1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Kürtler için tıkanan bir yaşam ve yeni bir siyasetin kaçınılmaz aciliyeti (I)
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtler için tıkanan bir yaşam ve yeni bir siyasetin kaçınılmaz aciliyeti (I)

A+A-

 

Kürtlerin Ortadoğu’da, İslam tarihinde, Müslüman milletlere, temiz vicdan sahibi herkesin saygı duyduğu hizmet ve katkıları tarihen sabittir.

“Şarkın en sevgili Sultanı ” Selahaddin Eyyubi el Kürdi, Haçlı Barbarlarına karşı tarihe nam salan bir destan ile direnerek 2 Ekim 1187’de Kudüs’ü ve Filistin topraklarını onlardan alarak fethetti.

O,bu fetih ile İslam Dünyasının yere düşen başını ve yüzünü tam bir şeref ile yerden kaldırdı... Allah rahmet eylesin. Onun torunları olan Kürtler, daha sahabeler döneminde Müslüman olmaya başlamışlar.

Abbasi, Emevi, Eyyubi, Memluki, Selçuki, Osmanlı dönemlerine kadar, bu gün bile hala çoğunluk itibariyle Müslümanlar ve Müslüman kavimler tarafından uğradıkları onca zulüm, katliam ve talana rağmen çoğunluk hala onlarla birlikte hareket edip kader birlikteliği etmeye çalışıyorlar. Bu çok düşündürücü bir şey…

Ancak buna rağmen ne yazık ki, dün başları yere düşen bu Dindaşları, yani sözüm ona Din kardeşleri olan Türk, Arap ve Farslar, bu gün onun torunları olan Kürtleri, Kürdistan’ın kendilerince parçalanmış her parçasında, insani, meşru bütün haklardan mahrum İlkel Roma ve Ortaçağ Afrika’sının siyahi kölelerinden bile çok geride kalmış perişan bir hayata mahkûm etmişler. Onların zorbalıkları sonucu toprakları paramparça ve acınası bir halde çırpınıyor.

 

Bütün parçaların arasına mayınlı, Kale kollu askeri bölgeler, dört metre yüksekliğinde bu çağın Çin Setleri olarak anılan soğuk Beton Duvarlar örmüşler. Her şeyleri ile kendine özgü bir milletin çocukları olarak, kendi topraklarında, Evlerinde bile Çocuklarına Anadillerini öğretemiyorlar. Çünkü Kürtçe dil eğitimi resmi olarak yasak.

 

Bütün bu parçalarda devlet yatırımlarının adil yapılmamasından kaynaklı izahı zor bir yoksulluk, işsizlik, Cehalet, Hükümran devletlerin bizzat kendilerinden kaynaklı hukuksuzluk, şiddet ve örgütlü terör diz boyu.

 

Kadınları, Kızları sözüm ona dindar ağızlı, azılı terör çeteleri tarafından kaçırılıp rezalet pazarlarında birer köle olarak satılıyorlar. Namuslarına el uzatılıyor. Gündüz gözü ile resmen öldürülüyorlar. Askeri uçaklardan aşağı atılıp öldürülüyorlar Ama kimseye bu suçlardan dolayı bir ceza falan verilmiyor.

Bu dindaşlarının eseri, çığırından çıkmış çok boyutlu bir ırkçılık artık onlara nefes aldırmıyor.

 

Topraklarının her parçasında köy, kasaba ve şehirleri, bağ, bahçe ve ekinleri, ormanları, birer doğa harikası coğrafyaları 100 yıldır periyodik olarak terör bahanesi ile uçaklarla en ağır bir şekilde bombalanıyor. Yakılıyor. Yine kimseye bir ceza yok.

Her parçada milyonlarca Kürt sırf bu zülüm ve katliamlar yüzünden sürekli aç sefil seyreden bir göç halindeler. Her tarafta devasa Çadır Kentlerde süren sefil bir yaşama mahkûmlar. Bunca rezaletler karşısında, insanın ey Selahaddin kalk ve tükür bu rezalete diyesi geliyor...

 

 

Bu toprakların yakın tarihinde Kürtlere neler yapıldı?

 

1914’lerde patlak veren Birinci Dünya savaşı sonrasında parçalanıp ortadan kaldırılan Osmanlı imparatorluğu hinterlandında bulunan toprakların sınırları, dünyanın emperyal güçleri tarafından yeniden dizayn edildi.

Bu dizaynda en kötü bir parçalanmışlığı, Osmanlıya bağlı oluşlarının, Türklerle birlikte cepheden cepheye ölüme koşuşlarının, kendi geleceklerinden daha çok Hilafeti ve Ümmetin Birliğini düşünüşlerinin bir ceremesi veya ödülü olarak Kürtler, topraklarıyla birlikte beş parçaya bölüştürülerek yaşadılar…

Topraklarının dört parçası Din kardeşleri olan Müslüman milletlere yani Türk, Arap ve farslara verildi. Bir parçası da Hristiyan Ermenilere ve Ruslara verildi. Horasandan, Kafkasya’dan, Anadolu’nun Doğu yarısı, Suriye’nin Kuzeyi, Irak’ın kuzeyi, İran’ın doğusu, Azerbaycan ve Ermenistan’dan Ortadoğu’nun derinliklerine kadar geniş bir coğrafyanın adı olan Kürdistan toprakları böylece beş parçaya bölündü. Toprak büyüklüklerine göre Türkiye İran, ırak, Suriye Kürdistanı ve Kürdistana Sor şeklinde yeni isimler almaya başladı.

Kürtlerin bu kadar fazla parçalanmışlığı ile bu topraklar, bin yıllardır kendilerine özgü bir yönetim ve etkileşim tarzından ilk defa yepyeni bir evreye geçti. İmparatorluklar Ulus devletlere, Tek bir Ümmetten farklı milletlere dönüşen bu havzanın insanlığı çok yeni ve çok ciddi bir imtihan ile karşı karşıya kaldı.

Günümüz Türkiye’sinin (Kürtler ve Türkler arasında çokça tartışılan Din-Ümmet ve Halkların kardeşliği ) aşina kavramsallığı ile. Bu geniş toprakların insanlığı, hem İslam Ümmetinin, farklı din, mezhep ve milletlere mensup Müslümanların Din Kardeşliği (Ümmetin birliği ve kardeşliği), hem de farklı uluslardan ve Dillerden oluşmuş Devletlerin çatısı altında (Halkların -ötekilerin kardeşliği) konularını ilk defa test ederek, bir imtihan olabilme sınaması ile karşı karşıya kaldı.

Ne yazık ki bu imtihan Rum ve Ermeni Hristiyanlar, Alevi Müslümanlar ve Sünni, Şafii Müslüman Kürtler, Êzidi ve Süryani Kürtler şahsında çok feci bir başarısızlıkla sonuçlandı. Oysa bu Hz. Peygamberin Medine Sözleşmesi ve Hilfûl Fûdul (Erdemliler İttifakı) pratiği ile bütün farklılıkların birbirlerine hiçbir zarar vermeden, karşılıklı kabul, Güven ve saygı çerçevesinde, birbirlerinin din, mezhep, Dil ve renk farklılıklarına tahammül edip korumayı başararak insanlık için bir kurtuluş reçetesi şeklinde güzel bir modele dönüşebilirdi.

Bu çerçevede Müslüman bir akıl ve Vicdana göre olması gereken bu gün Kürtler sadece Ermenistan ve Rüyaya bırakılan Horasan-Kafkas Kürt topraklarında bir sorun yaşıyor olmaları idi. Çünkü onlar “Gâvur- Kâfir Devletler” idiler.

Fakat ne yazık ki hiçbir parçanın diğerinden hiçbir farkı görülmedi. Hatta kısmi bazı özgürlükler yönünden “Gâvurlar”,Kürtlerin din kardeşleri olan “Müslümanlardan çok daha önde görülüyorlardı. Zira Kürtler, yeryüzünde ilk defa seslerini, Klam, Stran ve Kürtçe haberlerini teknolojinin yardımı ile 1955’lerde Ermenistan-Erivan Radyosu sayesinde bir cihazdan duymuş oldular.

Ancak ne yine ne yazık ki batıda yaşanan Fransız ihtilalinin yaydığı ırkçı nasyonalizmin etkisi ile Osmanlının yıkılış sürecinde Türkçü –Turancı İttihat ve Terakkinin ötekileştirici, inkârcı, entrikacı, talancı ırkçılıklarının tazyiki ile harlanan Türk-Arap ve fars ırkçılığının yaydığı zehrin bütün ceremesini en başta Kürtler olmak üzere, Osmanlı imparatorluğu bakiyesinden artakalan sayıca az ve güç itibariyle zayıf kalmış bütün ötekileri çekti. Bunların hepsi kılıç artığına dönüştüler.

Osmanlının yıkılışından sonra Anadolu ve Kürdistanın en büyük parçasından, batılı yaşam tarzı ve politik çeperinde Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet kuruldu. Bu devletin sayıca en çok iki milleti olan Türkler ve Kürtlerden oluştu. Rumlar mübadele ile Yunanistan ve diğer batı ülkelerine gitti. Ermeniler daha birinci dünya savaşı sıralarında çeşitli yöntemlerle bu topraklardan adeta silindiler. Geride sadece Kürtler kaldı. Çünkü Kürtler sayıca silinemeyecek kadar çoktular. Bir de çoğunluğu Müslüman idiler.

Kürdistanın diğer parçaları da ona komşu devletler olan İran ve Ermenistan’a verildi. Arap ceziresinden suni iki devlet olan ırak ve Suriye oluşturuldu. Kürtlerin arta kalan toprakları da onlara verildi. Kürtlere silah, zor, diplomatik kurnazlıklar, yalan, hile ve dalaverelerin gücü ile bir deli gömleği zorla giydirilmeye çalışılıyordu.

Ve böylece Kürtlerin 100 yıldır kesintisiz devam eden dramları başlamış oldu. Kürtler, hiçbir parçada hem bu parçalanmayı hem de kendilerine dayatılan ırkçı Türk, Arap ve fars milliyetçiliğinin politikalarını öyle kolay kabul etmediler. Her yerde güçleri oranınca, ellerindeki silah ve imkânlar ile direnmeye çalıştılar. Rahatsızlıklarını dile getirdiler. 1925’lerden 1940’lara kadar Ağrı, Dersim, Piran, Bitlis, Hamudê, Kamuşlu, Barzan, Hevlêr, Kerkük, Musul, Süleymaniye, Kirmanşah, Mehabad, Çarçırada, Kafkasyada sürekli isyan ve çatışma hallerini yaşadılar. Bu da sayıları 100 binleri aşan toplu katliam, idam, sürgün, Talan ve toplu göçleri beraberinde getirdi.

Dün bu kavgaların reisliğini tanınmış Kürt aileleri, aşiretleri, Ağaları, Begler, Şeyxleri, Mollaları yapıyordu. Bunların isim listeleri Seyit Abdulkadir’e Nehri, Şeyx Said, Seyit riza, Mella Mustafa Barzani ve kardeşleri, Talabani Şeyxleri, Kadi Muhammed, İhsan Nuri Paşa, Bedirxaniler… diye uzayıp gider. Bunların çoğu ya savaşta şehid edildiler. Ya da idam, mahpus ve sürgünlerde…

Ve çok ilginçtir, Muhterem din kardeşleri bu zatların tümüne bu zulümleri yaparken o gün hiç bir resmi ağız onlara “Terörist”, “Bebek katili” falan demiyordu. Herkes onlara şaki, eşkıya, çete başı, Kaçaxçı, Aşiret reisi, Köy ağası, Gerici köy Mollası ve saxte Şeyx… falan diyordu. Zira o vakitler henüz anarşist bir solculuk yoktu. Devrimci şiddet yoktu. PKK gibi örgütlerin esamesi bile okunmuyordu.

Sonra yıllar, on yıllık dönemler birbirini kovaladı.70,80,90…derken 2020’lere bile geldik. Dün olmayan, yok olan pek çok şey hayattaki yerini aldı. Nesiller, kuşaklar değişti. Sağcı, solcu, muhafazakâr, dindar görünümlü, milliyetçi pek çok hükümet, Başbakan, Cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı… Geldi geçti.

Dünya pek çok değişime imza attı. Ama 100 yıldır varlığı en ağır haliyle süre gelen Kürt meselesinde yaşanan bütün bu isyan, katliam ve zikzaklara rağmen egemenler katında olumlu yönde hiç iyileşme belirtisi görülmedi. Tam tersine ellerindeki bütün malzemeler devreye sokuldu.

Kürtlere karşı din, solculuk, sosyalizm, devrimci şiddet, kapitalizm, militarizm, paramiliter güçler, koruculuk Sistemi, ispiyonajcı dejeneratif yozlaştırıcı katliamcı örgütlenmeler, jitem, istihbarat, faili meçhuller, Köy yakmalar, Boşaltmalar,12 Eylül faşizminin eseri hapishanelerinde insanlığın utkunu kestiren işkenceler, insanlara pislik yedirmeler. Hapis, tutuklanma, Zorla göç ettirmeler. Legal Kürt partilerinin kapatılmaları. Dağa çıkmaya zorlamalar… Kürtleri en çok da dağlara sürüklediler. Kürt çocukları, bin bir fakirlikle zor bela kazanabildikleri Üniversitelerdeki eğitimlerini, kariyerlerini yarıda bırakıp dağlara zorlandılar. Dağlarda terörist, Bölücü, Bebek katilleri diye diye etkisiz hale getirildiler. En çok da öldürüldüler.

 

Kürtler için tıkanan bir yaşam ve yeni bir siyasetin kaçınılmaz aciliyeti (II)

Kürtler bu gün ne haldeler?

2000’li yılların başında iktidara gelen dindar kökenli muhafazakâr sağ Türk Akp iktidarları, sanal bir Çözüm süreci havası estirdi. Kürtlere, dağlardan inin, düz ovada siyaset yapın dediler. Hatta ahlaki seviyeleri sulandırılmış magazinel medyanın kimi yayınları, Vietnam savaşından dönen ABD askerlerine atfen, dağdan inecek Kürt çocuklarına,” artık savaşmayın, başka şeyler yapın” demeye getirdiler. AKP, bu sanal iyileşmeler sayesinde Kürtlerden ciddi bir oy alarak geleceğini çok daha iyi sağlama aldı.

Güçlendi. Güçlendikçe, güç zehirlemesi yaşadı. Çözüm masasını devirdi. AKP, Türkçü ırkçılığı-Turancılığı tescilli MHP ile ittifak yaparak, ciddi bir eksen kayması yaşadı. Suriye iç savaşının başlaması. Türkiye’nin bu savaşa müdahil olması. Kürtlerin de siyasetteki acemilikleri. Yanlış Hendek pratikleri ile Kürt şehir ve kasabalarının ağır silahlarla bombalanıp yıkılmaları, bu meseleyi yeniden çok kaba bir şiddet sarmalına sürükledi. 15 Temmuz Darbe oyunu artık işin tuzu biberi oldu. Ülkeyi, demokrasi ve insan haklarından gittikçe uzaklaşan tam otoriter bir tek adam rejiminin güdümüne çekti. Zaten Türk tipi bir Başkanlık sistemine geçilmişti.

AKP, kendi yanlışları yüzünden Kürtlerin oylarını kaybettikçe. Kürtlerin desteği ile batıdaki İstanbul, Ankara, İzmir, Adana… gibi büyük şehir belediyelerini de rakibi CHP’ye kaptırınca artık deliye döndü. Kürtlere yönelik politikaları ile 90’ların bile gerisine düştü.

Terör örgütüne, yardım, yataklık, iltisak ithamı ile gizli tanıkların beyanları ile binlerce legal siyasetçi, eski Milletvekili, Vekillikleri düşürülen parlamenterler, Belediye başkanları, meclis üyelerinin tutuklanmaları. Demokratik bir sistemi tıkayan talancı, kültür kıyımcıları, yandaş Kayyım pratikleri. Irkçılık ve propagandanın her çeşidi kullanıldı.

KHK’lar ile işten atmalar ile çok sayıda insan mağdur edildi. Sivil Vatandaşlara, özellikle Kürtlere yönelik çok ciddi insan hakları ihlallerine imza attı.

Mesela şu son bir, iki ay içerisinde aşağıdaki olaylar peş peşe yaşandı:

Kürtler, Batmanda gencecik kız olur, günlerce askeri bir kimliği de olan bir karaktersizin tecavüzüne uğrar. İnsani Onuru, kadınlık ruhu buna dayanmaz intihar eder… Fail iç işleri Bakanı’nın üst perde bir müdahalesi ile cezasız kalır.

Kürtler, Mardin’den Sakarya’ya mevsimlik işçi olarak çalışmaya gider. İçinde ciddi bir ölüm tehlikesinin olduğu barbar bir saldırıya uğrar. Can havli ile oradan canlarını kurtarmak için memleketlerine dönerler. Yine cezasız kalırlar.

Kürt legal siyasi partileri TBBM Gurup başkan vekilleri ve milletvekilleri eşliğinde onlara bir geçmiş olsun ziyaretine gitmeye çalışır, Köylerinin girişindeki kara yolunda bir alayı durduracak kalabalıkta bir askeri araç, silah ve teçhizatla, Corona, karantina bahanesi ile yolları kesilir. Bu meşru, insani hakkın önü kesilir.

Afyonda inşaat işçisi olur. İnşaatta toz çıkardınız bahanesi ile silahlı saldırıya uğrar. Biri ölür, iki kişi yaralanır. Kimseye ceza yok.

Kürt Topraklarında ellerinde Kûran ile meydanlarda sallayarak oy toplayanların ülkesinde, 80 yaşındaki Kürt bir Melle-Seyda, Ali Boçnak, Kürtçe Mevlid okuduğu için daha dün hapishanelerde öldü... Bu işin tek suçlusu bu Seyda idi. O da vefat etti.

Mardin’in Derik ilçesine bağlı Mensûrî (Boz bayır) köyünde 18 Eylül’de Metînan aşireti tarafından düzenlenen bir düğüne, jandarma tarafından korona virüs gerekçesiyle baskın yapıldı. Baskında kadınların olduğu bölgeye girerek fotoğraflarını çeken jandarmanın kadınlara tacizde bulunduğu belirtildi. Taciz üzerine 2’si gönüllü 21 köy korucusu istifa ediyorlar. Ortada suçlu yok.

Van’da iki Sivil, yani iki köylü, 50,55’li yaşlarda Osman Şiban ve Servet Turgut adlı vatandaşlar, görevliler tarafından helikopterden aşağı atıldı. İkisi de 20 gün hastanede yattılar. Atılışları Hastane raporları ile doğrulandı. Servet Turgut bu işkenceden dolayı vefat etti. Ölümü yetmediği gibi bu sefer taziyesi basıldı. Osman Şibanın tedavisi hala devam ediyor. Hafızasını kaybetmiş. Ortada hala suçlu yok.

En son yine HDP’li eski milletvekillerine ve Kars Belediye’sine operasyon yapıldı. Ankara Cumhuriyet Savcılığının yürüttüğü bir soruşturma kapsamında aralarında en başta Dindar/muhafazakâr camianın hep sempatiyle andıkları Kars Belediye başkanı, yıllarca insan hakları savunuculuğu, eski Mazlum der Genel Başkanlığını yapmış Ayhan Bilgen, İslami gelenekten gelen Eski Millet Vekili Altan Tan olmak üzere, Sırrı Süreyya Önder ve diğer HDP yetkililerinin içlerinde bulunduğu 80 kişinin gözaltına alındılar. Böylece HDP’nin elindeki son ile de Kayyım atanmış oldu. Ve böylece HDP’nin kazanmış olduğu 65 Belediye’den 60’ına el konmuş oldu.

Bütün bu örnekler de gösteriyor ki, bu ülkede medeni dünyanın sahip oldukları bütün insan hakları müktesebatları, hukuki normlar ve demokrasi pratikleri alt üst edilip artık rafa kaldırıldı.

Çünkü konu çok hassastı. Kürtler bireysel ve toplumsal haklarını medeni bir şekilde kullanmayı öğrenirlerse birilerinin ırkçı tahakkümü, ciddi bir beka sorunu olarak depreşiyordu.

Oysa temel amaç her parçada Kürtleri her açıdan asimile, pasifize etmek. Onları bu sevdadan vaz geçirmek. Yeni nesilleri, yeni durumu yönetebilir hale getirmektir.

Ha bu arada olan biten bunca şeye rağmen Kürtler hala birilerinin bin yıllık din kardeşi idiler. Çünkü birilerinin saltanatlarını sürdürebilmesi için hala gözü bağlı Kürt Hamal’lere ihtiyaçları var. Bütün bu yaptıkları sadece bölücü teröristlere karşı yapılıyordu. Ama nedense bütün Kürtlerin evlerine ateş düşüyordu. Her kürdün evi yanıyordu. Bütün Kürtlerin çocukları asimile olup anadillerini konuşamaz hale geliyordu. Nedense artık mızrak çuvala sığmıyordu.

Bu arada şunu vurgulamakta fayda var. Kürtleri, Tarih sahnesinde etkisiz bir eleman haline getirmek isteyen hâkim ırkçı Güç, 100 yıldır Kürtlere yaşattıkları bunca şeye rağmen, zor ve hile eseri biraz Asimilasyon ve Dejenerasyon dışında, Kürtleri, meşru talep ve idealleri noktasında hiç de geriye düşüremedi.

Günümüz dünyasında Kürtlerin güç ve dahli dışında, gelişen iki şey ,Kürtleri bu gün ayakta tutuyor. Ve onları her zamankinden daha güçlü ve diri tutuyor. Onlar da şudur:

1.Kürtlerin, Dünyadaki bütün meşru din, Hukuk, örf ve ahlaki değerler göre hem birey hem millet olarak haklı ve meşru bir davanın, bir mevhumun isteyicileri, talipleri oluşları.

2.Dünyada ve Ortadoğu’da zamanın ruhuna göre değişen ve gelişen olaylar, Kürtlerin lehine sonuçlar doğuruyor. Kürtler belki farkında bile değiller ama galiba ilahi bir yardımı hak edip alıyorlar.

Batının desteği ile Ortadoğu’nun en azılı diktatörlerinden birine dönüşen Saddam’ın başlattığı Arap körfezi Savaşı, onun çöküşünü. İdamını ve ırak Kürdistanı federe bölgesinin yarı bağımsız bir Kürt Devletinin kurulumunu beraberinde getirdi.

Aynı şey Suriye’de babadan oğula devreden kırk yıllık Esat Baasçı Diktatörlüğü ve zulmü için de, Arap baharı sonrasında 2011’de çıkan halk isyanı sonrası yaşandı. Orada Barbar İŞİD ve ÖSO çeteleri ve Teröristlerinin saldırıları sonrası çok ağır bir insani dram yaşandı. Hepsi silahlarını en çok da Kürtlere yöneltti. Önce Irak Kürdistanı’na bağlı Kerkük ve Musul şehirlerini almak istediler. Sonra Şengalde Ezidi Kürtlere saldırdılar. Hedeflerinde Kobani’yi almak vardı. Kobani, ABD’nin hava desteği ve Türkiye içinden açılan bir koridor sonucu yardıma gelen Barzani Kürt hükümeti Peşmergelerinin yardımı ile düşmedi. Bütün bunların sonrasında Türkiye olaya katılıp fiili olarak Suriye topraklarına girdi. Efrin ve Serê Kanyêyi işgal etti. Kendi içindeki Kürtlere dayattığı asimilasyonun aynısını orada da devam ettiriyor. Ve bu savaş henüz bitmedi…

Özetle bu topraklarda olup biten onca şeye rağmen Kürtler, orada gün geçtikçe otonom veya bağımsız bir yönetime doğru yavaş yavaş ilerliyorlar. Kürtlerin, diğer parçalarda da yarın benzer şeyleri yaşamayacaklarının garantisini hiç kimse veremez. Yeter ki Kürtler yeni bir yöntem ve tarz ile içinde bulundukları hali ihata edebilsinler. Bütün topraklarının insanca bir yönetime kavuşmalarını önlerine koyabilecek kalıcı bir İttifak ruhunu geliştirebilsinler

Kürtler için yeni bir tarz siyasetin kaçınılmaz aciliyeti:

Yukarıda sözü edilen veriler alt alta konulup objektif bir akıl ve vicdan ile incelendiğinde bu topraklarda 1000 yıldır,150 yıldır denene gelen bazı politikaların, söylene gelen bazı efsanelerin herkes için artık iflas ettiği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

1.şiddet ve inkâr, imha ve asimilasyonun herkes için tam bir cehennem ürettiği ortada. Hiç kimse için insani olumlu bir şey ortaya çıkaramıyor. İki rijit kavgadan ancak üçüncü ve çok daha rijit bir kavga çıkar. Ama barışçıl insani bir adım pek çok barışçıl umudun yeşermesine ve kapının açılmasına vesile olabilir…

2. Bu toprakların bazı bölgeleri son derece homojendir. Yek paredir. Bazı bölgeleri oldukça renklidir. Örnek, Türk nüfusun yaşadığı yerlerde çoğunluk Türk’tür, Kürt nüfusun yaşadığı yerler Kürt, Arapların yaşadığı yerler Arap’tır. Bazı yerler ise son derece kozmopolittir. İdari, siyasi, eğitim ve mali yapılanma bu farklılığa göre şekillenmelidir.

3.Gerek Ortadoğu’da gerekse dünyada bu gün hâlihazırda dünya sisteminin kabul gördüğü kardeş halklar veya din kardeşliği hikâyelerine göre şekillenmiş, resmi, hukuki idari, siyasi bir yapılanma yoktur.

Eğer reel hayatta karşılığı olan öyle bir hikâye olsaydı bu gün Ortadoğu’da 22-23 Arap devleti kurulmuş olmazdı. Çünkü hepsi tek halk ve tek dinden oluşmuştur.(Arap ve Müslüman. öyleki devletlerinin ismi bile aynı olan bazı yerler yine de ikiye bölünmüştür. Güney ve kuzey Yemen ve Sudan gibi.)

 

Eğer halklar gerçekten de kardeş olmuş olsaydılar, bu gün Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da yaşayan Kürtlerin dil ve kültürleri cebri bir zorbalık ile yasaklanmazdı. Asimilasyon, Göç ve talanlara tabi tutulmaz. Mal ve servet ve topraklarına el konulmazdı. Öyle ya insan olan kardeşine bunu yapar mı?

 

Onun için hiç kimsenin yeni nesil Kürt çocuklarının zihin ve vicdanlarını hayatta reel bir karşılığı olmayan boş fantezi ve boş hikâyeler ile doldurup onları kendileri yapan varoluşsal değerlerinden koparmaya hakları yoktur.

 

Kürtler, bir millet olarak milli davalarında, toplumsal meselelerinin çözümünde neden başarılı olamıyorlar? Somut bir mesafe kat edemiyorlar?

Çünkü öncü, yönetici, yönlendirici sınıflarında her daim hastalıklı diyebileceğimiz iki tip insan vardır. Bu yüzden gözle görülür bir mesafe kat edemiyorlar.

Bu tipler:

1.Şeklen Kürt gibi davranırlar ama beyin, ruh ve fikir olarak düşmanlarının izin ve emrinde olan kiralık, ihaleci tipler. Bunlar en ufak bir sarsıntıda ya ortalıktan yok oluyorlar ya da hemen blok değiştiriyorlar.

2.Yüzde yüz Kürt ama Beyin, fikir ve ruhiyat olarak kelimenin tam anlamıyla hasta olan tipler. Egoları şişik, kendilerinden başka hiç kimseyi duymaz, beğenmez, etrafları ile medeni, uyumlu, insani bir diyalog kuramazlar.

Geniş tabanlı bir güç birliği, toplumsal bir ittifak ruhundan uzak, Yedi düvelden sürgün yemiş, icazet ve kerametleri sadece kendilerinden menkul, beynelmilel arızalı tipler.

Bir türlü şehirli olamayan, temiz bir köylü de kalamayan, kendilerini çok ama çok akıllı sanan ama nedense somut, övünür bireysel veya toplumsal bir başarıları da bulunmayan, sadece kendilerine âşık. Siyaset pazarının Kurnaz tellalları, Şark tilkileri... Olarak da tanımlana bilinirler...

Geniş Kürt coğrafyasının bu gün içinde bulunduğu acınası halden, bu tiplerin sayıları tahmin edilebilir...

 

4.Kürtler açısından en önemli husus. Kürtler kendi topraklarında, bulundukları yerlerde ellerine silah alıp dağa çıkıyorlar, olmuyor. Ovalarda siyaset yapmaya çalışıyor, olmuyor. İktidarları destekliyorlar, olmuyor. Muhalefeti destekliyorlar, olmuyor. Milletvekili oluyorlar olmuyor. Belediye başkanları seçiliyorlar, o da olmuyor. O halde Kürtler bundan sonra ne yapsın?

Bu sorunun cevabını bulursak bu meselenin sırrını da çözmüş olacağız galiba.

 

Birileri gerçekten de Ortadoğu’ya gerçek bir barış ve kardeşlik mi getirmek istiyor?

 

Barışı gerçekten de isteyenler ortak bir vicdan ve akıl ile bir Barış Kurultayı seçer. Bu kurultay, çok geniş kapsamlı bir çalışma ile bu topraklardaki bütün sorun ve sıkıntıları tespit eder.

Bu tespitler ışığında yeni bir idari, siyasi, eğitim ve mali sistem kurar. Ona göre herkese insani, Vicdani çözüm önerileri geliştirir.

Bu çerçevede:

1.Ortadoğu Arap, Türk, Kürt ve Farslardan oluşuyor. Bunlardan her birisinin nüfusları, demografik Yapıları, yoğun olarak yaşadıkları topraklar, bu toprakların doğal sınırları bellidir. Her birisinin din ve mezhepleri bellidir.

 

2. Bu kurultay silahsız ve şiddetsiz bir ikna gücü ile bu abartılı ve çok tehlikeli sınırları hem fiziki olarak hem algısal olarak ortadan kaldırır. Aynı barışçıl ikna gücü ile herkesi kendi toprağına yerleştirir.

 

Kürdü, Türkü, Arabi, Farsı, Müslümanı, Hristiyan’ı, Yahudi’si, Êzidisi, Yaresanı, Sünni’si, Alevi’si, Şii’si, Hanefi’si Şafisi… Herkes kendi toprağında kendi dilini serbestçe konuşur, yazar. Kendi okulunu, ibadethanesini açar. Kendi, eğitimini, ibadetlerini kendi anadili ile yapar.

Herkes nüfusu oranında temel yaşam, sağlık, eğitim ve kalkınma için bütçeden adil bir pay alır. Herkes adil ve saygın bir maaşla yaşamını sürdürür. Alt yapı, Sağlık, Eğitim, Sanayi, tarım, hayvancılık, ormancılık alanlarına gerekli yatırımlar yapılır.

Ülkelerin kaynakları barışçıl, insancıl hizmetler için kullanılır. Böylece Yeni, barışçıl bir insanlık ve din anlayışı ile çok farklı ve renkli özelliklere sahip insanlar gerçek bir kardeşlik iklimine doğru evirilmiş Olur. Savaşlar, katliamlar, talanlar, Göçler, hapis ve sürgünler, Kan ve gözyaşı kendiliğinden ortadan kalkmış olur.

 

Bu çerçevede bu sistemde Kürtlerin kendilerini var etmeleri için en başta, siyasetleri olmak üzere her şeylerini yeniden re organize etmeleri gerekir.

Din mezhep ve ideolojileri ne olursa olsun, bütün Kürtlerin hayatta kalabilmeleri için birbirlerine ihtiyaçları var. Bu nedenle bütün Kürtler, Adil ve Dürüst ve güçlü bir ittifak şemsiyesi ile bir araya gelmeleri lazım.

Yoksa azgın bir kurtlar pazarına dönmüş çok acımasız bir Ortadoğu ve dünya ekseninde yakın gelecekte hem fiziki hem kültürel hem coğrafi varlıklarını zor koruyabilir.

 

Son söz niyetine…

Kürtlerin de bir şemsiyeye sahip olabildiği, herkesin onuru ve haklarıyla yaşayabildiği, kavgasız, savaşsız, barışçıl, daha insani bir dünya özlemi ile…

 

 

 

9 Ekim 2020/Amed

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.