1. YAZARLAR

  2. M. Naim Çapras

  3. Newroz ‘Pîroz’ Edilir mi?
M. Naim Çapras

M. Naim Çapras

Yazarın Tüm Yazıları >

Newroz ‘Pîroz’ Edilir mi?

A+A-

Her gün bir newroz olarak başlar. Fecrin ilk aydınlığıyla yeni bir gün, yani new-roz başlar. Her new-roz Allah’ın birer ayeti olup pek çok hikmeti bünyesinde taşır. Tüm bu new-rozların içinden bir gün ise, Newroz olarak ön plana çıkmakta ve çeşitli tartışma ve etkinliklerin merkezine oturmaktadır.

Bu Newrozlardan biri olan 2017 Newroz’u da Türkiye ve Kürdistan’nın hayli gergin bir şekilde karşıladığı bir atmosferde kutlandı. Kürdistan özelinde son yıllarda Newroz, çok kalabalık kitlelerin katılımıyla kutlanır hale geldi. Kalabalıkların artması oranında medya ve kamuoyundaki yankıları da o oranda artış göstermektedir. Dindar Kürtlerin de, gittikçe artan bu kalabalıkların etkisiyle medya ve kamuoyunda işgal ettiği yerden müspet veya menfi bir şekilde etkilenmemesi düşünülemez. Müspet yaklaşıp kalabalıkların içinde yerini alanlar olduğu gibi, menfi etkilenip uzak duranlar da mevcuttur.

Peşinen bazı i’lam-ı malumlarda bulunmakta fayda var: Newroz salt Kürtlere mahsus bir bayram/tatil değil, çoğu Orta Asya ve bazı Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde kutlanan, kimi ülkelerde resmi tatil kabul edilen bir bayramdır. Binaenaleyh; Newroz’u savunanlar veya ona saldıranlar, ama özellikle saldıranlar -gerekçeleri ister siyasi olsun ister dini- bu hakikati göz önünde bulundurmalarında fayda vardır. Dolayısıyla siyasi ve/veya dini gerekçelerle Newroz’un şahsında Kürtler veya herhangi bir siyasi partiye saldıranlar, sadece onlara değil, çok geniş bir coğrafyaya yayılan çok değişik milletten insanlara da saldırmış oluyorlar.

Nevroz, baharın ilk günüdür ve bu gün kuzey yarım kürede bahar ekinoksunun (gün tün eşitliği) oluştuğu gündür. Güneş ekvatora dik açı ile gelir. Gece ve gündüz birbirine eşitlenir. Ayrıca hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattındadırlar ve gün ışığı her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır.1

2010'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir. 28 Eylül - 2 Ekim 2009 arasında Abu Dabi'de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, Nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi 'ne dâhil etmiştir. 2010'dan başlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 21 Mart'ı "Dünya Nevruz Bayramı" olarak kabul etmektedir.2

Dünya siyasi tarihi, genel olarak çekişmeler, savaşlar, zaferler, kayıplar, afetler ve bunların vukuu bulduğu yer, zaman, sebep ve sonuçları ile bunlara öncülük eden şahsiyetler etrafında şekillenir. Murur-i zamanla bu konular etrafında efsane, mitoloji, şiir ve edebiyat gibi alanlar

da nevş-u nema eder. Bunlardan biri de Newroz günü ve bunun etrafında şekillenen tarih, edebiyat ve siyasettir.

Hicaz Araplarının da Cahiliye Döneminde kutladıkları günleri vardı. O günlerden bazıları, Safka Günü, Zî Kâr Günü, Bü‘as Günü, Reb‘i Günü gibi, daha çok kabileler arası veya Araplarla Arap olmayanlar arasında meydana savaşların zaman veya mekânından adını alan günlerdir. Ancak Newroz adında bir günleri yoktur. Burada geçen Reb‘i Günü ‘bahar günü’ manasında olsa bile, bu, bahar anlamında değil, bu adla adlandırılan bir yerde meydana gelen savaştan ötürü bu adı almıştır. Gerek Araplarda ve gerekse diğer halklarda var olan önemli günler, savaş, doğal afet, zafer vb. o halkları -olumlu veya olumsuz- derinden etkileyen hadiselere bağlı olarak ortaya çıkmış, önceleri anma, hatırlama şeklinde başlayan bu günlere, daha sonra milli ve/veya dini ritüeller de eklenmiştir.

Hicaz Arapları, güçlü bir medeniyete sahip olmadıklarından, genellikle Fars, Bizans gibi köklü bir maziye sahip civar medeniyetlerin kültüründen etkilenmişlerdir. Özellikle İslam’ın doğuşundan sonra, fetihlerle genişleyen İslam devletinin sınırları bu süreci hızlandırmıştır. Bu şekilde bir mübadele meydana gelmiş, Araplar diğer halklara yeni dini götürürken, onlardan da pek çok kültürel unsuru almışlardır. Bunlardan biri de Newroz’dur. Cahiliye dönemi Araplarında Newroz diye bir gün yokken Halifeler, Emevi ve Abbasi dönemlerinde Newroz’un ortaya çıktığı görülmektedir.

İmam Ali (r.a.), kendisine verilen bir yiyeceğin nedenini sorunca, Newroz günü olduğunu ve bu yüzden hazırlanıp dağıtıldığı kendisine söylenir. O da “keşke her gün Newroz olsa…” dediği rivayet edilmektedir.

Emevi ve sonrasındaki dönemlerin şair ve edebiyatçılarının şiir ve Newroz’u görmek mümkündür. Onlardan biri olan el-Bahterî bir şiirinde şöyle diyor:

أتاكَ الربيعُ الطّلقُ يختالُ ضاحكاً من الحُسنِ حتى كادَ أن يتكلّما

وقد نبّهَ النيروزُ في غسقِ الدُّجى أوائلُ وردٍ كُنَّ بالأمسِ نُوّما

İslam sonrası Klasik Arap Edebiyatı ve Tarihi kitaplarında Newroz önemli bir yer işgal etmiştir. Ferezdak, Birûnî, Nuveyrî, Câhiz, Mes‘ûdî, Kalkaşandî, Makrîzî, Se‘âlibî, İbnü’l-Esîr ve başkaları eserlerinde buna değinmişlerdir.

Yazının asıl teması aslında Newroz’la ilgili olduğu söylenen aşağıdaki hadis hakkındadır. Hadis şöyle:

(Enes’ten (r.a.) edildiğine göre; Peygamber (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret edince Ensar’ın, günün birinde oyun ve eğlencede olduğunu görür. Bunun üzerine dedi ki: Bu nedir? Dediler ki: Ya Resulallah, bizim cahiliyede, oynayıp eğlendiğimiz iki günümüz vardı. Bunun

üzerine Peygamber (s.a.s.) dedi ki: Allah, onlardan daha hayırlı olanı size değiştirdi… Onlar Fıtır (Ramazan) Bayramı ve Kurban Bayramıdır.)3

Hadisin sened zincirinde Musa b. Sehl bulunmakta olup, cerh ve ta‘dil âlimlerince zayıf olarak nitelendirilmiştir. Bununla birlikte hadis, hasen olarak kabul edilmiştir.

Hadiste Peygamber’in (s.a.s) Medine’de karşılaştığı yeni bir duruma değinilmektedir. O günlerin ne olduğunu sormasından Mekke’de olmayan, ancak Medine’de kutlanan iki güne şahit olduğu anlaşılıyor. Mezkûr iki güne yabancı olmakla birlikte Peygamber (s.a.s.) anılan ve kutlanan günlere yabancı değildir.

Peygamber (s.a.s.), gerek Mekke Dönemi ve gerekse Medine Döneminde insanların ibadet için hac, edebiyat, ticaret ve şenlik için Ukâz, Bedir, Mecenne, Zî’l-Mecâz gibi yerlerde her yıl sezonlarında bir araya gelen kalabalıkları birer fırsat olarak görmekte, gelen ziyaretçilerin ev ve çadırlarına kadar gidip dinin tebliği konusunda bu fırsatları değerlendirmekten kaçınmazdı.4 İmam Ahmed’in rivayet ettiği bir hadiste Benî Mâlik b. Kinâne’den bir adamın şöyle dediğini aktarmaktadır: Resulullah’ı (s.a.s.) Zî’l-Mecâz pazarında dolaştığını ve insanlara: “Ey insanlar! Lâ İlâhe İllâllâh deyin kurtulun” dediğini duydum. Dedi ki: Ebû Cehil de O’nun üzerine toprak atarak diyordu ki: “Ey insanlar! Bu kişi sizi dininiz konusunda kandırmasın. Sizden sadece ilahlarınızı terk etmenizi istiyor.”5 Burada calib-i dikkat olan konu, gerek hac için ve gerekse ticaret, edebiyat vb. nedenlerle bir araya gelen bu topluluklar bunu bir adet haline getirdiklerinden her sene aynı yer ve mekânda bir araya gelirlerdi ve bir araya gelen bu kalabalıklar ezici çoğunlukla putperest müşrikler ve ehl-i kitaptan insanlardı. Yani gelenler Müslüman değildiler, geliş amaçları ve ritüelleri de zıtt-ı İslam’dı. Ancak Peygamber (s.a.s.) kendini onlardan uzak tutmuyor, o yerlere gitme ve aralarına karışmanın haram olduğunu düşünmüyordu. Oraya gittiğinde de onları bu tür panayır, festival, dini tören vb. yıllık etkinliklere katılmamaları yönünde bir telkinde de bulunmuyordu. Akabe görüşmelerinin birden fazla gerçekleşmesinden bu sonuca varmak zor değildir.

Bunun neticesi olarak Akabe’de yapılan görüşmelerle, Yesrip’ten cahili adetlere bağlı olarak her yıl Mekke’ye gelen putperestlerden ve Ehl-i Kitaptan bir grup insan Müslüman olup Akabe Bey‘atleri gerçekleşti ve Peygamber (s.a.s.) ve arkadaşlarına, yani İslam’ın istikbaline Yesrib’in kapılarını açtılar. Peygamber (s.a.s.) bunların arasına karışmaktan, ilkeleri doğrultusunda bunlarla hem hal olmaktan ve yeni dine davetten geri durmamıştı.

Newroz’un kimden tevarüs edildiği ve tarihi arka planında kimlerin bulunduğu tartışmaya açıktır. Ancak bu gelenek, bugünün şartlarında ezici çoğunluğu Müslüman olan kitlelerce kutlanan bir gün haline geldiği izahtan varestedir. Diğer yandan İslam öncesine dayanan bu geleneği kutlayan halklar, İslam’ın gelmesiyle Müslüman olmalarından sonra da bu kutlamalarına devam edegelmişlerdir. Bu topluluklardan olan âlimlerin kaç tanesinden bu ve

buna benzer geleneklerin haram olduğuna dair fetvaların sadır olduğu merak konusudur. Bundan da önemlisi, Sahabe ve Tabiin tarafından fethedilen o topraklarda Newroz’un yasaklanmasına dair bir girişimin söz konusu olmamışsa, birkaç yüz yıl sonra gelen şarih ve âlimlerin haramlığı yönünde hüküm ve fetva sadır etmeleri ne ile izah edilebilir?

Bu topluluklardan olmayan ve bu toplulukların sosyo-psikolojilerini bilmeyen kimi âlimler, yukarıdaki hadisi vb.’lerini delil göstererek haram veya harama yakın mekruh olduğunu iddia edebilirler. Kaldı ki hadisin kendisinde Ensar’ın hangi gün için toplanıp eğlendikleri zikredilmemekte, sadece bu hadisi şerh eden âlimler, mezkûr günün Newroz olduğunu söylemektedirler. O günün şartlarında Araplarda olmayan Newroz’un bu hadise konu edilmesi pek doğru görünmemektedir.

Newroz’un kutlandığı coğrafyaları fethedenler sahabe ve tabiinden insanlardı. Ancak oraları fetheden Sahabe ve Tabiinden birilerinin, Newroz’un kutlanmasına yönelik bir yasaklama olmamışsa, bu hadisin şarihlerinin bu şekilde bir hüküm ortaya koymalarının tutarlılığı tartışmaya açıktır.

Hadislerin cem ve tasnifleri, Hicretten sonra 100-150 yılı bulmuşsa, bunların şerhleri çok daha geç tarihlerde yapılmıştır. Bu da, Müslüman Arapların Farslarla olan temas ve sürtüşmelerinin iyice ayyukaya çıktığı bir döneme denk gelmektedir. Farslarla olan temas, Araplarla Farslar arasında bir rekabete evirilmiş, Farslarda şu‘ûbiye (ant-i Arapçılık) akımlarının güçlenmesine karşılık, Araplarda da Farslara ve mezhepleri olan Şiiliğe karşı bir tepkime meydana gelmiştir. Mezkûr hadiste geçmeyen, ancak hadisin şarihlerince, kutlanmasının Peygamber’ce (s.a.s.) men edildiği günün Newroz olduğu iddiasının altında bu tepkimenin yattığı düşünülebilir.

Buna ilaveten, Newroz Şiilerce, İmam Ali’nin (r.a.) bu günde doğduğu, Ğadirhum’da bu günde Peygamber (s.a.s.) tarafından kendisine hilafetin tevdi edildiği vb. nedenlerden ötürü dini bir gün olarak kabul görmekte, gusül, oruç, zikir vb. ibadetlerle de ihya edilmektedir. Bu da, yani Newroz’un dini bir gün olarak anılması, Newroz’un Sünni-Selefi bazı âlimlerce reddedilmesine sevk eden bir diğer neden olarak zikredilebilir.

Peygamber’in (s.a.s.), mezkûr hadisteki günde yapılan oyun ve eğlenceden men etmesinin altında yatan diğer bir neden ise, o gün ve Araplarda anılan diğer günlerin çoğunlukla kabileler arasında yapılan savaşlar ve bu savaşlarda kazanılan zaferlere mebni olmasıdır. Çünkü kabileler arasındaki bu savaşların ulvi bir gayesi olmadığı gibi, haksız öldürme, talan vb. İslam’ın tasvip etmediği amaç ve sonuçları ihtiva ediyordu. Bu da, dinen anılmaya ve kutlanmaya değer bir tarafının olmamasından ötürü Peygamber (s.a.s.) tarafından men edilmiştir.

Tabi şu denilebilir: Velev ki hadis direk Newroz’la ilgili olmasa bile Peygamber (s.a.s.) genel bir çerçeve çizmiştir; Kurban ve Ramazan bayramlarının dışında kalan bayramlar, Newroz veya diğer herhangi bir bayram bunun kapsama alanına doğal olarak girmektedir. Özellikle nassçı-selefi yaklaşım bu hükümde ısrar etse bile, bu hükmün bu halklar ve diğer pek çok âlim

tarafından makbul görülmemiş, bu yüzden de Newroz veya diğer önemli yerel günler anılmaya ve kutlanmaya devam edilmiştir.

Newroz’un haram oluşu veya harama yakın mekruh oluşu acaba haram li zatihi yani bizzat kendisinden ötürü, yoksa haram li ğayrihi yani harici bir neden kapsamında mı ele alınmalıdır? Newroz’un haram oluşunu bunların hangisine bağlamak mümkündür? Li zatihi denilirse anlamsız olur, çünkü Allah’ın herhangi bir gününün haram olması söz konusu değildir. Gün içinde bazı vakitlerin kerahet vakitleri oldukları varit olmakla birlikte, günlerden bir günün bizzat mekruh veya haram olduğuna dair varit bir nas yoktur. Yani Müslümanların İsrailoğullarındaki gibi bir Cumartesileri yoktur. Baharın başlangıcı, gün ve gecenin eşit olması vb. özellikleri de bugünün haram kılınmasının nedenleri olamaz. Çünkü bunların böyle olmasını sağlayan mahlûk değil, Hâlık’tır. Hâlık’ın da böyle bir beyanı söz konusudur. Geriye, bugünün haram oluşunun, haram li ğayrihi kategorisinde ele alınması kalıyor. Yani harici, kendisinin dışında başka nedenlerden ötürü haram olması söz konusu olabilir. Bu da iki şekilde mümkündür: Birincisi, baharın başlangıcı ve mitolojik olarak Kawa’nın Dahhak’ı öldürdüğü gün olması gibi tabiatsal ve tarihsel nedenlerden ötürü belirli bir gün haline getirilerek her sene anılması ve kutlanmasıdır. Cahiliye bir toplum ve cahiliye bir adet olan bir günün anılması ve kutlanması Müslümanın şanından değildir şeklinde bir itiraz yapılabilir. İkincisi ise, bu anma ve kutlamalarda sergilenen davranışlar ve kutlama türleridir.

Birinci nedene birkaç açıdan bakmak mümkündür:

a. Hilfü’l-Füdul… Bir cahiliye toplumunda, Müslüman olmayanların yaptığı ve mazlumun zalime karşı korunmasının garantörlüğünü üstlenen “Erdemliler Paktı…” Peygamber (s.a.s.), 20’li yaşlarda şahit olduğu bu anlaşmayla ilgili olarak Peygamberlik sonrasında bahsi geçtiğinde onun faziletini ve ona olan desteğini şu sözlerle dile getirmiştir: “Amcalarımla Abdullah b. Cüd‘an’ın evinde, bana kırmızı develerden daha sevimli olan bir anlaşmaya şahit oldum. İslam sonrasında ona çağrılsam icabet ederim.”6 Peygamber (s.a.s.) eylemin öznesine değil, neden ve mahiyetine bakarak o pakta karşı müspet bir tutum içinde olmuştur. Öyleyse bir âdetin Müslüman olmayanlarca yapılıyor olması, o âdetin bizzat kendisinin de cahili ve gayri İslami olmasını zorunlu kılmaz. Eylemin öznesi yerine eylemin nedeni ve mahiyetine bakmak daha doğru bir sonucun elde edilmesini mümkün kılacaktır. Eğer bir eylemin öznesi fiilin hükmünü belirlemede kıstas olmuş olsaydı Ehl-i Kitap’tan evlenme ve onların yemeklerinden yeme gibi pek çok vakıanın da haram olması gerekirdi.

b. Musa (a.s.) ile İkinci Ramses olduğu söylenen Firavun arasında devam eden mücadelede Firavun, Musa’ya (a.s.) en ağır darbeyi indirmek için (bir buluşma zamanı ve yeri tesbit et)7 talebinde bulunur. Musa (a.s.) da (buluşma zamanınız süs günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir) şeklinde cevap verir. Ayette geçen “يوم الزينة” yani “süs günü” ile kastedilen hakkında müfessirlerce birkaç görüş dile getirilmiştir. Bunlardan en fazla ön plana

çıkanlar Newroz ve Aşura günü olduğu şeklindedir. Buradaki mesele, bugünün hangi gün olduğundan ziyade Musa’nın (a.s.), Firavun ve ehlinin kutladığı bir zaman dilimini ve bayramını daveti için seçmiş olması ve bunda bir beis görmemiş olmasıdır. Yani cahili bir topluma ait cahili bir adet olan bir bayrama iştirak etmekten içtinap etmemiştir. Ancak o bayrama iştirak ederken onların ilkelerine göre değil, kendi inanç ve ilkelerine göre orada bulunmuş ve mükellef olduğu risaletin tebliğini yapmıştır.

c. Aşura: (İbn Abbas’tan (r.a.) yapılan rivayette, Peygamber (s.a.s.) Medine’ye geldiğinde Yahudileri, Aşura orucu tuttuğunu gördü ve: “Bu nedir?” diye sordu. Dediler ki: “Bu salih bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı gündür. Bu yüzden de Musa oruç tuttu.” Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) dedi ki: “Ben sizden daha çok Musa’ya layığım.” Ardından onun orucunu tuttu ve o orucun tutulmasını emretti.)8 Görülüyor ki Ehl-i Kitab’a ait olan bir adet tümden ilga edilmemiş, bilakis ‘Müslümanlaştırılmıştır.’ Bu ve buna benzer pek çok adet, gerek Asr-ı Saadet’te ve gerekse sonrasındaki sahabe ve tabiin döneminde ilga edilmek yerine, gereken bazı tadilatlarla İslam’a kazandırılmıştır. Dolayısıyla kişilerin müslümanlaştırılması kadar, örf ve adetlerin müslümanlaştırılması da gerekiyor ve önemlidir. Müslüman olan veya olmaya müsait bir halkın ıslah edilebilecek örf ve adetlerini bir çırpıda haram kategorisine koymak, o halkın İslam’a mesafeli durmalarını beraberinde getirebilir. Peygamber (s.a.s.), Mekke ahalisinin Müslüman olmasından sonra şirke gerisin geri dönmemeleri için Ka‘be’yi, İbrahim’in (a.s.) temelleri üzerine inşa etmekten vaz geçmesi gerçeğinden hareketle, insanların İslam’ı kabul etmeleri için nelere katlanılması gerektiği daha iyi anlaşılıyor.

Benzer bir durum Miladi takvimin başlangıcı sayılan İsa’nın (a.s.) doğumunda da mevcuttur. Eğer Müslümanlar Musa’ya (a.s.) Yahudilerden daha layıklarsa, İsa’ya (a.s.) da Hristiyanlardan daha layıktırlar. Aşura’yı anmakla Musa (a.s.), Kutlu Doğumlarla Peygamber (s.a.s.) anılıyorsa, Miladi takvimin başıyla da İsa’nın (a.s.) anılması daha yerinde olmaz mı? Ha anmasalar bile, en azından bu günü anan Hristiyan âlemini bundan ötürü tenkit etmek yerine, bu gün münasebetiyle “ortak kelimede” buluşmanın yolları aransa daha isabetli olacaktır. Kaldı ki İsa (a.s.) Kuran ve Kutsal Kitaplara göre kışın ortasında değil, hurmanın yetişip olgunlaştığı yaz mevsiminde dünyaya gözlerini açmıştır. Buna işareten Kur’an diyor ki: (Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.)9 Hurma da yaz mevsiminde gelişip olgunlaşan bir meyvedir.

Hal böyleyken, zalime karşı mücadele edip de ona karşı zafer elde eden bir halkın, zafer öncesindeki mazlumiyet, keder ve başkaldırışına, zafer sonrasında ise özgürlük ve sevincine ortak olmaya Müslümandan daha layık kim olabilir?

Farklı din ve mezheplerden insanların bir arada yaşadığı Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasında bu tür günlerde insanların birbirlerini tebrik etmeleri, kalplerin karşılıklı yumuşamasını ve muhabbetin oluşup artmasını sağlar. Aksi durumda ise bu halklar,

körüklenmeye hazır bir fitne ortamını yaşamaktan ve hep bu tür farklılıklardan ötürü egemen olan güçlerden darbe yemekten kurtulamayacaktır. Bu tür günlerin anılıp kutlanması bidat vb. nitelemelerle nitelense bile, şirkten sonra hiçbir günah fitne kadar günah değildir.

Öte yandan Kur’an, Müslüman bir erkekle Ehl-i Kitap bir bayanın evliliğine de cevaz vermiştir. Evlilik ve eşler arasındaki münasebet Kur’an’ın tabiriyle (onda 'sükûn bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması)10 amacına matuftur. Bu amacın tahakkuku, iyi günde de, kötü günde de eşlerin birlikte olmaları ve birbirlerine destek çıkmalarıyla mümkündür. Bu amaç ve hikmete mebni olan evlilikte, farklı dinlerden olan eşlerin bayram ve diğer kutsal günlerinde birbirlerine sırtlarını dönmeleri ve asık surat takılmaları düşünülebilir mi?

Müslüman bir ülkede devlet başkanı, halife, imam konumunda olan Müslüman bir lider, tebaasında bulunan gayr-i Müslimlerle nasıl muamele edecektir? Dini saydıkları günler ve bayramlarda onları görmezden gelmesi, hatta onlara bu günlerini yasaklamasının İslam adaleti ve günümüz özgürlük anlayışına uyar bir yanı yoktur. Tebaasında bulunan her ırk ve dinden insanlarla adaletle muamele etmekle mükellef olan Müslüman bir lider, İslam’ın sağladığı inanma ve inancını yaşama hürriyeti bağlamında, Müslüman olmayan tebaasına da bu imkânları amade etmesi elzemdir. Müslüman olamayanlara alanı daraltma teşebbüsü, üvey evlat muamelesine tabi tutması, inanç özgürlüğünü yerle yeksan edeceğinden dinde zorlama olmadığı şeklindeki İslami prensibe münâfi olacaktır.

İkinci nedene, yani bu anma ve kutlamalarda sergilenen davranışlar ve kutlama türlerine gelince…

Newroz, haram li gayrihi kabilinden bir yaklaşımla haram addediliyorsa, bu güne ‘haramlık’ niteliğini kazandıran ‘gayri’nin ıslah edilmesiyle haramlık niteliği de zail olur. Kuşkusuz bu günde dine muhalif etkinlik veya kutlamalar yapılmaktadır. Bu tür etkinlik ve kutlamalarda bulunanların çoğu da Müslümandır. Ancak aynı Müslümanlar dini bayramlarda da aynı aykırılıklarda bulunmaktadırlar. Şer’i bir görev olan evliliklerdeki düğün törenlerinde ise daha beterini icra etmektedirler. Bu tür dine aykırılıkların varlığı, haddizatında dini bir yönü olmayan Newroz vb. günlerin ilgasını gerektiriyorsa, bizzat dini günler olan bayramlar ve dini bir görev olan evliliklerdeki din dışı uygulamalardan ötürü bunların ilgası min babi evla kabilinden olması gerekir. Hâlbuki her iki türdeki günlerin anılması ve kutlanmasındaki aykırılıklar ıslah edilmeye kabildir. Islahın mümkün olduğu durumlarda imhanın tercih edilmesi hikmetten uzak bir yaklaşımdır. İnsanları rahatsız eden bazı dalların budanması mümkün olduğu halde, bu nedenden ötürü bir ağacın kökten kesilmesinin savunulur bir tarafı yoktur. Pek çok halkça bin yıllardır kutlanan bir gün ve âdetin bu şekilde İslam’a kazandırılması ve Müslümanlaştırılması sağlanarak bu halklara yönelik ‘telif-i kulûb’ yapılması mı daha doğrudur, yoksa bu âdetin haram sayılarak yasaklanması ve bu halkların sinir uçlarına dokunmakla dine mesafeli durmalarına yol açmak mı?

Newroz’un kutlanmasının nedenlerinden biri de, belki de Kawa-Dahhak efsanesinden daha fazla kabul gören diğer neden ise, kışın sona ermesi ve baharın başlaması ile gece ve gündüzün eşitlenmesinden sonra, gündüzün geceye galebe çalmaya başlayacağı gün olmasıdır. Yani;

1. Kıştan bahara geçişin olduğu gün.

2. Uzun gecelerin yerini uzun gündüzlere bırakmaya başladığı gün.

İkisi de, beşerin dahlinin bulunmadığı kevni olaylardır. Beşer ise bu kevni olaylara karşı sadece sevincini izhar ve ifşa ediyor Newroz’da. Yine kevni olaylardan olan ay ve güneş tutulmalarına karşı korku ve şaşkınlığını, doğal afetlere karşı da korku ve üzüntüsünü izhar ve ifşa etmesi gibi…

Bu sevincin izharı, hangi dini nasla çelişiyor ki harama veya kerahete konu olabilmektedir? Mezkûr her iki konu da herkesten önce Müslümanları ilgilendiren konulardandır. Kur’an, ölüm sonrası ihyayı en fazla bahar üzerinden vermekte, ölümü kışta kuruyan, dirilmeyi ise baharla hayat bulan tabiat üzerinden dile getirmektedir.

Ölüm olgusunu inkâr eden akıl sahibi kimse yoktur. İnkâr edilen sadece ölüm sonrası dirilmedir. Bu yüzden de Kur’ân, vurguyu ölüm sonrası ihyaya ve peşinden gelecek olan hesaba yapmaktadır. Ölüm sonrası ihya için de baharı ve baharla birlikte hayat bulan tabiatı örnek vermektedir.

Diğer yandan Newroz sonrasında, uzun gecelerin yani karanlıkların peyderpey yerini daha fazla gündüze, yani aydınlığa bırakıyor olması, kâfirlerin hali olan karanlık ile Müslümanların hali olan aydınlığı nitelendirir gibidir. Kıştan çıkıp baharı kucaklamayı aklı başında her insan ne derece arzuluyorsa, karanlıktan kurtulup aydınlığa kavuşmayı da aynı şekilde arzular. Hem bahar ve ölüm sonrası dirilme, hem de karanlık-inkâr ve aydınlık-iman hakkındaki bazı ayetlere göz atmakta fayda vardır.

Kışın ölümü, baharın ise ölüm sonrası hayatı simgelediği birkaç ayet:

(Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.)11

(Rüzgârları gönderip bir bulut kaldıran da Allah'tır. Derken biz o (bulutu) ölmüş bir beldeye sevk etmişizdir. Böylece yeryüzüne ölümünden sonra onunla hayat veririz. İşte o dirilme de böyledir.)12

(Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah'ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.)13

(Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de

(Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat verdi. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir millet için büyük bir ibret vardır.)14

Müslümanları aydınlık, gayr-i Müslimleri ise karanlık içinde değerlendiren bazı ayetleri ise şöyle sıralamak mümkündür:

(Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakır.)15

(Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar.)16

(Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır.)17

(Elif, Lam, Ra. (Bu bir) Kitap'tır (ki,) Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.)18

Haddizatında Allah’ın birer ayeti olan gece-gündüz eşitliği ve kıştan bahara geçişin, milyonlar tarafından Newroz olarak anılıp kutlanması, filhakika Müslüman davetçilere, Musa (a.s.) gibi ‘süs günü’nü Allah’ın bu ayetlerinin anlatıldığı tebliğ ve irşad alanına dönüştürmek gibi muazzam bir fırsat sunmaktadır. Ancak siyasi veya kavmi kimi yanlış mülahazalar, böyle bir fırsatın berhava olmasını kaçınılmaz kılıyor.

Newroz, Kürtler veya diğer halklar açısından despot, hunhar, gaddar, zalim, tek tipçi bir kral ve onun şahsındaki bir yönetimin, mazlum, çaresiz, mağdur bir kişi ve halk tarafından alaşağı edildiği günü simgeler. Böyle bir tarihi olayın olmadığı, bunun mitoloji olduğundan hareketle, bugünün kutlanamayacağı iddiası ise evlere şenlik bir iddiadır. Tarihi her vakıa, sonraki nesillere aktarılırken pek çok ekleme ve çıkarmalara maruz kalır. İnsanlık tarihinde Kur’an’dan sonra en fazla korunan konu, Peygamber’in (s.a.s.) sünneti olmasına rağmen, etrafında kopartılan fırtınalar, ilgili herkesin malumdur. Kaldı ki diğer tarihi olayların bu derece korunmadan nasipleri olmamıştır. Bu yüzden de bugüne gelene kadar aslından çok farklı bir veçheye bürünmüş olarak gelmesi şaşılacak bir durum değildir. Bir vakıanın değişim geçirmesinden ötürü inkârı gerekiyorsa, tüm tarihin inkâr edilmesi ve tüm tarih kitaplarının

çöpe atılması gerekecektir. Mitolojik olsa bile, tarihinde mitolojik vakıaların olmadığı bir halk var mıdır? Tarihi vakıanın sorgulanması mı taşıdığı mesaj mı önceliklidir? Bugünden geriye bakınca elbette bu vakıanın taşıdığı mesaj daha önemli olsa gerek. Mazlumun dini sorulmadığı gibi zalimin de dini sorulmaz. Mazlum hangi din ve halktan olursa olsun yanında olmayı, zalim de hangi din ve halktan olursa olsun karşısında olmayı gerektirir. Bu yönüyle hakkın ve haklının batıla ve haksıza galebe çaldığı bir gün olmasından ötürü anılmaya müstahaktır.

Netice itibariyle; Newroz dini değil, tarihi, örfi, tabiatsal yönü olan bir gündür. Bu ve benzeri günler, haddizatında dini tehdit eden ve ona zarar veren günler olmaktan uzaktır. Bu günlerdeki kutlama ve etkinliklerdeki İslam’a münafi uygulamalar kabul edilebilir değildir. Ancak bunların ıslahı mümkündür. Newroz’daki bu tür aşırılıklar veya son dönemlerde Newroz’a öncülük eden siyasi yapıdan hareketle bu güne mesafeli durmak, bu günü bin yıllardır anan ve kutlayan bir halka da mesafeli durmayı beraberinde getirebilir.

Pire için yorgan yakılmaz.

Nice hayırlı Newrozlara… Newroz Pîroz be.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum