1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. KÜRTSÜZ BİR ÜLKEDE 24 HAZİRAN SEÇİMLERİ
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

KÜRTSÜZ BİR ÜLKEDE 24 HAZİRAN SEÇİMLERİ

A+A-

Konuya girmeden önce şunu soralım. Böyle ansızın yapma kararı verilen önümüzdeki bu seçim ne kadar normal? Ülkece bu kadar acil yapılmasına ne kadar ihtiyaç vardı? Dahası yapılması neyi düzeltecek…? Bütün bu soruların cevabını zaman bize verecek.

Ancak buna rağmen muhtemelen vasat bir akla sahip hiç kimse bu aceleyi hiç normal görmeyecek. Dahası ismini bile normal görmeyecek… Olsa olsa Kırk haramilerin yangından değil talandan mal kaçırmaları için kurguladıkları bir olay olarak görecek… Çünkü daha bir iki gün öncesine kadar birileri deseydi ki, Türkiye’nin ekonomisi yarın çökecek, dolar/Euro fırladı gitti, bütün memleket inanırdı. Ama yarın böylesi bir erken seçim kararı alınacak, deseydi. Herkes:- Oha be kardeşim. Sen kafayı mı yedin? Cumhurbaşkanı, başbakan, hangi bakan erken seçimden falan söz etti ki, sen böyle kuru sıkı atıyorsun? Diye adamcağızı linç bile edebilirlerdi. Ama hiç kimsenin tahmin etmediği bir anda birden oldu işte. İki insan arasında konuşulan bir cümle, dünden beri 80 milyonunun gündemine oturdu gitti bile.

Demek ki şu belalı Ortadoğu’da yaşamın zemini ne kadar kaygan ise bu ülke gündemi de en az o kadar kaygan bir görüntü arz ediyor. Burada her an her şey olabilir. Yarına sağ çıkma garantimiz bile yok… O kadar plansız, hesapsız, kitapsız yaşıyoruz ki, her şeyi yaratan Allah bile bu kadar seri karar değişikliklerimize şaşırmış olmalı. Bu yüzden bizi kendi halimize bırakmış, gitmiş. Ne haliniz varsa görün demiş olmalı muhtemelen…

Bu seçim Sosyal medya’ya için iyi bir malzeme oldu. Biri, Ama Reis seçimler 2019’da yapılacak, demişti. Birisi, Sınav yapan bir öğretmen edası ile: Çıkarın kâğıtları, erken seçim yapacağım. Bir başkası, OHAL'de dürüst bir seçim olabilir mi? Buna inanan kaç kişi var acaba? Oy işi değil oyun var bu işte... Dua edelim ki seçimler yapıldı, açıklaması ile sonuç ilanı yapılmadı. Ortadoğu’da her şey mümkün.24 Haziran. O gün OHAL var. Sokağa çıkmak yasak heşmerim. Sandığa gelemiyem. Bir başkası, Ne 24 Haziranı yahu? Bu çok geç. Bu Cuma yapın. Cuma xerli gün. Cennet-Cehenneme birlikte gideriz...

Bu seçimin ne kadar normal olduğunu zaman belirleyecek demiştik. Bu talep ülkenin, vatandaşın acil ihtiyacından mı doğmuştur? Yoksa Hükümet ve ortaklarının özel beka endişelerinden mi doğmuştur? Onu da zaman gösterecektir.

Hâsılı kelam… Bu baskın seçim kararının nedeni de sebebi de gün gibi ortada. Top bir şekilde milletin ayağına geldi. Eğer, hile hurda, dalavereler dönmezse ve cidden rahatsız bir millet varsa, bu pası kendi lehine çevirir… Doğru bir yöntem ile çalışır. Güzellikle bu işten kurtulmuş olur. Allah çalışana verir. Medeni dünyada buna Demokrasi derler. Ancak burası Ortadoğu.… Bir daha bir seçim falan görememe ihtimalimiz da var.

Resmi olarak olmayan ama bütün hesapların merkezinde olan Kürtler:

Şimdi ortadoğunun ve bu ülkenin resmi olarak olmayan Kürtlerine bakalım.

2ee29b20-a431-47c4-bdf2-c45211046b50.jpg

 

Bu Harita Sosyal medyadan alındı. Hangi kuruluşun çalışmasıdır, doğrusu bilemiyoruz. Türkiye’de İllere göre kişi başı GSMH durumunu işliyor. Harita, resmi olarak iller arası kişi bazlı gelir farkını ortaya koyuyor. Ama asıl ortaya koyduğu gerçek ise bu ülkede, adı bir türlü konulmayan Kürtlerin genele göre gelir uçurumları ve trajik yoksulluklarıdır. Bu fark sadece birkaç yılın eseri değil, ortalama 150 yıldır oluşa gelen bir uçurumun ifadesidir.

Bu ülkenin doğusu, yani isimsiz Kürtlerin illeri, öncelerini saymazsak, son 15 yıldır muhafazakâr ve dindar olduklarını alenice beyan eden iktidarlar tarafından yönetiliyor. Bu iktidarların çok iddialı bir “Adalet ve Kardeşlik” söylemleri vardı. Kürtlere hala da “Din kardeşlerimiz” diye efsuna bir gaz veriliyor… Ama nedense gariplerimin paylarına sadece, Polis Amirlerinin “Organik ve sağlıklı oluşu” ile övündükleri, gözleri kör eden Biber Gazları düştü… Demek ki samimi olmayan içi boş “Din kardeşliği edebiyatı” da bu işi hiç çözememiş… Tam tersine, Ölü, acı ve yoksulluk kat sayısı 1’ken 5’e, 10’a katlamış.

Kürtlerin sorunları ve meseleleri aslında tam da bu noktada doğuyor. Karşımıza Akıl, Vicdan, Adalet ve Merhamet ölçülerinden mahrum, tek tipçi ve inkârcı bir Türk devlet aklının Kürtleri bu şekil idare etmeye kalkışması çıkıyor. İşin özü bu. Zira insanlığın ve insanların idaresi için asl olan adalettir. Adaletin olmadığı bir yerde dünyanın en güçlü orduları bile nal toplar. Adalet ve merhametin yok olduğu zemini ise anarşi ve terör doldurur.

Adı geçen bu inkâr, tahammül sınırlarını aşınca, buna tepki olarak bu aklın Kürt bir kopyası, bir Kürt örgütü olarak ortaya çıktı(PKK). Halk onlara, bizim adımıza kimseyi öldürmeyin diye dillendikçe, onlar da, devlet bizi imha ediyor diye, güçleri neye yettiyse, onunla öldürmeye devam ettiler.40 yıldır çok kirli bir şekilde süregelen bu ölüm kalım savaşında taraflar, son yıllarda güya bir çözüm ve barış masasına oturdular. Ama yürümedi. Çünkü süreç dürüst ve şeffaf değildi. Taraflar birbirlerine doğru bir güven veremediler. Herkes kendi önceliklerini dayattı. Kuralına uygun yürümeyen işler hüsranla sonlanır.

Başarısızlıkla sonuçlanan o süreçte, Kürtlerin kurtarıcısı mitosu olan bir örgüt ve alt kolları amiyane bir tabirle düşman dedikleri bir Kediye Ciğeri, altın tepside, kendi elleriyle ikram ettiler... Neye, kime hizmet ettiği muğlâk, akla ziyan ucube çukur ve hendekler ile sivil yaşamın tam ortasını işgal ettiler. Yaşamın en masum yönünü esir aldılar. Savunmasız bebekler, çocuklar, kadınlar, hastalar, yaşlıların yaşadıkları sivil evleri, kirli bir savaşın rehineleri olarak ateş ve ölümün kucağına attılar. Sivil Halk buna itiraz bile edemedi. Çünkü birilerinin elinde organize bir gücün silahları vardı. Devlet ve hükümet de aynı nobranlıkla terör ve hükümranlık haklarının ihlali bahanesi ile sonu çok ağır acılar, ölümler ve yıkımlar yüklü, aylarca süren ağır askeri ve polisiye ablukalarını yaşattı. Oysa onurlu bir dünyanın meşru hukukunda bu ihlalin cevabı asla bu değildir.

Meskûn mahalde Tank, Top gibi silahların kullanıldığı o meşûm hendek facialarında Silvan, Cizre, Diyarbakır/Sur, Nusaybin, Şırnak, idil, Derik, Mazıdağı… gibi pek çok irili ufaklı Kürt yerleşim yerlerinde bu asrın henüz yazılmamış kerbelaları yaşandı.70 yaşındaki Anaların cesetleri haftalarca sokak ortasında bekledi. Hamile kadınların ölü bedenleri bir merdiven başında iki büklüm bekledi. Kız çocuklarının bedenleri kokmasın diye buzdolaplarına konuldu…1000’e yakın çoğu sivil insan öldürüldü. Yoksul, Varsıl insanların yaşam alanı olan binlerce ev, yer yurt yakıldı. Yıkıldı.200-300 bin insan yine aç sefil bir şekilde göç mağdurları olarak büyük şehirlerin varoşlarında adeta kayboldu. Diyarbakır Baro başkanı rahmetli Tahir Elçi bu kirli savaşa itiraz ettiği için kirli bir komplo ile şehid edildi. Devlet hala katillerini ortaya çıkaramadı.

Legal Kürt siyaseti şeytanlaştırılıp terör bahanesi ile önü kesildi. Genel başkanları dâhil bütün önemli figürleri tutuklandı, kimilerinin milletvekillikleri düşürüldü. Kürt legal siyasetinin de halkın temel taleplerini savunan basiretli bir yol tutturamaması kendisinin, Dağ Olgusu ile devlet gücünün ayakları altında düm düz olup adeta silinmesine yol açtı. Ve legal kürt siyaseti üzerindeki baskı ve yönelim halen devam ediyor.

Bu da yetmedi. Ardından. Kobani Dramı, Din kardeşleri ve dostları olarak deklere ettikleri ıraklı Kürtlerin, Irak Kürdistan’ı Bağımsızlık Referandumunu ilan etmeleri üzerine, onlara karşı takınılan çok ağır düşmanca tavırdan sonra, her şeyiyle Kürt toprağı olduğu belli olan Afrinin Savaş uçakları bombardımanı eşliğinde yürütülen çok ağır bir savaş ilanı ve orayı ele geçirme finali ile sonuçlandı... Güya bu muhafazakâr hükümetlerin Kürt meselesini sözüm ona barışçıl, kardeşane, şiddetsiz ve yasaksız çözmek gibi” çözüm süreci, kardeşlik hamlesi, milli birlik ve kardeşlik, Gönül köprüleri… Gibi bir projeleri vardı. Ama hepsinin finali bu oldu.

Kürt coğrafyasında bu acı yıkım yıkım yaşanırken Devlet ve hükümet ben sivilleri korumaya çalıştım, PKK, ben devletin bu kadar gaddar olduğunu hesaba katamadım şeklinde, özürleri kabahatlerinden büyük pişkince sözler sarf ettiler. Böylece acının üstünü örttüklerini sandılar.

15 Temmuz 2016 Darbesi sonrası, Hükümet güya devlet içindeki kimi bloklara karşı iki aylığına OHAL’i ilan etmişti. Ancak bu karar, ağzı ters dönen bir bıçak gibi toplumun muhalif bütün kesimlerine, özellikle Kürtlere karşı tam bir hukuksuzluk ve baskı rejimine dönüştü.

Kürt illerindeki Belediye Kayyımları ve diğer mülki Amirlerin en büyük uğraşları o illerdeki kürdi kimliği eritmek, yozlaştırmak. Birde toplumu devlet ve hükümetin beklentilerine göre sevk idare için buna endeksli kayırmaları organize etmek… KHK’lerle suçlu-suçsuz on binlerce insan işinden atıldı, ekmeğinden edildi. Geçim derdi, işte atılma korkusu tam bir baskı aracına dönüştü.

