1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. TOPLUMSAL GERÇEKLİKLERDEN KOPUK EGEMEN OLUŞUMLAR
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPLUMSAL GERÇEKLİKLERDEN KOPUK EGEMEN OLUŞUMLAR

A+A-

 

İnsanlık tarihini, incelediğimizde insana en büyük kıyımı yine insan yapmıştır. Bu kıyım hem manen hem de maden olmuştur. Hâlbuki insanın yaratılma gayesi anlaşılmak ve yaratılmış olan her şeyi anlamlandırmaktır. Hüküm etme, egemen olma gayesi insanı bu kutsi anlayıştan alıkoymuştur. Tabiri caizse insanı insanın kurdu haline getirmiştir. Bu kıyımların, yıkımların temelinde; ideolojik gayeler, çıkarların çatışması, tek tip fikirlerin hâkim olma anlayışı, hâkim olma ve hâkimiyet anlayışı olduğu açıkça görülecektir.

  Bu durum ilk insanın yaratıldığı günden var olan bir durumdur. Habil, Kabil olayından tutun günümüze kadar bu böyle devam etmiştir. Tabiri caizse Kabil ilahi yasaya razı olmadan arzu ve hevasıyla hareket edip ilk kanı döken insan olmuştur. Bu durum insanın ne kadar zalimleşebileceğinin,  en büyük göstergesidir.

Yani hâkim olma ve kabul görme refleksiyle hareket edip toplumsal kargaşanın ilk örneklerini teşkil etti. Hâlbuki insan en değerli mabettir. Çünkü bütün değerli mabetler kendisine irade verilen insanoğlu vasıtasıyla anlam kazanıp, değer bulur. Bu değerli mabet ise gerekli değeri ve saygınlığı hak etmelidir. Bu değerli mabede hizmet etme gayesi olan her türlü oluşum bu eksen üzerine hareket etmelidir.

 İnsan,  bir sanat eseri olarak değerlendirildiğinde, yaratılmışlar içerinde sanatça en donanımlı olan varlıktır. İnsana değer verildiğinde insan değer kazanır, bunun sonucunda toplumsal huzur ve toplumsal birliktelik, toplumsal barış sağlanır.

Çağ itibariyle güç sahipleri ve egemen zihniyetler toplumsal gerçeklerden kopuk, sömürü bir anlayış içerisinde hareket ettiklerini görüyoruz. Gerçi bu durum tarihin her döneminde, çağında var olmuştur. Kimisi siyasal bir oluşumla bunu gerçekleştirmekte, kimi edebi bir akımınla bunu yapmakta, kimi ekonomik bir doktrinle dayatmakta, kimi fikri yapılanmayla bunu başarmaktadır.

Yani anlayacağımız toplumsal dinamizmden uzak, toplumsal gerçekliklerden kopuk yol izlerler. İdrak etmemiz gereken şey ise her bir oluşum, kendi anlayışı doğrultusunda istibdadi bir gayeyle hareket eder.

Bunu yaparlarken de ilk olarak hamasi nutuklarla toplumun her kesimini kucaklayıcı senaryolar yazarlar ve buna uygun dekor, oyuncular hazırlarlar. Taban bulmak, kabul görülmek için bu olmazsa olmazıdır.  Yani anlayacağımız mutfak kapmak için her türlü gayr-ı insani fiil ve söylem mubahtır hatta elzemdir, onların nazarlarında.

Çağ itibariyle toplumsal çözülmenin, toplumsal yozlaşmanın, toplumsal dayanışmanın olmamasının temelinde bu felsefenin olduğu görülecektir. Neden daha yaşanır bir dünya inşa edilmiyor, sorusuna verilecek cevap, toplumsal gerçeklikten uzak bu tür oluşumların olduğu açıkça görülecektir.

Bu gayeyi taşıyan bireyler, oluşumlar, hizipler gerçekliği kendi fikir ve düşüncelerinin dışında hiçbir fikir ve doğrunun hak olmadığı, batıl olduğu, gayr-ı insani olduğu anlayışının gerçeğidir. Bu anlayış insanı insana köleleştirme anlayışıdır. Yani rengin benim gibiyse sen var olabilirsin, fikrin benim doğrumla doğru orantılı ise doğrudur, yoksa onun dışında ancak köle olabilirsin…

Gerçi modern dönem, kölelik döneminin geride kaldığı söylenir, ama kölelik renk değiştirmiştir. Yani modern tabirlerle ve anlayışlarla fazlasıyla devam etmektedir. İnsanın özgür ve özgün düşünmesine gem vurulması kölelik değil de nedir! İnsanın ve toplumun değeri maddeyle ölçülmesi bu durum kölelik değil de nedir! Aynı coğrafya da yaşayan toplumun bir kesimine her türlü hak ve özgürlükler yasal iken, insani ve İslami iken diğer kesimine haram ve kanunsuzluk sayılması bunun adı nedir, hangi anlayışıyla açıklanabilir. Cahiliye dönemin, kölelik anlayışıyla…

Bu durum karşısında uyanık olmak gerekir, hak olanı dillendirmek, cesaret zırhını giyinmek gerekir. Haksızlığa, adaletsizliğe, sevgisizliğe, nefrete karşı; hak, adalet, sevgi ve mücadele anlayışıyla hareket temek gerekir.

Bu tarz metodu kullanan en büyük; üstadlar, önderler, fikir öncüleri peygamberlerdir. Peygamberler, küfrü, adaletsizliği, haksızlığı şiar edinen, ceberut anlayışlara hakkı en yüksek perdede dile getirmişler. Yaşadığı toplumları da bu konuda cesaretlendirmişler, onlara karanlığı delen birer güneş olup, bu tür ceberut anlayışlara karşı insanlara, mücadele ruhunu aşılamışlardır.

 Peygamberler, fikir öncüleri, hakkı tavsiye edenler, her türlü gayr-ı insani oluşumlara karşı insanlara, toplumlara mücadele ruhunu korkusuzluğu aşılarken diğer yanda onlara sevgiyi, hakkı, adaletti aşılamayı da ihmal etmemişlerdir.  Böylece, sağlam bireyler yetişmiş, bunun neticesinde sağlam ve insanlık tarihine örnek olabilecek toplumlar inşa olmuştur.

Netice itibariyle hak ve batılın mücadelesi tarihte sürekli var olmuştur, kıyamette kadar da devam edecektir. Muktedirler ve egemen güçler, zihniyetler hakla, batıla kendi anlayışları doğrultusunda anlam yüklemişlerdir. Bu durumu üstat Bediüzzaman şunu der: “ Zaten şimdi bazı hakaikda bir inkılap var. Ezdad (Zıtlar) isimlerini değiştirip, mübadele etmişler. Zulme adalet, cihada bağy, (İsyan, başkaldırı) esarete hürriyet namı veriliyor.” Diyor. Selam, duayla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum