve düşünce özgürlüğü evrensel insan hakları beyannamesinin ve kutsal metinlerin yücelttiği ve koruduğu değerlerdir. İnsana hizmet etmekle mükellef olan devlet, inanç hürriyetini ve düşünce özgürlüğünü sınırlandıramaz. İnsanı kendisine hizmet ettiren devlet kendisi için tehdit olarak gördüğü inanç ve düşünceleri kısıtlar ve sınırlar. Böylesine devletler neye inanılıp hangi düşüncelere sahip olunabileceğini belirlemek ister. Biz parti olarak devletin dinden elini çekmesini bununla beraber dinleri dindarlara bırakmasını savunuruz. Şiddet üretmeyen düşüncelerin baskılanmasının karşısında muhalefet edip direniriz.

’80 askeri darbesi ürünü olan yamalı anayasanın toplumsal sorunları çözmemekte hatta sorunların kaynağı durumundadır. Bütün bu çözüm önerilerine hayata geçmesinin yolu toplumsal mutabakata dayanan yeni bir anayasadır. (4)
Son söz olarak Yaradan’ın rızasına nail olmak isteyen ve O’nun razı olduğu birer insan ve millet olarak hakkettiğimiz hak ve özgürlüklere kavuşmayı hem istiyor, hem diliyor, hem bunun için meşru her türlü çabaya sarf edeceğimizi beyan ediyoruz.

Umar ve diliyoruz ki bu talebimiz hak nezdinde kabul görür.

1 Ramazan 2018 /Amed

…………………………………………………

(1)Geçmişte ve Bugün Kölelikten Kurtuluş Mücadelesi/https://wol.jw.org/tr/wol/d/r22/lp-tk/2017046

Blessing* ismi bilerek değiştirilmiş bir kadının şahsında buna benzer şekillerde bu yola düşürülmüş milyonlarca kadının hikayesidir.

(2)Hz. Peygamberin köleliğe karşı mücadelesi .https://www.google.com.tr/search?rlz=1C1CHZL_trTR746TR746&q=Hz+peygamberin+k%C3%B6leli%C4%9Fe+kar%C5%9F%C4%B1+m%C3%BCcadelesi&spell=1&sa=X&ved=0ahUKEwigiIu5qorbAhXJwxQKHbIUD-EQBQgkKAA&biw=1366&bih=647 file:///C:/Users/pc/Downloads/2619.pdf

(3)Altan tan-kürt sorunu timaş y.(s.24)

(4) İnsan ve Özgürlük Partisi Programı.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.