Devlet ve Hükümetin gözü, kulağı bu son dönemlerde sırf ekonomik yetersizlik ve buna benzer sıkıntılardan dolayı gelişen intiharlar, bunalımlar, boşanmalar yüklü dramlara tıkalı.12 Eylül Darbesindeki askeri rejimde bile insanlar bu kadar gelecek korkusu ile bir yerlere yaranma endişesi içine girmemişlerdi. Sadece güçlülerin işine yarayan bu İkinci yılını dolduracak. OHAL gölgesinde genel seçime bile gidilecek. Medeni dünya ile uyumlu bütün özgürlükler ve kazanılmış haklar adeta yerlerde sürünüyor. Ve bunun adı da ileri, Muhafazakâr Demokrasi, ya da Türk tipi demokrasi imiş. Oh ne ala demokrasi…

Genel olarak gerek Orta doğuda gerekse ülke içinde Kürtlere yönelik bütün bunlar yapılırken. Ve bütün derin hesaplar Kürtler üzerinden yapılırken, ne acıdır ki, bu ülkedeki nüfusları 25-30, Ortadoğu’daki nüfusları ise 50-60 milyon olan Kürtleri, hala kendilerine özgü bir dili, tarihi, kültürü olan, farklı değerleri olan, medeni dünyanın sahip olduğu haklara sahip olması gereken bir millet olarak asla görmüyorlar.

Türkiye’de Kürtlerin toplam oy miktarı üzerinde net bir araştırma yok elimizde.Ama son 7 haziran 2015 seçimleri baz alınırsa şu anki HDP’nin 6.5 milyon AKP,CHP ve MHP dahil diğer Türk ve Kürt partilerine giden Kürt oyları 4.5 milyon olarak hesaplanırsa Kürtlerin toplam oy miktarı 10-11 milyon civarında tahmin ediliyor.

Ve Kürtlere dair yaşanan onca acı ve gözyaşına rağmen herkes hala Kürt oyları peşinde. Bunda en başta en büyük Kürt partisi iddiası olan HDP dâhil, AKP, CHP, İYİ P, SP… Ve diğerleri. Ama buna rağmen hiç birisinin hafızasında ne doğru ne de dürüst bir Kürt tanımı, Kürd ve Kürdistan sorunu tanımı yok. Bunca nüfus, bu kadar yıldır ne istiyor? Biz ne yaparsak birbirimizi öldürmeden, onları öldürmeden birlikte yaşamayı başarabiliriz? Ya da ölümüne birlikte yaşamak zorunda mıyız? Dünyada bu sorunlar nasıl çözülüyor? Biz ne yapabiliriz? Yok. Buna benzer sorular zaten yasak ve haram…Ama Kürtleri donuna kadar sömürüp kullanmak hem helal hem meşru….

Mesela Türkiye’nin Demokratikleşmesi, Halkların kardeşliği, Ümmetin birliği, Büyük Türkiye için neden Kürt çocukları ölmek zorunda? Ya da neden Kürt ve Türk çocukları birbirlerini öldürsünler? Diyelim ki 50-60 milyon Kürt bir gecede bir Türk mucizesi ile(Türkler bu tip mucizeleri çok severler ya) Türk oldular. Peki, bu Türkler kafayı mı yemişler ki, sürekli birbirlerini öldürüyorlar? Ya da bu Türklerin (devlet,hükümet ve partilerini- sevdiği kavramlarla) Doğu ve güneydoğuda yaşayanları top yekun geri zekalılar mı ki hep yoksul,cahil ve sağlıksız yaşıyorlar..?

Ya da bu nasıl bir iş ki, bu devlet ortalama yüz yıldır, bütün Türk çocuklarının batı dillerini -en başta İngilizce-Almanca, Fransızca… Olmak üzere- öğrenmeleri için dünyanın bütçesini harcıyor. Çok özel gayretler ve sosyetik projeler hariç,1000 çocuktan 10 tanesi bu dilleri öğrenemiyor. Ama bu ülkede yaşayan 25-30 milyon kürdün yeni nesillerinin hemen hepsi kendi anadilleri olan Kürtçeyi- yazma-konuşma dâhil- bir daha zor geri gelecek şekilde unuttular. Ve Türkçe öğrendiler. Kırsal köylerde bile Kürt çocukları oyunlarını artık Türkçe oynar oldular. Burada çok açık bir hinlik, kurnazlık, bir kandırmaca, bir oyun, bir ixanet yok mu? Bu devlet, bu ülkede yaşayan Türklerden kaç kişinin Kürtçeyi öğrendiğini Kürtlere izah etmek zorunda… Özetle, umarım Kürtler bu seçimler vesilesiyle ilgili yerlere bütün bu soruları sorabilecekler. Ve onlara gerekli mesajları iletebilecekler.

Onun için Kürtler bu seçimde bu dönemlik geçici seçim siyasetini aşan bir siyaset ve basireti sergilemek zorundalar.Farklı bir millet olma şuuruyla ne yapmak istediklerini, nasıl bir yaşam talepleri olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymalılar. Kendilerinden oy ve destek isteyecek olan siyasi parti ve yapıların Türklük veya Kürtlük iddialarına bakmadan bu taleplerle karşılarına çıkmalılar. Masalarına imzalanması gereken bir protokol koymalılar.

Farklı bir millet olma gerçeğimizden hareketle, Kürd kimliğimizi resmi olarak tanıma ve saygı duymaları çerçevesinde:

1.Ana okuldan Üniversiteye kadar, yaşamın bütün alanında Anadilim olan Kürtçe ile eğitim ve öğrenim hakkı istiyoruz. Nüfusumuza oranla Kürtçe öğretmen kadrosu ve tahsisi istiyoruz. Çocuklarımızı ana dilimizle isimlendirerek nüfusa kayıt ettirmek istiyoruz. Coğrafyamızın bütün fiziki, görsel ve manevi değerlerinin, coğrafi şekillerinin, kurumlarının çok dilli bir proje ile Kürtçe olarak isimlendirilmesini istiyoruz. Coğrafyamızda kendimizi görmek istiyoruz. Din ve vicdan hürriyeti istiyoruz. Camilerimizde vaaz ve hutbelerimizi Kürtçe dinlemek istiyoruz. Camilerde devlet, hükümet ve örgüt ve cemaatlerin propagandalarını istemiyoruz.

2.Yaşamın her alanında bizi ötekileştiren, aşağılayan. yok sayan, devletin ve ırkçı yapısının tekçiliğini öne çıkaran bütün yasa, kanun ve genelgelerin iptalini istiyoruz. Bunun için yeni bir Anayasa istiyoruz.

3. Yoksulluk bir millet için asla bir kader değildir. Kişi başına yıllık 10,122 – 13.850 $(Dolar)’lık gelirin kazanıldığı bir ülkede, hiçbir güç ve kuvvet bize 3.500-4800 $(Dolar) ve bunun çok çok altında bir kazancı, bir geliri bir kader olarak yutturamaz. Allahın böyle zalim bir kaderi yoktur. Bu resmen bir kandırmacadır. Bir tarafın lehine, diğerinin aleyhine olan bu talan düzenini kabul etmiyoruz. Nüfusumuzun Coğrafyamızın yer altı ve yer üstü kaynaklarından adil bir şekilde faydalanmasını istiyoruz. Herkesin, okuyabilmiş, okuyamamış bütün gençlerimizin onurlarıyla çalışıp, üretebilecekleri, kimsenin sadaka ve fitresine muhtaç olmadan yaşayabileceği bir ekonomi ve üretim modeli istiyoruz.

4. Coğrafyamdaki bu ağır askeri ve polisiye ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Komşu ülkelerde kalmış Kürt kardeşlerimiz aramıza çizilmiş mayınlı, bu çağın çin seddini andıran yükseklikte betonlu, dikenli sınırların, abartılı karakolların derhal kaldırılmasını istiyoruz.

Topraklarımızda ne devletlerin ne de örgütlerin ürettikleri hiçbir terörü istemiyoruz. Herkesin kendisi olarak meşru çerçevede, insancıl bir ruhla birlikte yaşayabileceği barışçıl bir yaşam modeli istiyoruz. Çünkü bütün bunlar yapılınca barış kendiliğinden ve zorunlu olarak gelecek. Yerinden yönetimi esas alan kendi geleceğimiz hakkında söz sahibi olabileceğimiz bir yönetim modeli istiyoruz.

Millet olarak önümüzde iki yol vardır:

1.Silah, terör ve şiddet bütün kirliliği ile halen yaşanmasına rağmen derde deva bir çare olmadığına göre, o zaman bütün insanların ortak kabulü olan meşru siyaseti tercih edeceğiz. Bunun için 10-11 milyon Kürd Oyu’nun bir tanesini dahi dışarıda bırakmayacak şekilde meşru bir şekilde acilen, mevcut bütün parti ve oluşumlardan bağımsız bir Kürt bloku etrafında toparlayacağız. Bu blok gelen muhataplarla bu şartları konuşacak. Kabul gördü ise protokol imzalanıp ona göre seçime müdahil olunacak.

2.Bu talepler kabul görmediği taktirde, toplu halde, seçimi, sistemi işlemez hale getirecek şekilde bloke edeceğiz. Zira 11 milyon oyun kullanılmadığı bir sistem çökmüştür. Dünya nezdinde hiçbir meşruluğu ve geçerliliği yoktur.

Bu 21’ci yüz yılda, tam da umutların kırık, morallerin bozuk olduğu bir zaman diliminde, Kürdün silahsız, savaşsız sivil bir devrimi ve zaferi olur. Yeni bir Newroz, yeni bir diriliş yeni Bir Kürd baharının doğuş ve açılımı olur.

Eğer varsa bir yerlerde Kürtlerin onurlu bir dindarlığı, Müslümanlığı, yurtseverliği, milliyetçiliği veya ilerici Devrimciliği falan bu hamlede çok net olarak ortaya açığa çıkarmış olur.Çünkü bu hamlede kimse için şiddet, ölüm, kıyım ve talan yoktur. Herkes için sadece meşru haklarını sivil ve barışçıl bir ruh ile kullanma arzusu vardır.

Kusura bakılmasın ama bu millet hamlesinden kopuk bir Kürt dindarlığı, devrimciliği, milliyetçiliği, partizanlığı ve boykotçuluğu beş kuruş bile etmez. Milletinden ayrı düşen her Kürt, kimin peşinden giderse gitsin onun payına sadece o kişi veya gurubun yük katırlığı düşer…Bunun adı da yine Ala vere, dala vere Kürt memet nöbetedir..Mevki makamlar için daha fazla yoksulun kemiğini kırıp, kan ve gözyaşı üzerinden Rant kaçırmanın farklı terennümleridir.

Boykot için de bir iki cümle ile konuyu bağlayalım. Eğer ana gövdeden ayrı bir boykotçuluk oynamaya kalkarsanız boykotun matematiği şudur: Sadece 5 oy üzerinden bir hesap yapalım. 3 oy muhaliflere,2 oy da iktidara gitsin var sayalım.1 oy muhalefete, 2 boykota veya 3'ü de boykota giderse size afyet olsun. Boykot=İktidarın Gizli Hafiyesi olmak. Ama 3 muhalif oy birleşse o zaman iktidarsınız. Mesele bu kadar basit.

Son söz olarak rabbim bütün insanlık için hak, adalet, hürriyet, özgürlük temelli, onurlu ve meşru bir yaşamı arzulayan herkese başarı nasip etsin. Biz Kürtlere de kendi evimizde, kendi topraklarımızda, kendi değerlerimizle yaşamayı, ne zalim ne de mazlum olmadan, ne katil nede maktul olmadan, onurlu bir yaşama kavuşmayı nasip etsin.

Topraklarımızdan Katliam, kıyım, terör, şiddet, hapis, sürgün, ötekileşme, zülüm ve sömürü ila nihaiye kovulsun. İyiliği arzulamayan, istemeyen, onun gelişi için çalışmayan iyi günleri zor görür. Aydınlık ve umut dolu günlere kavuşmak umuduyla… Vesselam.

21 Nisan 2018

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum