1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. TOPLUMSAL ÇÖZÜLME
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPLUMSAL ÇÖZÜLME

A+A-

Toplumsal çözülmelerin hızlı bir şeklide yaşandığı bir çağa tanıklık ediyoruz. Çünkü toplumsal çözülmelerin temelindeki en önemli etkenler: İdeolojik bağlamdaki toplumsal örgütlemeler, ideolojik bağlanmadaki siyasal örgütlemeler olduğunu açık bir şekilde görebilmekteyiz.

Çünkü her dönemin iktidarları (Siyasi partiler, cemaatler, hizipler vb) kendi iktidarlarını devam etmesi için toplumsal dinamiklerini kendi ideolojik argümanları içinde eritmenin yollarını ararlar. Bunu yapmak için öncelikle; toplumun inancını sloganik olarak kullanırlar, toplumla barışıklığını her platform da dilendirirler. Çünkü böyle bir anlayışla hareket etmezlerse istedikleri hedeflere ulaşmazlar ve toplumda ilgi görmezler.

Tabi bütün bunlar yapılırken öncelikle toplum rengine bürünmeyi çok iyi başarırlar. Çünkü amaçları için bu değerler birer olmazsa olmaz araçtır. Münafıkça bir yol sergilerler ve daha sonra bu oluşumlar: Toplumun, kültürün, inancın, ibadetin en büyük firavunu olup çıkarlar çünkü gerçek yüzlerini hiç hiçbir zaman aşikâr şekilde yansıtmazlar. Bu konu da Hz Ali şunu der: “ Düşmanın en tehlikelisi sizinle aynı renge bürünen içteki düşmandır” der.

Dolayısıyla toplumu inşa etme derdi olanlar düşmanın bu silahının farkına varması gerekir. Çünkü onların bu yöntemi damla yöntemi gibidir. Görünüşte beslediğini, yarar sağladığı imajını verir ama neticeye baktığınızda zehirlenmiş ve kirlenmiş sonuçla karşılaşırsınız.

Örnek mi? Yaşadığımız toplum, Ortadoğu, İslam coğrfayası…

Dolayısıyla toplumsal çözülmeler bu şekilde daha kolay meydana gelir. Çünkü toplumsal değerler, toplumsal hassasiyetler, bireysel değerler, bireysel hassasiyetler öldürülmüş. Toplum ve birey artık bu oluşumların her türlü hareketlerini, eylemlerini bir hak ve gereklilik olarak algılamaya başlarlar.

Bunun ilgili Franz Fanon şunu der: “Sizi sömürgeleştiren yabancıların sizden yarattığı en büyük yıkım, zamanla sizin kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır.” Der.

Tabi burada sömürmek ve sömürgeleştirmek kavramları sadece bir yeri işgal etmek, fiziksel olarak etkisi altına almak olarak düşünmemek gerekir. Çünkü sömürgeleştirmenin en kötüsü; zihinsel ve fikirsel olarak sömürülmektir. İşte sistemlerin yaptığı budur. Çünkü düşünme ve akıl etmek yetisi yönetildiği zaman toplumlar ve bireyler pasifize edilmiş olur. Bunun neticesi kendine ve kimliğine yabancı toplumlar, bireyler meydana gelir.

Bu etkiden kurtulmanın en önemli ve etkili yöntemi ise özgün ve özgür düşüne bilme becerisini kazanmaktır. Çünkü ilahi kelamın (Kur’an’ın) düşünmez misiniz, akletmez misiniz? Gibi hitapların insanın düşünmeye, tefekkür etmeye sevk edip özgür ve özgün olmayı isteyen hitaplardır.

Çünkü eleştirel mantığın, eleştirel kültürün olmadığı; yerlerde, toplumlarda, bireylerde, örgütlemelerde belli bir süre sonra sıradanlaşmalar, fikirsel ve fiziksel tahakkümler oluşmaya başlar. Nitekim günümüz dünyasında bunun çokça örneği mevcuttur.

Peki, kültürel çözülmenin bu kadar hızlı bir şekilde yaşandığı bir dönemde eğitim politikaların etkisi var mıdır biraz da bu açıdan bakalım? Çünkü devletlerin bekası, siyasi yapıların bekasının devamının en önemli ayağını eğitim politikaları oluşturur.

Çünkü her yapılanma kendi fikir ve düşüncesi doğrultusunda bireyleri, toplumların inşa olmasını ister. Bunun en önemli aracı eğitimdir. Sistemlerin oluşturduğu bu eğitim sistemlerinden bireyler, toplumlar geçtiği için o kalıplara göre eğitilir gerçekliği ve realiteyi ona göre algılar ve savunur.

Sistemler uyguladıkları eğitim sistemleriyle hiçbir zaman eleştirel ve özgün düşünen bireylerin yetişmesini istemezler. Çünkü eleştirinin olduğu yerde sorgulama başlar sorgulamanın olduğu yerde hakikat tecelli eder.

Oluşan bu durum beşeri sistemlerin işine gelmez. Hakikat ancak eleştirinin, özgürlüğün, özgünlüğün olduğu yerlerde tecelli ettiği için egemenler böyle bir olguya asla müsaade etmezler. Buna müsaade etmek demek kendi sonlarının gelmesi demektir.

Genel de İslam toplumlarına ve özelde Türkiye toplumuna baktığınız zaman eğitim sistemleri ideolojik argümanlar üzerine kurulu olduğunu çok rahatça görebiliriz. Çünkü oluşan sistem toplumun temel değerlerinden uzak veya bu değerlerle çatışabilecek çok fazla yönleri mevcut olduğu için toplumsal ilerleme, bilimsel ilerleme, sanatsal ilerleme istenen düzeyde meydana gelmiyor.

Çünkü uygulanan eğitim sistemi toplumun hassasiyetlerinden, toplumun gerçekliğinden uzak olduğu için tedaviye bir türlü cevap vermiyor. Uygulanan eğitim sistemlerin çoğu ithal sistemlerden oluşmaktadır. Bu durumda da toplumsal çözülmeler meydana gelmektedir.

Özellikle gençlerin hali ortadadır. Gençler dünyayı sanal gerçeklikten ibaret bilir olmuş. Şahsiyet ve değerler eğitimin olmadığı temelde akli anlamda eğitimin baz alındığı bir program söz konusu akıl baz alınmış, kalp ve vicdan aynı düzeyde beslenmemiştir.

Belki de bu durum siyasal yapıların işine geldiği içindir bu durum böyle devam edegelmektedir.

İslam tarihinde asr-ı sadette baktığımız da İslam tarihinin ilk medresesi diyebileceğimiz Dar’ul Erkam günümüzle kıyasladığımızda eğitilen insan farkının ne kadar bariz olduğunu görebileceğiz.

O dönemde ne bu kadar imkân vardı nede eğitim uzmanı diyebileceğimiz eğitim uzmanları vardı. Peki, Dar’ul Erkam’ın farkı nerede geliyordu ki? Burada yetişen insanlar öğrendiklerini sadece teorik olarak öğrenmeyip sürekli uygulamaya döküyorlardı.

Sırrı nereden geliyordu bu sistemin. Sırrı şu olması gerekir: İnsan fıtratına uygun, hakikat noktasından hakikatle çatışmayan bir metot vardı. Çünkü burada öncelikle öğretilen veya öğrenilenlerin başında insan olmanın mahiyeti, şahsiyet eğitimi, özgür olmanın mahiyeti, özgün olmanın mahiyeti öğretildiği için yetişen bireyler kendi evlerini birer Dar’ul Erkam’a çevirdikleri için tabiri caizse devlete, toplumda böyle bir dönüşüm meydana gelmiştir. Dar’ul Erkamlar olmazsa Dar’un Nedveler meydana gelir.

Unutmamak gerekir ki, bireyler, grupları gruplar, toplumu toplumda devleti oluşturduğu için değişim ve dönüşüm bu şekilde gerçekleşir. İşte Hz. Peygamberin oluşturduğu sistemle bu sırra fazlasıyla vakıf olduğu için yirmi üç yılda bedevi bir toplumu, medeni bir topluma dönüştürebildi. Sağlam bir devlet mekanizmasının oluşması için iyi bir zemin hazırladı.

Üstat Bediüzzaman, bu durumu şu veciz sözle dile getirir: “ Bir nazarı peygamber birden bire kalb eder. Bir bedevi cahili, bir arifi münevver eğer mizan istersen İslamiyet’ten önce Ömer İslamiyet’ten sonra Ömer” der. Peki, İslamiyet öncesindeki Ömer ile İslamla şereflenen Ömer arasındaki fark nerede gelmekte? Farkı geçtiği yolda, aldığı eğitimde saklı…

Ve öyle bir eğitimde geçmiş ki, asırlardır Ömer adaletiyle dillere destan olmuştur. Tabiri caizse dünya Ömer’i arıyor her yönüyle…

Ama günümüzde ideolojik bir eğitimle, ideolojik toplumlar inşa edildiği için kendine yabancı bireyler, kendine yabancı bir toplum oluşmuş. Çünkü eğitim sistemi; bireye, topluma sadece okuma yazma öğretmez. Eleştirel, kabullenen, pasif, aktif, hak arayan veya her şeyi tozpembe gören bireyler türer.

Bu durumu belirleyen bireylerin nasıl bir eğitim sisteminde geçtiğiyle ilgilidir. Bununla ilgili Paul Freıre şunu der: “ Okuma- yazma sadece sözcükleri okumak ya da okuma- yazmanın mekaniğinin öğrenilmesi olarak görmek yerine hem sözcükleri hem de dünyayı okumak olarak görmek gerekir.” Der.

Selam duayla…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum