1. YAZARLAR

  2. Mehmet Pala

  3. İNSANLIK VE ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ TERÖRİZE ETME ÇABASI
Mehmet Pala

Mehmet Pala

Yazarın Tüm Yazıları >

İNSANLIK VE ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ TERÖRİZE ETME ÇABASI

A+A-

 

      

               “Umudumuz ellerimizle ektiklerimize dairdir, aşkımız ve umudumuz sınanmalarla daha da büyümektedir.”

                Mahatma Gandi İngiliz sömürgeciliğine ve Hint geriliğine karşı “hakikatte sebat”/ “satyagraha” mücadelesini verirken yoldaşlarına ve dava arkadaşlarına önemli bir uyarıda bulunur. Şiddetten arî olan mücadelesinde şiddetle olan ilişkisini açıklarken şöyle söyler; “şiddetle olan mesafeli tavrımızı zayıflığımıza bağlamayınız. Bugün şiddete karşı oluşumuz zayıflığımızdan değildir. Ahlakî bir tavırdır bizimkisi.”

                Uzun bir zamandan beridir yapmış olduğumuz okumalarda, yapmış olduğumuz çözümlemelerde, içerisinde bulunduğumuz sivil toplum örgütlerinde, yürüttüğümüz ÇAYHANE Hikmet Okulu programlarında kalıcı olan, tepkisellikten uzak, sosyolojik yapının müspet anlamda dönüşümüne yönelik çaba sarf ettik. Bu anlamda elimizdeki imkânların sınırlılığına rağmen enerjimizi verimli kullanarak mümkün olanın sınırlarını alabildiğince genişlettik. Bireysel ve örgütsel bencilliklere ve bunlardan doğabilecek hastalıklara karşı sürekli teyakkuzda olduk. Gerek ALİKAR insani yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerinde gerekse Şanlıurfa Özedönüş Öğrenci Evi Dayanışmasında karşılık beklemeksizin iyilik yapmanın mümkün olduğunu istikrarlı bir şekilde ortaya koyduk. Her bir arkadaşımız bu çalışmalarda kendi sorumluluklarını duyumsayarak ve içten gelen bir istekle iyilikte paydaş oldular. Tarihe tanıklık ettiğimiz gibi tarihte bizlere tanıklık etti bu süreçte. Bu tanıklıkta hakkı adil şahitler olarak ayakta tutarak ve Kürdistan Hakikatinin hürmetini koruyanlar olarak hesabını verebileceğimiz bir pratik ortaya koyduk.

                 Şiddetle aramıza ahlakî, felsefî ve dinî gerekçelerle koymuş olduğumuz mesafeyi koruyarak yakın zamanda İNSAN VE ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİ kamuoyuna deklare ederek kurduğumuzu duyurmuştuk. Kamuoyuyla paylaştığımız İNSAN VE ÖZGÜRLÜK HAREKETİ MUTABAKAT METNİ içerisinde daha detaylı bir şekilde beyan ettiğimiz ilkelerimiz aynı zamanda milletimize karşı bir taahüdtü. Bir sözleşmeydi.  

                Bu uzun girizgâhtan sonra asıl meramımızı anlatmaya sıra geldi.

               Toplumu normal şartlar altında yönetme ve sorunlarını çözme kabiliyetinden yoksun olan siyasal erk, arızi bir durum olan şiddeti yaygınlaştırarak kontrollü kaosla toplumu yönetme yoluna girdi. Gerek sayın cumhurbaşkanı gerek Kürdistan İşçi Partisinin yetkin konsey üyeleri insanların taraflarını belli etmesi ve netleşmesine yönelik tehdit içeren beyanatlarda bulundular. Özellikle Kürtlerin yaşam alanlarında, Kürt illerinde siyasal ve sivil alanı felç ettiler. Ak partinin ve HDP’nin işlevsizleşmesine, sivil toplum çalışmalarının askıya alınmasına neden oldular. Sadece elinde silah olanların hayat içersinde söz sahibi olduğu bir gerçeklik yarattılar. Basın baskılarla, tehditlerle, göz altıları ile susturuldu. Medyanın sadece siyasal erkin belirlediği sınırlar içerisinde kaldığı müddetçe varlığını sürdürebildiği bir vasata gelindi. “Ya bendensin, ya da düşmanımsın” tehdidi ile susturulan, kendisine yabancılaşan, karakter tahribatı yaşayan bir toplum yarattılar.  Bu duruma teslim olmayan özgür düşünebilen, vicdan sahibi insanları ise olağan üstü hal maharetleriyle susturmaya ve etkisiz kılma yoluna gittiler. Adeta Michel Faucoult’un “büyük göz hapsi” metaforu ile betimlemeye çalıştığı açık cezaevine dönüştürdüler hayatı. Herkesin herkesten şüphelendiği, güven duygusunun yittiği, tedirginliğin delileştirdiği ve anti depresan müptelası haline getirdiği bir siyasal ve sosyal iklim… Oluştu.

                 Teslim olmayan, biat etmeyen, halen umut edip çalışan, gayret sarf eden ve bu olağan olmayan halin olağanlaşmasına karşı çıkan herkesin susturulmaya çalışıldığı bir dönemde mayıs ayı içerisinde biz de gözaltına alındık. “PKK-KCK terör örgütünün sosyal medya üzerinden propagandasını yapmak”la suçlanarak gözaltına alındık. 12 gün süren gözaltımız sonrasında TEM’ de alınan ifadelerimize binaen savcılığın “şartlı tahliye” talebi üzerine mahkemede hâkim şartlı tahliyemize hükmederek bizleri salıverdi.

                Bu güne kadar sosyal, kültürel, siyasal olarak yaptığımız her faaliyeti sosyal medya üzerinden paylaşarak açık ve şeffaf bir şekilde tanıtımını yaptık. Kürdistan hakikatini ve üstünü örten perdeleri defaatle sosyal medya hesabımızdan paylaştık. Gazete ve web sayfalarında görüş ve düşüncelerimizi maske kullanmadan beyan ettik. Bizi yürüdüğümüz mukaddes özgürlük yolunda yalnızlaştırma, marjinalize ve terörize etme çabaları karşısında doğrularımıza olan sadakatimizi terk etmedik/etmeyeceğiz. Kendimize yabancılaşmaya neden olacak tepkiselliklere, milletimize faydası olmayacak duygusallıklara pirim vermeyeceğiz. Yüz yılı aşkın bir süredir mahrum bırakıldığımız, inkâr edilerek yok sayıldığımız, yok edilmek için katliamlara tabi tutulduğumuz zamanları geride bırakıp KÜRDİSTAN HAKİKATININ inkişafına bir adım daha yakınız. Özgür ve bağımsız Kürdistan’ın gerçek anlamda bağımsız olabilmesi için omuzlarımıza binen yükün tatlı ağırlığını hissediyoruz.       

12 günlük gözaltı süresi zarfında dua ve desteklerini esirgemeyerek dayanışma içerisinde olan dostlarımıza ve arkadaşlarımıza şükranlarımı bildirir hürmetlerimi sunarım. Bu dayanışma aşkımızı  büyütmüş ve geleceğe dair umudumuzu artırmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum