1. YAZARLAR

  2. Murat Bozdemir

  3. “NEREDEYSE HEPİMİZ İRANCI OLACAKTIK”
Murat Bozdemir

Murat Bozdemir

Yazarın Tüm Yazıları >

“NEREDEYSE HEPİMİZ İRANCI OLACAKTIK”

A+A-

Bu deyimi Kürt Özgürlük mücadelesinin önemli sol öncülerinden biri söylüyordu. O döneme tanıklık yapan biri olarak. Hatta biraz daha ileri giderek irandaki devrimin tarihte bilenen en büyük halk devrimi olduğunu söyleyecekti.

jalehsquare2-001.jpg

Emperyalizme karşı İrani halkların hep birlikte(sağcısı, solcusu, kürdü, belucu, azerisi) mücadele ettiği bir var olma, kendisine ait olana sahip çıkma mücadelesi idi. Petrolün millileştirilmesi olayı belki de bunun haber verici niteliği taşıyordu.

 

Hak, adelet ve özgürlük kavramlarının herkesin kendi ideolojik kavramsallaştırmalarıyla devletleştirmek istediği bir ortamda mollalar önce solcuları tasfiye ettiler, sonra da mollalar gibi düşünmeyen bütün dini düşüncüleri ortadan kaldırdılar. Boyun eğmeyen Doğu Kürdistan’ı neredeyse yakıp yıktılar. Antiemperyalist şii devleti bir buldozer gibi devrimin bütün bileşenlerinin üzerinden geçti…

Devrimin öncülerinden şahın zulmüne kanıyla şahitlik yapan Ali şeraiti gibi adamlar bağnaz bir anlayışla Amerikancı ilan edilmiş. Mollalar gibi düşünmeyenlerin hepsi Amerikancı damgasıyla susturulmuştu.

Devrim alelacele çocuklarını yemiş, islamcı-şii-fars-iran denkleminde yeni bir devlet kurmuştu. Pers imparotorluğunu birkaç ideolojik katmanda yeniden ortaya çıkarmıştı.  Ayetullahların yönetimindeki ulusal, dini, bir şii devleti.

Bu idelojik savaşların ortasında muhtemelen solcular daha çabuk davransaydı onlarda Humeyni’nin yaptığı gibi bir karşı darbe yapacaktı. Bütün ideolojik hesaplaşma devrimden sonraya bırakılmıştı.

Birilkte barış içinde nasıl yaşanacağı noktasında ciddi bir tartışma yapılmamıştı. İdeolojik fantezilerin yalnızca dini bir yapı kurmakla bitmediği zamanla ortaya çıkacaktı. Dinin yeniden mezhep şeklinde üretilmiş alt katmanı olan Şiilik iran topraklarındaki Sünnileri de yeni bir terbiye sürecine götürecekti. İdeolojik fantezilerin sonu yoktu. Matruşka gibi halka daraldıkça daralacaktı. Müslüman olmanız yetmezdi, şii de olacaksınız, şii olmanız da yetmez şianın alt kollarına doğru yolculuğa başlıyacaksınız. Kum’un allemeyi cihan Ayetullahlarının fantezileri için kurdukları dar ağaçlarında kimlerin kurban olacağını kendileri de bilmiyordu. Devrimin yanında duranlar sabah darağacında sallanabilirdi.

Bu yüzden halk her ayaklandığında “vinçler daha meydanda kurulmadı” tehdidi bir göz dağı değil, her gün yaşanan bir gerçekliğe dönüşmüştü.

hqdefault-001.jpg

İran-ırak savaşı toplumun yaşadığı trajediyi ideolojik bağnazlıkla harmanlayıp kurumsallaşmasında başat rol oynadı. Beka sorunu herkesi susturup birleştirmiş, milli mesele tüm ideoloji, mezhep ve halkların üzerinden geçen molla rejimine karşı herkesi kör etmişti.

Bazı anekdotlar vardır ki insana bir toplumun haleti ruhiyesini anlatır-hatırlatır.

Yıl 1991 yer Urmiye İran-ırak savaşında yaralanmış bir besiç ile konuşmaya başlıyorum. Bana ilk söylediği şey Ali şeriati’nin Amerikancı olduğu Mutahhirinin ise gerçek bir alim olduğuydu. İşin garibi de bu topraklarda olan bizler iran devrimini Ali şeraiti üzerinden yorumlayıp-okumaya çalışıyorduk. Devrimin yalnızca solcu yoldaşlarını değil, farklı dini yorumları da yediğine ilk orda görme şansı elde ettim...

image-11.jpeg

Yine yıl 2007 yer Tahran metrosu: Ahlak polisi bir grup bayanı bir odaya topluyor ve onların örtülerinin ahlaka uygun olmadığı noktasında uyarıyor, içeri alıp düzelttiriyor ve bırakıyor. İranda bütün bayanların örtüsü var. (Ayrıca bunların uygunluk dereceleri de aranıyor.) Abartılı makyajlı zoraki örtündükleri her hallerinden belli hanımlar kıkır kıkır gülüyor, oradaki ahlak polisiyle dalga geçme cesareti bulamadığından bunu kinayeli hareketlerle ortaya koyarak salına salına uzaklaşıyorlar. Türkiyede başörtüsü zulmü yeni yeni kalkmıştı. Dönüp arkadaşıma “burada hala başörtüsü zulmü devam ediyor” demiştim.

5965c74c61361f10401f66c1.jpg

Aslında Türkiyedeki Kemalizm ile İrandaki Humeyniciliği birbirinden ayırmak mümkün değildir. İkiside Ortadoğu cehenneminin ideolojik büyücüleridir. İkisi de köklerini Pers ve Osmanlı üzerinden var eden, şii ve Sünni dualizmini bir dengeye dönüştürerek, yüzyıllardır sırtında hoplayıp-zıpladığı halkların sesini BEKA safsatasıyla piyasaya sunan Ortadoğu cehenneminin zıt kutuplardaki tamamlayıcısıdırlar.

Temel temsiliyetleri Pers ve Osmanlı statükosudur. İstikrarın anlamı statükonun korunmasıdır. Zıtlaşma statükonun korunması için tamamlayıcı bütünleştiricidir bir araçtır. Gerek Kemalist-İslamcılık gerekse Pers imparatorluğu peşinde koşan Humeynicilik birbirlerini bir manivela gibi kaldırıp indiren ama en nihayetinde tamamlayan araçlardır.

Bu yüzden irandaki olayları bu tarihi dengeyi yıkacak yeni bir serhıldan gibi görmek mümkün değildir. Bu kendi içinde boğulmuş ideolojik devlet anlayışına karşı yapılmış hamlelerdir. Statükoyu bozacak hamleler değil, statükonun en temelde bozulmasını getirebilecek hamlelerdir.

İrandaki bu hamleler ortadoğunun yeniden dizyanı ile ortaya çıkmayacak ise en fazla Türkiyedeki İslamcılık ile Kemalizmin kavgasından çıkan ve ikisini devletin bekası için bir araya getiren Kemalist-İslamcılık gibi yeni bir senteze götürecektir.

Orta doğuda Pers-Osmanlı dengesini yok etmek en büyük devrim olacaktır. Bin yıllık bu statükoyu yıkmanın yolu ortadoğuya güçlü, büyük ve insanlık ailesinde herkesin yerini hatırlatacak yeni ve gerçek bir aktör yaratmaktır.

Tüm bu çalkantıları(irandaki, suriyedeki, türkiyedeki, ıraktaki) uzun zaman içinde oluşacak Ortadoğunun İnsanileşmesi noktasında yeni bir insani denge kurulması için “Düzenleyici Kaosun”un ayak sesleri olarak görmek mümkündür.

Heta Xırab nebe ava nabe…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum