1. YAZARLAR

  2. M. Naim Çapras

  3. Ramazan… Mide ya da Ruh Arasında Geçirilen Bir Ay… 
M. Naim Çapras

M. Naim Çapras

Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan… Mide ya da Ruh Arasında Geçirilen Bir Ay… 

A+A-

 

Arapçada (رمض) kökünden gelen bu kelime, dil açısından aşırı sıcaklık, şiddetli susama ve acıkma manalarında kullanılmaktadır. Dini açıdan da salih amellerle günahların yakılması ve yok etmesinden ötürü bu adı aldığı ifade edilmiştir. 

Oruç ise Arapça’da (صوم) olarak ifade edilir. Bu da, yeme-içmeden, konuşmadan ve hareketten kesilmek, terk etmek manalarında kullanılmaktadır. 

Beş vakit namaz, Cuma namazı, Ramazan, Hac vb. ibadetlerin her biri birer İlahi kampanyadır. Beş vakit namaz günlük, Cuma haftalık, Ramazan yıllık, Hac ömürlük kampanyalardır. Doğada bir metanın azlığı nasıl ki onun değerini yükseltiyorsa, tekrarlanma oranındaki sıklık da ibadete yüklenen misyonu belirlemektedir. Namazın hac ve Ramazan’dan geri kalır bir ehemmiyeti olmamakla birlikte, hatta daha bir ehemmiyet arz etmesine rağmen, hac ve Ramazan’a yüklenen misyon namazı aşabilmektedir. Her gün karşılaşılan insan ile yılda veya ömürde bir defa karşılaşılan insana yüklenen mana gibi… 

Bu İlahi kampanyalarda herkes ruhi hazırlığı oranında nasiplenir. Kimileri namaz kılar ve namazının onda onunu kazanır, kimileri de namaz kılar ancak namazının onda birini kazanır ya da hiç kazanmaz hatta eksiye bile düşer ve “namaz kıldığı halde kendisine yazık eden”1 kimselerden olurlar. 

Kimileri hacca ve umreye gider, gelir ancak hacc ve umresi yorgunluk, malların boşa harcanması ve seyahatten öte onlara bir şey kazandırmaz. Kimileri de hacc ve umreye gider, gelirken “anasından doğduğu gün kadar bembeyaz bir sayfa”2 ile döner. 

Kimileri Ramazan orucunu tutar, gecelerini de ihya eder; ayın bitiminde yeni bir sayfa ve yeni bir şahsiyet olarak yeniden doğar. Kimileri de oruç tutar ama daha “beyaz iplik siyah iplikten”3 ayırt edildiği andan itibaren iftar sofrasının nitelik ve niceliğini düşünür. Mükellef bir iftar sofrasından sonra Teravih namazlarını da, yediklerini eritmek ve namaz sonrası midesinde tatlılara ve meyvelere boş yer oluşturmak için değerlendirir. Sanki Allah için oruç tutmanın kendisine daha fazla yemek yeme hakkı veriyormuş gibi… Ramazan’ı, mide doldur-boşalt ameliyesinin ötesine geçmeyen bu kimselerin oruçları sadece açlık ve susuzluktan ibarettir. 

Bir yıl boyunca aç ve susuz kalmış olan ruhların doyurulacağı bir mevsim olan Ramazan, midenin doyurulması gibi tam tersi bir zemine oturtulması, Ramazan’dan amaçlanan ilahi mesaj ve hedefe münafi ve muhaliftir. Çünkü farz kılınan Ramazan orucundan gaye korunmak ve sakınmaktır.4 Bunun da, gündüz boşalan mideyi iftarla birlikte tıka basa doldurmakla olmayacağı muhakkaktır. Bilakis boşalan mideyle maddi kaygıları bir tarafa atmak ve ruhi doygunluğa vararak korunma ve sakınma gerçekleştirmek mümkündür. 

On bir ay boyunca doldur-boşalt ile meşgul olan mide, ruhun zenginliğine mani olmuş olabilir. Bir ay olan Ramazan Ayında ise midenin ve diğer şehevi duyguların dizginlenmesiyle bir yıla yetecek kadar ruhun zenginliğine imkân tanınır. Bu bir ayı da diğer on bir ay gibi mide ve diğer şehevi duyguların hizmetine amade kılmak aslında Ramazan’ı kurban etmek ve beyhude geçirmek olur. Bu durumda olanların Ramazan’dan nasipleri sadece açlık ve susuzluktur. 

Nedense Ramazan Ayı geldiğinde gıda maddelerinin alımında bir telaştır başlar, erzak dolapları ve buzdolapları tıka basa doldurulur. Bilmeyen de bu ayla birlikte bir savaştır başlayacak, kıtlık ve karaborsacılık başını alıp gidecek; insanlar yiyecek ve içecek bulmakta bir hayli zorlanacak sanacak… Hâlbuki böyle bir şeyin olmayacağını herkes bilmektedir. Ancak Ramazan Ayına ve oruca yüklenen anlam mideden öteye geçmediğinden, nice Müslüman iftarda nasıl daha güzel ve çeşitli yemek yiyeceğinin hesabını yaptığından bu telaştan kendini alamaz. 

Yeme-içme ve diğer şehevi duygular, hayvanlarla müşterek olduğumuz amellerdir. Bu bize bir ayrıcalık kazandırmaz. Bize bir ayrıcalık kazandıracak olan daha farklı bir durum olmalıdır. O da; hayvanlar iradesel olarak aç-susuz kal/a/mazlar; bulamadıklarından ötürü aç-susuz kalırlarken, insan oruçla bunu kendi iradesiyle yapar gerçeğidir. İmanla yoğrulmuş olan iradesini ortaya koyarak bir ay boyunca, elinin altında olduğu halde yeme ve içmeden kendini men eder. Gündüz sergilenen bu iradenin karşılığı ve hedefi, sadece mide kavgasından ibaret olan hayvani ve süfli bir amaç olmamalıdır. Çünkü hayvanlar yemek için yaşarlarken, insan yaşamak için yer. İnsan-hayvan farkının en bariz şekilde tebarüz ettiği hallerden biri de oruç ve Ramazan’dır. Ancak bu gaye ile aç-susuz kalan, Ramazan’ın künhüne erer, hikmetini kavrar.  

Ramazan ayı ile yaşamın seyrinde mutlaka bir değişiklik olmalıdır. Olacak olan bu değişiklik sadece, kahvaltının imsake takdim edilmesi, öğle yemeğinin de akşam yemeğine cem-i te’hir edilmesinden ibaret olmamalıdır. Yaşamdaki bu değişim öyle bir dozda olmalıdır ki Ramazan sonrası da etkisini sürdürebilsin. Ramazan sonrasında sürdürülebilecek olan, olması gereken, yemek saatlerindeki değişiklik değil, pozitif yönlü değişmesi gereken kişiliktir. Her Ramazan sonrası biraz daha dindar ve buna bağlı olarak tabi ki biraz daha kişilikli bir insan profili oluşmalıdır. Ramazan’ı değerlendiren her bireydeki bu müspet değişimle toplumun iyilik düzeyi de olumlu etkilenir ve böylelikle bir ‘medine-i fazile’ teşekkül edebilir.  

Yılda bir gelen bu değerli misafiri, Müslümanların, layık olduğu şekilde bağrına basması ve ikramda bulunması ve ağırlaması gerekir. Önümüze serilen bu ilahi sofrayı daha değersiz olanla tebdil etmemiz halinde, Rabbimizin verdiklerine sırtımızı dönmek gibi bir fecaatle karşı karşıya kalırız; aynen ben-i İsrail’in yaptığı gibi… “Siz (ise şöyle) demiştiniz: 'Ey Musa, biz tek bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.' (O zaman Musa:) 'Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır' demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar.”5  

İftarda envaı türlü yemeğin varlığını garantilemiş olan bir Müslüman, fakir ve yoksulun halini nereden anlayacak ki…? Damdan döşenin halinden ancak damdan döşen anlar; fakir ve yoksulun duygularını ve ahvalini anlayabilmek için kısa bir süreliğine bile olsa onlar gibi yaşamak lazım gelir. Bu da sofraları donatmakla değil, mütevazı sofralarda iftar etmekle bir nebze bile olsa mümkün olabilir. 

İlim öğrenme ve öğretmenin İslam nezdindeki önemi aşikârdır. Bu öneme rağmen nice ilim ehli, Ramazan geldiğinde kalemini, kitabını bir kenara bırakır, bu ayı ibadetlerle ihya etmekle geçirirdi. İlim öğrenimi ve öğretimi haddizatında çok önemli bir ibadet olmasına rağmen… Bazı ibadetler her zaman ve her yerde yapılabilirken, diğer bazı ibadetler ise belirli yer ve zamanla sınırlıdır. Bu tür ibadetler ilgili yer ve zamanda yapılmadığı zaman ibadet olma niteliğini yitirir. Normal bir vakitte Arafat, Müzdelife veya Mina’ya giden bir kimse sadece seyahat etmiş olur. Ama Zi’l-Hicce Ayının ilk dokuz gününde buralarda bulunursa hacc farizasını eda etmiş olur. Cuma namazı Cuma günü ve saatinde ancak kılınabilir. Ramazan orucu ve bu aydaki diğer ibadetler de bu aya mahsustur. Bu aya ait hususiyetlerin fevkinde olan ilim erbabı, bu ilahi fırsatı kaçırmamak adına ilim öğrenim ve öğretimi gibi ulvi bir ibadeti bile bir aylığına askıya alabilmişlerdir.  

İslam daimi ruhbanlığı kabul etmez. Ancak kısa süreli ruhbanlıklara, yani kısa süreli dünyadan el etek çekmeye bir itirazı yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.s.), sahabe ve nice salih Müslüman, Ramazan’ı ve özellikle son on gününü ruhban bir hayat şeklinde geçirmişlerdir. Mananın maddeye egemen olabilmesi için bu tür kısa süreli inzivalara ihtiyaç vardır.   

Toplumda yaygın olan diğer bir ‘Ramazan hastalığı’ da, bu aydaki dindarlık oranıyla bu ayın bitmesinden sonraki dindarlık oranı arasında oluşan farktır. Bireyde ve toplumda Ramazan Ayında dini hassasiyetlerin yükselmesi doğaldır ve olması gereken bir haldir. İlahi bir lütuf olarak diğer aylarda olmayıp da bu ayda oluşan bu hissiyatın etkisiyle dindar olan bir kimse bu ayda daha çok dindar, dindar olmayan nice insan ise dindar olmaya çalışır. Ramazan’dan sonra bu hissiyatın bir nebze azalması anlaşılır bir durumdur, çünkü bu aydaki hissiyat artık yoktur. Bununla birlikte dindarlık oranın Ramazan öncesinden daha düşük olmaması gerekiyor. Çünkü herkes Ramazan’dan bir şeyler alarak kişiliğin tekâmülüne doğru ilerlemelidir. Ramazan öncesi ve sonrasında bir değişiklik yoksa Ramazan’dan bir fayda alınamamış demektir.  

Ancak Ramazan’daki bu dini hissiyat ve hassasiyetin, Ramazan ayının bitimiyle dip yapıp yere çakılması makul ve makbul değildir. Bu durum, çarpık dini anlayıştan kaynaklanmaktadır. Dindarlığı Ramazan, Cuma, cami, taziye gibi yer ve zamanlara münhasır kılan dinsel bir mantık, Ramazan’ın bitimiyle dindarlığı Ramazan’da bırakıp eski haline avdet eder. Hâlbuki Allah, tüm ayların, tüm zamanların ve tüm mekânların Rabbidir. Ramazan’da O’na ibadet elzem olduğu kadar diğer aylarda da O’na ibadet elzemdir. ‘Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a’ anlayışıyla, Ramazan’ın hakkını Ramazan’da ifa ettikten sonra Ramazan sonrası bu hakkı tanımamak ve sürdürmemek İslam’ın öngördüğü bir dindarlık değildir. Çünkü İslam’da Rabb’e ibadet “ölüm anı gelip çatana kadar”6  devam eder. 

Ramazan’da yeme ve içmeden kendini alıkoyan ama ölü kardeşinin etini yemekten imtina etmeyen… 

Gündüzü Allah’a adadığını düşünerek, akşamı sadece kendi nefsine amade kılan ve adayan… 

Açlık ve susuzluğun -kesilen kurban etlerinin ve kanlarının Allah’a ulaşmaması gibi- maksud-u bizzat olmadığı, bilakis nefsin terbiye edilmesi ve dizginlenmesinin bir aracı olduğunu kavrayamayan…  

Dindarlığını Ramazan sonrasında da artar düzeyde sürdürmeyen… 

Ramazan ayından elde edeceği ne olabilir ki!?... 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum