1. HABERLER

  2. SÖYLEŞİ

  3. Türk akademisyen: Kürdistan’ın bağımsız olacağına inanıyorum
Türk akademisyen: Kürdistan’ın bağımsız olacağına inanıyorum

Türk akademisyen: Kürdistan’ın bağımsız olacağına inanıyorum

Kürdistan Bölgesi’ndeki Lübnan Fransız Üniv.de görev yapan Türk akademisyen Assoc. Prof. Dr. Zulal Atalay, Erbil’in önceki yıllara oranla yürüttüğü diplomasisinin başarılı olduğunu belirterek, “Ancak Kürdistan’ın daha sıkı diplomatlara ihtiyacı var" dedi

A+A-

Zulal Atalay, “Türkiye, Kürdistan’a ‘ertele’ dedi. Fakat öte yandan da objektif olmak gerekiyor. Bölgesel Yönetimin de kendi içinde, parlamentosunda aldığı bir kararı vardı. Sayın Mesud Barzani bu kararı parlamentoyla birlikte aldı” diye konuştu.

 

Atalay, “Ana fikri Kürdistan’ın büyümesi, gelişmesi temeline dayarak siyasi ilişkileri sağlanırsa aşılabilir. Ben ileride Kürdistan’ın gerçekten bağımsız bir devlet olacağına da inanıyorum” ifadelerini kullandı.

 

Başkan Mesud Barzani’nin, referanduma ilişkin “Kürt halkının elinde güçlü bir kart var ve bu kart mutlaka kullanılacaktır” sözüne Zulal Atalay, “Evet. Bende öyle düşünüyorum. Tabiki bu Kürdistan halkı için doğru bir karttır” dedi.

 

Assoc. Prof. Dr. Zulal Atalay  Rûdaw’ın sorularını yanıtladı...

 

Kürdistan Bölgesi’nin diplomatik atılımlarını önceki yıllara göre nasıl buluyorsunuz?

 

Önceki yıllara göre, Kürdistan Bölgesi’nin yürüttüğü diplomasi daha profesyonel bir yön kazanmış durumda. Ancak, içinde bulunduğumuz ve yaşanan bir takım uluslararası kriz ve sorunları düşünürsek çok daha iyi olmalı. Çünkü; Kürdistan Bölgesi’nin halen çok sıkı diplomatlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ama eskiye oranla tabiki şimdi daha başarılı. Avrupa Parlamentosu ya da uluslararası bazı kurumlarla oluşturduğu sağlıklı ilişkisi, sınır komşularıyla yürüttüğü ilişkisi ve kamu diplomasisi her geçen gün gelişmekte. İlerleyen zamanlarda daha da güçlü ve başarılı olacağına inanmaktayım.

 

Kürdistan Bölgesi’nin referandumla birlikte, başta komşu ülkeler olmak üzere bazı ülkelerle yaşadığı bir kriz var...

 

Evet...Tabii ki bu kriz öncesinde komşularla yaşanabilecek krize dair bir takım siyasi ve diplomatik önlemler alma ve yaşanması olası kriz ve sorunların çözümüne yönelik bir politika izlenmiş olsaydı belki biraz daha şiddeti az bir sarsıntı yaşanabilirdi. Tabii ki burada farklı grupların ve  bir takım unsurların da varlığını gözardı edemeyiz. Yaşanan krizin büyüklüğünde, bu unsurlarında olumsuz katkıları fazlasıyla olmuştur. Örneğin; hem komşu ülkelerdeki bazı yayın organları, hem de Kürdistan Bölgesindeki bazı yayın organları ve bazı gruplar, çok kirli bir takım propagandalar yapıp ortamı fazlasıyla germişlerdir. Bu tarz kirli propagandalar hiç bir zaman Kürdistanın lehine değildir. Bilakis aleyhinedir. Kürdistanı gerçekten seven ve vatan sevgisi olan hiç bir vatandaş bu tür kirli faliyetler içinde bulunmamalıdır.

 

Özellikle son yaşanan gelişmelerin ardından Kürdistan’ın Türkiye’ye yönelik diplomatik girişimleri konusunda ne düşünüyorsunuz?

 

Kürdistan Bölgesi, 25 Eylül’de geleceği açısından çok önemli bir refarandum kararı aldı. Bunun öncesine kadar Türkiye ile sağlıklı siyasi ve diplomatik bir ilişkisi vardı. Ama bölgede yaşanan terör ve bir takım bölgesel faktörler Kürdistan’ın referandumla ilgili verdiği kararı olumsuz etkiledi. Çünkü komşular, kendilerinin sınır güvenliklerini düşünmekteler. Türkiye, Kürdistan’a “ertele”  dedi. Fakat öte yandan da objektif olmak gerekiyor. Bölgesel Yönetimin de kendi içinde, parlamentosunda aldığı bir kararı vardı. Sayın Mesud Barzani bu kararı parlamentoyla birlikte aldı. Eğer referandum kararından geri dönmüş olsaydı halkı önünde küçük düşmüş olacaktı. Bu açıdan da olayı değerlendirmeliyiz.

 

Nihayetinde referandum yapıldı. Bir takım diplomatik ve siyasi krizler yaşandı. Ama önümüzdeki dönemlerde Kürdistan Bölgesi’nin daha güçlü bir vizyona kavuşması gerekmekte. Önümüzde yapılması gereken bir seçim var. Bu seçim sonucunda yeni bir parlamentoyla, daha güçlü bir kabineyle, daha sıkı ve doğru vizyonla bir takım sorunların daha rahat aşılacağına inanmaktayım.  Zaman zaman tüm ülkelerde dönemsel yaşanan siyasi buhranlar ve krizler olabiliyor. Burası bölgesel bir hükümet, bölgesel bir devlet... Halen kendi yapı ve bünyesine uygun hukuk kurallarını uygulayamamakta. Irak Federal Cumhuriyeti’ne bağlı olmasından kaynaklanan bir takım uyumsuzluklar olabilir. Sıkıntılar olabiliyor. Bunlar aşılacak şeyler.

 

Nasıl aşılabilir...

 

Bunların hepsi zaman içerisinde parlamentoda yapılacak çalışmalarla, güçlü bir parlamentoyla aşılabilir. Şu anda olduğu gibi partilerin kopuk ilişkileriyle değil. Ana fikri Kürdistan’ın büyümesi, gelişmesi temeline dayarak siyasi ilişkileri sağlanırsa aşılabilir. Ben ileride Kürdistan’ın gerçekten bağımsız bir devlet olacağına da inanıyorum. Çünkü herşey doğru diplomasi, komşularla doğru ilişkilerle doğru siyaset üzerine kurulmalı.

 

Mevcut durumda hükümetin gerçekten de çok yapıcı bir siyaset yürüttüğüne inanıyorum. Çünkü kabine içinde de bulunan bazı partilerin komşuları rahatsız edici, krizi pompalayıcı, bir takım fraksiyonları destekleyeci bir şekilde davranması hükümetin denge unsurlarına zarar vermekte ve  çalışmalarını baltalamakta. Umut ediyorum ki, önümüzdeki parlamento seçiminde daha sistematik, daha doğru partilerin, özelikle gerçekten vatan sevgisi şiarıyla hareket eden partilerin bir araya gelmesiyle, daha güçlü ve dengeli bir parlamento ve hükümetle komşularla yaşanan krizlerin aşılabileceğine inanmaktayım.

 

Buradaki kilit nokta, doğru siyaset dengesini yaratan Kürdistan Parlamentosu mudur?

 

Evet. Mevcut durumda Kürdistan Parlamentosu’nun birlik halinde olması gerekmekte. Bağdat ile de sorunların aşmanın ana kilidi “hep bir arada” olmaktır. Yani sorunları çözmek adına sorumluluğu başbakana veya devlet başkanına yüklemekle sorunlar aşılamaz.

 

Bu bir takım oyunudur ve şu anda Kürdistan Parlamentosu’ndaki oyuncuların bacağı ise kırık. Bu durumda başbakan ne yapsın, devlet başkanı ne yapsın. Çünkü takım oyuncuları eksik. Sayın Neçirvan Barzani gerçekten oldukça yapıcı bir politika yürütmekte. Fakat ben kendisinin yanlız bırakıldığını düşünmekteyim. Parlamentoda gerçek bir güç birliği sağlanamamasından dolayı kendisinin yanlız bırakıldığına inanmaktayım. Çünkü takımda oyncular eksik.

 

Kürdistan ve  Kürt halkının birliği ve dirliğiyse ana amaç, siyasi partiler güçbirliği oluşturmalılar. Bir araya gelmelerinden, ortak hareket etmelerinden yanayım. Ayrışırsan bölünürsün. Uluslararası politikada da bu böyle. Örneğin; Türkiye açısından düşünürsek, Türkiye’ye saldıranlar oldukça fazla. Çünkü; Türkiye jeopolitik değeri çok yüksek bir ülke. Türkiye bu durumda nasıl ayakta kalıyor. Öyle bir an geliyor ki, tüm partiler bir araya geliyor.  Ayrışmıyor birleşiyor. Türk halkı da öyle. Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkezi aynı bayrak altında toplanabiliyor. Ama Kürdistan’da maalesef öyle değil. Burada sadece Kürt halkı yok, Süryani, Kildani, Asuri, Arap ve Türkmeni ile birlikte bir çok vatandaş grubu bulunmakta. Siyasi açıdan Süleymaniye ve Erbil ayrışmasına da doğru bulmuyorum. Bu tutum bölge halkına zarar vermekte. Siyaset bölgede bu şekilde devam ederse Kürdistan kanadı kırık bir kuş gibi olacaktır. Kürdistan’da bölgede tek kanatlı bir kuş gibi uçmaya çalışacak. Güçlü olması için iki kanadının da sağlam olması gerekiyor.

 

Erbil’i kendine yakın gören Türkiye, özellikle referandumun ardından Erbil’den uzaklaşırken, Bağdat ile yakınlaştı. Bundan sonraki süreci nasıl okuyorsunuz?  İlişkilerin düzelme şansı var mı?

 

Türkiye’de aslında Erbil ya da Bağdat önceliği yok. Türkiye,  yaşadığı büyük terör probleminden dolayı gard almış durumda. Türkiye, birkaç terör unsuruna karşı mücadele vermek zorunda. Tabiki referandum öncesinde hem Türkiye içinde ki bazı unsurlar tarafından, hem dışardan çok fazla negatif kışkırtmacı yönde provokasyonlar yapıldı. Diplomasi de “Sen benim dostumsun, ama siyasi çıkarlarım söz konusu olunca sadece kendi çıkarlarımı düşünürüm” düşüncesi hakimdir.

 

Türkiye ile yaşanan siyasi kriz, belirli kişilerin belirli partilerin ya da belirli grupların yaptığı yanlış politikalar, kışkırtıcı ve provokatif  çalışmalar nedeniyle bu duruma gelindi. Umarım doğru işleyen bir parlamentoda söz konusu sorunlar düzelir.

 

Referandum için doğru zaman olmadığı görüşlerine karşılık, Başkan Mesud Barzani, “Kürt halkının elinde güçlü bir kart var ve bu kart mutlaka kullanılacaktır” demişti. Uluslararası hukuk hocası olarak siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. Referandum sonucunun ileride Kürdistan halkı lehine güçlü bir kart olacağını düşünüyor musunuz?

 

Evet. Bende öyle düşünüyorum. Tabiki bu Kürdistan halkı için doğru bir karttır. Kürdistan, burada halkının birlikte olduğunu kanıtladı. Özellikle Bağdat’a, “Biz bir arada olabiliyoruz. Bize haklarımızı iade etmeniz gerekiyor” denilen bir kırmızı ışıktı. Kürdistan’daki tüm bileşenler topluca Bağdat’a “Bize haklarımızı vermek zorundasınız” dediler. Kürdistan halkı liderlerinin güçlü olduğunu ve birlikte oldukları mesajını verdiler. Yani “Biz gerekirse ülkemiz için herşeyi yapabiliriz” mesajı verdiler. Bu açıdan baktığımızda Kürdistan halkı hakikaten elinde güçlü bir kart tutmakta fakat, komşular açısından referandumun siyasal anlamda zamanı değildi. Erkendi! Zemini zamana yayılarak sağlama alınabilirdi.  Özellikle uluslararası açıdan daha sıkı diplomatik alt yapılar kurulmuş olsaydı daha olumlu sonuç olabilirdi.

 

Referandumun doğru zamanda olmadığını belirttiniz. Ancak Erbil yönetimi, “Irak ve Heşdi Şabi güçlerinin referandum öncesi başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelere yerleşmesine dair planlarının olduğu, Havice operasyonun da Bağdat tarafından birkaç kez ertelenmesinin de bu plan çerçevesinde olmasından dolayı erteleme söz konusu olamayacağını” kaydetmişti.  Bir akademisyen olarak bu durumu nasıl okuyorsunuz?

 

Bu bölge hem tarihi olarak, hem  stratejik olarak büyük bir öneme sahip. Ortadoğu tarihini düşünürsek dış güçlerin oyunları bu topraklarda hiçbir zaman bitmemiştir. Referandum öncesinde de  bu bölge üzerinde kartlarını açık oynayan bir takım yapılar vardı. Bunu hepimiz biliyoruz. Referandum sonrasında ise hepsi kayboldular. Bölge yönetimini ve halkını yanlız bıraktılar. Bence aynı unsurlar Bağdat ile de başka kapılar arkasında, başka anlaşmalar çerçevesinde el sıkışmışlardı.Hepsi bir takım güçlerin kara oyunları... Hal böyle olunca, Kürdistan halkı ve yöneticileri gerçekten şunu daha iyi anlamış oldu; dış güçlerin desteğindense komşularının önemli olduğunu daha iyi kavradı. Yani sınır komşuları kıtalar arası komşulardan daha önemlidir her zaman. Bir deprem ya da başka bir felaket olduğu zaman size ilk yardım edecek kapı komşularınızdır.

 

Sonuç olarak, referandumla birlikte Kürdistan’ın bir takım kayıpları olduğu gibi kazançları da oldu. Bağdat yönetimi de bir takım şeyleri anlamış oldu. Daha önce boş olan masa artık dolu ve sorunları tartışmaya başladılar. Gelinen aşamada hava sahasının Perşembe günü açılması ve memur maaşlarının ödenmesi gibi...

 

Kürdistan Bölgesi ile komşu ülkeleri arasındaki durum böyle sürecek mi?

 

Hayır. Böyle devam etmeyeceğini düşünüyorum. Az önce de belirttiğim gibi hükümetin yaptığı çalışmalar, özellikle komşularıyla yaptıkları temaslar çok büyük önem arz ediyor. Türkiye açısından baktığımızda evet Türkiye referandumun yapılmasından dolayı kızdı. Ancak, krizi kanser haline getirmedi. Bu yönde olsaydı Konsolosluğu, Fişhabur’u kapatırdı. Ama bunu yapmadı hala devam etmekte olan siyasi ilişkilerimiz mevcut. Dönemsel bir kriz yaşanmakta fakat  bu da doğru diplomasiyle aşılacak bir sıkıntıdır.

 

Türkiye halen referandumu geçersiz görüyor. Referandum öncesinde bir takım provokatif ve olumsuz haberlerin yapılması, olayların yaşanması ülkeleri ister istemez belli bir tutum içine alır. Türkiye’nin yaptığı da budur. Sorunun zaman içerisinde aşılacağına inanıyorum. Tabii ki tarafların anlayış ve tutumları önemlidir.

 

 

O zaman Türkiye, Kürdistan Bölgesi’ni gözden çıkarmak istemiyor...

 

Kesinlikle çıkartmaz. Her şeyden önce bizim tarihsel ortak bir geçmişimiz var. Bu topraklar 250 yıl Selçuklu idaresinde kaldı. Bir dönem Arap istilasına uğradı fakat sonrasında Yavuz Sultan Selim  döneminde Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Bölge; 450 yıl Osmanlı himayesinde kaldı. Osmanlı Devleti o yüzyılda çok büyük bir ekonomik kriz yaşamaktaydı. İspanyol ve Fransızların bastığı bakır karışımlı adi paralar bölge ticaretiyle birlikte Osmanlıya da girmişti ve büyük bir enflasyonun başlamasına sebebiyet vermişti. Enflasyonun Osmanlıda bitmesini sağlayan Kürt aşiretleridir. Çünkü; Kürtler aşiret reisleri Yavuz Sultan Selim’e; “Siz bizi koruyun, biz de size vergi verelim. Vergileri de saf altın olarak verelim. Bununla birlikte İpekyolu Ticaretinde bizde  sizi koruyalım” teklifinde bulunmuştur. Söz konusu teklif Osmanlı’yı müthiş rahatlatmış ve Osmanlı ekonomisinin düzelmesini sağlamıştır.

 

Bu denli ortak yaşamış bir milletiz. Halihazır burada - Kürdistan’da- 50 bin Türk vatandaşı çalışmakta, çok sayıda da Türk şirketi bulunmaktadır. Habur Sınır Kapısı’ndan hergün yüzlerce ticari araç çift yönlü çalışıyor. Dolayısıyla Türkiye hiçbir zaman bu bölgeyi gözden çıkartmaz. Türkiye hiçbir zaman yıkıcı olmamıştır, yapıcı olmuştur. Bu bize atalarımızdan gelen bir gelenektir.

 

Bilindiği gibi yakın dönemde gerek Türk basınında, gerekse bazı Türk siyasi şahsiyetler tarafından Kürdistan Bölgesi ve yetkililerine yönelik oldukça hakaretvari ve kışkırtıcı söylemler kullanıldı. Bunun nedeni nedir?

 

Kürdistan’a gelip akademik çalışmalarımı sürdürmek istememin ana nedeni budur! Akademisyenlerimizin, siyasetçilerimizin gerçekten bölgeyi bilmeden, araştırmadan, sadece ön yargılı bilgilere dayalı yanlış bilgileri halka aksetmeleri yaşadığımız bu durumu doğurmakta. Bazı Milliyetçi siyasi yapılarda da bu durum mevcut malesef ki.. Herşeye objektif bakıp, yerinde görüp öğrenmemiz gerekiyor. Türkiye tarafından yapılan o kadar kışkırtıcı davranışlar var ki, belli terör gruplarının provakasyonları var. Türkiye’de Kürdistan denildiğinde sanki Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürdistan hooop gelip, Güney ve Doğu Anadolu’ya yerleştirilecek. Hiç öyle bir şey yok. Buradaki insanlar kendi yaşam savaşlarını vermekteler. Kaldı ki, buradaki halklar, Türk halkını kardeş olarak görmekte. Özellikle yanlış kazanımlar doğasına sebep oluyor.

 

Türk halkına gerçekleri anlatmak gerekiyor. Haberlerin ve TV yayınlarının birçoğunda gerçekten provakatif ve kışkırtıcı açıklamalarla karşılaşmaktayız. Bunların olmaması gerekiyor. Üzücü bir durum. Ne Kürdistan’ın, ne Türkiye’nin bu tür olaylara girmemesi gerekiyor. Özellikle bundan sonraki dönemlerde her iki tarafın daha yapıcı ve ihtiyatlı davranması gerekmekte. Bu konuda basına da büyük iş düşmektedir.

 

Türkiye’de, kurulucak Kürdistan’ın kendilerine tehdit olarak gören bir kesimden söz ettiniz...

 

Burada zaten bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi mevcut. Bizim konsolosluğumuz var. Zaten tanıyoruz. Burada Türkiye’yi rahatsız eden sadece bir takım terör unsurlarıdır. Ne Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ne de bölge vatandaşları....

 

Kastettiğiniz “terör unsurlarının” çözüleceğini düşünüyor musunuz?

 

Çözüleceğini düşünüyorum. Yeni yapılacak seçimlerle birlikte daha sağlam ve kemik bir parlamentoyla bunların aşılacağını düşünüyorum. Daha güçlü bir hükümet ve parlamento bu terör unsurlarını destekleyen güçlere karşı daha belirgin bir tavır izlerse aşılmaması için hiç bir neden yoktur.  Ben bir Türk olarak, buradaki Kürdistan halkını çok seviyorum. Kürdistan halkından da vatanlarını daima çok sevmelerini ve hiç bir dış unsurun kara oyunlarına alet olmamalarını tavsiye ediyorum.

 

Sözleriniz her iki taraf için geçerli...

 

Evet. Kürdistan ve Türkiye’yi kastediyorum. Kürdistan halkının vatanını severek, koruması gerekiyor. Bu topraklar çok bereketli topraklar, her türlü kıtalar arası unsurların gözü burada. Buraya niye asker gönderiyorlar? Çünkü petrol var, doğalgaz var...

 

Petrol ve doğalgazdan söz ettiniz. Özellikle referandumun ardından Türkiye, Kerkük petrolünün ihracatına yönelik Erbil yerine Bağdat ile masaya oturacağını açıkladı. Konuşmanızda Ankara - Erbil arasında ilişkilerin düzeleceğini belirttiniz. Yaşanacak süreçte Erbil’in petrol görüşmelerinde masada yer almaması mümkün mü?

 

Bu referandum döneminde alınmış bir karardı. Referandum sonrasında 16 Ekim’de Kerkük’e yapılan operasyonların ardından alınmış bir karardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı da açıkladı. Ama şu ana kadar bu karar gerçekleşmedi. Bağdat ile görüşmek üzere heyetler geldi vs. Kürdistan Bölgesi Bağdat ile masaya yeni oturmaya başladı. İlk görüşmede Davos’ta gerçekleşti. Kürdistan yönetiminin Bağdat’la bu sorunu çözeceğini düşünüyorum. Görüşmeler sonucunda Türkiye’nin Erbil ile doğrudan ilişkiye gireceği düşüncesindeyim. Türkiye, Erbil’e “Sen benim talebimi karşılamıyorsun, bende politikamı değiştiriyorum” dedi.

 

Uluslararası diplomasi de olabilecek şeylerdir. Ülkeler krizlere karşı her zaman gardını alır. Türkiye Erbil’e, “ben senin patronunla ilişkiye gireceğim. Sen patron değilsin patron yardımcısısın” dedi. Türkiye durumun düzelmesi halinde bölgesel yönetimle de ilişkisini düzeltecektir. Erbilin petrol görüşmelerinde olması Bağdat Merkezi Yönetiminin tutumuna bağlıdır. Eğer Merkezi Yönetim, Erbil’i de davet ederse tabii ki Türkiye neden Erbil’e de bu konuyu konuşmasın? Bu konuda ki sorunun çözümü Erbil – Bağdat arasındaki ilişki düzeyinde gizlidir. Aynı zamanda Bağdat’ın, Erbil’e olan samimiyeti ve verdiği sözlerin yerine getirilmesi hususlarında ki tutumunda da bağlıdır.

 

Kaldık ki Türkiye, Kürdistan ile ticaretini kesmiş olsaydı şimdiye kadar kesmiş olurdu. İlişkiler zaman içinde düzelecektir. Ben bu kanaatteyim. Yaşanan kriz büyük bir krizdi. Çözülmesi de o kadar kolay değil. Zaman bazen sorunlara ilaçtır. Abadi’nin hava sahasının açılmasına dair açıklaması ve Erbil’in Bağdat’ta yapılacak seçimlere olumlu yaklaşması da oldukça önemli. Hal böyle olunca, sorunların zaman içinde çözüleceğine inanmaktayım.

 

Yaşanan süreçte Türkmenlerin Erbil-Ankara arasında gereken olumlu rolü üstlendiğini düşünüyor musunuz?

 

Bu bölgede çok fazla Türk var. Ben Türkmen demek istemiyorum aslında. Türkmen kelimesi 1950’lerden sonra dile pelesenk olmuştur. Türk vardır... Türkmenler Oğuz soyundandır. Türkiye vatandaşları olmasalarda Türkler. Kürdistan’da hükümette, parlamentoda, kamu kurum ve kuruluşlarında, ticarette ciddi bir oranda Türk - Türkmen- var. Peşmergenin içinde de Türkmenler var. Kendi gazetelerini çıkartabiliyorlar. Radyo yayınları var. Vatandaşları arasında ayırım yapmadığı için Kürdistan liderlerini bu konuda takdir ediyorum. Bununla birlikte insanlar etnik ayırım olmaksızın eşit bir şekilde yaşıyorlar. Bu çok güzel. Oldukça güzel bir kenetlenme var. Benim için önemli olan Kürdistan halkıdır. Ayırım yapılmadığı için de devleti kutluyorum.

 

 

 

PORTRE/ Zulal Atalay

 

11 Şubat 1976 doğumlu Assoc. Prof. Dr. Zulal Atalay,  Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Lisans Eğitimini tamamladı. İngiltere’de Manchester Üniversitesi'nde Siyaset ve Uluslararası İlişkiler (Orta Doğu Çalışmaları) Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nda Meslek Memuru görevinin yanı sıra Kabil, Pretoria ve Berlin'de görev yaptı.

 

Zulal Atalay, ayrıca Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Akademisi'nde doktorasını tamamladı. Üniversitede ki  akademik kariyerini halen sürdürüyor.

 

Kürdistan Bölgesi’nde eğitim veren Lübnan Fransız Üniversitesi'nde akademik kariyerine devam etmekte olan Zulal Atalay’ın, Orta Doğu çalışmaları kapsamında birçok yayını ve çalışmaları bulunmaktadır.(rudaw)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.