1. YAZARLAR

  2. Ahmet Kaya

  3. Kürdistan'da özgün ve özgür bir siyasete ihtiyaç vardır
Ahmet Kaya

Ahmet Kaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdistan'da özgün ve özgür bir siyasete ihtiyaç vardır

A+A-

Kimi kavramlar vardır ki tabiatı itibariyle caziptir. Kulağa da hoş gelir. Dikkat çeker ve insanın ilgisini cezbeder. Bu kavramlar ciddi insanlar tarafından kullanıldığında değer kesbederler. Ama kavramlar lakaytça ve hoyratça; sırf slogan düzeyinde gayrı ciddi insanlar tarafından kullanıldığında içerikleri boşaltılan ve erozyona uğrayan sözcükler olurlar. O yüzden kavramların ciddi, vakur ve gerçekten bir iddiası olanların nezdinde kullanılması oldukça önemlidir. Zira o zaman kavramların değeri keşfedilir. Bu yazıda sıkça kullanılacak olan özgünlük ve özgürlük kavramları bu türden iki önemli kavramdır.

 

Bir diğer husus, hiçbir kavram yoktur ki herkes tarafından aynı içerikte ve kapsamda kullanılsın. Üzerinde en çok mutabakat sağlanan kavramın kendisi bile farklı anlamların içerildiği bir durumda kullanılabiliyor. O yüzden de hepimizin kavramların içeriğini doldurması birebir örtüşmez, ki bu da olağan ve normal bir vaziyettir. Kavramların bu şekilde ele alınması ve kavranması özgünlüğün ve özgürlüğün de haddi zatında bir göstergesidir. Aksi halde ne özgünlükten ne de özgürlükten söz etmek mümkün olmaz. Öyle olmasa, zaten sınırlı olan kelimeler, manayı da bu sınırlarla mahdut kılardı. Bir süre sonra yeni bir üretim de olmazdı. Farkında olalım ya da olmayalım işleyen tabii hal budur.

 

Bu izahattan sonra şu noktayı da dikkatlere sunmakta yarar vardır. Hangi konu üzerinde konuşursak konuşalım ve konuyu hangi düzlemde ele alırsak alalım konuya tüm veçheleriyle nüfuz etmek mümkün olmaz. O yüzden konunun bize göre en ehemmiyetli yönüne vurgular yapılır, o yön veya yönler öne çıkarılır.

 

Özgünlük ve özgürlük nasıl ki inançlar, ideolojiler ve felsefi ekoller tarafından tarif edildiğinde farklı içerikler taşıyorsa aynı zamanda bu iki kavram, coğrafyanın özellikleri açısından da farklı içerikler taşıyabilirler / taşırlar. Bir coğrafyadaki özgünlük ve özgürlük kavramlarının sınırları, diğer coğrafyaya göre değişiklik arz edebilir. Bu iki coğrafya aynı dine, aynı ideolojiye mensup iki coğrafya olsa bile ... Zira coğrafyanın tarih içerisinde oynadığı rol, coğrafyanın jeopolitik ve jeostratejik konumu; bu konumdan kaynaklı olarak barındırdığı kültür ve ürettiği medeniyet birikimi gibi faktörler, aynı kavramları karşımıza farklı kapsamlarda ve içerikte çıkarabilir.

 

Kürdistan coğrafyası, kendine özgü tarihi ve tüm birikimiyle her kavramı kendi özgünlüğünde ele almayı gerektirir. Bu özgünlükte ele almanın önüne geçen her türlü engel, Kürdistan'ın özgürlüğünün önünde bir settir. Kürdistan'ın özgürlüğü özgünlüğüyle birebir ilişkilidir. Özgünlüğünden gafil bir özgürlük arayışı Kürdistan'ı özgür kılamaz.

 

Kürdistan, medeniyetlere beşiklik eden bir coğrafyanın içerisinde yer alır. İlahi din olduğu tartışmasız olan tüm dinlerin ve ilahi olup olmadığı tartışmalı olan birçok dinin; keza ilahi olmayan onlarca dinin, inanışın, farklı dilin, ırkın yaşadığı çok dinli ve çok dilli bir coğrafyanın adıdır Kürdistan! Kürdistan ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya olmaktan adını alır. Yoksa tek bir ırkın yaşadığını gösteren bir isimlendirme değildir. Ulus devlet dayatmacılığının ve merkeziyetçi yönetim anlayışının ortaya çıkışına kadar Kürdistan'da bütün farklı dinler ve diller bir arada çok az sorun yaşayarak hayat sürdürmüşlerdir. Katı devlet egemenliğinden ve devlet otoritesinin ceberrut anlayışından uzakta yaşayan bu farklılıklar kendi içinde doğal bir sosyoloji oluşturmuş bir birleri ile çatışmadan ilişkiler kurmuşlardır. Devlet otoritesinin egemenliğinin tesisinin hizmetine ram edilmeyen dinler de zaten bu işleyişe bırakın engel olmayı, katkı sunmuşlardır. Dinin kendi saf hali farklılıkları çatıştırmaya değil, farklılıkları bir uyum içinde yaşatmaya dayalı bir yaklaşım ön görür.

 

Kürdistan, merkeziyetçi bir devlet anlayışının ve katı ulusçu bir devlet otoritesinin egemen olmadığı dönemlerde, farklılıklarıyla uyum içinde hayatın sürüdüğü bir huzur coğrafyasıdır. Diğer coğrafyalar farklılıklarıyla yaşamak için normalde bir devlet otoritesine ihtiyaç duyarken Kürdistan'da işleyiş tam tersi olmuştur. Diğer coğrafyaların aksine, Kürdistan'da devlet otoritesi çok güçlü şekilde işlemeden ve merkeziyetçi yönetim egemen olmadan önce, komşuluk, alış veriş ve her türlü beşeri ilişkiyi kuranlar, sonrasında bir birine mesafeli ve hatta yer yer ve zaman zaman düşman kesilmiştir. İşte Kürdistan'ın kendine özgü en belirgin özelliklerinden biri budur. Ve bu özgün belirgin özellik Kürdistan'da hâkim olan o dönemdeki özgürlük atmosferinin eseridir.

 

Merkeziyetçi ve tek ulusun egemenliğine dayalı dayatmacı sistemle birlikte, Kürdistan'ın olağan atmosferi değişime uğradı. Sistem, uyum içinde işleyen düzeni tahrip etti. Yeni sisteme entegre olan, onunla güdümlü bir ilişki kuranlar, egemenlere sırtını dayamanın getirdiği güç sarhoşluğuyla dayatmacı ve ceberrut oldu. Bu da çatışmayı kaçınılmaz kıldı. Artık Kürdistan yeni düzenin yandaşlığını yapanlarla bu düzenin karşısında olanların çatışma ve hesaplaşma coğrafyası oldu. Düzene sırtını dayayan şeyhler, tarikat ekolleri, ulema, aşiret ve aydınlar ile düzenin muhalifleri bir birinden derinlikli kopuşlar yaşadı. Muhalif cephe acımasızca imha edildi. Varlığını örgütlü düzeyde sürdüremeyen muhalifler sindirildiyse de bu imha, Kürdistan'da güçlü bir muhalif hafıza oluşturdu. Hafızalara kazınan bu yaşanmışlık, her fırsatını bulduğunda ortaya kıyamcı, karşı çıkışıcı tepkiler doğurmaya devam etti. Ne yazık ki bütün karşı kalkışmacı hareketler sindirildi ve düzen egemenliğini Kürdistan'da muhkem kıldı.

 

Muhalif siyaset Kürdistan'da ortaya güçlü bir cephe çıkarmakta hep zorlandı. Bunun temel nedenlerinden biri Kürdistan'ın ulus devletler tarafından parçalara bölünmesidir. Bütünlüğünü kaybeden ve birbiriyle ilişki kurmada zorlanan Kürt siyasileri ve önderleri hapsoldukları havzalarda çetin şartlar altında mücadele ettiler. Kürdistan coğrafyasının imkânlarını top yekûn kullanamadılar. Her parça kendi mahdut coğrafyasında çıkış aradı. Bu arayışlar zamanla Kürtler arasında olması gereken zihin bütünlüğünü de yok etti. Ortaya bir birinden kopuk hatta bir birine oldukça mesafeli mücadele odakları çıktı. Ancak dikkatten kaçırılmamalı ki bütün bu hareketler dört parçada örgütlenmeyi programlarına almışlardır. Aslında bütünsel bir mücadelenin olması gereği konusunda hepsi de farkındalık içindedirler. Lakin değindiğimiz gibi katı ve keskin sınırlar bu zihnin entegre olarak örgütlü şekilde gelişimini engelledi.

 

İçinde yaşadığımız zaman diliminde ve şartlarda Kürtlerin asırlık mücadelesi önemli mesafeler almış bulunuyor. Yüzyılın başında siyaset üretmekte yoksunluk yaşayan Kürtler, bugün için daha ilerdedir kuşkusuz. Ancak ne yazık ki hala hizipçi ve örgüt merkezci anlayışı aşan bir üst siyasi akıl ve zihin, Kürdistan'da yeterince gelişmiş değildir. Yüzyıllık bir aradan sonra bu kadar önemli kazanımlar elde eden Kürtler, farklı olarak ilk defa dış faktörlerin belirleyiciliğinden daha çok iç faktörlerin belirleyici olduğu bir vasata gelmişlerdir. Bu, farkında olanlar için inanılmaz bir avantajdır. Zira iç dinamikleri iyi işleten bir siyasi akıl, dış faktörleri zorlayarak kendi lehine çevirebilir.

 

Bu avantajın iyi değerlendirilmesi için Kürdistanda özgün ve özgür bir siyasete ihtiyaç vardır diyoruz. Bu siyasetin parametreleri üzerinde yazmaya devam edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum