1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. LI SER TIFAK Û YEKİTİYÂ HUNDURÊ MILLETÊ SILMANA Û KURDÂ Müslüman milletlerin ve Kürtlerin iç ittifaklarına dair..
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

LI SER TIFAK Û YEKİTİYÂ HUNDURÊ MILLETÊ SILMANA Û KURDÂ Müslüman milletlerin ve Kürtlerin iç ittifaklarına dair..

A+A-

Hun nebın yek,hunê wendabıbın yek bı yek!..Bir olmazsanız,yok olursunuz, birer birer!..

Lı ser vê mıjarê Jı sılman û kurda re em hew ve hevokê bejin bessı, ez dıbem key.Bu meseleye dair sadece bu cümleyi söylememiz yeterlidir, sanırım.

 

İnsanlar ilk var oluşlarından bu yana birbirlerine karşı ne yazık ki çoğunlukla adil olamadılar. Güçlüler ile zayıfların kavgası âdemin ilk çocukları ile birlikte başladı.

Ortadoğu’nun kaygan zemini, zayıflar ve mazlumlar için ilk günden bu yana hiç güvenli bir yer olamadı. Olmadı. Hayatın rengini hep Güçlüler ve zalimler belirledi. Günümüzde bu hal çok daha belirgin hale geldi…

İşte bu acımasız arenada kim kazanıyor, kim kaybediyor görünüyor? Kim nelere dikkat ederse ayıplı, kayıplı bir halden kurtulup kazançlı bir hale gelir? Onu irdeleyeceğiz…

Ortadoğu’nun yerleşik kavim ve milletleri, kabataslak Arap, Fars, Kürt, Ermeni, Yahudi… ve Türklerdir. Bir de Haçlı savaşlarından bu yana burayı sürekli işgal ve sömürüye kalkışan Batılı “Gavur” Emperyal Güçler söz konusu. Yani Rus, Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan, ABD ve diğer Batılı Devletler.

Bu emperyal güçler, söz konusu tarihten buyana sürekli şunu yapa gelmişler.

Gözlerine kestirdikleri yerleri ya kendi askeri, teknolojik veya ekonomik güçleriyle fiilen işgal ederek oraları kendi çıkarlarına uygun hale getirmişler. Ya da oranın yerel dinamikleri ile temasa geçerek kendilerine tabi olanlara her türlü desteği vererek onları kendilerinin birer yerel valileri gibi kullanarak, kendi politikalarını oralara uygulatarak oranın her türlü kaynağını sömürürler. Dolayısıyla oraları da yine onların egemenliğine girmiş oluyor.

Çünkü orada kendilerinden habersiz kuş bile uçurtulmuyor… Orada değişen tek şey sadece yönetici sınıfların isimleri. İşgal edilen yerlerin yöneticilerin isimleri Corc, Hans veya Jozef iken. Örtük bir vekaletle yönetilen yerlerin yöneticilerinin isimleri ise Hasan, Hüseyin, Cemal, Çetin, Kamil, Kemal veya Yusuf… Oluveriyor. Bu gün Ortadoğu’nun hangi ülkesi veya parçasına bakılırsa bakılsın, bu durumun somut örneklerine çokça rastlanır…

Bu çeşit emperyal hesabın yerel taşeronluğunu yapan güya Müslüman ülkelerin başlıcalar şunlardır: Mısır, İran, Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan, Pakistan ve petrol zengini diğer Arap Emirlikleri… Geri kalanları ise bunların peykleri. Peyk olmayı kabul etmeyenler ise cehennemden cehennem beğenmek zorunda kalıyorlar…

Bu gün Orta doğuda 40-50 civarında sözüm ona Müslüman ülke yaşıyor. Bu ülkelerin ellerinde yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarından oluşan çok muazzam bir ekonomik güç ve imkân var. Bu imkân ile bu ülkelerdeki Müslüman ahali şöyle dursun, bütün dünya nüfusu bile adilane bir paylaşımla çok rahat bir yaşam sürdürebilir. Ancak ne yazık ki bu güç bütünüyle emperyal güce ve onlara taşeronluk edenlerin emrine tahsis edilmiş durumda. Oysa bu topraklar üzerinde yaşayan 1,5 milyarlık Müslüman nüfus açlık, yokluk, sefalet yüklü sağlıksız bir yaşama mahkûm. Ağır bir savaş, toplu katliam ve göçlerle boğuşuyor. Sefaletten sefalete sürükleniyorlar.

Oysa Kurân ve diğer kutsal metinler özellikle Müslümanlık iddiası olanlara, zulm etmemeyi, hak yememeyi ve herkes için adil ve merhametli olmayı emrediyor. Zira Müslüman kardeşinin acısını hissetmeyen, Kardeşi açken tok yatan Müslüman sayılmazdı. Müslüman olamayan cennetin yüzünü görmezdi.

Bu hükümlerden de anlaşılıyor ki, batının taşeronluğuna kendilerini kaptıranların Kurânı ve emirlerini dinlemek gibi bir dertleri yok. Dini kavram ve değerler sadece iktidarlarına yardımcı olduğu müddetçe bir anlam ifade ediyor.

Yukarıda isimlerini andığımız ülkelerin hemen hepsi 1’ci Dünya savaşı sonrası ortaya çıktılar.Bu devletlerin ortaya çıkışlarıyla Ortadoğu’ya güya Demokrasi ve insan hakları gelecekti.Ama bunun boş bir hikaye olduğu bu gün çok daha net olarak anlaşılıyor...

Böylece bu topraklara iki zulüm birden yapıldı. Birincisi “Gâvur”un kendi çıkarları için yaptığı zulüm ve vahşet. İkincisi ise bunlar adına iş tutan yerli zalimlerin,yani yerel taşeronların işledikleri zulüm ve vahşetler.

Üstelik bu yerlilerin bir de Müslümanlık iddiaları vardı. Allah, Din-iman, Cihad, Vatan ve millet adına yola çıktılar. Bunun için bu topraklardaki bütün Müslüman milletlerin can, namus, şeref, onur, mal, servet ve topraklarını payımal ettiler. Büyük gâvurların yapacakları zulüm ve vahşeti bunlar, Müslüman isim ve sıfatlarlarla yaptılar.

Tarih nasıl eski milletlerin başına gelenleri yazıyorsa, gelecekte bu topraklarda İslam adına yapılan zulüm ve vahşetleri de kesin kes yazacaktır. Bilindik ülke isimleri ve liderlerinin isimlerini yazmaya gerek yok. Çünkü herkes onları artık ezberlemiş durumda…

Bu bağlamda sadece Kürtlere yaşatılanları doğru bir şekilde aktarabilirsek yeterli olur sanırım. Kürtler, ortalama 150 yıldır, tarihi bir fırsat olarak devletleşme olgusunu kaçırdıkları için, artık bir yaşam biçimi alan idam, toplu katliam, hapis, sürgün ve talanlarla geçen bir serüveni yaşıyorlar.

Kürtler hem dünyanın hem de Ortadoğu’nun, en büyük nüfusa sahip, toprakları 4-5 devlet tarafından işgale uğramış, devletsiz tek milletidirler. Nüfusları bu gün 50 ile 70 milyon civarında tahmin ediliyor… Çünkü kendi nüfus sayımlarını yapmak bile yasak.

Topraklarında her açıdan dört başı mamur bir devlet kurulmaya son derece elverişli olmasına rağmen sırf küresel sömürgeci aklın vicdansız çıkarları bunu gerektirdiği için, bu her türlü zulme maruz kalan Müslüman millet bu meşru haktan mahrum bırakıldı. Halen de bırakılıyor.

Bunu da sözde Müslümanlık iddiası olan yerel taşeronların katkılarıyla yaptılar. Bu milletin topraklarını 4-5 devletin hükümranlığının altında bıraktılar. Bununla da yetinmediler… Bu kadar kalabalık bir millet, temel insan haklarından bile mahrum, Ana dili, kültürü ve değerleri, bu ülkelerin hepsinde asla kabul görmez, , her türlü zulme mahrum bir yığın olarak varlığını sürdürmektedir…

Kürtlerin toprakları, 19’cü y.yıla kadar İran ve Osmanlı gibi idarelerin egemenliğinde kalmışlarsa da kimliklerini, kültürel varlıklarını, gelenek ve diğer değerlerini bir şekilde koruyarak günümüze kadar taşıyabildiler…

Ancak,19’cu y.yılda gelişen tekçi, inkârcı, ırkçı asimilasyon politikaları, Kürtlerin artık millet olarak varlıklarını koruyabilme şanslarını ortadan kaldırdı. Hangi devletin egemenliği altında kalmışlarsa kalsın, değişen pek fazla bir şey olmadı. Çünkü Kürtlerin yeni jenerasyonları, bulundukları her yerde çok ciddi bir fiziki ve asimileci ırkçı politikalara maruz kalıyorlar.

Bahse konu tarihten bu yana, özellikle Türkiye, iran, Irak ve Suriye gibi tekçi ve ırkçı devletlerde Kürtlere karşı yürütülen fiziki kıyım ve asimilasyonist ırkçı politikalar,Kürtler için yaşamın bizzat kendisini tam bir katliam, kıyım, hapis, sürgün, talan ve asimilasyon serüveni haline getirdi diyebiliriz. Onun için detaylarına girmeden sadece günümüze bakacağız.

Irakta diktatör saddamın idamına mal olan ırkçı politikalardan sonra Federal bir Kürdistan ortaya çıktı. Güney Kürdistan Kürtleri geçen yıl Eylül ayında, bütün demokratik ülkelerde en meşru, en legal olan bağımsızlık referandumu düzenlemek istedi. En başta Kürdistan’ın bütün işgalcileri olmak üzere, bütün dünya Kürtlere karşı şimdiye kadar belki de hiç görülmemiş bir kaypaklıkla çok katı düşmanca tutum sergilediler… Her beyanlarında pişkin bir riyakârlıkla Kürtler bizim din kardeşimiz diyen Türkiye cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı Kürt kardeşlerini sırf bağımsızlık istediler diye açlıkla öldürmekle tehdit ediyordu.

Hele Kürt yapı ve örgütlerinin kendi içlerinde gelişen iç ihanetleri, akıllara durgunluk veriyor.

Arap baharından sonra İşid Sünni bir İslam devleti kuracaktı. Nedense bunun için onca barbarlığı ile ilk önce Kürt topraklarına yönelerek işe başladı.

Suriye’de mazlum halklar basçı arap diktatörlüğüne karşı bir isyan başlattı. Dünyanın bütün savaş baronları o topraklara çöktü. Taş üstünde taş bırakmadılar. Bu yıkımın faturası henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Ancak gelinen aşamada en ağır fatura yine Kürtlere kesilmek isteniyor.

Bir sıfatı da güya İslam cumhuriyeti olan mezhep ırkçısı Şii İranda ne oluyor ne bitiyor, sağlıklı bir haber bile alınamıyor. Bilinen ve görünen tek şey orada Kürtler, hemen her gün dünyanın gözleri önünde vinçlerle idam ediliyor…

Kendini İslam hilafetinin merkezi olarak saf Kürtlere ve Araplara yutturmaya çalışan Türkiye’de ise Kürtler yüz yıldır içi bom boş yalancı bir demokrasi ve din kardeşliği ile uyutulmaya çalışılıyor. Bu demokrasi ve kardeşlik edebiyatı nedense Kürtlere sadece yönetilmeyi öneriyor. Hiç bir medeni hak ve hukuku içermiyor.30 milyon kürde kendi anadillerini bile öğrenebilme hakkını içermiyor. 100 yıldır Türklerden, iki keçiyi bile güdemeyen adamlar, Kürtleri kullanarak onların oylarıyla büyük makamlar elde edip kendini adam sandıktan sonra ilk tekme vurdukları kesim hep Kürtler olmuştur. Sağcısı, solcusu, dindarı hep aynı oyunu oynamıştır. Dün devlet kürde zülm ettiği vakit saf, dindar Kürt bunu “Devletin Gâvurluğu”na bağlıyordu.

Oysa bu gün devlet artık tepe noktasına kadar dindar ama Kürt hala mazlum. Hala öldürülüyor. Köyleri, şehirleri, Yeri yurdu başına yıkılıp yakılıyor. Cenazeleri haftalarca yerde kalabiliyor. Ölülerinin mezarları yıkılıyor. Hapishaneler tıklım tıklım. Kürtler legal siyaset bile artık yapamıyor. Devletin bahanesi dün olduğu gibi bu gün de hazır.”Ben asla Kürt kardeşime zülm etmiyorum, öldürmüyorum. Ben sadece teröristleri öldürüyorum…”

Oysa Şeyh Said ve arkadaşları, Seyit Rıza ve oğlu… Ve daha pek çok Kürd Şeyx ve Mollası “terör” kelimesinin anlamını bile bilmiyordu. Roboskideki 34 gariban köylünün terör ile hiçbir bağları yoktu. Çukur bir zihnin eseri olan Hendek facialarında tank ve toplarla girilen Cizre, Şırnak, Silopi Sur, Nusaybin, Silvan… Ve daha pek çok yerdeki 80’lik Kürt yaşlıları ve kadınları,5 yaşındaki Kürt çocukları ve kızlarına terörist demek için akıl ve vicdanı sıyırmak gerekiyordu. Ama cenazeleri haftalarca yerde kaldı… Kokmasın diye buzdolaplarına konuldu. O halde terör nedir? Ve terörist kim?

Ve bütün bunlar devletin ve hükümetin tepesinin en dindar olduğu bir dönemde yaşanıyordu. Ama nedense bu dindarlığın rahmetinden Kürde hiçbir pay düşmüyordu. Daha da kötüsü bu hükümet ve Cumhurbaşkanı, çoğu saf gariban dindar Kürtlerin oyları ile bu gücü elde etmişti. Hiç gereği yokken hendek facialarına sırf birkaç milliyetçi oy ve şov uğruna bir de Afrin faciasını ekliyordu, Kürtlerle din kardeşi iddiası olan dindar Türk devleti. Ama bu devlet asla Kürd kardeşini öldürmüyordu. Sadece terörist öldürüyordu… Oysa sadece bu haber, düşünebilen bir insan için her şeyi özetliyordu aslında.

Zavallı Afrinli ÖSO, asla hür ve namuslu bir yapı değil, onlar hırsız, namus düşmanı. Namusumuza, malımıza el uzattılar. Onlar buraya ait değil diyor. Ama Türk tv’leri bunu YPG buraya ait değil olarak Kürt din kardeşlerine tercüme ettiriyordu. (http://t24.com.tr/video/afrinli-34oso-talan-etti34-dedi-haberturkteki-tercuman-ypg-diye-cevirdi,13229) Demek ki bu devletin seküler ya da dindar bir akla sahip olması Kürtler açısından hiçbir şeyi değiştirmiyor…

Şimdi önümüzde 2019 seçimleri var. Dün birbirlerine en olmadık hakaretlerle birbirlerine resmen sövenler, bu gün milli ve yerli bir cumhur ittifakından söz ediyorlar. Bir yandan içi boş dindarlıkla Kürtleri kafalamaya çalışan Cumhuru reis, öbür yandan bozkurt işareti ile türk ırkçılığına selam duruyor.

Öte yandan Genel başkanı Dersimli Kürt bir alevi olmasına rağmen, hem kendisi hem partisi bu hakikati kirli bir günahı saklar gibi, asla dile getirmek istemeyen CHP, seküler devlet aklı olan kemalizmi Amentü olarak belleyip oradan solculuğa oradan da, yine Kürtlerin sırtına semeri vurarak iktidar hesapları yapıyor. Daha özcesi Kürtleri nasıl kullanabiliriz, hesabı içinde. Öte yandan SP’de yine Türk dindarlığı üzerinden tekrar Kürtlere göz kırpmaya çalışıyor.6,5 milyon kürdün oyunu alan en büyük Kürt partisi sıfatı olan HDP ise Kürtler, bulundukları her yerde bunca acı ve felaketi, bir ölüm kalım mücadelesi yaşarken, o hala, artık bir orta çağ gericiliğine öykünen ideolojik fantezilerle kafayı sıyıranların dayatmalarıyla marjinal gurupların uçuk, kaçık, ve çok gülünç takıntılarını politika olarak önceleyebiliyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve halkların kardeşliği edebiyatı gibi bir garabetle ile Kürtlerin çoğunluğunun hiç tanımadığı marjinal sol bir gurubun başkanı olan bir Türkü, Sanki Kürtlere kıran girmiş, adam kalmamış gibi, Kürtlere başkan olarak empoze edebiliyor. Bu mazlum halkın yaşadığı bunca acı ve yıkıma rağmen ne yazık ki HDP, Kürtlerin milli kurtuluşları ve manevi değerleri için adam gibi bir proje üretemiyor. Hala marjinal kenar mahalle solculuğu ile Kürtlere Che’nin Romantik Devrimci şiddetini ve savaşçılığını oynattırıyor. Dindar Kürt partileri ve cemaatleri ise aynı avutmayı türk muhafazakârlığı üzerinden yapıyor.

Birileri Kürtler üzerinden bütün bunları tasarlarken ne yazık ki Kürtlerin dindarları hala Türk dindarları için, solcuları ise Türk solcuları için yük katırlığı yapmayı bir paye olarak algılıyorlar. Çok acıdır Dünyanın egemenleri bile üç aşağı beş yukarı bu gözle Kürtlere bakıyorlar…

Kürtler için İttifak ve güç birliği çok acil hayati bir zarurettir.

Kaypak Ortadoğu zemini zayıflar için tam bir cadı kazanı ve kurt kapanı haline gelmiş. Güçlü olmayan, Güçlerini birleştirmeyenler bu kapandan kendilerini asla kurtaramazlar.

Oysa bu oyunu temelden bozmak Kürtlerin elinde. Dün belki yoksulluk ve eğitimsizlikten dolayı bu oyunu bozmaya güçleri yetmiyordu. Bu gün ise sadece temiz bir milli akıl ve vicdan eksikliği söz konusu. Dünya üzerindeki nüfusları 70 milyon civarında telaffuz edilen Kürtler bu akıl ve vicdanı yakaladıkları takdirde, ellerindeki nüfus ve zenginlik kaynaklarını ortak bir akılla bir araya getirdikleri takdirde fazla değil üç beş yıl içerisinde Ortadoğu’nun çok güçlü bir devleti olarak ortaya çıkabilirler. Kendilerine bu zulümleri reva gören herkesin boyunlarını kibrit çöpleri gibi kırabilir. Ortadoğu’da kalıcı bir barışın, insancıl bir yaşamın yeni umudu haline gelebilirler

Güncel hayat Kürtlere bu güç birliği ve ittifakı çok acil bir şekilde dayatıyor. Her parçadaki Kürt halkı bunu canı gönülden istiyor. Hiçbir Kürt örgütü, siyasi partisi ve cemaati, adı sanı, gücü ne olursa olsun bu arzuya kulak tıkayamaz. Tıkayan halktan gereken tokatı yer.Çünkü bu halk yaşadığı bunca acı tecrübe ile bu birliği istiyor.

Eğer bu gün Kürt güçleri adam gibi bir birlik kursalardı 30 milyon kürdün yaşadığı Türkiye’de, Türk devleti, sözde bir terör bahanesi ile tank ve toplarla öyle rahat bir şekilde kürt şehirlerini yakıp yıkamazdı. Çoluk çocuğunu perişan edemezdi. Irak kürdistanındaki referandum boşa düşmezdi. Ordaki Kürt toprakları tecavüzcülerin, çapulcuların eline geçmezdi. Suriyedeki Kürtlerin başına bunca çorap örülmezdi. işide karşı verilen onca mücadeleye, Kobani zaferine rağmen Afrinde Kürtlerin namusu beş paralık edilip, toprakları tecavüzcülere peşkeş çekilmezdi.

Bu gün orta doğuda yaşanan bu kirli savaş çok acı bir gerçeği ortaya çıkardı. Günümüz çıkar dünyasında Kürtlerin ne gerçek bir dostu ve ne de bir sahibi vardır. Onları ayakta tutabilecek yegâne güç kendileridir. Akıl, vicdan, adalet ve ferasetle şekillenecek birlik ittifaklarıdır.

Kürtler, bu barbar coğrafyada topyekûn bir helakle karşılaşmak istemiyorlarsa, bütün siyasi, askeri yapılarını acilen bir masa etrafında toplayıp kiminle dost kiminle düşman olacaklarına, savaşı ve barışı birlikte organize etmeye karar vermeliler. Yoksa bu gidişat toplu bir yıkımın işareti...

Kürtler, silahlı savaş yerine haklarını deklere eden diplomasi, Ellerini güçlü kılacak olan ciddi ekonomik hamlelere ve kendilerini asimilasyondan koruyacak değerlerine, çok ciddi bir şekilde yoğunlaşmalılar.

Kürtler, dünyadaki her millet gibi kendi topraklarını, kendilerini yönetme hakkına sahipler. Ancak haklı olmak yetmiyor. Bir de güçlü olmak gerekiyor. Kürtlerin topraklarının 4-5 devlet tarafından bölüşülüp parçalı hali acı bir gerçek olarak ortada. Onun için sadece belli bir örgüt veya siyasi yapının karar ve onayıyla hava gücü olan, düzenli ordulara karşı savaşmaya kalkışmaları temelden yanlış… Gerekirse 50- 100 yıl beklesinler. Güçlerini gizlesinler. Düşmanlarının güçleri ile kendi güçlerini çok iyi hesaplasınlar. Bundan hareketle 70 milyon kürdün onay ve desteğini alsınlar, ona göre bu tarz savaşlara karar versinler. Yoksa böyle göz göre göre gelen yenilgiler halkta çok ciddi kırılma, savrulma ve travmalara yol açıyor. Umutsuzluk ve karamsarlığa itiyor. Tamiri zor bir yozlaşmaya sürükleniyor…

Başta da vurgulamıştık. Güçlüler ile zayıfların kavgasında güçlüler, daha fazla güç elde edebilmek için güç birliği yapıyorlar ve buna rağmen zayıflar hiçbir şey yapamıyorlarsa bu akla sadece iki ihtimal getiriyor.

Ya zayıflar artık çaresizliklerinden dolayı intiharı seçiyorlar. Ya da bu zayıflık artık her şeylerine öylesine nüfuz eder bir hale gelmiş ki, intihara sürüklendiklerinin farkında bile değiller. En başta liderleri ve bilgeleri olmak üzere, herkes amansız bir akıl fukaralığına yakalanmış demektir… Bütün bunları alt alta getirdiğimizde orta doğuda kalıcı bir barış ve huzurun yaşanabilmesi için hem bütün Müslüman milletlerin hem de Kürtlerin, asli düşmanlarına karşı kendi aralarında onurlu ve adil bir ittifak kurmak zorundalar.

Son söz Allahtan umut kesilmez. Bu mazlum Milletlerin, halkların elindeki imkân ve nüfus gücü bu sıkıntıyı aşabilecek güçte. Dilek ve duamız o dur ki, bu milletlerin yapıları, siyasetçileri de artık bu gerçeği görür, bu halkları bu zulmün çarklarından kurtarırlar… Biz inanıyoruz ki Allah adildir ve o her daim mazlumlardan yanadır…

5 Nisan 2018/Amed

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum