1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Kürt milletinin halî pür melali ve bundan kurtuluş çaresi?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt milletinin halî pür melali ve bundan kurtuluş çaresi?

A+A-

 

“ Bir bataklığın içindeyiz, batıyoruz. Bir hoca efendi çıkıp " ey zalim " diyemiyorsa, bir akademisyen ey ilimden yoksun kişi ifadesini kullanmaktan çekiniyorsa ve bir İbrahim baltasını kapıp " ey sahte ilahlar yok olun " diyemiyorsa varsın batalım.

Ölen mazlum için yükselmesi gereken feryadımız tükenmişse, haksızlığa karşı sıkılması gereken yumruğumuz gevşemişse, açları doyuramayan ellerimiz doymak bilmeyen nefislerimizin hizmetine girmişse, varsın batalım yok olalım…”

 

Ali Şeriati

 

Kürtlerin tarihlerinin çok eski oluşuna, Kürtlerin en az bu tarih kadar kadim, köklü ve çok asil bir millet olduklarına dair hiçbir şey yazmayacağım. Tarihte neler yaptıklarına, Din ve mezheplerine dair de pek bir şey yazmayacağım. Çünkü hemen her Kürt ve onların çeperlerindeki herkes üç aşağı beş yukarı artık bunları biliyor zaten…

 

Ben Kürtlerin bu gün ne halde olduklarına, bunun sebeplerine ve bu halden çıkışın çarelerine dair birkaç kelam edeceğim. İnşallah bu yeni nesiller için bir ışık ve umut olur.

Çünkü ben artık kendim dâhil bizim kuşak ve yukarısındakilerden umudu kestim. Bu zehirden etkilenenlerden de umudumu kestim. Zira ürettikleri, üretecekleri uyuşturucu, öldürücü zehir artık vahim sonuçlar doğuruyor…

 

Çünkü bahsi geçen bu kuşak, bu mazlum milletin yarınları, geleceği önünde bütünüyle aşılması zor, öldürücü bir balçık dolu bir çukur ve yarınlara beslenen umudu, el ve ayakları kesen acımasız zehirli bir testere. Gençleri ve enerjilerini habire öğütüp un ufak eden külüstür, ama öldürücü bir değirmen halini almış. Bunu çok diri, çok somut örnekler üzerinden uzun uzadıya anlatabiliriz. Ancak hiç kimse ile hiçbir fayda sağlamayacak fasit bir polemiğe girmeye hiç niyetim yok. Biz sadece bu hastalığın, bu arızanın somut işaret ve sıfatlarını ortaya koyacağız.

 

Ben kendim dâhil kendilerini Siyasetmedar ve Serok sanan bütün arızalılarımız, eğer az buçuk bir akıl ve feraset sahibi iseler bu sıfat ve işaretlerden yola çıkarak kendilerinde mevcut ve çok çeşitli görüntüleri olan arızaları çok rahat bulabilirler. Böylece bana kızmalarına da gerek kalmaz. Tam tersine kendilerine kızmaları gerekir ve bundan yola çıkarak sahayı yeni nesile bırakmaları hem toplumun geleceği hem kendi ruh sağlıkları için çok daha faydalı olur, kanaati taşıyorum. Umar ve dilerim ki bahsi geçen bu dostlarımız bu erdemli adımı atmayı becerebilirler…

Çünkü Hakikati doğru görüp onu olduğu gibi dillendirenler. Yani Zalime Zalim, Ceberutta Ceberrut, Katile Katil, Sapığa Sapık, Cahile Cahil, Ahmaka Ahmak, Sahtekâra Sahtekâr, Münafık, Yalakacıya Münafık-Yalaka diyenler. Din, mezhep, millet ve cinsiyet farkı gözetmeksizin Yetimin yoksulun, açın, sakatın, sefilin, mazlumun imdadına koşanlar dün de, bu gün de hep müzmin bir yalnızlığa mahkûm edildiler. Çoğu bu dürüstlüklerinin bedelini ya canları ile ödediler. Ya da hapis, sürgün ve sefaletle geçen bir hayatla ömür serüvenlerini noktaladılar.

Allah rahmet eylesin, İranlı Düşünür, Sosyolog Ali Şeriati de bütün dürüstler gibi, dürüstlüğü, Kalemi, yani sözün gücünü çok temiz bir silah olarak kullanmaya çalışanlardandı.Ve nitekim bunun bedeli olarak canını verdi. 19 Haziran 1977 yılında İngiltere’de bir suikasta kurban gitti. Belki de yerel putlar, din adına temiz bir evladını yedi. Çünkü bu coğrafyada bunun örnekleri çoktur. Ve tarih boyunca bu hep yaşana gelmiştir.

 

İşte bu nedenle ben ilahlara karşı Balta ile yani silah ile mücadeleyi çoktan geçtim artık.Bu gün dünya nüfusu 7 milyar ise en az o kadar ilah ve putla karşı karşıyasın demektir. Bütün bunları silahla düzeltmenin İslami, insani ve vicdani bir izahı yoktur.

 

Onun için çoktan Baltayı gömdüm. Hoş hiç bir zaman insan ve put kesmek için elime almamıştım. Sadece odun kesmek için epey kullandım. Çünkü Baltayı, silahı bir kere eline aldın mı, bir süre sonra İşit, Taliban sapıkları ve türevlerinden hiç bir farkın kalmaz. Onun için Cehennemden kaçarcasına Baltadan kaçmalıyız... Ben şahsen kaçıyorum.

 

Öyleyse çare nedir?

 

Çare, biz Kürtler için şudur: Ki biz Kürtlerin ana çoğunluğu nüfus olarak Müslümandır. Ve eğer ben boğazıma kadar bir çamura batmışsam hem dinen, hem aklen ilk önce kendimi çamurdan kurtarmam gerekir. Ben kendimi temize çıkardıktan sonra başkalarının imdadına gidebilirim... Hal bu ise o zaman ben bu çareyi herkesten önce en çok kendi nefsime bir nasihat olarak görüyorum...

 

O halde geleceğimiz için ne yapacağız? Yapacağımız en akıllı ve esaslı şey, içinde bulunduğumuz hali doğru bir teşhisle ortaya koyabilmek. Ve ardından bu halden kurtulabilmek için doğru sorular sorabilmek…

 

Kürtler, bir millet olarak, neden toplumsal sorunları ve milli davalarında somut çözümlerle başarılı olamıyorlar? Bu mecralarda somut bir mesafe kat edemiyorlar?

 

Bunun elbette pek çok sebepleri vardır. Ancak bu sebeplerin en önemlisi öncü, yönetici, yönlendirici sınıflarında her daim hastalıklı diyebileceğimiz iki tip insan var oluşudur.. Bu yüzden somut bir mesafe kat edemiyorlar, diyebiliriz.

 

Bu tipler:

1.Şeklen Kürt gibi davranırlar ama beyin, ruh ve fikir olarak düşmanlarının izin ve emrinde olan kiralık, ihaleci tipler. Bunlar en ufak bir sarsıntıda ya ortalıktan yok oluyorlar ya da hemen blok değiştiriyorlar. Böylece her halu karda kendilerini garantiye alıyorlar. Çünkü bunlar ne Kürtlerin ne de diğer hiçbir mazlumun adamı değil sadece kendi ikballerinin adamıdırlar. Güç ve iktidar kimde olursa olsun onlar hiçbir fiske yemeden yaşarlar. Çünkü civa ve yağ gibidirler. İstedikleri anda her yere kayarlar ve kıyarlar. Bizim gibi safların ruhu bile bunu duyamaz…

 

2.Yüzde yüz Kürt ama Beyin, fikir ve ruhiyat olarak kelimenin tam anlamıyla hasta olan tipler. Egoları şişik, kendilerinden başka hiç kimseyi duymaz, beğenmez, etrafları ile medeni, uyumlu, insani bir diyalog kuramazlar. Geniş tabanlı bir güç birliği, toplumsal bir ittifak ruhundan uzak, Yedi düvelden sürgün yemiş, icazet ve kerametleri sadece kendilerinden menkul, beynelmilel arızalı tipler.

Bir türlü şehirli olamayan, temiz bir köylü de kalamayan, kendilerini çok ama çok akıllı sanan, ama nedense somut, övünür bireysel veya toplumsal bir başarıları da bulunmayan, sadece kendilerine âşık. Siyaset pazarının Kurnaz tellalları, Şark tilkileri... Olarak da tanımlana bilinirler... Geniş Kürt coğrafyasının bu gün içinde bulunduğu acınası halden, bu tiplerin sayıları tahmin edilebilir...

Bu yüzden eğer Kürtler şu acımasız dünyada onurlu bir millet ve kendileri olarak yaşamak istiyorlarsa, bu iki sınıfı çok köklü ve ağır bir sorguya çekmeleri, bu figürleri, kendilerini çok ciddi bir gözden geçirmeye zorlamak gibi, hayati bir duruş ile karşı karşıyadırlar.

Tam da bu noktada,

 

Eğer Kürtler bu dünyada şerefli bir millet olarak varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa:

 

1.Ana dilleri ile yaşamayı. Kürtçe Konuşma, Yazma, Okuma ve Düşünmeyi mutlaka öğrenmek ve başarmak zorundalar.

Kendilerini, kendine özgü farklılıkları olan bir milletin mensubu kılan bütün meşru değerlerine, meşru çerçevede adam gibi sahip çıkmak zorundalar.

2.Yetim ve Yoksullarına, İşsizlerine sahip çıkmalı. Bu insanlarımız, çok acımasız bir sistemin. Sonradan görme, haramzade, kişilik ve karakter açısından çok ciddi zaafları olan kurnaz sermayedarların kapılarında ya ekmeklerini ya da Onur ve haysiyetlerini, millî benliklerini kaybetmek gibi ağır bir ikilem ve imtihanla karşı karşıya kalmasınlar.

Her hal ve koşulda, ben kürdüm, biz kürdüz diye bilen, Kürtçe konuşabilen onurlu insanlar olarak hayattaki yerlerini alabilsinler.

 

3.Hiç bir lider, Serok ve Başkana bir ilaha, bir tanrıya, bir puta tapınırcasına korku ve sevgi duvarlarını aşarak onlara kayıtsız şartsız bağlanmasınlar. Her şartta ve yerde özgür iradeleri ile fikirlerini özgürce beyan edebilsinler. Doğruyu, Hakkı ve erdemi dile getiren bütün liderlerin doğrularına helal olsun, yanlışlarına hayır, Zulüm ve kıtallerine ise canınız cehenneme diyebilsinler... Yaşamlarını çekip çevirecek olan sistemleri bu temelde revize etsinler.

 

Zira Siyaset insanları yaşatmak, onların yaşamlarını güzelleştirip kolaylaştırmak, onlara umudu, sevgiyi taşıyarak onlar için hayatın kapılarını alabildiğince açmak, böylece onları hayata bağlamak. Sorunlarına çözüm üretip, zor günlerinde yanlarında durma pratiğidir. Helal bir lokmayı halk ile paylaşabilme cesaretidir. Onların acılarına ve sevinçlerine birebir ortak olabilme işidir...

Siyaset, insanların kanları ve gözyaşları üzerinden kocaman ama içi boş sıfatlar devşirip, meşin koltuklar üzerinde tepinip haramın, torpilin, rüşvetin, ayak oyunlarının desteği ile, bağışlayın, sadece göbek ve kıç büyütmek işi değildir. Koltuk kavgaları için, kişisel saltanatları için halkın yaşamını cehenneme çevirme işi hiç değildir...

 

4.Çoğu uzun yıllardır, kimileri yakın dönemlerde ortaya koydukları somut pratikleriyle, Beyin ve ruhlarında bu halkın değerlerini savunabilecek, bu uğurda hiç bir bedeli ödeyebilecek, ciddi bir fedakârlık yapabilecek bir cesaret, çap ve metanetlerinin olmadığı çok net olarak anlaşılan.

Tek dertleri bir koltuk, Post, mevki, makam ve ihaleler olan. Bunun için de en yakın dost ve arkadaşlarını, Babalarını, evlatlarını dahi satabilecek durumda olduklarını gösterdikleri halde, buna rağmen çok erdemli ve masum sıfat ve postlara bürünen bütün bu karikatür figürleri en meşru bir hal ile hayatın ve tarihin çöplüğüne göndermek durumundalar.

 

Çünkü 60 milyon nüfusu olan koca Kürt milleti eğer bu gün kendi topraklarında çok acımasız bir inkârcılık ve imhacılığın esiri olmuş durumda.

 

Hemen her gün bir yerlerde çoluk çocukları katl ediliyor, mal ve servetleri talan ediliyor, yabancıları oldukları varoşlarda birer dilenci konumuna düşmüşlerse. Namusları bile payimal ediliyorsa. Anadillerini bile konuşamaz hale gelmişlerse, Çocukları bedenlerini dahi satmak zorunda kalıyorlarsa, intihar ediyorlarsa, şu çok net olarak bilinsin ki, bunun ana sebeplerinden biri, belki de en önemlisi bu sahte, çapsız, ama çok muhteris ve kifayetsiz lidercik ve figürlerdir. Artık Dinazorlaşan varlıklarıdır…

 

Bu sahte figürler bütün bu olan bitene rağmen, hala kör parmağım, kör göze pişkinliği ile bu halkın bunca acısı, travmaları ve mazlumiyetleri üzerinden koltuk şovları yapabiliyorlarsa, bu mazlum halk, can düşmanlarına hangi cevabı veriyorlarsa bu kifayetsiz muhterislere de en makul cevabı vermek zorundadır. Biz hiçbir şiddeti onaylamıyoruz. Ama bu kamburları da sırtımızda taşımak zorunda değiliz…

Bu esaretten kurtulmak için kendine yeni bir yol ve yöntem bulmak zorundadır. Yoksa bu millet bir cehennem tasmasına dönüşmüş, hep ölüm ve yıkım kusan, bu kaderden hiç kurtulamayacaktır...

Bu yol da yukarıda belirttiğimiz gibi, herkesin birbirine eşit birer arkadaş ve kardeş olduğu. Nimet ve külfeti eşit bölüştüğü, Yaşamı ve Ölümü eşitçe kucakladığı. Sınıfsız, kastsız, katmansız bir yaşam modeli... Ağası, Paşası, Efendisi ve Kölesinin de olmadığı, herkesin kardeşçe ve insanca yaşayabildiği bir model… Zira

Nasıl ki gerçek peygamberlerin sıfatları varsa gerçek halk liderlerinin de sıfatları vardır.

Liderler Cesur olurlar. Milletlerini kandırmazlar. Onlara doğruyu söylerler. Onlardan biri gibi yaşarlar. Onlara barışçıl bir hayatı ve umut dolu bir geleceği sunmaya çalışırlar. Onların huzur ve mutluluğu için canları dâhil her şeylerini verebilmeyi göze alırlar. Allah’ın istediği, Peygamberlerin yaptığı bu idi...

Çünkü hiç bir saxte peygamber hiç bir dini kurtaramadığı gibi, hiç bir saxte Kürt siyasetmedar figürü ve figüratif lider fotokopileri de mazlum Kürt milletini sahili selamete ulaştıramaz. Onlara doğru bir gelecek veremez... Gerçek din kardeşliği, insanlık, namus perverlik, kahramanlık ve Kürdî oluş budur... Gerçek bir kurtuluşun şifresi de budur...

 

Tam da bu çerçevede geçenlerde Diyarbakır’da yaşadığımız bir komedilik faciayı aktararak yazımızı noktalayalım.

Böyle Demokrasi olmaz. Olamaz. Diye orada sesli itirazımı yaptım.

Bu Pandemi döneminde bile Batıda, özellikle iktidar Partisinin mitinglerinde hükümet,kapalı mekânlarda 10.000'lerce insanı bir araya getirir. Emniyet çok Sembolik bir güvenlik gücü ile o kalabalığın güvenliğini sağlar...

 

Ama bu gün Diyarbakır'da ise 21 Şubat Dünya Anadil günü dolayısıyla, Anadil talebi için bir araya gelen Kürt Sivil Kurumları ve legal siyasi Partileri için rahat 1000 Polis Sura yığılmıştı. Onlarca Polis Otobüsü Sur ‘un Caddelerini kapatmıştı. Her taraf Tomalarla kuşatılmıştı. Bu duruma yabancı biri buraya baktığında sanki az önce bu caddede çok felaket bir çatışma olmuş. Buradan onlarca ölü ve yaralı kaldırılmış sanır.O kadarki abartılı bir polis yığılması oluşmuş....

Kürtçe Anadil talebi gibi son derece sivil ve insani bir konu için aralarında Kürt Dil Platformu, Tora Ziman gibi sivil temsilciler, Milletvekilleri ve 9 Kürt Siyasi parti Genel Başkanlarının da bulunduğu,100-150 kişilik topluluk, Nebi Cami ile Ulucami’ye kadarki, topu topu 100 metrelik mesafe, halkı selamlamak, onları Anadillerine sahip çıkmaya çağırmak için, maske ve Kürtçenin resmi dil olması için imzalanacak kâğıtları dağıtmak istediler. Topluluk her taraftan resmen kuşatma altına alındı.

Kürtlerin can sağlığını çok fazla düşünen Polis Amirleri Açık havada, caddede ancak 10'ar kişinin bir arada yürümesine izin verdi. Bu 10’ar kişinin sağı solu 100’lerce polisten oluşan bir halka ile kuşatıldı.

Ve böylece tıpkı eskiden Ayı Oynatıcılarının Ayıların burunlarına zincir takıp sokaklarda oynatmaları ve çocukların peşlerinde koşmaları gibi bir manzara çıktı ortaya. Bu manzarayı zora dayalı olarak kabul ettiren ve kabul eden için de orada insan onurunu çok ağır bir şekilde zedeleyen bir tabloya imza attılar.

 

Şahsen benim görüşüme kalsaydı ben kendimi asla o duruma sokturmazdım. Bulunduğum noktadan kımıldamaz, açıklamamı yapar, bu ayıbı en başta bu sahtekârlıkların oluşumunda çokça payı olan medyaya ve dünyaya tanıtırdım. Hiç kimseye bu hayvani zevki tattırmazdım… Sana gücüm yetmiyor. Ama kendime gücüm yetiyor. Bu koşullu rezaleti asla kabul etmezdim. Yürümezdim. Güç ve zorbalık sahiplerini haklılığım ile rezil ederdim…

Ha, işi şiddete de hiç dökmezdim. Çünkü her gün yaşanan tecrübeler ışığında en ufak meşru ir tepkide bile gazlar, joplar ve Tomalardan tazyikli su sıkmalar ve demir kelepçelerin devreye gireceğini çok iyi biliyorum.

 

Ya hu yazık hem de çok yazık. Halkın parasının böylesine boş yere harcanmasına yazık, görevlileri boş yere bu sıtrese sokmaya yazık. İnsan onurunun bu kadar iğdiş edilmesine yazık. Halkın bu kadar gerilim içine sokulmasına yazık...

 

Bu da gösteriyor ki bu devlet ve hükümet ya Kürtlerden çok korkuyor, ya da onları çok seviyor. Ama hangisi?

Yoksa bu gereksiz ve abartılı curcuna kopartılmazdı... Fakat böylesine çelişkili bir Demokrasi ve halk idaresi hiç olmaz. Böylesi bir siyaset figüranlığı ile bu halk haklı olan hiçbir hakkına kavuşamaz.

Hele bir de din, iman ve kardeşlikten falan söz edenler, günde beş vakit aynanın karşısına geçip Allah’ın huzuruna çıkar gibi, Yarabbi biz ne yapıyoruz, diye kendilerini sorgulamaları gerekiyor.

Yoksa bu çelişkilerle dolu halk idaresi size çok pahalıya mal olacak.

İlk seçimde bütün Türk partileri olarak Kürtlerin yaşadığı bütün yerlerden değil oy falan nal bile toplayamazsınız…

Ama biz oy derdini falan geçtik. Kürt milleti,60 milyonluk bir nüfusu, dört, beş devleti besleyecek çap ve zenginlikte ama param parça edilmiş toprakları ile meşru ve onurlu bir yaşama kavuşmaları için en başta Siyasi figürleri olmaz üzere her şeylerini gözden geçirmek zorundalar.

Yoksa siyaset sınıfındaki bu çapsızlık, bu kifayetsiz muhterisliğin eseri ayak oyunları ve Sözde siyasetçi figürleri ile bu mazlum milletin yarınları bu günlerinden çok daha kötü olabilir.

Yüreğimizin en hassas yeri ile bütün dua ve dileğimiz bu mazlum milletin bir an önce arzu ettiği güzel günlere kavuşmasıdır...

 

27.02.2021/ Diyarbekir

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.