1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. TOPLUMSAL YOZLAŞMAYA KARŞI KURÂN BİZE NE EMR EDİYOR, BİZ NE YAPIYORUZ?
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPLUMSAL YOZLAŞMAYA KARŞI KURÂN BİZE NE EMR EDİYOR, BİZ NE YAPIYORUZ?

A+A-

TOPLUMSAL YOZLAŞMAYA KARŞI

KURÂN BİZE NE EMR EDİYOR, BİZ NE YAPIYORUZ?

Bu çalışmamızda aşağıdaki konuları işleyeceğiz. Ve konuları işlerken ilgili bütün kavram ve sorunları, Kurân ayetleri ile açıklamaya. Deyim yerinde ise Kurânı, Kurân ile anlatmaya çalışacağız.

 

Kurân’ da On Emir

Kurân’ da İyiliği yap emri (Emri bil mâruf)

Kurân’ da Kötülüğü engelleme emri (Nehyi ênil münker)

Kurân’da Kürtlerin Hal ve Durumlarına dair bir emir veya uyarı var mı?

Hiç şüphesiz Kurân islâmın, Müslüman oluşun temeli, ana kaynağıdır. Bütün Müslümanlara göre bu evrende yaşayan insanlar, canlılar ve diğer varlıkların hayatı için gönderilmiş en ideal semâvi kitap, yani mukaddes olan bir kitaptır.

Bu kitap kâinatı, âlemleri, milletleri yaratan, sonsuz kudret sahibi, doğmayan, doğdurulmayan, eşi, benzeri ve ortağı olmayan Allahın kelamı-sözleridir. Allah tarafından vahiy ile indirilen ve yine onun tarafından kıyamete kadar korunacak olan son kitaptır.

Bütün Müslümanların yaşamını organize etmesi gereken temel bir Anayasa kitabı ve ona bağlı diğer alt yasaları kendi içinde barındıran bir kitaptır.

“ Kurân, kendini Hikmet, Furkân, Nur, Tezkire, Ziya, Rahmet olarak niteler. Kurân açısından ‘din’ iman, ibadet ve ahlak(siyaset-iktisat-hukuk) olmak üzere, hayatın bir tarz-tutum-tavır-hal olarak yaşanmasıdır.

Ayetler (Kurân-Vahy),oluştukları dönemde toplumsal hayatta olup-biten bazı olayların-olguların ve durumların, Allah tarafından değerlendirilmesidir.

Bir de geçmişte vahiy/peygamber gönderilmiş toplumların, tutum ve tavırlarının değerlendirilmesi(Kıssa) vardır.”(1)

Bu bağlamda, (Tevbe /37-38-39-40.Ayetler):

“Bu Kurân, Allahtan başkası tarafından ortaya konacak bir şey değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulanması ve kitabın açıklanmasıdır.

“(Ey Muhammed! Senin hakkında):” Onu uydurdu mu? diyorlar.”

De ki:”Doğru sözlü iseniz, ona benzer bir sûre getirin ve Allahtan başka kime gücünüz yeterse onu da çağırın”.Onlar, ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar, çünkü o henüz başlarına gelmedi. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Haksızlık yapanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Aralarında ona inananlar da var, inanmayan da. Bozguncuları en iyi bilen rabbindir.” (2)

Ancak Kurân’ın bütün bu özelliklerine rağmen, özellikle içinde bulunduğumuz bu çağda ve yaşadığımız havzada Kurân üzerinden öyle bir hastalık türemişki, bu hastalık ilmi olan, olmayan herkesi peşine takmış, freni patlak bir araba gibi dağ-bayır demeden, bir uçuruma doğru körlemesine yuvarlayıp gidiyor.

Bu maceracıların çoğu ne yazık ki, ne konuştuklarını, ne yaptıklarını dahi fark edemeyecek kadar kör bir cehaletle maluldürler. Kurânın ayetlerini, bir sakız gibi ağızlarında çiğneyip duruyorlar.

Oysa bu zavallılar bu halleriyle, bazı istikbar (zulme dayalı güç) merkezleri tarafından kullanıldıklarının ve bu vicdansızların Kurân kavramını, Kurân’ın emir ve hükümlerini anlamsızlaştırmak için bir araç olarak kullandıklarının farkında bile değiller.

Kendilerine ezberletilen bazı kelime ve kavramları papağan gibi tekrarlayıp, akıl izandan uzak bazı soruları sorup duruyorlar:

Kurdlerin Kurân ile susturulmaya çalışılması:

Bu çerçevede Kurân’ı eline alan her şowmen, en çok da Kurd ve Kurdistan Meselesi üzerinden bütün Kurdlerin üzerine, özellikle dindar/muhafazakâr Kurdlerin üzerine gidip, akılları sıra onları Kurân ile en tabii helal ve meşru haklarından caydırmaya çalışıyorlar.

Neymiş Efendim? Kurân’da Kurd ve Kurdistan kavramları hiç geçmiyor muş. Irkçılık kokan böylesine malayani şeylerle neden zaman, imkân ve ömrünüzü harcıyorsunuz? İmanınız bile tehlikede. Farkında değil misiniz? Diye Kürtleri hırpalıyorlar…

İşte biz bu çalışmamızda bütün bu sorulara, açık ve net bir kitap olan Kurân ile cevap vermeye çalışacağız…

İslam tarih yorumuna göre bütün semavi dinler, birbirlerinin devamı ve tamamlayıcılarıdırlar.

Vahiy ile gelmiş bütün kitaplar kendi dönemlerinde tıpkı Kurân gibi mukaddestirler. Aralarındaki tek fark insanlığın gelişimine göre vaz ettikleri şeriatlarında, yani emir ve yasaklarında ihtiyaca binaen bazı değişikliklere gitmiş olmalarıdır.

(Al-i İmran/3-4) “(Ey Muhammed!)Allah sana, kendin öncekileri doğrulayan kitabı hak ile gönderdi. İnsanlara yol göstermek üzere daha önce de Tewrat’ı ve İncil’i indirmişti. Furkân’ı da indirdi. Allahın ayetlerini inkâr edenlere çetin bir azab vardır. Allah üstündür. İntikam alandır“ (3)

Allah tarafından kendilerine peygamberlik- Nebilik veya Resullük gelen bütün peygamberler Allahın hak peygamberleridirler.

Nebi; Müstakil bir din ve kitap sahibi olmayıp, kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere verilen isimdir. Resul; Kendisine müstakil bir din ve kitap verilen peygamberlere verilen isimdir.(4)

Nebiler de, Resuller de Allahın birer elçileridirler. Bu bağlamda kendilerine vahiy gelen her peygamber, kendi müntesiplerine, kendisinden sonra bir peygamberin geleceğini ve ona iman etmeleri hususunda emir ve uyarılarda bulunmuşlardır.

(İbrahim /4-)”Kendilerine açıkça anlatabilmesi için, her peygamberi kendi kavminin dili ile gönderdik. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterir. O üstündür, bilgedir”(5).

(Enbiya /25-)“(Ey Muhammed),senden önce gönderdiğimiz her elçiye,”Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk edin”diye vahy etmişizdir.”(6)

Dolayısı ile ilk peygamber olan Hz. Âdem nasıl Allahın bir peygamberi, dini ve kitabı/suhufları ne kadar hak ise.

Xatemul Enbiya(son peygamber ) olan Hz Muhammed ve ikisi arasında gelen bütün peygamberler de, onların kitapları da haktır. Hepsinin müntesipleri kendi dönemlerinin Müslümanlarıdırlar.

On Emir, Tevrat ve Kur'an'da nasıl Geçer? (8)

On Emire baktığımızda Hıristiyanlar, On Emir'in iki taş levhaya kazınmış olarak; Müslümanlar ise vahiy ile Hz. Musa'ya bildirildiğine inanırlar. Tevrat'ı oluşturan kitaplarda On Emr’in çeşitli devirlere ait birbirinden farklı anlatımları vardır. ( 7)

A. Yahudi kutsal kitabında On emir:

Eski Ahit Musa (as.) peygamberin Sina Dağı’nda beraberinde levhalarla indiğinden bahseder. Kavminin buzağıya taptığını görünce elindeki levhaları kırar. Kırılan levhalar Tanrının yazdığı levhalardı. Musa (a.s)’dan öncekilere benzer iki levha yapması istenir.

O, kırk günlük ikinci buluşmanın ardından bu kez Tanrı’nın yardımıyla kendisinin yazdığı 10 Emir’i içeren yeni levhalar ile kavmine geri döner. Tanrı’nın emriyle bu levhaları ahit sandığı ismindeki kutsal sandığa koyar.

Tewrât’ta On Emir:

1. Tanrı’dan başka herhangi bir tanrıya tapmayacaksın

2. Putlar yapıp onlara tapmayacaksın

3. Tanrı’nın adını boş yere ağzına almayacaksın

4. Şabat(Cumartesi) Günü’nü kutsal sayacaksın ve o gün hiçbir iş yapmayacaksın

5. Annene ve babana saygı göstereceksin

6. Adam öldürmeyeceksin

7. Zina etmeyeceksin

8. Çalmayacaksın

9. Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin

10. Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin. (8)

B. Kurân’da On emir’den bahsedilmesi:

On Emir- Cumartesi yasağı hariç-geri kalanı Kuran’da geçmektedir. Ancak Kurân, cumartesi yasağı yani Şabat günüyle ilgili konudan sadece bahseder.

Kurân’da On emir, her ne kadar rakamsal olarak ifade edilmemişse de, yükümlü tutulan bilgileri sayılmıştır.

Eski Ahit’teki On emirden biri olan Cumartesi gününe saygı ise, Yahudilere özgü bir hükümdür:

(Nahl- 124) “Cumartesi günü, Dininde ihtilafa düşenlere belirli gün kılındı. Rabbin, tartışmakta oldukları şey hakkında, onlar arasında kıyamet günü hüküm verecektir.”

Kurân’ da On Emir:

Evamir-i Aşere de denilen On emir, Kurân’da Bakara suresi 83-84.cü ayetlerde anlatılır:

(Bakara -83) "Bir vakit İsrail oğullarından söz alıp: 'Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin, insanlara tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin" demiştik. Sonra pek azınız hariç sözünüzden döndünüz. Hala da yüz çevirmektesiniz."

(Bakara -84) "Hani sizden, birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi Ülke/Yurtlarınızdan çıkarmayın diye söz almıştık, siz de bunu kabul etmiştiniz. Buna siz de şahitlik edersiniz." (7)

Bu konular, Kurân’da açıkça söz edilen konulardır. Bu ayetlerin dışında, İsrâ Suresi-Ayet 22-39’da 10 Emir’deki yasaklardan bahsedilir.(8)

 

Kurân’ da İyiliği Yap Emri (Emri bil mâruf):

(Al-i İmran /104) “Sizden iyiye çağıran, uygun olanı emreden ve kötülüğü yasaklayan bir topluluk olsun. İşte onlar başarıya ulaşanlardır.”(9).

(Sebe /41) “Biz onları yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekât verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasaklarlar. İşlerin sonucu Allaha aittir.” (10)

Kurân, bize ilk insan olan Hz Âdemin dünyaya geliş serüvenini, İkinci Âdem olan Hz.Nuh’un yaşadığı tufanı, Hz. Musa’nın kendi kavmini kurtarmak için firavunla olan mücadelesini. Hz. ibrahimin putlara karşı direnişini, bu yüzden ateşe atılışını.

Hz.Yusuf’un gerek kardeşleri tarafından, gerekse firâvun’ların sarayında uğradığı zulüm, başardığı bilge yöneticilik sayesinde Mısıra Sultan/Peygamber oluşunu, Züleyha’ya karşı vermiş olduğu hayâ ve iffetini koruma mücadelesini.

Hz.ismail’in Allah’a karşı iman yüklü teslimiyetini, bu nedenle babasına olan itaatini. Aynı zamanda bir kral olan Hz. Süleyman’ın hayvanlar âleminin diline olan hâkimiyetini ve Belkıs’ın tahtı/ mülküne dair yaşanmışlıkları…

Hz. İsa’nın, insanlık sevgisi ve barışçıl engin sabrını. Ve son olarak bir insan, bir yetim, bir özgürlük peygamberi, bir önder olarak Hz. Muhammed’in yaşam pratiğini…

Kısacası bütün peygamber, resul ve nebilerin ibret verici hayat hikâyeleri ve mücadelelerinden dersler almamızı istiyor. Ama ne yazık ki biz bütün bunları, sadece fantastik ve arkaik birer mistik hikâye olarak okuyup geçiyoruz.

Kurân bize varlıkları ile Hakkı, Âdaleti, İnsanın hak ve onurunu örten, ortadan kaldıran öteleyen, birer zülüm, ihtikâr(Vurgunculuk) ve katliam mekanizmasına dönüşmüş hiçbir yapı, örgüt ve devletin varlığını, bütünlüğünü korumak için insanları öldürmemizi, cinayet işlememizi emretmiyor.

 Bunun için insanların, canlıların yer yurtlarını silahlar, tank, top, savaş uçakları, füze gibi ağır savaş aletleri ile yakıp yıkmamızı emretmiyor.

Birer zulüm ve irtikâp(kötülük-rüşvet-yiyicilik) makinesi haline gelmiş bu çürük yapıları korumak için sivil yaşamı rehin almamızı emretmiyor. Ama biz bunların hepsini en nobran bir ruh hali yapıyoruz ne yazık ki.

Kurân bize zekâtı, infakı vermeyi, haccı, namazı eda etmeyi, orucu tutmayı, Allah’ı çokça anmayı, kardeşlerimize, yetime, yoksula, düşküne, muhtaca yardım etmeyi kesin kes olarak emrediyor.

Ama biz bunların içinde sadece işimize geleni, bize getirisi olanını, imajımızı düzeltenleri yapıyoruz. Özellikle son yıllarda artık iyice turistik bir şova dönüştürülen Hacc ibadetini en az yedi kez yapmayı tercih ediyoruz.

Oysa kapı komşumuz veya mahallemizde açlıktan dengesini ve imanını kaybetmek üzere olan insanlar, Müslümanlar var. Acı olan bunu, bütün bunlardan haberdar olarak yapıyoruz...

Kurân’ da Kötülüğü Engelle Emri (Nehyi Enil Münker):

(Al-i İmran/110) “Siz, uygun olanı emreden, kötülüğü yasaklayan ve Allaha inanan insanlar için ortaya çıkarılmış en iyi ümmetsiniz. Kitap ehli de inanmış olsaydı onların iyiliğine olurdu. Onların bir kısmı inanmış, çoğu da yoldan çıkmıştır.”(11).

(Hac /40)“ Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı. İçlerinde Allah’ın adı çok anılan Manastırlar, Kiliseler, Havralar ve Mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir” (12)

Kurân hiç bir ırkçılığı onaylamadığı gibi hiç bir kavim ve milletin varlığını, değerlerini inkârı da onaylamıyor.

 Kurân, Allahın yarattığı bütün dil ve meşru değerleri kabul ediyor. Dil ve değerlerin ceberut bir ırkçılıkla inkâr edilip yasaklanmasını asla onaylamıyor.

Kurân, gerek etrafımızda, gerekse yeryüzünde insanlar açlık ve yoksulluktan, sefaletten, tıbbi imkân ve alt yapı yetersizliğinden dolayı toplu halde ölümlerle pençeleşirken, bize lüks ve israfın dibine vuran yüksek katlı rezidanslar, villalar, yatlar inşa etmemizi.

Milyar dolarlık arabalar, özel uçaklar almamızı. Sahillerde lüks Otel/Plajlar inşa etmemizi de emretmiyor. Bize bunları nehy ediyor. Ama biz bunların hepsini yapıyoruz.

Kurân, bize Zulüm, Kitâl/Katliam, Zina etmeyi, Faiz yemeyi, İçki içmeyi, Kumar, Fâl Okları ile oynamayı, Nifak-Fitne çıkarmayı, Çocuk istismarı, Sübyancılık etmeyi, Birilerinin mallarını haksız yere yemeyi, İsraf etmeyi.

Gelir adaletsizliğini, Haksız yere can almayı. İnsanların yer yurtlarını, Zirai mahsulleri, Ekinleri, Ormanları, Doğayı yakıp yıkmayı, onlara zarar verip tahrib etmeyi. Zulüm ve vahşete dayalı saltanatlar kurmayı kesin kes nehy ediyor. Haramdır hükmü ile yasaklıyor...

 Ama ne yazık ki biz ferd ve toplum olarak bunların hiç birini takmıyoruz. Hepsini tasarlayarak /planlayarak, keyif ve afiyetle yapıyoruz.

Peki, bu durumda biz ne oluyoruz? Özellikle biz kendimizi çok Müslüman olarak kabul edenlerimiz, dini sıfat olarak biz ne oluyoruz?

Müslüman mı? Gâvur, Münafık, Bağiy, Müstağni, Zalim, Fasık, Sapık mı? Hangisi acaba?

Kurân’da Kürtlerin Hal ve Durumlarına dair bir emir veya uyarı var mı?

(Hucurat/13)“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”(13).

(Rûm/22) “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” (14)

(Hucurat-11) “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (15)

Hz. Peygamber hadislerinde:  “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”  Kendiniz için istediğinizi kardeşleriniz için istemedikçe iman etmiş olmazsınız. İman etmedikçe de cennete giremezsiniz…” der. (16 )

“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hiyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terketmez. Her müslümanın, diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. Takvâ buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter.  (17)

 “Sizden herhangi biriniz bir kötülük gördüğünde onu eliyle değiştirmeye çalışsın. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirmeye çalışsın. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf mertebesidir.”(18)

“Ey Müslümanlar hem mazlum hem de zalim kardeşlerinize yardım ediniz”, der. Sahabi, ya resulullah mazluma yardımı anladık da, zalime nasıl yardım edeceğiz? Deyince, Resulullah: Zülmüne engel olunuz…”der. (19)  

“Kıyamet gününde boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacaktır.” buyurur. (20)

Zalime yardım zulümdür. Zulme rıza zulümdür. Zulme sebep olan, ona arka çıkan, rıza gösteren, hatta ses çıkarmayan da zalimdir.

Allah Rasûlü:

“Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” der. Bir başka hadislerinde de: “Bir kimse bir zulme yardım etse, bundan vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabındadır.” buyurmuştur.(21)

 Nitekim yüce Allah:

(Hud-113)’te :“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur.” der. (22)

 Şimdi bütün bu aktarımlar ışığında Kurd ve Kurdistan Meselesine bakabiliriz. Yukarıda da değinmiştik.

Kürtler’i  Kurân ile susturmaya çalışıyorlar.

Bu çerçevede Kurân’ı eline alan her şowmen, en çok da Kurd ve Kurdistan Meselesi üzerinden bütün Kurdlerin üzerine, özellikle dindar/muhafazakâr Kurdlerin üzerine gidip, akılları sıra onları Kurân ile en tabii helal ve meşru haklarından caydırmaya çalışıyorlar.

Kurdlere diyorlar ki: Efendim, Kurân’da Kurd ve Kurdistan kavramları hiç geçmiyor ki. Irkçılık kokan böylesine malayani şeylerle neden zaman, imkân ve ömür sermayenizi harcıyorsunuz? İmanınızı bile tehlikede. Farkında değil misiniz?

Aslında böylesi sorular, bize çok garip gelse de çok güzel bir yerden gelen sorular… Düşünebilen insanlar, Müslümanlar, özellikle biz Kurd Müslümanlar için böylelerinden bu tarz soruların gelmesi, çok daha güzel. Çünkü bu tarz sorular adeta bir cellâdın kendi idam hükmünü kendi elleriyle onaylaması gibi garip bir tablo çıkarıyor karşımıza.

Peki dini bütün, muttaki din kardeşlerimiz. Yukarıdaki ayet ve hadisler ışığında, aynı soruları bu sefer biz soralım size. Kurân’da Türk, Arap, Fars, Osmanlı, Selçuklu, Emevi, Abbasi, Alman, İngiliz, ABD, Rus… Devletlerinin, Ulusal kültür ve yerel değerlerini ister zorla, ister kandırarak, gönüllü bir irade ile kabul edeceksiniz, diye bir hüküm var mı? Bütün temiz vicdanlara göre yoktur.

Kurdler, şu meşhur İslâm ümmeti içinde, mevcut Müslüman toplulukların bir parçası, bir kardeşi midir, değil midir?  Eğer kardeşi ise bu kardeş, bu ümmetin sahip olduğu haklardan/ mevhumlardan neden mahrum?  Bu kardeş nasıl büyük bir günahı işlemiş ki, en tabii haklarından bile mahrum? Kardeş değillerse neden kendi haklarına sahip değiller? Size karşı savaşan elin bütün “Gâvurlar”ının haklarını verdiniz. Azınlık hakları adı altında onlar için Kreş, ilk, orta, lise, Kolej ve Üniversiteler açtınız.

Diğer ve belki de en önemli bir husus: Mesela, özellikle Ortadoğu’da Türkler, Araplar, Farslar bir veya birkaç devlete sahipler. Bu devletleri temsilen birer resmi bayrakları, resmi dilleri var.

Bu devletlerin sınırlarını koruyan milli orduları var. Polisleri, jandarmaları, istihbarat teşkilatları var. Cumhurbaşkanları, başbakanları var. Eğitim/Kültür, Maliye/ekonomi, sağlık, kalkınma iç, dış… gibi daha pek çok bakanlıkları var. Ve bütün bunlar bu milletlerin milli varlıklarını koruyor. Kendileri için gerekli ve milli olan bütün proje ve hedeflerini birebir gerçekleştiriyorlar.

Ama sıra Kurdler için aynı şeylerin gereğinin yapılmasına gelince başta din ve tarih olgusu olmak üzere her şey ya intihar ediyor, ya da zil zurna sarhoş olup kafayı yiyiyorlar. Çünkü Kurdler, tarihin kritik dönemlerinde, önemli kavşaklarında özellikle Türkler için “din kardeşliği” adı altında yaptıkları fedakârlık ve iş birliğinin ceremesini çekiyorlar, diyebiliriz.

“1071’de Malazgirt’te Anadolu’ya doğru göç yolundaki Alpaslan’a, Bizans ordularına karşı destek veriyorlar.

1514’te Çaldıranda Safevi/Şii-İran hükümdarı Şah İsmail’e karşı Sünni- Osmanlı / Türk sultanı Yavuz Sultan selimi desteklediler. Böylece İran saldırılarına set çekmiş oldular.

1.ci Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşında ise dağılan Osmanlı sonrası, batı işgaline uğrayan Anadolu’da bağımsızlıkları çok ciddi bir şekilde tehlikeye düşen Türkler ile yine kader birliği yaptılar…”(23)

Ama Kurdler’in hep iyi niyete dayalı bütün bu özveri ve fedakârlıklarının karşılığı, tarih ve din olgusu çarpıtılıp tersyüz edilerek kendilerine hep katliam, kıyım, idam, hapis, sürgün, talan ve Asimilasyon olarak unutulmaz bir hediye gibi geri iade edildi. Günümüzdeki hallerini ise bizler şu anda canlı olarak yaşıyoruz…

Kurdlerin bu coğrafyada, bu topraklardaki geçmişleri 5000 yılı bulur. Ve Kurdler, buranın yerleşik bir milletidirler. Buraya bir yerlerden Göç veya sürgünlerle falan gelip yerleşmemişler.(24 a,b). Nüfusları 50 milyon civarıdır. Çünkü bu güne kadar nüfus sayımlarını yapmaları bile yasaktır. Topraklarına ortalama büyüklükteki üç dört devlet rahatlıkla yerleşebilir... Ancak bu topraklar yüz yıldır, Kardeşçe Müslümanlık iddialı dört ülke tarafından işgal yolu ile paylaştırılmış durumda.

Kurdler, şu anda İşgal altında oldukları hemen her yerde en başta yaşam hakkı dâhil, her türlü temel insani haklardan mahrumlar. Ana kucağındaki çocuklarına dahi ana dillerini öğreten bir Kreş, bir Anaokulu açmaları yasak. Yani dini bir terim ile haram. Yukarıda sözünü ettiğimiz sembol ve teşkilatlardan söz etmeleri bile ölüm, talan ve sürgün fermanlarına yol açıyor.

Kurdler, tarih sahnesine çıktıktan bu yana, özellikle milattan sonra millet oluş serüvenlerinde bağımsız bir devlet kurumsallığını gerçekleştiremedikleri, Anadillerini resmi bir eğitim dili olarak kamusal alanda hâkim kılmadıkları için bu gün bu zulüm ve perişanlığı yaşıyorlar diyebiliriz.

O halde buyurun bu konuyu Kurân’a götürelim. Çünkü bu mevzuların hiç biri Kuran’da geçmiyor. Ne Arap, Türk ve Farsların, ne de Kürtlerin isimleri ve sorunları bu şekliyle Kurânda hiçbir şekilde geçmiyor.

Mademki bu meseleler Kurân’da geçmiyor. O halde neden birileri kendileri için bunları ölümüne savunuyor? Ve neden Kurdlerin bir hakları, bir kazanımları söz konusu olduğunda ölümüne karşı çıkıyorlar? Bu çok temel bir çelişki değil midir?

Yukarıda vurgulamıştık. Bütün Müslümanların ortak inancına göre Kurân, bu kâinatta, bütün insanların hayatı için gönderilmiş en adil, en işlevsel bir kitap değil midir?

Allah, bütün âlemin rabbi değil midir? Adil olan bu Allah Türk’e, Araba, Aceme verdiği meşru hakları neden Kurdlerden esirgesin?  Kurdler ile Allah arasında hâşâ özel bir kavga/problem mi var?

Şayet bu cürüm ve zulümleri Allaha mal edersek, bu durum Allahın bütün kâinatın, bütün kavim ve milletlerin rabbi olma ilkesine halel getirmez mi? Bu durum, onun evrensel adil olma sıfatı ile çelişmiyor mu? Yoksa birileri Allahın egemenlik hakkını dahi gasp mı etmiş?

Yok, yok, bu soruların hepsi belki haklı ama aslında geçersiz sorulardır. Geçerli olan şudur. Allah bütün bunlardan beridir. Kêlamı olan Kurân, bunlardan beridir. Allahın hiçbir millete ne özel bir akrabalığı, ne de düşmanlığı vardır. Birine verdiklerini diğerinden asla esirgemez.

Fakat İblis/Şeytan, birilerinin bir yerlerinden girip kimi arızi hırslar uğruna bütün organlarına ve duyargalarına sürekli üflüyor. Bu yüzden beyin, göz, kulak ve yürekleri çoğunluğu Müslüman bir kavim/millet olan Kürtlerin hakları konusunda kara bir mühür ile mühürlenmiş durumda. Onlara dair hiç bir şeyi görmek istemiyorlar.

Ancak bu istemeyişlerini meşru göstermek içen Allah’a ve Kurân’a yıkmak istiyorlar. Böylece kendilerini temize çıkarmak istiyorlar. Olay bu kadar basit ve net bir açıklığa sahiptir.Yaptıkları şudur: Hakkı Hak ile. Kurânın emir ve hükümlerini Kurân ile boğmaya, susturmaya çalışmak.

Rabbim bizleri hiç kimsenin haklarını gasp eden zalimlerden etmesin. İsimleri haksız yere can alan katillerin defterlerinde yazılanlardan etmesin. Hak ve hakikate kör etmesin. Meşru, temel insani ve Milli Hakları zor ve hilenin gücü ile ellerinden alınmış mazlum Kürt milletini, dünyadaki bütün mazlumları meşru haklarına biran önce kavuştursun.

Kurân, kendisini kullanmaya kalkışan, onun evrensel hükümleri ile mazlumların haklarını ve seslerini gasp edenleri Allahın azametiyle, hakkı kabule yanaştırsın. Bu toprakları kan ve gözyaşının, katliam, talan, hapis ve sürgünlerin esaretinden kurtarsın. Hepimizi Kurân’ın esenliğinde felaha erdirsin.

12 Eylül 2018 /Diyarbakır

--------------------------------------

 

Dipnotlar:

(1)İlhami Güler-Vicdansız Müslümanlık-http://www.karar.com/gorusler/ilhami-guler-yazdi-vicdansiz-muslumanlik-962041

 (2) (Tevbe /37-38-39-40.Ayet).Konularına göre Kurân(sistematik Kuran fihristi)-Dç. Dr. Ömer Özsoy-Dç. Dr. İlhami Güler-fecr y.

(3) (Al-i İmran /3-4.Ayet) Konularına göre Kurân(sistematik Kuran fihristi)-Dç.Dr.Ömer  Özsoy-Dç.Dr.İlhami Güler-fecr y.

(4) http://www.mynet.com/cevaplar/elci-nebi-resul-peygamberler-ve-mucize-kavramlarinin-anlamlari-kisaca/7153182

(5)  (İbrahim /4-).(6) (Enbiya /25-)Konularına göre Kurân(sistematik Kuran fihristi)-Dç.Dr.Ömer  Özsoy-Dç.Dr.İlhami Güler-fecr y.

(7) http://www.islamiyasam.com/forum/topic372.html-(Tevrat, Çıkış, 20/1-17 ve 34/1-25; Tesniye, 5/8-21).

 (8) http://www.fecirvakti.com/d/136754/on-emir-tevrat-ve-kur-an-da-nasil-gecer-

(9) (Al-i İmran /104),(10) (Sebe /41), (11) (Al-i İmran/110) Konularına göre Kurân(sistematik Kuran fihristi)-Dç.Dr.Ömer  Özsoy-Dç.Dr.İlhami Güler-fecr y.

(12) (Hac /40 Ayet.),(13)(Hucurat/13.Ayet),(14)(Rûm/22.Ayet),(15)(Hucurat11.Ayet). Diyanet İşleri meali  http://www.kuranmeali.org/

(16) (Buhârî,Îmân7;Müslim,Îmân71-72.Ayrıca bk.Tirmizî, Kıyâmet 59;Nesâî,Îmân 19 33;İbn Mâce,Mukaddime 9Enes radıyallahu anh rivayet etmişti)

 (17) (Tirmizî, Birr 18.) http://www.burhandergisi.com/pdf/153.pdf

(18) (Müslim).

(19) (K.Sitte:9/380) , (20) (Ramuz:345/10),(21) (Ramuz:406/4) https://1000kitap.com/demisti zamaninda-salih--175747

 (22) http://www.kuranmeali.org/11/hud_suresi/113.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

(23) Çözül(e)meyen Kürt Sorunu-Ahmet Özer sayfa 109-Hemen kitap

(24-a) Kurdler, 5000 yıldır Etnolojik ismi yaşayan dünyadaki nadir halklardan biridir.Kürtlerin Ataları Hurri-mitanidir.Onlara ait yapılan kazılarda elde edilen eserlerin M.Ö.4000 yıllarına ait olduğu belirtilmektedir. 100 soruda Kurd sorunu- Ahmet Özer sayfa 27-Hemen kitap

b) Kurdler ve Kurdistan tarihi-sayfa-67-M.Emin Zeki beg-Nubihar y.)” Ur” hükümetinin üçüncü dönemi yani m.ö 2300-2150 yılları arasında Kürdistanın Dicle Nehrinin doğu bölgesine askeri saldırı düzenlendi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.