1. YAZARLAR

  2. Mehmet Pala

  3. KAOTİK SİYASAL İKLİMDE SAFLARI AYRIŞTIRMANIN MUHTEMEL SONUÇLARI
Mehmet Pala

Mehmet Pala

Yazarın Tüm Yazıları >

KAOTİK SİYASAL İKLİMDE SAFLARI AYRIŞTIRMANIN MUHTEMEL SONUÇLARI

A+A-

 

 

İnsanları bir arada barış içerisinde yaşatan en büyük etken hukuk ve adaletin ayırımsız olarak herkese tatbik edilmesidir. Hak gaspının yaşandığı, adaletin tacize uğradığı bir toplumda zulmün envai türü peyda olur. Ve bu zulmün envai çeşidi toplumun her ferdine farklı şekillerde yansır. Sosyal adalet yok olur. Doğa tahribata uğrar. İnsan kendisine yabancılaşır. Güçlüler zayıfı alabildiğince ezer. Toplumun fertlerini bir birine bağlayan her türlü bağ bir bir çözülür. Yuvalar dağılır. Sosyal ve örgütlü yapılar ayrışıp atomize olur.

 

Hukuk ve adalet üzerine bina edilmemiş devletler, siyasal örgütler, cemaatler, sivil toplum örgütleri iktidar sahalarında insana acılar yaşatmanın ötesinde güzellikler bahşetmiyor. Yaşatmış oldukları acıları gizlemek için yalanı, iftirayı, algıları yönetmeyi kutsiyetler atfederek icra ediyorlar. Bütün bunları gerçekleştirirken de cehaleti besleyen, bilgiyi itibarsızlaştıran, aklı dumura uğratıp hadımlaştıran, sorgulamayı baypas eden sistemli bir atmosfer yaratmaktadırlar. Bu atmosferi sürekli kılacak korkular var etmek, beka kaygısı yaratmak, rızık endişesine düşürmek gibi insanı içerden çökertip teslim alacak etkinliklerde bulunmaktadırlar. İnsanı iradesizleştirecek her ne varsa insan aleyhine kullanmaktadırlar.

 

İnsanı insana düşman kılan siyasal düşünceler hangi dinden ya da hangi ideolojiden olursa olsun insanın acılarını çoğaltmaktadır. Böylesine düşmanlaştırıcı siyasal düşünceler kendilerine uygun retorik, ahlaki çerçeve, dil ve tarz da oluşturmaktadırlar. Türkiye ve Kuzey Kürdistan da düşmanlaştırıcı siyasal düşünce örneğine fazlasıyla rastladığımız zamanları yaşıyoruz. Türk ulus devlet anlayışı ve Kemalist terbiyeden geçmiş olan her insanda az veya çok bu düşmanlaştırıcı siyasal düşüncenin emarelerine şahitlik ediyoruz.

 

Özellikle varlığını başkalarının yokluğu ya da yok edilişi üzerine bina etmiş olanların mecbur oldukları “düşmanlı yaşama” gerçeği toplumda kaosu sürekli kılmaktadır.

Bu gün Kürdistan’ın her bir parçası üzerinde Kürtlere reva görülen insanlık dışı muameleler “düşmanlı yaşama” zorunluluğu olan gasıp devletlerin hukuk ve adaletten yoksun pratikleridir. Asimilasyon, katliam, zorunlu iskan, yağma, talan ve mahpusluğu Kürtlere kader olarak tayin edenler bu zulümlere istikrar kazandırmak adına her türlü kaosu göze almaktadırlar. Küresel, bölgesel ve ulusal boyutlarda her türlü ittifakı, işbirliğini bedeli ne olursa olsun gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Oysa bütün bu kötülükleri yapmaktan kurtulma olanağı bir kenarda duruyor. Düşmanlıkları yok edip barışı tesis edecek olan hukuk ve adaletin gerektirdiği adımları atmak bu kadar kötüleşmelerini engelleyecek unsur olarak kenarda bekliyor.

 

Yaşadığımız topraklar üzerinde siyasal iktidar maalesef “barışı tesis etme” gibi bir kaygı taşımıyor. Toplumsal çatışma üzerinden kendi iktidarını muhkemleştirmenin hazzını yaşıyor. Toplumsal çatışmayı toplumu kamplaştırma suretiyle yapabiliyor. Gerginliği bu kamplaşmalar sayesinde diri tutabiliyor. Bu gerginlik üzerinden ve kutsallaştırılan mitlerle çatışma zeminini besleyebiliyor.

 

Küreselleşen dünyada, en az on devletin müdahil olduğu coğrafya da gerginliği besleyen siyasal iktidar bilinçli veya bilinçsiz olarak toplumsal ve siyasal kaosu derinleştiriyor. Bu kaosun muhtemel sonuçları üzerinde düşünmek ve bu sonuçlara hazırlıklı olmak gerek.

Toplumsal ve siyasal kaosun muhtemel sonuçları;

Siyasal iktidar ve en tepesinde yer alan sayın cumhurbaşkanı “iktidarlarını muhafaza” etme kaygısıyla iç ve dış siyasette alabildiğince düşman yarattılar. ABD ve AB Türkiyeyi “güvenilmeyen müttefik” olarak görmeye başlamış ve her fırsatta uygun (!) bir dille rahatsızlıklarını dile getirdiler. Yer yer polemiklere girip ABD ve AB ile diplomatik krizler yaşamayı göze alan sayın cumhurbaşkanı iç siyaseti bu krizlerle dizayn etmeye çalıştı. Rusya ile yakınlaşma stratejik bir yakınlaşma mı yoksa ABD ve AB’ye blöf babında taktiksel bir adım mı olduğuna dair kesin kanaat belirten gösterge de yok. Bu durum aynı zamanda belirsizliği besleyen, belirsizlik ise her sonuca gebe bir haldir. İran, Suriye, Irak, Yunanistan en son Bulgaristan da dahil edilerek her üç tarafında komşu devletleriyle sorun yaşamaktadır.

 

Aslında bu haliyle psikolojisi bozulmuş, sağa sola sataşmak için bahane arayan serseri bir delikanlı görüntüsü veriyor. Dışarı ile bunca sorun yaşayan TC. siyasal erki bu durumu içeride kendi lehine olacak şekilde işlemeye çalışmaktadır. Hamasi duyguları besleyerek “bütün dünya “bize düşman” haleti ruhiyesini inşa etmeye çalışmaktadır. “dünyayı kurtaran adam” rolünü “dünya lideri” kavramsallaştırmasıyla kitlelere içiren muhafazakar, İslamcı propagandistler kitleleri sarhoş ettiler. Gerçekten uzaklaştırıp gerçeğe yabancılaştırdılar.

 

Yalanlardan oluşturulan bu sarhoş edici serabı/şarabı içmeyen kitleleri ise ötekileştirip düşmanlaştırdılar. Kimi zaman algılarla oynayarak terörize ettiler. Bir birine düşman kalabalıklar oluşturarak kendi siyasal iktidarlarının ömrünü uzattılar. Toplumun yapısını tahrip eden, toplumsal vahdeti zedeleyen bu durum siyasal otoritenin iktidarını pekiştirdiğinden onları rahatsız etmemektedir. Yönetilemez bir toplum olmaya doğru giderken oluşan bu kaosun muhtemel sonucu bir iç çatışmadır. Bu iç çatışma ya “kadife devrim”leri andıran yumuşak bir geçişle geçiştirilecektir. Ya da “arap baharı” uğramış harap ülkeler de ki akıbete uğrayacaktır. Kişisel ve örgütsel bekaları için toplumu bu kadar tahrip edenler Kürtlerin yüz yıldır yaşadığı olağan üstü hali Türklere de yaşatmaya başlatmıştır.

 

Kaosta siyasal bilinci olanlar, güvenilir ilişkiler geliştirenler, örgütlü olanlar, yerel ve küresel çapta yaşananları anlamlandıra bilenler, gerçekçi olanlar daha az zarara uğrayıp oluşacak yeni dünyaya daha avantajlı başlayacaklar.

 

Kürtler ve Kürdistan da yaşayan diğer etnisiteler bu kaostan en fazla etkilenecek olanlardır. Gözlerini günü birlik küçük çıkarlara dikmiş olanlar ise en büyüz zarara uğrayanlar olacaktır.

Hukuk ve adaleti tesis edebilenler ise güven veren salim bir limana dönüşeceklerdir… okyanusta fırtınadan kaçıp sığınılacak bir liman…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum