1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kaya

  3. Kürdistan Devletinin Varlığı Kürtlerin Varlığının Yegane Teminatıdır.
Ahmet Kaya

Ahmet Kaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdistan Devletinin Varlığı Kürtlerin Varlığının Yegane Teminatıdır.

A+A-

 

Kürdistan'ın bağımsızlık referandumunun kararı başlı başına tarihi bir karardır. Bu tarihi karar Kürt halkı için olduğu kadar diğer ilgili halklar için de önemlidir. Bu referandum, Kürtler açısından yüzyıllardır mahrum oldukları egemenlik haklarının kullanılması anlamına gelirken diğer ilgili halklar için de bu hakkın karşısında tabi oldukları insani sınavda nasıl bir sonuç ve nasıl bir karne alacakları anlamını içerir. Ya yüzyıllardır komşu oldukları ve çoğu sefer hak ve hukukuna tecavüz ettikleri halkın bu kararına saygı duyup tarihsel bir özrü de lisanı hal ile beyan etmiş olacaklar ya da tarihsel gidişatın arkasında durarak yapageldikleri haksızlığı sürdüreceklerdir. Tarihsel mirasları ve edindikleri siyasal davranış şekli Kürt halkının bağımsızlık kararına saygıyı imkansız mesabesinde uzak ihtimal olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bu kararı uygulamaya sokmamak için ellerinden gelen her türlü engeli ileri süreceklerini  yaşanan süreç zaten açıkça ortaya koymaktadır. 

 

Kürdistan coğrafyası dört parçaya bölünmüş şekilde dört ayrı devletin( İRAN, IRAK, TÜRKİYE ve SURİYE) ve üç farklı ırkın (TÜRK; FARS ve ARAP) ve iki farklı itikadi mezhebin (ŞİA ve SÜNNİ) revaçta olduğu; rejimlerinin birbirinden ayrı olduğu devletlerin egemenliğine girmiş bulunuyor. Bu dört devletin tek ortak paydası kağıt üzerinde kimliklerinin ve halklarının ezici çoğunluğunun müslüman oluşudur. 

 

Kürdistanı bölen bu devletlerden İran ve Suriye'nin Kürdistanı bölen iki devletle; Türkiye ve Irakın  Kürdistanı bölen üç devletle sınırdaşlığı söz konusudur. Bu dört devletten Türkiye ve İran arasında tarihi bir rekabet mevcut. İki devletin sınırları beş yüzyıllık bir sınır ve değişmeden günümüze kadar gelen bir durumu var. Irak ve Suriye bitirdiğimiz yüzyılın  neredeyse ilk çeyreğine kadar Osmanlı toprakları içinde. Dolayısıyla çok çetrefilli bir yapının içinde bölünmüş bir coğrafyadan söz ediyoruz. 

 

Kürdistan coğrafyasının bu kadar karmaşık bir yapının içinde kalmış olması Kürtlerin siyasal birliğinin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Coğrafyası bölünmüş, kimliksel hakları inkar ve asimilasyona tabi tutulmuş, birbirleriyle ilişkilenmeleri engellenmiş bir halkın bir asrı geçen zaman dilimindeki tüm derdi ve mücadelesi var olma adına ortaya konuldu. Bundan fazlası lüks mesabesindeydi adeta. Zira varlık sorunu yaşayan bir halkın, varlığının üzerine bina edildiği diğer alanları düşünmesi, onun hayatiyet bulması için ortaya bir pratik koyması akılcı sayılamazdı. Dolaysıyla artı kazanım sağlayıcı bir duruma taşıması beklenemezdi. O nedenle çok rahatlıkla denebilir ki Kürtler geçirdiğimiz yüzyılı var olma mücadelesiyle geçirdiler. 

 

Kürtler var olma mücadelesini ortaya koyarken pratik onlara şu gerçeği de öğretiyordu. Ulus devlet mantığı kendinden olmayan uluslara var olma hakkı tanımıyor, buna imkan bırakmıyordu. O yüzden ulus devlet mantığının gereği olarak bir devlet olma elzem, kaçınılmaz ve mecburiyetti. Zira ancak bu şekilde varlığını sürdürme olanağına sahip olmak mümkün olabilirdi. Devletsiz olmak savunmasız olmaktı. Kimliğinin tanınmaması, inkarı anlamına geliyordu. Dilinin, kültürünün yasaklanması, horlanması ve asimilasyonu her geçen gün bir dayatma olarak karşına çıkıyordu. Var olmak adına ortaya koyduğun mücadelenin kalıcı bir sonuca evrilmesi için bir devlet olma, olmazsa olmazdı. Ya bir devletin olmalıydı ya da ulus devletlerin ayakları altında yok olma tehdidini ebediyyen yaşayacaktın. Kürtlerin bir devlet olma talebi bu açıdan mecburidir. Varlıklarının idamesi için gerekli şarttır. O nedenle vicdan ve izan sahibi her insanın bu talebi anlayışla ve saygıyla karşılaması gerekmektedir. 

 

Bu coğrafyanın kadim halklarından olan Kürtlerin kendi coğrafyalarında başka ulusların iznine tabi olarak varlıklarını, kimliklerini sürdürmesi; onların izin verdiği ve lütfettiği oranda sahnede görünmesi her şeyden önce onur kırıcı bir vakıadır. Kendi yurdunda başkasının iznine tabi olarak hayat sürmek, sürdürmek kadim bir halkın, köklü bir ırkın kabul edeceği bir durum olamazdı. Bu yüzden de Kürtlerin dört parçada da egemen uluslara itirazı anlaşılması en kolay bir realitedir. Dahası hiçbir itirazın olmaması ihtiamli aslında anlaşılması zor olandı. Böyle bir durumda şaşırmak gerekirdi. Oysa Kürtler en olması gerekeni yaptılar ve kimlikleriyle kendi olarak var olmayı talep ettiler. Gelinen aşmada bağımsız Kürdistan talebi bu açıdan en doğal, en tabii ve en masum bir taleptir.

 

Kürdistan'ın bağımsızlığı kararı sonuna kadar meşru bir karardır. Zira diğer ulusların devletlerinin olması ne kadar hak olarak görülüyorsa Kürtler için de bu bir haktır. Eğer diğer ulusların devletleri haklarından kaynaklı bir meşruiyet zeminine oturmuşsa Kürtler için de bu meşru zemin mevcuttur. Bir ulusa hak olan bir şey, bir başka ulus için hak olmuyorsa bunun nedeni ortaya konmalıdır. Bir ulusun hakları o haklarını kullanmayı meşru kılıyorsa, bu hakkın kullanılması, diğer bir ulusun da o hakkı kullanmasına meşruiyet verir. Ya aradaki farkın nedeni ortaya konmalıdır ya da fark yoksa farksızlığın gereğine  tabi olunmalıdır. Tabi olunmuyorsa gasp, zulüm  ve tecavüz vardır demektir. Gasıp, zalim ve mütecaviz olanların ortaya koyduğu hiçbir gerekçe meşru olamaz. Bu nedenle de kim karşı çıkarsa çıksın karşı çıkışı bir zulüm ve tuğyandır. 

 

Kutsalların kalkan yapılıp hak ihlallerine gerekçe olarak sunulması kutsallara yapılan en büyük haksızlıktır. Kürdistan söz konusu olunca hep buna tevessül edilir. Hiçbir kutsal, en kutsal olan hakkın kullanılmasına mani olamaz. Mani olarak ortaya konuluyorsa, orada bir istismar  vardır demektir. Kutsallar birbiriyle çatıştırılıyorsa;  bu, kutsalların doğasından kaynaklı değil, insanın suni müdahelesindendir. Tabii mecrasında yürüyen bir işleyişte, kutsallar çatışmaz ve birbirine engel olmazlar. 

 

Kürdistan'ın bağımsızlığı önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkarılan gerekçe Ümmetin bölünmesi hadisesidir. Bu gerekçe bir kaç açıdan ele alındığında net olarak görülür ki bu bir kılıftır ve batıldır. Zira velev ki mevcut halde ümmetin birliği söz konusu olsun faraziyesiyle yaklaşalım. Ümmet kendinden bir parça olan bir halkın haklarını müsellem görmüyor ve bu hakların kullanmasına imkan tanımıyor.  Örneğin ümmetin kaleleri(!) olan ülkelerde Kürtler anadiliyle eğitim göremiyor, yayın yapma konusunda sıkıntı yaşıyor, kültürlerinin gelişiminin önünde türlü engellerle karşılaşıyorlar. Bu durum ümmetin bir parçasının ayrı bir muameleye tabii tutulduğunun delili değil mi, bu, ümmeti bölmek değil midir? Ümmet birlik ifade eden bir kavram ise birliği bozan her eylem ve her tutum ümmet mefkuresine vurulmuş bir darbe değil midir? Nasıl bir mantıktır ki birleştirmeyi amaç edinen bir mefkureyi birilerinin aleyhine kullanabiliyoruz? Bu mantıktan ve bu yaklaşımdan ümmete hayır gelir mi? 

 

Öte yandan vakıaya gelirsek, Ümmet kavramının içeriğine uygun bir hal var mı İslam coğrafyasında? Halkı müslüman ülkelerin birbiriyle yaşadıkları derin çatışmalar, ayrışmalar ve hatta savaşlar ümmetin varlığını en azından tartışılır kılmıyor mu? Dahası fiili durumda ümmetin hayatiyet bulduğu bir tek emare var mı? Zaten olmayan bir ümmet anlayışını ve pratiğini hangi akla hizmet Kürtlerin devletleşmesiyle zarar görecek diye ortaya atıyor ve bunun üzerinden Kürtleri devletsizliğe mahkum edip diğer ulus devletlerin asimilasyoncu baskıcı yönetimlerine mecbur kılıyorsunuz? Kürdistan devletinin varlığı Ümmeti bölen bir gelişme değildir, böyle görüp lanse etmek bir saptırmadır. Kürtlerin dini inançlarını istismar edip onları başkasının iznine tabi olarak yaşamaya mahkum etmektir.

 

Bir diğer husus ise Kurulacak bir Kürdistan devletinin ABD ve İsrail'in bir karakolu olacağı hatta İkinci bir İsrail olacağı hususudur. Kürdistan'ın aralarında bölündüğü devletler sanki birer anti emperyalist ve ABD ile İsrail'in karşısında pozisyon alıyorlar alabiliyorlar da Kürtler devlet olunca bu pozisyon alışları ortadan kalkacak. Irak yirmi beş yıldır zaten ABD nin ayakları altında debelenmiyor mu? Türkiye ABD ile müttefik değil mi? İttifakının zedelendiği bugünlerde bile bunun telafi edilmesi için canla başla her türlü diplomatik girişimi ortaya koymuyor mu? İsrail ile en stratejik alanlarda en hayati anlaşmaları yapmıyor mu? İsrail ile ilgili yaşadığı Mavi Marmara hadisesini dahi sineye çekip en olmadık anlaşmalara imza atmadı mı? Suriye son 6 yıldır zaten ABD nin başını çektiği ve Türkiyenin de içinde bulunduğu bir yönetim devrilmesi uğruna amansız bir iç savaşta değil mi? İran bu savaşta bu paktın karşısında Rusya ile ittifak halinde değil mi? ABD ve İsrail ile ilgili konumlanmada kısmen itirazı anlaşılabilir yegane ülke  irandır. Zira İran'ın bu iki ülkeyle ilişkileri yok mesabesinde ve bir düşmanlık zemininde yürüyor. Buna rağmen İran'ın bu açıdan itirazı samimi midir? Kürtler ABD ve İsrail'in cirit attığı ülkelerin yönetimi altında bulunurken bir beis yok da kendi başına bir devlet olunca mı ortaya sakınca çıkıyor? Bu bir korkunun kılıfa büründürülmüş hali değil de nedir? En olmadık şekilde birbirleriyle anlaşmalar sağlayınca olay uluslararası ilişkiler ve dış politikanın gereği olurken Kürtler bir ilişki geliştirince bu tu kaka ediliyor. Bunun  neresinde samimiyet, ciddiyet ve iyi niyet var? 

 

Kürdistan, müslüman coğrafyanın içinde bir coğrafyadır ve Kürtler büyük çoğunluğu müslüman bir halk olarak bu ümmetin bir parçasıdır. Kürtler tarih boyunca hiçbir dönemde dindaşlarına ve komşularına ihanet etmedi. Kürtlerin böyle bir tarihi mirası ve geleneği yoktur. İhanet ve ayak oyunlarını adet edinenler kendilerine bakıp endişe ortaya koyuyor olmalılar ki daha doğmamış çocuğa don biçmeye başlıyorlar. En tabii haklarını kullanmak isteyen dindaşları ve komşuları bir halkın bu talebine olumlu yaklaşması gerekenler korkularından dolayı karşı çıkıp en olmadık yaftalamalarla haklılık devşirmeye çalışıyorlar. Ancak bu yaftaların hiçbiri onların amaçlarının gerçekleşmesine yetmeyecektir. Kürtlerin çetin koşullarda en acımasız şekilde karşılaştıkları eziyetler eşliğinde ortaya koyduğu mücadele kalıcı bir kazanıma dönüşmeyi hakketmiş bulunuyor. Bu hakkın kullanılmasına kimse engel olamayacaktır. 

 

Bir haklın kaderini kim belirler? Bu hakkı kim kimin adına kullanabilir? Meselenin en hayati boyutu buradadır. Kürdistan'ın bağımsızlığına karşı olanlar, Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duymayanlardır. Bunlar Kürt halkının kaderinin tayininde kendilerine hak biçenlerdir. Bunlara göre Kürtler kendi kaderlerinin tayininde sağlıklı karar vermekten yoksundur ve onların yerine kendileri  karar vermekte daha ehildir. Yüzyıllardır bu zihniyetle Kürtlere yaklaşıldığı için Kürtlerin kendi kaderini tayini konusundaki kararı onları rahatsız ediyor. İtirazları bundandır.Bir halkın kendi adına karar vermeye başlaması ve bunu öğrenip örgütlemesi onların kurulu tezgahlarını yıkacağı için bu kararın hayat bulmasına ellerinden geldikçe engel çıkaracaklardır. 

 

Kürdistan'ın bağımsızlığı bir hak olduğu kadar bir gerekliliktir de! Zira dünya üzerinde bir söz sahibi olabilmenin, tanınırlık elde edebilmenin yolu devlet olmaktan geçiyor. 50 miyonluk nüfusuyla yeryüzündeki devletlerin yarısından fazla bir nüfusa sahip bir halkın halk ve ulus olarak tanınmıyor olması devletsizlikten değil de nedendir? Dilinin, kültürünün, tarihinin kaybolmadan yaşayabilmesi için Kürtlerin bir devlet olarak sahnede olması zaruridir. Her kademede eğitim ve öğretim dili olarak Kürtçe hayatın içinde kullanılmazsa kimse bu dilin daha uzun yıllar hayatta kalacağının garantisini veremez. Kürtlerin dillerini muhafazası bugüne kadar sağlanabildi diye bundan sonra da sağlanacağı rahatlığı içinde olamayız. Zira şartlar öyle değişti ki artık eğitim dili olmadan bir dilin yaşama şansı oldukça zorlaştı. Kürdistan devletinin varlığı Kürtlerin varlığının yegane teminatıdır. Bu teminattan yoksun yaşamayı göze almak ve bunu dayatmak Kürtleri yok olmaya itmektir. Kürtler olarak bunun farkında olmak durumundayız.

 

Aklı başında her Kürdün bu karara sonuna kadar sahip çıkması varlığı adına bir vecibedir. Herkes bu kararın arkasında elinden geldiği destekle durmalıdır. Zihinsel bulandırmalara bulaşmadan, buna izin vermeksizin kaderinin tayinini başkasına bırakmamakla mükellefiz. 

 

Tarih bu fırsatı sunmuşsa bunu değerlendirmek bizim sonraki nesillerimize olan borcumuzdur. Ya tarihsel vazifemizi yerine getirip halkımızın varlığını koruyacağız ya da bu tarihi fırsatı heba edip yok olmaya mahkum edeceğiz kendimizi. Bu kadar hayati bir dönemecin eşiğindeyken kimsenin buna kayıtsız kalma lüksü yoktur.

 

Bütün hizipsel, örgütsel, partisel zindanlarımızdan azade olarak halkımızın top yekun maslahatı gereği önceliği bir devletimizin olmasına vermek durumundayız. Küçük düşünmek bizi yok olmakla karşı karşıya getirecektir. Yok olmaktan kurtulmanın tek çaresi büyük düşünmektir. Küçük kazanımlarla yetinenler er geç kazanımlarını tüketmek durumunda kalırlar.  Kürdistan tarihi boyunca ortaya konan mücadelenin Bir devlet ile taçlanması artık bir vefa borcunun gereğidir. Bu taç ile taçlandırırsak bu mücadelede bulunanların ruhunu şad etmiş oluruz. Yok olmaktan bizi kurtaranların mücadelesinin hatırına biz de var olmayı kıyamete dek muhkem kılmalıyız.

 

Bağımsız bir Kürdistanın hayalini kurup emek veren herkese saygılarımı sunarken bu karara destek veren herkese selamlarımı ve minnettarlığımı iletiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum