1. YAZARLAR

  2. Muazzez (Heja) Baktaş

  3. Kehanetler ve Kürdistan Savaşları
Muazzez (Heja) Baktaş

Muazzez (Heja) Baktaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Kehanetler ve Kürdistan Savaşları

A+A-

Önümüzdeki 5-10 yılda bütün Ortadoğu ve Mezopotamya’da kurulu mevcut devletlerin hepsi “darmadağın” olacak ve yerlerine daha “yerel”, daha “küçük” birçok devlet ortaya çıkacaktır. Bu devletlerin bir kısmı “etnik” bir kısmı “dini” bir kısmı “mezhepçi” ve bir kısmı da “aşiretçi” yapıya sahip olacaklardır.

Büyük ölçekli “ulusal” devletlerin hepsi yok olacaklardır.

Dar hizipçi, bürokratik, mezhepsel yönetimlerin yönettiği dev ülkeler ardı ardına parçalanacaklardır.

Kürdistan’ı ve Kürtleri ilgilendiren kısım tam da burada başlamaktadır.

İran ve Türkiye birçok parçaya bölünecektir. Lübnan, Libya, Yemen, İsrail, Bahreyn ve Suudi Arabistan aynı akıbete uğrayacaklardır.

Ürdün ve Mısır bu dalgadan kurtulamayacaktır.

Diğer geri kalanlar zaten ya küçük devletler veya “aşiret” devletleri olarak sadece yönetim anlamında kendi içlerinde bir değişikliğe gideceklerdir. Kuveyt, Katar ve BAE gibi ülkeler.

Bu “parçalanma” dalgası Doğu’da Pakistan ve Afganistan’a, Kuzeyde bütün Kafkaslara sıçrayacaktır.

Bilcümle “romantik” Kürtler, “Birleşik Kürdistan” hayali gören bütün “ultra-romantikler” ve “ulusal birlik” çabalarında bulunan bütün Kürdistani parti, lider ve aydınlar bütün bu beyhude düşünceleri ve çabaları unutun.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu sadece Kürdistan ekseninde parçalanmadı, bütün Arap toprakları, Filistin toprakları ve Kafkasya’da parçalandı.

Kürdistan nasıl “bölündüyse” Azerbaycan’da bölündü, Filistin’de bölündü ve en büyük bölünmeyi Arap toprakları yaşadı. İrili-ufaklı birçok Arap devleti kuruldu.

Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı yıkıldı. Onlarca yeni devlet ortaya çıktı.

Sovyetlerin dağılması bütün Avrupa ve Asya’da onlarca yeni devletin ortaya çıkmasına neden oldu.

İşte “Arap Baharı” ve takip eden aylarda ortaya çıkan Suriye, Libya ve Irak “iç-savaşları” bütün Ortadoğu ve Mezopotamya’da yeniden büyük bir “bölünme ve parçalanma” iklimini müsait hale getirmiştir.

İran artık içindeki Kürtleri ve her ne kadar şimdilik sesleri çıkmıyorsa bile Azerileri artık domine edemez. Üstelik İran’ın “Şii” temelli “yayılma” politikası tamamen sonunu getirecektir. Kürtler burada hakim unsur Acemlerin ve mezhep yoldaşları Azerilerin ortak düşmanı olmakla beraber önümüzdeki süreçte Azeriler ve Acemler arasındaki “etnik” sorunlar mezhep dayanışmasının önüne geçecek ve İran’ın parçalanma süreci hızlanacaktır.

Türkiye “bölünme-parçalanma” sürecine girmiştir. Ve bu parçalanma sadece Kürdistan temelli olmayacaktır. Türkiye’den en az üç-dört yeni devlet ortaya çıkacaktır. Türk Aleviler, Kemalistler, Ulusalcılar, milliyetçiler, muhafazakarlar, İslamcılar ve diğer etnik kökenliler her ne kadar şimdilik Kürtler aleyhine “birleşmiş” görünseler bile aslında bir arada yaşama imkanları gün geçtikçe azalmakta, çelişkileri ortaya çıkmaktadır. 

İşte tam bu aşamada Kürtler tarihin seyrini değiştirmeye çalışacaklarına, enerjilerini hayalperest “Birleşik Kürdistan” davasına harcayacaklarına tam tersi istikamete yol almalıdırlar.

Irak ve Suriye artık parçalanma aşamasını geçirmişlerdir, şimdilik devam eden “iç-savaşlar” tamamen bu ülkelerin yeniden dizaynında ortaya çıkan aslında “küçük” anlaşmazlıkların sonucudur. Menbic kimin olacak, Musul’un denetimi kimde olacak falan-filan. Asıl olan bu iki ülkenin artık “sembolik” bir özelliklerinin bile olmadığıdır.

İran ve Türkiye bu aşamada olduklarının bilincinde olmakla beraber bütün milliyetçi, mezhepçi ve ulusalcı duygularıyla halkı devletlerinin yanında “diri” tutmaya çalışarak süreci engelleyeceklerini düşünmektedirler.

Eğer bu yazılanlara “hayal ürünü” görüşler olarak bakanlar varsa size Türkiye’den bir örnekle cevap vereceğim.

Türk yöneticilerinin en tepesinden en alt bürokratına kadar, muhalefetinden illegal örgütlerine kadar neden hemen hemen hepsi “ağızbirliği” etmişcesine “2.İstiklal Savaşı” veriyoruz deyip duruyorlar?

Neden ikide bir “Türklüğün bekası” büyük tehlike altında veya “bizim gidecek başka bir vatanımız yok” söylemini sürekli dillendiriyorlar?

Kürdistan’a neden bu kadar vahşice saldırıyorlar?

Eskiden sıradan bir söylem olan “bölünme” paranoyası şimdi neden uykularını kaçıracak denli bir “gerçekliğe” dönüşmüş durumda?

Bu söylemlerinin hepsinde haklıdırlar ve süreç oraya doğru gidiyor.

Küçük bir farkla Kürdistan ve Kürt düşmanlığı gözlerini o kadar kör etmiş ki sanıyorlar sadece Türkiye bölündüğünde iki devlet ortaya çıkacaktır.

O zaman onlara bir teorik iyilik yapayım.

Türkiye “bölünmeyecek” tamamen “parçalanacaktır”. Ortaya en az üç-dört devlet çıkacak ve bunların hepsi de Kürdistan hariç birbirleriyle savaşacaklardır.

Çünkü Kürdistan zaten çok büyük katliamlar ve yıkımlar sonucu ortaya çıkabilecektir.

Yani Kürtlerle Türkler “büyük bir hesaplaşma” sonucu ayrılacaklarıdır.

Sonrasında geri kalanlar birbirleriyle özellikle Alevi-Sünni, Balkan göçmenleri ve yerliler olarak iki cephede geri kalanlar ise “etnik” aidiyetler doğrultusunda birbirleriyle hesaplaşacaklardır.

Romantik Kürtlere bir gerçeği daha ne yazık ki söylemek zorunda kalıyorum.

Batı’da katliamdan kurtulanlar ve batıya mülteci olarak kaçanlar dışında Kürt kalmayacaktır. Hepsi paşa paşa Kürdistan’a dönmek zorunda kalacaklardır.

Unutun İstanbul ve Bodrum “fantezilerini”…

Hakeza İran aynı süreci yaşayacaktır.

Şimdi gelelim Kürdistan’a…

Kürdistan’ın tarihsel geçmişine hiç girmeyeceğim okuyuculara ayıp olur bunu zaten bilirler. Önemli olan bu tarihi doğru yorumlamak.

Öncelikle bir soruyla başlayalım!..

Tarih boyunca ne zaman Birleşik bir Kürdistan veya bir Kürt imparatorluğu kuruldu?..

Hiç olmadı.

Medler ve diğer efsaneler bir yana bırakılmak zorunda.

Kürdistan toprakları yazılı olmayan tarihten ve günümüze dek yaklaşık 10.000 yıllık tarihinde hep bir kabileler, aşiretler, beylikler arasında paylaşılarak yönetildi.

Pers, Yunan, Roma, Makedon, Bizans, Arap , Moğol ve Türk egemenliklerinin en şiddetli dönemlerinde bile Kürdistan toprakları “özerk” yönetimlere sahipti.

Bu özerklik kentsel, bölgesel ve aşiretsel boyutta hep sürmüştür.

Son dört yıldır ise Kürdistan aslında kelimenin tam anlamıyla bir “tampon” bölge işlevini yerine getirmiştir.

Türkler, Acemler ve Araplar arasında Kürdistan hep bir “sınır hattı” ve hep bir bariyer olarak durmuştur.

O çokça bahsedilen yüzyıl başındaki Kürdistan’ın bölünmüşlüğü “hikayesi” yanlış bir yorumdur. Kürdistan hiçbir zaman “birleşik” olmadı ki ayrıca bölünsün!..

Tekrar soruyorum Osmanlı ve Safevi İmparatorluğu döneminde Kürdistan fiili olarak ikiye bölünmemiş miydi?...

Roma egemenliğinde Kürdistan Perslerle Romalılar arasında bölünmemiş miydi?...

Evet “bölünme” var ama yeni bir durum değil.

Kürdistan günümüzde ve ileriki dönemlerde tekrar “birleşmeyecektir.”

Maddi temeli yok bu birleşmenin…

Çok çok zorlanırsa belki iki parça birleşir ama üçü ve dördü birleşemez.

Üstelik “birleşme” rüyası görenlere kötü bir haberim daha olacaktır.

Kürdistan daha da “bölünmeye” devam edecektir.

Başta belirtiğimiz ulus devletlerin parçalanma süreci Kürdistan’ın dışında kalacağı bir seyir izlemeyecektir.

Evet diğer parçalanacak devletleri bir yana bırakarak şimdilik sadece dört egemen devletin parçalanmasını gündemimize almalıyız.

Kürtler geri kalan diğer iki devlet olan İran ve Türkiye’nin “parçalanması” sürecinin en aktif unsurlarından birisi olacaklardır.

Kürtler bu anlamda “tarihsel bir rol” üstlenerek bu iki devletin “parçalanmasını” hızlandıracaklardır.

Bu parçalanmanın sonucunda ise; bazılarının sandığı gibi “birleşmiş bir Kürdistan” ortaya çıkmayacaktır. Aksine daha da “parçalanacak” olan bir Kürdistan gerçeği ile karşı karşıya kalacağız.

Bu parça Kürdistan’lar dönem dönem kuracakları “ittifaklarla” sürekli olarak birbirleriyle “savaşacaklardır”…

Kürdistan Savaşları bazen “toprak” talepleri, bazen “petrol” ve diğer zenginliklerin “bölüşülmesi” sorunları, bazen de ideolojik, dinsel ve mezhepsel çatışmalarla ortaya çıkacaktır.

Onun için son dönemdeki KDP-PKK savaş tamtamları size pek yabancı gelmesin.

“Kürdistan Savaşları” nedeni ne olursa olsun “Parça Kürdistan’ların” savaşı olarak ortaya çıkacaktır.

Her savaşta olduğu gibi birbirleriyle savaşan Kürdistan parçaları “müttefik” arayışlarına ve “ittifak” taktiklerine başvurmaktan çekinmeyeceklerdir.

Her birisine göre diğer taraf kesinlikle “ihanet” içerisinde olmakla suçlanacaktır.

Bu tahlillerin genel sonucu ise; Başkan Barzani’nin “Bağımsız Kürdistan” talebi “gerçekçi, PKK’nin “Birleşik Demokratik Cumhuriyetler” talepleri ise gerçek dışıdır.

Barzani talebini ancak kendi parçasında dile getirebilir ve amacı da budur.

Her parça kendi içinde bu talebi canlandırabilir.

Bu anlamda PYD’nin Suriye’de artık hükmü kalmamış bir devletle “bütünleşme” çabaları tamamıyla “akıldışıdır”…

PKK ve PYD’nin birleşik Irak, İran, Suriye ve Türkiye politikaları yukarıda bahsettiğimiz “parçalanma” siyasetinin aksi istikametinde “kürek çekmeye” benziyor ve sonuçsuz kalacaktır.

Barzani’nin politikası yeni sürecin ruhuna uygundur.

Fakat kimse çok fazla “romantik” takılmasın…

Kürdistan Savaşları geriye kalan iki egemen devlet İran ve Türkiye’nin parçalanması ile daha çok gündeme gelecektir.

Kürdistan Savaşları mutlaka yaşanacaktır.

Bu savaşların sonucunda ise; Kürdistan daha da parçalanacak ve kimi yerde aşiret, kimi yerde kantonlar, kimi yerde dini azınlıklar, kimi yerde ise mezhepsel egemenlikler şeklinde bir çok “bağımsız”, ”özerk”, “federatif” ve “özyönetimler” olarak varlığını sürdürecektir.

Burada çok önemli bir ayırımı yapmanın zamanı gelmiştir.

Evet Kürdistan parçaları sürekli olarak birbirleriyle değişik çıkar ve ideolojik ayrılıklardan ötürü savaşacaklardır. Ama kesin olan şu ki; artık kimsenin egemenliği ve direktifi ile savaşmayacaklarıdır.

Kürdistan bir bütün olarak “özgürlüğüne” kavuşacak, bir çok Kürt devleti ve diğer yönetim biçimleri şeklinde kendi topraklarının “efendisi” olacaklardır.

Fakat elbette ki birbirleriyle şu veya bu nedenden ötürü “savaşmaktan” geri durmayacaklardır.

Yüzlerce yıllık “esarete” karşı verilen savaşlar “”Kürdistan’ın özgürlüğünü” engellenemeyecek şekilde sona erecek, fakat bu sefer Kürtler kendi “özgür iradeleriyle” birbirleriyle “çıkar” savaşlarına gireceklerdir.

Kürdistan Savaşları “egemenlerin diliyle” değil “Kürtçe” yapılacak…

Kürdistan savaşları “birbirinin dilini çok iyi bilenlerin” savaşı olacaktı

Nerinaazad

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.