1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. NASIL BİR EĞİTİM ANLAYIŞI.
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

NASIL BİR EĞİTİM ANLAYIŞI.

A+A-

Toplum olarak kendi ruhumuzdan uzak, kendi kimliğimize yabancı, kendi benliğimizden bihaber yaşıyoruz. Bu durumun neticesi olarak ne bir medeniyet inşa edebiliyoruz ne de toplumsal barışı sağlayabiliyoruz. Çünkü yetiştirdiğimiz bireyler kendi köklerinden koparılmış bir ağaç gibi kurumaya bırakılmış, özü kurutuluyor bir daha dirilmemek üzere. Eğitim politikası ve hali hazırdaki eğitim müfredatı ruhumuzun arzuladığı manadan o kadar uzak ki ters yönlerden yol alan araçlar misali… Tasarladığımız, hedeflediğimiz topluma ve gençlik dinamiğinden o kadar uzağımız ki ve bu mesafe gün geçtikçe daha da artmaktadır.

Manadan koparılmış, bir ruhun feryadı gibi gençliğe, gençlere reva gördüğümüz batının materyalist felsefesiyle ruh vermeye çalışıyoruz. Bu durumda deve kuşu misali ne deve olup yük taşıyabiliyoruz nede kuş olup uçabiliyoruz. Unutmamak gerekir ki, eğitim toplumun ruhunu oluşturan en önemli dinamiktir. Bedeni ayakta tutan ruh misali…

Şunu yüreğimiz derinliklerine dercetmemiz gerekir ki, toplumlar taklit yoluyla hiçbir zaman medeniyet inşa etmemişler, sadece taklit ettikleri toplumların, medeniyetlerin kurbanı olmuşlardır. Bireyleri, toplumları kendisi yapan onlara has özeliklerdir.Gelenekleri, inançları, dilleri, giyimleri, yaşam tarzları… Hz. Peygamber, “ İnsanlara akıllarına göre hitap edin.” Sözü bizim için bir ışıktır. Çünkü herkese aynı bedendekaftan biçmemek gerek, kimine bol, kimine dar gelecektir. Toplumun coğrafi özellikleri, yöresel özellikleri, sosyal, kültürel özellikleri göz önüne alıp öyle bir eğitim politikası benimsemek gerekir.

Eğitim toplumun ruhudur. O ruhu inşa etmek içinde toplumsal özellikleri iyi analiz etmek gerekir, İstanbul’a, Hakkâri’ye, İzmir’e, Iğdır’a aynı eğitim proğramı uyguladığınızda herkese aynı beden elbiseyi biçmek gibi bir durum ortaya çıkar. Teşbihte hata olmasın ama düşünsenize deveden, file, kartaldan, yılana, koyundan, güvercine kadar bütün hayvanlardan uçmayı beklemek gibi bir durumdur. Çünkü İstanbul’un sosyal ekonomik düzeyiyle, Hakkâri’nin sosyal ekonomik özellikleri bir değildir. Gerçi uygulanan müfredat ithal bir hal arz edince alta kalanın canı çıkıyor.

Uygulanan eğitim müfratın meyveleri ise kendi varlığının dışında, başka varlıkların gerçeğini tanımamak ve kendi benine sıkışıp kalan, başka kültürleri, düşünceleri, inançları, dilleri, mezhepleri tanımayan solipsist bireyler ve toplum türettik. Ben varsan dünya var olsun anlayışı hâkim kılındı veya kılınmak istendi. Hakkâri’de, İstanbul’da ve daha ülkenin birçok bölgesinde, yöresinde bale yapmak medeniyet sayıldı.Mösyo efendileri taklit çağdaşlık belendi…

Öyle bir eğitim müfratın uyguladık ki, manadan uzak, madde eksenli bir yığın gereksiz ve işlevsiz malumat yığını içinde barındıran bir müfredat… Neticesi hocası kopya çekmesine müsaade etmediği için hocasını vuran hukuk fakültesi öğrencisi, annesini öldüren üniversite öğrencisi, öğretmeniyle dalga geçen lise öğrencisini yetiştirdik. Anlayacağımız biz hasatlığımızı iyi analiz etmedik ve her hastalığa aynı reçeteyi yazdık. Unutmamak gerekir ki, biz aç olana, susuz olana da bol miktarda soğuk suyu reva gördük.

At’a ot yerine et verdik, aslana ise bol miktarda ot oh be afiyet olsun, yarasın! Bu konuda Nurettin Topçu şunu der: “ Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider.” Yani eğitim hem toplumları inşa eder hem de toplumların yıkılışını hazırlar. Onun için ruhu olan, mana ve madde ilişkisini iyi dengeleyen bir müfredata ihtiyacımız var. Yani ata ot, aslana et lazım.

Topçu devamında “ Ruhsuz, idealsiz, inançsız bir öğretim gençliğe karakter yerine hüner yerine insanı aşağı canlılar hizasına indirecektir. İnsanlığın gidişinde bu eşsiz gerileyiş, inkılâp adı ile adlandırılsa bile nesilleri bir cehennem hayatına doğru götürmektedir.”

Düşünsenize toplumun, bireyin bu acınacak halini görmezden gelip günü kurtarmanın peşindeyiz. Topluma, bireye musallat olan bu virüsün kaynağına inemiyor, onu göremiyoruz reçete üstüne reçete yazıyoruz. Yani anlayacağımız biz bite, tahtakurusuna kızmasını biliyoruz, onları getiren iğrenç, çirkef, pis vücuttan iğrenmesini başaramıyoruz. Kızdırmayın satarım köyü misali… Unutmamak gerekir ki, hâyâya hayran gönüller, ilme aç, susuz akıllar yetişmediği sürece medeniyet denizinde yüzmek hayal olacaktır. İnsanumuttur, yarınların umut getirmesi dileğiyle…

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum