1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Günay

  3. KARANTİNALI GÜNLER
Yılmaz Günay

Yılmaz Günay

Yazarın Tüm Yazıları >

KARANTİNALI GÜNLER

A+A-

I.
İçimde ruhumu akrep sokmuş gibi acıtan bir boşluk var. Ellerimi ağrıdan damarlar sarmış. Herşey boşluk, herşey yalnızlık, herşey garip.
Neresinden yaklaşırsam yaklaşayım zaman şimdi bir boşluğun içinde akıp gidiyor. İdeallerin küçüldüğü, hedeflerin tüm cazibesini yitirdiği, menzillerin anlamsızlaştığı bu zamanda uçuruma düşmüş bir nesne şimdi ruhum. Dipsiz bir kuyuya yuvarlanmış boşluğun o korkutan karanlığında yol alıyorum.
Ölüm sarmışken zamanı, zaman dahi boşluğun kendisi. Evet ölüm sarmış dünyayı. O, korkutan yakınlığıyla ölümün nefesi ensesinde dünyanın. İnsan o nefesi hissedince ölürmüş meğer kocaman görünen menziller, ölürmüş uğruna herşeyi öldürdüğümüz idealler. Ve ölürmüş uğruna çocukları ve hatta tüm canlıları öldürdüğümüz zenginlikler.
Tüm kudretine, hüküm etme yetisine rağmen acziyetin en çıplak, en berbat ve en yalınayak halini yaşıyor dünya. Ölümün kızıl ateşi sizin taptığınız sınırlarınızın, Tanrı'nın koltuğuna oturttuğunuz kudretinizin ölüm fermanını çizdi. Şimdi bu hayalet sizi, bizi, hepimizi evlerin kuytu köşelerine mahkum etmiş. Çaresizliğin en büyük buhranıyla karşı karşıya bırakmış.

II.

Derler ki ölüm Tanrı'nın en büyük silahıdır. Eğer Tanrı bu silahı devreye sokmuşsa insan en büyük kabahatı işlemiştir. Ya da zaman en büyük suçu işlemiştir. Dünyayı saran bu kızıl ölüm kabusunun Tanrı'nın bir musibetidir, ya da bir ceza yöntemidir demiyorum; lakin yaşadığımız şu zamanın belki de tarihin en büyük günahı olduğu gerçeği de aşikardır. Zaman her zulmün, isyanın ve günahın toplandığı bir zaman. Gücün en büyük Tanrı edinildiği zaman. Hatta gerçek yaratıcıya tapanlar dahi ona belki de sadece gücünden, kudretinden, yıkım yapma kabiliyetinden dolayı taptığı bir zaman.
İnsanlar yüce taptı mı hiyerarşik bir sıralama da olsa tanrı birden fazla olur. Şirk düzeni ortaya çıkar. Ve yeniden bir geri dönüş başlar. Evet insanlık bugün Nasıralı İsa'dan önceki pagan düzenine geri dönmüştür. Yapılan keşifler, bilimsel alanlarda kat edilen yol, her alanda açılan çığırlar ve medeni yaşam tarzı malesef bu gerçeği değiştirmiyor. Belki sadece çelişkiyi katmerleştirip daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olmaktan başka da bir anlam ifade etmiyor. Giyimi ve yaşam tarzı medeni lakin zihni teslimiyeti Roma pagan prangalarıyla köleleştirilmiş bir zaman.
Eğer bu söz, yani Tanrı'nın en büyük silahı ölümdür sözü, hakikat ise şu muhakkaktır ki Tanrı bu zamana savaş açmıştır. Bu savaşın galibinin kim olacağı ne kadar tartışma götürmez bir hakikatse, bu savaşta Tanrı'nın muradının da cezalandırma olmadığı gerçeği de o kadar hakikattir. Tanrı'nın savaşı bireylere ya da toplumlara değil, bundan daha ziyade güce tapınmanın en büyük ibadet olduğu bu zamanadır. "Meselê güçse alın size gücün en dehşetli halini" der gibi kocaman bir köy olan dünyada hemen hemen her haneye gücün, o yüreklere korku salan hayaletvari yüzünü göstermesidir bugünler.
Dediğimiz gibi Tanrı'nın bu kabustan muradının birebir bir cezalandırma olduğu fikrinden beriyiz. Böyle ucube bir fikrin varlığı dahi insanın Tanrı tasavvurunun sakatlığının göstergesinden başka da bir şey değildir. Tanrı'nın Kızıldeniz' de boğduğu Firavun bir birey bir insan olmanın ötesinde gücü, iktidarı ve sınırları kutsayan zihnin ve sakat anlayışın bizatihi kendisiydi. 
Birincisi Tanrı o kadar aciz midir ki gücünü yetmiş seksen yaşındaki kendi halinde bir insanın bedeni üzerinde kanıtlama çabasına girsin? Elbetteki Tanrı bundan, bu acziyetten münezzehtir. Belki o bu güç gösterisini zamanın bizatihi kendine yapmıştır, yapıyordur. Zira yukarıda da dediğimiz gibi zaman antik devrin paganvari güç ve iktidar odaklı tapınmasının bilim ve aydınlanma kılıflarıyla gücü olanın her türlü meymeneti yapacağı, yapmaya yetkili olduğu zihin ve inancının her anına ve her fiiline sirayet ettiği bir zamandır. Hiç şüphe yok ki bu zaman "sınır" olgusunun ortaya çıktığı ve belki daha ziyade kutsandığı modern aydınlanma ve devletleşmenin bir sonucudur ve o birikimler üzerinde varlığını oturtan bir zamandır. Bugün bu birikimin gelmiş olduğu nokta, zamanıyla bir devrimci edasıyla karşı çıktığı "güce tapınma" dan başka da bir nokta değildir. Tanrı'nın en büyük silahı olan ölüm ve ölüm korkusuyla bu zamana karşı giriştiği bu savaş işte tam olarak bu "güce tapınma" anlayış ve zihinsel altyapısına karşı bir savaştır.
İkincisi, belki bu satırların yazarı da bir kaç gün ya da bir kaç hafta sonra coronavirüse yakalanıp, onun da ölüm haberini duyabilirsiniz. Öyle bir vakit ve öyle bir durumdayız ki kimse geleceğinden ve ne olacağından emin değildir. Bu hastalıktan ölenlere "cezalarını buldular" şeklinde bir anlayış en az "güce tapınma" anlayışı kadar sakat ve sapkındır. Madem karantina var. Ve madem dünya nüfusunun yarısından fazlası evinde çalışmadan zaman öldürüyorsa, bizlere düşen en büyük görev; bir, kendimizi ve insanları bu ölüm rüzgarından korumak ve iki, tüm sistemimizi ve zihin dünyamızı bir muhasebeden geçirmektir. Güc, iktidar ve sınırları kutsama üzerinde bina ettiğimiz ve sınırsız haksızlıklara, adaletsizliklere sebep olan bu anlayış ve gidişatı sorgulamak ve en önemlisi bir hal çaresini düşünmek bu zamanın ve tüm insanlığın en büyük görevi olmalı. Unutmayalım ki bu kabus, bu karanlık ve bu ölüm rüzgarından kurtulmanın yegane çaresizdir bu.

III.
Corona virüs hakkında duyduğum en doğru tesbit Almanya Şansölyesi Angela Merkel'e ait. "Corona virüsü 2.Dünya Savaşı'ndan sonra görülen en büyük tehdittir" diyor. 
2. Dünya Savaşı' nîn getirdiği yıkımı burada saymama gerek yok sanırım. Sadece şu kadarını söyleyeyim; bu savaşta 65 milyon insan öldü. Belki bu sayıdan kaç kat fazla insan da savaşın sebep olduğu dolaylı yollardan öldü. Yarattığı tahribat ise hala tam olarak hesaplanmış değil. Fakat bu ağır tahribatın yanında 2. Dünya Savaşı'nın bir de Dünya sistemini yıkması olgusu var. Ve eminim ki Şansölye Merkel bu bilinçle bu cümleyi kurmuştur. Yani o da dünyanın bu günkü sisteminin karşılaştığı tehdidin farkındadır. Virüs bu haliyle ve bu hızıyla 3-4 ay daha devam ederse kapitalist hegemonîk sistemin çökeceğinin o da farkındadır. Elbette ki bu krizde en büyük tahribatı en zayıflar görecek ama şurası da hakikattir ki güçlüler gücünü zayıfların varlığından alır. Bu ölüm kabusunun bulutları dağıldığında zayıflar yok olmuşsa güçlüler de o anda yok olmuş olur. Bundandır tüm dünya gibi bu sistemin sahipleri de her türlü tedbiri alma derdine düşmüşler. 
Tüm hesaplar, yorumlar, tahliller bir yana şurası muhakkak ki kriz derinleştikçe dehşet artıyor, dehşet arttıkça zamandan çatlamalar oluşuyor ve her çatlaklık insan ile zamanı birbirinden ayıran bir fay hattı oluşturuyor. 

Gelecek adalet yüklü olsun temennisiyle.....

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum