1. YAZARLAR

  2. Yılmaz Günay

  3. Tarih Ve Toplumsal Hareketlerde "Niçin? " Sorusu  
Yılmaz Günay

Yılmaz Günay

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Ve Toplumsal Hareketlerde "Niçin? " Sorusu  

A+A-

Burada ,bir yazı dizisi şeklinde,  toplumsal hareketleri üç bağlamda ele almaya çalışacağız. İrdelemeye çalışacağımız  konu çok geniş ve cok boyutlu olduğundan bir köşe yazısının dar sınırlarına sığdırabilmek oldukça zor. Bu manada sorumluluğumuzun bilincindeyiz.  Konumuzu inceleyeceğimiz üç bağlamı şu sorularla sembolize edebiliriz; 


Niçin? ( gerekce)
Nereye ( hedef ) 
Nasıl (yöntem )


Bu sorular çerçevesinde toplumsal hareketleri tarihsel bir  perspektifle incelemeye çalışacağız. Konuyu tüm boyutlarıyla açıklama iddiasında değiliz, belki hakiki çalışmalara bir önayak olur. 
  
A) Niçin?  Ya da Gerekçe 


Oluşan ya da oluşacak  bir fikirsel yapı ve bu fikrin ürünü olan  toplumsal hareketler öncelikle gerekçesini ortaya koymak zorundadır.


Gerek ideolojik fikir hareketlerinin ve gerekse dini veya etnik hareketlerin ve her türlü toplumsal hareketin  istisnasız hepsi de içinde çıktıkları toplumların var olan mevcut durumlarına temelde bir karşı duruş hareketidir. Toplumun yapısını, mevcut düzen ve örgütlenmesini ve de gelecek perspektifini kabullenmeyen ve bunların hepsine eleştiri getiren zihnin ürünleridir. 


Topluma ve örgütlenme anlayış ve tarzına karşı oluşan toplumsal hareketler doğal olarak öncelikle düşünsel sahada var olur. Düşüncenin sınırsız dünyasında ideal bir şekilde varlığının bütün unsurlarını oluştururlar. Gerekçe, yöntem ve ideallerini ortaya koyarak bu bütünlük üstünde kendileri var edeler. Ya da sadece bir fikir olarak ortaya çıkar ve doğru düzgün zihinsel bir oluşum yapmadan gerceklikler dünyasında örgütlenmeye girişirler.  Hz. Muhammed ( as) bir hareket oluştururken, öncelikle  bir kuluçka dönemi sayılabilecek ruhsal ve zihinsel hazırlanmak olan inziva ve 3 yıllık gizli tebliğ (gizli örgütlenme) evresinden geçti. Bu dönem özellikle gece namazının farziyeti hareket kadrolarını eğitmek için başvurulan güzel bir yoldur.


Hz. Muhammed (as)'ın hareketi gibi tarihte başarı göstermiş her toplumsal hareketin muhakkak çok derinlikli bir zihinsel kuluçka dönemi vardır. 1789 Fransız Burjuva Devrimi ile sonuçlanan Aydınlanma Hareketlerinin, Borşevik Devrimi'yle sonuçlanan Avrupa İşçi Hareketlerinin bu manada derin bir zihinsel alt yapısı var.  Bu hareketler beslendikleri bu zihnin ürünüdürler.


Aynı şekilde sömürgeciliğe karşı verilen ulusal kurtuluş mücadeleleri de uzun yıllar toplumda sömürgeciliğe karşı dillendirilen zihinsel temeller üzerine oluşmuştur. FLN'nin Cezayir Ulusal Kurtuluş Savaşı Emir Abdülkadirlerin tecrübe ve zihinsel mirası üzerinde kurulup verilmiştir ve bu çerçevede başarı sağlamıştır. Latin Amerika ülkelerinde yankilere karşı verilen bağımsızlık mücadeleleri de Emiliano Zapataların ve diğer ulusal kahramanların mirasindan bağımsız değildir. Bu örnekleri istemediğimiz kadar uzatabiliriz.


Bu manada Kürdistan fikriyatına sahip her oluşumun ilk yapması gereken iş bu fikriyatı üzerine bina edeceği tarihsel mirası yakalamaktır. Tarihsel bir mirasın üzerinde oturmadan oluşan hiç bir hareketin başarı şansı yoktur. Böyle bir hareketin kadrosunda da iki eksiklik vardır; birincisi uğrunda mücadele ettiği ulusa yabancılaşır, iki moralmen başarıya hazır olamaz. Kur'an'da defalarca önceki peygamberlerin mücadelelerinden örnekler verilmesinin Allahualem bu miras bilincini oluşturmak ve tükenmeyecek şekilde moral vermektir. Yeni hareketin oluşan kadrolarına " bu işi ilk yapan sizler değilsiniz. Atalarınız da bunun mücadelesini verdi. Siz onların devamısınız." fikrini vererek onları hem tarihsel köklere bağlamak ve hem de başarıya moralmen hazır hale getirmek amaçlanıyordu. 


Toplumun gidişatına itiraz babında oluşan bir  düşünce, harekete geçme aşamasında  kendini var ederken öncelikle "Niçin? " sorusuyla başlar. 

Toplumun mevcut durumunda beğenmediğimiz ne var ki ona karşı çıkıyoruz. Toplumun bu gidişinde nasıl bir endişe duyuyoruz ki böyle bir yükün altına girip ağır bedeller ödemeye amade oluyoruz. Yani kısacası bu fikirler, düşünceler ve bu ayrışma, ayrışıp farklılaşma NİÇİN? 


İnsan ürünü olan herşeyde olduğu gibi fikriyat ve bu fikrin ürünü olan hareketinde de ilk önce ortaya gerekçe konulmalıdır. Gerekçesiz yani sebepsiz hiç bir şey olmaz / olamaz. Bir fikrin toplumda kabul görüp kök salması için öncelikle ortaya varlık sebeplerini yani var oluş gerekçelerini sunma güç ve kabiliyetine bağlıdır. Gerekçesini iyi bir donanımla sunamayan bir hareket ne kadar iyi bir organizasyona sahip olursa olsun asla hedeflediği seviyeye ulaşamaz. 


Hiç şüphe yok ki ortaya konulacak gerekçeler de toplumun reel durumunu yansıtan gerekçeler olmalıdır.  İşgal altındaki bir toplumda oluşturulacak hareket gerekçeleri de bu toplumun reel durumunu yansıtmıyorsa bu yapı asla gerçek manada bir hareket olma aşamasına geçemez.


Gerekçe aynı zamanda hem hedefi de belirler ve hem de yöntemi oluşturmada başat rolü oynar. Bir ihya irşat hareketi oluşturulacaksa toplumdaki sapma ve ahlaki erezyon boyutları iyi tespit edilmelidir. Böyle bir hareketin yöntemi ve başarı durumu varlık sebeplerini belirten gerekçelerini ortaya koyma kapasitesiyle doğru orantılıdır. İhya hareketlerinde gerekçe temelde tarihten kopuşun sonucunda toplumun gelmiş olduğu durumun kabullenilememesi ve tarihte yüklenmiş olduğu ulvi pozisyona geri götürecek ve onu yeniden o erdemli vasıflarla donatmak için ahlaki ilkelerle kültürel donanım yapmayı arzulamaktir.  İhvan-ı Müslümin Hareketi böyle bir harekettir ve bu gerekçeler doğrultusunda çalıştığı yer ve zamanlarda başarısı ortaya çıkmıştır.  Türkiye toplumunda nurculuk hareketi de böyledir. Bu ihya ve irşat hareketleri ne zamanki varoluşsal felsefelerini aşıp siyasal bir hüviyete büründülerse bir kriz durumuyla karşılaştılar.  Hem tabanlarından gerekli desteği görmediler ve hem de hazır olmadıkları bi alanda ayakta durmakta epey zorlandılar.  Seyyid Kutup dönemi İhvan-ı Müslümin, Suriye'de Hama kıyamı, Muhammed Mursi'nin iktidar serüveni ve Türkiye'de Cemaatin son süreçteki siyasal pozisyon alma çabaları ve bunların ortaya çıkan sonuçları, varoluş gerekçelerinin ötesinde bir atılıma kalkışan toplumsal yapıların yaşayacağı ya da yaşadığı krizlere en bariz örneklerdir. 


Ulusal kurtuluş hareketleri ise varolan iktidar tarafından en şiddetli tepkiyi görecek hareketlerdir.  İster sömürge iktidarı olsun isterse de ceberrut yerel / yerli iktidar olsun. Çünkü böyle bir hareket ayrılığı savunur ve ayrılık iktidarlar tarafından asla hoş görülmez. Buna rağmen bütün toplumsal hareketler içinde başarısı en bariz şekilde görülen ve başarı şansı en yüksek hareketlerdir. Şüphesiz en ağır bedeli de bu ulusal kurtuluş hareketleri öder ama buna rağmen başarı çizgisi nettir.  Bu hareketlerde üzerinde en çok çalışılan ya da çalışılacak alan gerekçeden ziyade yöntem olduğu için "nasıl? " sorusu bağlamında bunu detaylı olarak ele alacağız.  


İçinde çıktığı toplumun gidişatına ve örgütlenme tarzına reddiye olarak varlığını anlamlandıran her hareket toplumun ihtiyaç çizelgesini net bir şekilde saptayıp ona göre kendini konumlandırmalıdır. Toplumun ihtiyaç analizini yapamayan hareketler en ideal fikirsel donanıma sahip olsalar da toplumu hareketlendiremezler. Toplumu harekete geçirmeyen bir organizasyon hareket olmaktan uzaktır.  Bir organizasyonun hareket olabilmesi için toplumu harekete geçirmesi, bir noktaya doğru kanalize etmesi gerekir. Bu da ancak ve ancak toplumun ihtiyaçlarını iyi analiz eden ve varlık sebebini bu ihtiyaçlar üzerine bina eden fikirlerin / hareketlerin başarabileceği bir durumdur.
Toplumun reel durumunu tespit için de en öncelikli şart ise iyi bir tarih bilgisine ve bu bilgiler ışığında oluşan tarih bilincine sahip olmaktır. Toplumun içinde bulunduğu halin tespiti icin ilk bakılması gereken yer hiç şüphe yok ki tarihin tozlu sayfalarıdır. Çünkü şimdi içinde bulunduğumuz bu durumu ne ilk yaşayan biziz ve ne de bu gidişata "dur!" deyip buna karşı mücadele eden ilk yapı ya da insanlarız. İnsanlığın binlerce yıllık geçmişinde bu durum defalarca yaşanmış ve insanlık tarihi  bunun milyonlarca örneğiyle doludur. İnsanlığın bu mirasindan faydalanmak aklın göstergesi olduğu gibi başarının da anahtarıdır.   Bu bilinçte olmak hem işimizi kolaylaştırır ve hem de ruhumuza çöken yalnızlık duygusunu dağıtır. 


Bizden önceki insanların tecrübelerini inceleyip öğrenmek Kur'anî bir emir olması bir yana Kur'an'ın kendisi dahi  önceki kavimlerin hikayeleriyle doludur. Önümüzü aydınlatan ve bize sayısız tecrübe aktaran hikayeler.
Tarih bilmek  gelecek vadeden bir hareketin gerekçesini fark etmekte de en iyi yardımcıdır. Bir sömürge toplumu sömürgeci sistemlerin tarihte uyguladığı yöntemleri okuyup öğrenmezse asla bir sömürge olduğunu fark edemez ve hep sömürge olarak kalır.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum