1. HABERLER

  2. ÖZEL DOSYA

  3. Neo-sömürgecilik acenteleri: Efendinin arabacısı
Neo-sömürgecilik acenteleri: Efendinin arabacısı

Neo-sömürgecilik acenteleri: Efendinin arabacısı

Kürtler arasında yükselen yeni dalga anti-kolonyalizm arayışları, “Kürt sağcılığı” biçiminde yaftalanıyor. Sömürge tamircileri olmaya soyunanların Kürdün kalbini sağda aramaları beyhude bir çabadır.

A+A-

Neo-sömürgecilik acenteleri: Efendinin arabacısı

 

 

Görsel: Osman Ahmed – Halepçe’ye Kimyasal Bomba (Tuval üzerine yağlı boya, 100 x 80 cm)

 

 

Kürtler arasında yükselen yeni dalga anti-kolonyalizm arayışları, “Kürt sağcılığı” biçiminde yaftalanıyor. Sömürge tamircileri olmaya soyunanların Kürdün kalbini sağda aramaları beyhude bir çabadır.

 

 

[email protected]

Neo-sömürgeci demagogların öncülleri tarafından kadavraya çevrilmiş olup Kürdistan üzerinde tetkik yürütenler, son dönemlerde Kürt’ün kalbini sağda arama işini üstlenmiş durumdalar. Yeni dönem neo-sömürgeciliğin ideolojik komiserlerinin bu çabası, uyanan Kürt bilincinin gözünü çıkarmaya, sürüyü tekrar efendinin avlusunda ehlileştirmeye yöneliktir. Oysa ki sömürge avlusunda; efendilerin kontrolü altındaki kamusal alanda, ne kişi hak ve özgürlükleri ne de kolektif hak ve özgürlükler mevcuttur. Hali hazırdaki medeniyetin en yüksek normu sayılan “insan onuru-haysiyeti dokunulmazdır” ilkesi sömürgelerde geçersizdir. Naaşların kargoyla yollandığı, cesetlerin toplu halde kaldırımlara gömüldüğü, mezarlıkların yağmalandığı mekanlarda insani onur ve haysiyetten bahsedilemez! Ayrıca kişinin hak ve özgürlüklerini kullanabilmesi – savunabilmesi için bir dile sahip olması gerekir; Kürtlerin ise sadece elleri kelepçelenmemiş, dilleri de mühürlenmiştir. Kürtlerin yaşadığı bütün kamusal alanlar özellikle de Kürt’ün vatanı süngülü güçlerce gasp edilirken; Kürt kültürü, dili, siyaseti de süngüsüz sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, okullar, gazeteler ya da bilgi cemaatleri; daha doğrusu bilgi müdürlükleri tarafından esir alınmış durumdadır.

Neo-sömürgeci ideologlar ve “bölge” distribütörleri, yeni metodlar ve kavramlarla rekolonizasyon ve self-kolonizasyon icraatlarını perdeleme ve görünmez kılma görevini üstlenmiş görünüyorlar. Sömürgenin gözlerini bağlamak için bütün hünerlerini sergiliyorlar. Çünkü; görünmez kılmak etki derecesini artırdığı gibi, muhalifi savunmasız bırakmak için de başvurulan bir stratejidir. Örneğin, son dönemlerde Kürdistan’da sıkça kullanılan “kimlik siyaseti yapılmamalı” söylemi, siyasette Kürdistani dili/bilinci görünmez kılma işlevi gören bir yeni dönem yasağıdır. Dolayısıyla yeni dönem sömürgeci dil* ve tedavüle sokulan kavramlar birer işgal silahı ve meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. Metaforik olarak denilebilir ki Kürtler neo-sömürgecilik döneminde kamusal alanların tümünde hak savunma silahlarından arındırılmış, ilga edilmeye çalışılmıştır. Ama biz, bütün perdeleme girişimlerine rağmen, söylemlerinizin-kavramlarınızın içindeki kamçının ve kodların şiddetini görüyoruz. Hiddetinizin asıl nedeni neo-sömürgeciliğinizin ve rafine ırkçılığınızın ifşa olmasıdır.

Mülkünü ucuzlatan bir iç işgal

Sömürgeci solun ya da sağın düşünsel geleneğinin büyük ölçüde Jön Türk ve İttihat Terakki’ye dayandığı sır değil. İttihat ve Terakki’den bu yana bu coğrafya, kazma vurulan her yerinden kemik fışkıran bir soykırım bahçesi haline getirildi. Kemikler üzerine kurulan bu kulede oturanlar ise hiçbir zaman bu vahşetle dürüstçe yüzleşmediler. Aksine, zamana uygun yeni siyasi manevralarla, kelime oyunlarıyla hem soykırımların üstünü örttüler hem de işgali yeniden yeniden meşrulaştırdılar. Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesinde Türkiye sağının büyük bir bölümü şiddet ve eliminasyon metodlarına destek verirken, Türkiye solunun büyük bir bölümü ise rehabilitasyoncu ve entegrasyoncu metodlarla destek vermektedir.

İç dinamiklerimizle kendi kültürel, siyasal, tarihsel mülkümüzü ucuzlatıyoruz. Dilimize, kültürümüze ve coğrafyamıza hak ettiği değeri verdiğimiz de söylenemez, deyim yerindeyse kuşaklar arası sözleşmeyi ihlal etmekteyiz.

Öte yandan dağıtım işini de “efendi”nin arabacılığını üstlenenler yerine getiriyor. Neo-sömürgecilik, son dönemlerde tedavüle koyduğu alt-kimlik/üst-kimlik, radikal demokrasi, yerel demokrasi ve halklar gibi kavramlarla Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılan gaspı güncelleyerek görünmez kılmaya çalışıyor. Oysa ki her şey ayan beyan ortada: Ermeni matbaasının gaspıyla Cumhuriyet Gazetesi’ni çıkartmak, Ermeni konağından Cumhuriyet köşkü yapmak, Ege kıyılarındaki Rum mallarından Cumhuriyet’in zeytinyağı, sabun zenginlerini yaratmak ya da Kürt müziğini TRT için “derlemek” gaspçı geleneğin ilk akla gelen örnekleri… Bu gaspçı gelenek açısından değişen bir şey yok; şimdilerde söz konusu olan yalnızca bir vatanın değil, aynı zamanda siyasetinin de işgal edilmesidir. Ne yazık ki Kürt düşün dünyası ve siyasetinin kendisi de büyük oranda bu işgale ve gaspa izin verdiğine tanıklık ediyoruz. Dünya literatüründe başkalarının “sınır bekçisi” olarak tanımlanan Kürtler, günümüzde de maalesef siyaset alanında bu tür tezleri doğrular nitelikte davranıyor.

Bu çıkmazın nedenlerini Kürtlerin kendi iç dinamiklerinde araması gerektiği açıktır. Sadece dışardan yürütülen bir işgalden söz edemiyoruz, aynı zamanda kendi iç dinamiklerimizle kendi kültürel, siyasal, tarihsel mülkümüzü ucuzlattığımız da iddia edilebilir. Dilimize, kültürümüze ve coğrafyamıza hak ettiği değeri verdiğimiz de söylenemez, deyim yerindeyse kuşaklar arası sözleşmeyi ihlal etmekteyiz. Bir topluluğun bin yıllardan bu yana ürettiği ortak değerleri, dil – kültür gibi tarihsel birikimleri tıpkı devraldığımız gibi, daha da geliştirerek gelecek kuşaklara devretme sorumluluğu taşıyoruz. Fakat siyaset, düşün ve sanat dünyasında üzerimize düşeni yerine getirdiğimiz söylenemez. Çok ağır bedeller ödenerek elde edilen siyasal mevziler ve miras, Kürt halkının mülküdür, başkalarının cumhuriyeti, sosyalizmi ya da demokrasisi için bu kadar kolay devredilemez, bunun sonuçları ve sorumluluğu çok ağırdır.

Kürtlük bilincine “sağcılık” yaftası

Kuşaklar arası sözleşmenin ihlal edilmesinin önemli sebeplerinden biri, içselleştirilmiş Türk-sentrik bakış açısıdır; neo-kolonyalizmi meşrulaştıran önemli mekanizmalardan biri olan sömürge fabrikalarının bize hediye ettiği protez aklın Türk-sentrik düşünce patikasından çıkamamasıdır. Sağ ya da sol sömürgeciliğin tamirhanesinde ayarı verilen sömürge entelektüellerinden bazıları, Türk-sentrik bir bakış açısıyla yeni sömürgeciliği teorize etme görevini üstlenmiş durumdalar. Örneğin, sömürgeciliğin tamirciliğini üstlenenler tarafından sürekli “yekpare Kürt/Kürtlük yoktur” gibi söylemler ileri sürülüyor. Açıktır ki, bu tür söylemler bilinçli ya da bilinçsiz olarak Kürtler arasında çelişkileri derinleştiren bir tartışmaya hizmet etmektedir. Kürtlerin şehirleri bir bir işgal ediliyor, sağcı-solcu, zengin-fakir, Sünni-Alevi ayırımı yapılmadan kafaları uçuruluyor; son dönemde yeniden ateşten bir gömlek giydirilip kölelik boyunduruğu altında inliyor iken, “efendinin” kerameti kendinden menkul sağ, sol, laiklik tartışmalarına eklemlenmek bir millet için çok büyük bir talihsizliktir.

Kürtlerin felaketini sadece “Kürt sağı-Kürt solu” tartışmalarına indirgeyerek analiz etmeye çalışanlar, Kürt ulusal ve siyasal sermayesi arasında ellerinde balyozla dolaşan ucuz hurdacılar olmaktan başka bir mertebeye ulaşamazlar.

Görsel: Martina Gruber

Yekpare olan bir şey var ise o da Kürtlerin yekpare olarak köleleştirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla Kürtlerin sağcısı, solcusu, feministi, laiki, Müslümanı, Alevisi, Êzidîsi ile topyekün kölelikten kurtulma problemi vardır. Bu bağlamda Kürt gençliği arasında yeniden yükselen yeni dalga anti-kolonyalizm arayışları, neo-sömürgeciliği ve Kürdistan’daki distribütörlerini rahatsız etmiş olmalı ki yükselen bu bilinç, “yeni dalga Kürt sağcılığı” biçiminde yaftalanmaktadır. Bu yaftalamaların zehirli okları esasen neo-sömürgeciliğe karşı gelişen tepkileri itibarsızlaştırmaya ve bunu görebilen gözleri çıkarmaya yöneliktir. Dolayısıyla Kürtlerin felaketini sadece “Kürt sağı – Kürt solu” tartışmalarına indirgeyerek analiz etmeye çalışanlar, bırakın sömürgeciliğin tamirhanesinde kalfalık mertebesi elde etmeyi, Kürt mahallesinde Kürt ulusal ve siyasal sermayesi arasında ellerinde balyozla dolaşan ucuz hurdacılar olmaktan başka bir mertebeye ulaşamazlar. Efendinin arabacılığını yapanlar Kürdistan’a neo-sömürgecilik taşırken, Kürdistan’dan Kürt siyasal sermayesini efendinin avlusuna taşıyorlar. Bir yeni dönem konsepti olarak Neo-Sömürgecilik, arızalı demokrasi sorununa indirgenmeye çalışılıyor. Sömürgeciliğin tamirci adayları da Kürdün kalbini sağda arayarak bu arızaların üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Velakin bu hilebaz tamircilik arızaları gidermek bir yana daha da içinden çıkılmaz hale sokar, çünkü sömürgede ne insan hakları mevcuttur ne de demokrasi.

Sömürge tamircileri olmaya soyunanların Kürdün kalbini sağda aramaları beyhude bir çaba olarak kalmaya mahkûmdur. Sonuç olarak denilebilir ki dünyanın her tarafında fersah fersah kullanılan, iş gören teoriler Kürdistan’da geçersiz akçeye dönüştürülüyor. Sömürgecilik, ırkçılık, emperyalizm mi dediniz? Ne münasebet! Bizde bunlardan eser yok, olsa olsa onlara Afrika, ABD ya da İsrail’de rastlanır! 

Hal böyle olunca, sömürgede sosyal bilimlerden elimizde kala kala kocaman bir ilm-i cahiliye kalıyor.


* Burada sömürgeci dil; Kürtlerin yaşadığı tüm alanlarda Kürtçenin yaşam alanlarının Türkçe tarafından işgal edilmesi ve hükmetme tarzı – egemen üslubu olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır.

 

[email protected]

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.