1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Günay

  3. Korku ve Umut Arasında Varoluşsal Yolculuk
Yılmaz Günay

Yılmaz Günay

Yazarın Tüm Yazıları >

Korku ve Umut Arasında Varoluşsal Yolculuk

A+A-

"Pîrikek di nav konên koçeranda derbasbu u got; 
Tirsamin wek jîyana kîwroşkê,  hêvîya dilêmin jî wek hîva çawên zarokên ber baharêye." (y.gny)

Gecenin bu en kuytu anında kendini sokakların sonu gelmez kaldırımlarına terk etmişti. Sokaklar peşi sıra dizilmiş adımlarına ev sahipliği yapıyordu. Kaldırımlar önünde serili halılar gibi dururken o ise bunun hiç mi hiç farkında olmadan ağır adımlarla ilerliyordu.  Sanki çığ düşmüş ve  kapanan bu yol vermez geçitleri adımlarıyla deşerek açmaya çalışıyor gibi bir hâli vardı. Attığı her adımda derin bir nefes alıp öyle yürüyordu.


Sokaklar koyu bir karanlığa bürünmüştü ve kimseler yoktu. Herkes kendini evlerin korunaklı olduğuna inandığı duvarlarının ardına gizlemişti. Sanki evlerin kapısını açıp dışarı çıkmak harammışta insanlar bu haramı çiğneme korkusuyla evlerinden dışarı çıkmıyordu....  

Sanki tanrılar gecenin bu anında dışarı adımını atanı lanetleyecekler... Sanki şehri cüssamlılar istila etmişler de insanlar onlardan kaçıyor...  Ya da kimbilir belki de  ceberut yüzlü iktidarlar şehirde sokağa çıkma yasağı ilan etmiş de, insanlar evlere mahkum olmuşlar. Sokağa çıkan herkesin son varış yeri bir derin dondurucunun buzları arasıymış ve o soğukluğu daha şimdiden yüreğinde hissetmiş herkes.  Hiç  kimse bir derin dondurucunun buzları arasında üşümek istemez / istemiyor...

Sanki evden dısarı çıkanı bir daha o eve geri dönemeyecek korkusu sarmış herkesi. Bu akibetle karşılaşmamak adına gecenin bu zifiri karanlık vaktinde kimse dışarı çıkmıyor.


Bunlar peşi sıra aklına geldikçe yüreğinde korku rüzgarları esmeye başlıyordu. Rüzgar korkunun bütün kapılarını ardına kadar açmıştı. Ondaki bu ruh hali bedenini şehrin bu en işlek caddelerinden alıp korku odalarının en kuytu köşelerinde dolaştırıyordu. Her adımında korkunun bir başka şekl-i şemaliyle karşılaşıyordu.  Etrafını saran korku askerleriyle çevrili duyguların arasında yürürken birden ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetti...

Ölüm, korkunun en doruk noktası değil miydi?  Ölüm yok oluşun diğer adıydı.  "Ölsem, öldürseler ; yok olacağım" dedi kendi kendine. Söylerken bedenindeki bütün tüylerin diken diken olup titrediğini hissetti. Yokluk hiçlik olup titretti bedenini ve de ruhunu. o kadar titremisti ki olduğu yerde durdu ve gözlerini kapatıp kabrin karanlığında yok olmayı düşündü: Her şeyin bittiği ve mutlak yokluğun olduğu o anı iliklerine değin hissederek yaşadığı bu anın depremiyle sarsılarak gözlerini açtı.

Sana, yaşarken hayatın nefes aralıklarında gözlerini kapatıp seni kör ettiren korku zaten yok oluş ipini çoktan boynuna aşmış demektir. Korkunun bu esaretine teslim bayrağı çektiğin anın başlangıç saniyesi yokluğun, yok olup gitmenin ilk anı ve birinci adımdır dedi kendi kendine. Sonra tekrarladı bu duygusunu başka bir cümleyle; özünde bir kelebeği barındıran tırtılın, kelebeğin ömrünü düşünerek korkması onun hiçbir zaman uçmanın tadını yakalayamadan yerde sürünerek ömür tüketen bir tırtıl olarak  yok olup gitmesi demektir.

Korkmak her ne kadar sinesinde bir can barındırmanın en doğal sonucu olsa da yaşamanın, can taşımanın en bariz örneği de harekettir. Kendinde hareketi yok ederek, bir can taşıyor olmanın bütün emarelerini korkunun saltanatına kurban vererek nasıl yasanılır?  Yaşansa da böyle bir hayatın  adına ne kadar yaşamak denir?
Tam köşeyi dönerken arkasına düşen sokak lambasının her adımda gölgesini biraz daha uzatan duraganlığına kaydı zihni ve   korku zihnin meyvesidir dedi kendi kendine.  Bilinenin aksine korkunun kalple bir ilgisi ve de alakası yoktur. Korku zihnin kalbi esir almasıdır.  İnsanı yaşamdan ve onun gereklerinden uzaklaştıran şey zihninde tasarladığı kurguların sonucudur. İnsan zihni menfaat ve maslahatlara ev sahipliği yaptığından, olan ile olması gerekenin yol ayrımını yapan merkezdir. 


Kalp saf hakikatin barınma alanıyken zihin hakikatin endiselerle kirletildiği yerdir. Korku anında kalbin hızla çarpması, göğüs kafesini patlatmak istercesine şiddetli hareketi bu kirletilmişliğe isyanıdır. Kalbin bu hanif halinin korku, endişe ve menfaatlerle kirletiliyor olmasına isyanı dahi biz ademoğlu tarafından farklı yorumlanarak bulanık hale getiriliyor. Oysa bilinmeliydi ki insanın kalbi Allah'ın evidir; Allah korkunun merkezini kendine ev yapar mı hiç.
Başını kaldırdı ve gökyüzünde yıldızları gizleyen sisli havaya baktı. İnsanın ruhunu karartan bu sisli hava... Ve sesli sesli düşündü: İnsanın kalbi mevsimlerden yazken, zihni kışın bu sisli halidir.


Korku zihinde an'a ve geleceğe dair endişe ve beklentilerin kalbi kuşatmasının bir sonucudur. Bu sonuca varınca kalbine bir sukunetin doğduğunu ve oradan tüm bedenine yayıldığını hissetti. Kendini iyi tanıyordu; kaderci biri değildi lakin an'ın ve geleceğin yegane hükmünün Hakim-i Mutlak tarafından çizildiğini, hiçbir korku ve endişenin bunu değiştirmeye muktedir olamayacağını ve beklentilerin de zihnin hayal ürünü olduğunu düşündü. 


Umudun korku ile olan cenginde yenilen tarafın her zaman korku olacağına can-ı gönülden inandı. Bir de kalbine mütmaince bir cümle kazındığını hissetti; Allah varsa, ki vardır: O zaman mutlak yokluk asla olamaz. Allah'a inanıyordu ve dedi ki EĞER ALLAH VARSA UMUT DA VARDIR. 


Bu son cümlesini fark etmeden yüksek sesle söylemişti. Birden arkasında bir ses duydu. Az önce önünde durduğu kapının, durup gökyüzüne baktığı kapının açıldığını ve içinden iki çocuğun çıkıp kendisine doğru yürüdüğünü gördü.  Çocuklar gelip onu gectiklerinde birinin diğerine "korkuyorum, sen korkmuyor musun?" diye sorduğunu duydu. Diğer çocuk cevap verdi:


Korkmak sadece korkuyu güçlendirir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum