1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. TOPLUMSAL İNŞADA DÜŞÜNMENİN VE AHLAKIN ÖNEMİ
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPLUMSAL İNŞADA DÜŞÜNMENİN VE AHLAKIN ÖNEMİ

A+A-

Modern toplumların en büyük hastalığı, Konformist bir anlayışa sahip olmasıdır. Her şeyi kabul eden bir anlayışın varlığı saman alevi gibidir parlar ama uzun soluklu olmaz. İnsan irade sahibi bir varlıktır. Verilen bu iradeyle hakkı bilmek hakka tabi olmak asıl maksat…

Yoksa iradesizleşen veya iradesizleştirilen insanın; hayvandan, bitkiden bir farkı kalmaz. İnsanlık tarihini irdelediğimizde ve tefekküri bir metodla ele aldığımızda iradesini kullanan, toplumlar, topluluklar, medeniyette, sanatta, fende sürekli bir ilerlemenin gelişmenin içinde olduğu görülecektir. Düşünmek, tefekkür etmek insan olmanın en bariz özeliğidir. Kemale ermenin temel etkeni ve dinamiği düşünmektir. Bir yönde insanın ekseni düşünmektir.

Düşünmek, insanları, toplumları hakka götüren en değerli araçtır. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir durum ise düşünmek, akıl etmek eğer insanı çıkar amaçlı bir anlayışa sevk ediyorsa toplumlarda, medeniyetlerde ilerleme, kemale erme söz konusu olamaz tam ters sınıfsal ayrımlar ve ayrışmalar meydana gelir. İmam Şafi’nin deyimiyle “ Hakla meşgul olmasan, batıl seni işgal eder.”

Gerçi modern dünyanın egemenleri, kurtla avlanan, sürü sahibiyle feryadı, figan eden bir anlayışa sahipler bu durum ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur. Egemenler bunu yaparken toplumsal dinamikleri, hassasiyetleri çok iyi inceler ona göre bir kalıba girip mazlum rolünü oynarlar. Kullandıkları en önemli argüman ise inançtır. Tribünleri etkilemek için her türlü yolu caiz ve hak olarak bilirler.

Söylemde her biri Ömer’in adaletini dillendirir, pratikte ise Ebu cehilden daha fena, Firavundan daha zalimane bir karaktere sahipler. Herkesin ve her kesimin onlara köle/kul olma zorunluluğunun olduğunu bilir öyle inanırlar. Özelliklede modern çağın; siyasal iktidarları, ilmi otoriteleri her şeyin ölçüsü olarak kendi doğrularını, kendi prensiplerini referans olarak alırlar. Neye caiz demişlerse o caiz neye haram demişlerse o haramdır anlayışı vardır.

Bu durumun en büyük panzehri ise düşünen bireylerin varlığı ve bu bireylerin çabasıyla, çalışmasıyla düşünen bir toplumun varlığıdır. Bireysel akıl etmenin, düşünmenin kolektif bir ruhla, harekete dönüşmesi önemlidir. Ahlaktan yoksun, adaletten yoksun siyasal yapılar, toplumsal yapılar, edebi hareketler, özgürlük hareketlerin varlığı uzun soluklu olamaz, olmamışta.

Onun içindir ki ahlak, varlığın temel kalesidir, o yıkıldığı zaman bir sel gibi her şeyi yıkıp, yakar. Bu konuda Durkheim şunu der. “ Modern toplumların bunalımı, ahlaki bir bunalımdır. Toplumsal olgular, ahlaki olgulardır. Toplumsal davranışlar dışsal zorlamanın ürünüdür. İçselleştirilmiş olan ahlaki değerlerin işlevsizleştiği veya ahlaki denetim sağlayan toplumsal mekanizmaların güç kaybettiği büyük dönüşüm anlarında toplumsal sorunlarda artış görülür. Sorunlardaki artış, toplumun yeni bir ahlaki yapılanmaya, yönelimini gerekli kılar.”

Dolayısıyla toplumsal ve bireysel dinamikleri diri tutan en değerli şey: düşünme ve akıl etme olgusudur. O olmadığı zaman insanın insan olma anlamı kaybolur, insan metalaşır. Ahlakın inşa olabilmesi için düşünmenin, akıl etmenin gerekliliği anlaşılması gerekir, düşünmek bir tarlanın toprağıdır, suyudur, havasıdır ahlak ise tarlanın mahsulüdür.

Gel gör ki, özelde Türkiye toplumu, genelde ise İslam coğrafyası çağımız itibariyle bu anlayışı iyice idrak edememiştir. Akletme hürriyetini siyasi partisine, cemaatine kurban etmiş. Cemaati, partisi onun yerine en iyisini yapıyor, en iyisini düşünüyor anlayışı hâkim durumda. Hal böyle olunca tiranlar, zalimler, firavunlar bu kutsal/ mukaddes topraklarda eksik olmuyor. Toplum deniz üzümü hayvanına dönüştürülmüş. Deniz Üzümü, okyanusta yaşayan bir hayvandır. Bu deniz hayvanı okyanusta bir kaya bulduğu zaman aklını yer ve yavaş yavaş bitkiye dönüşür.

İşte özelde Türkiye toplumu, genelde ise İslam coğrafyasının hali buna benzer. Toplum akıl melekesini bu gayr-ı meşru anlayışa kurban etmiş. Siyasal iktidarlar adalet derler adaletsizliğin daniskasını yaparlar. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi hareket etmeyen, kendisi gibi görmeyen herkesi bir etiketle damgalar ve onlara soğuk, rutubetli zindanlar hazırlar.

Erdemli düşünen, ahlaklı ve adaletli bir toplum inşa edilmedikçe haklılar, hakkı arayanlar toplumda hâkim olamazlar haklılıklarına rağmen zalimler tarafından asi, isyankâr olarak lanse ederler.

Zıtların çatışması her zaman söz konusudur. Dolayısıyla adaletli bir toplumun inşası için öncelikle; adaletli ve hakkı şiar edinen bireylerin eğitilip yetişmesi gerekir ve yetişen bireyler ideolojiler üstü düşünebilmeli, hayata insani bir perspektifle bakabilmesi gerekir.

Yarınların umut, sevgi, güzellik getirmesi dileğiyle…

Selam, duyla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.