1. YAZARLAR

  2. Mehmet Pala

  3. Türk Ulus Devletinin Ruhunu İncitmeden... Yetmez Ama Evet
Mehmet Pala

Mehmet Pala

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk Ulus Devletinin Ruhunu İncitmeden... Yetmez Ama Evet

A+A-

TÜRK ULUS DEVLETİNİN RUHUNU İNCİTMEDEN… YETMEZ AMA EVET

Türkiye cumhuriyeti devleti kendisini üzerine bina etmiş olduğu temel referanslarına dokunulmadığı müddetçe her türlü etkinliğe, değişime, yeniliğe tahammüllüdür. Hatta devletin bekasına katkı sunan en aykırı yaklaşımlara alan açma güzelliğini bile yapar.

 Aslında bu sadece Türk ulus devleti için geçerli olan bir yaklaşım değil, devlet olma tecrübesi olan diğer kadim milletlerde de geçerli olan bir tespittir. Devletsiz olan biz Kürtler, devletli olmanın nasıl bir duygu ve düşünceye tekabül ettiğini yaşayamadığımızdan devletlerin kendisini yaşatması için her türlü hukuksuzluğa, ahlaksızlığa, yolsuzluğa, hırsızlığa ve yalancılığa meşruiyet kazandırmasını kabullenemiyoruz.

Her türlü muhalefeti yapmayı insani vazife olarak üzerimize alıyoruz. Tabi devlet terbiyesi almamış, devletin kapısında ulufe beklemeyen Kürtler için bu söylediklerimiz daha isabetlidir. Fakat Kürtler kendi iç barışını sağlayamamış olmanın ve ulusal bilinç ve birliğini tesis edememiş olmasından dolayı çeşitli düşmanlıkları kendi içinde barındırmaktadır.

Çoğu zaman devletin hukuksuzluğu, gaspı ve işgali karşısında duranlar kendi düşmanını da yarattığından, bu düşmanları “düşmanımın düşmanı dostumdur” deyip konum almaktadırlar. Ve bu nokta da devletin bekası Türklerden çok bu tarz konumlananları kaygılandırmaktadır. Hatta kimi aşırıya varan zulümler karşısında “yapmayın, etmeyin bak devlet zarar görüyor” diyerek bize bok yediren, ceza evlerinde en onur kırıcı işkenceleri yapan, âlimlerimizi ve aydınlarımızı faili malum/meçhul cinayetlerle kaybettiren, ormanlarımızı yakan, katırlarımızı kurşunlayan, şehirlerimizi tanklar ve toplarla başımıza yıkan, uçaklarla çocuklarımızı katleden devletin zarar görmemesi için canhıraş feryat ederler.

Evet, Türk ulus devletinin bekası denildi mi Türk ulusunun bütün hizipleri, cemaatleri, partileri, tarikatları, sivil toplum örgütleri, kanat önderleri bir araya gelir hatta Türk ulusuna mensup olmayıp yanaşma olan eklentiler bile bu birliğe girerler. Çünkü Türk ulus devletinin bekası tehlikededir. Fakat bizim gibi devletsiz bir ulusun mensubu olanlar devlet sahibi olmadan hiçbir zaman anlayamayacağı bir haldir bu.

 Hayırda yardımlaşmanın insani evrensel bir ilke olduğunu kerim kitap söylemişti de kötülükte, batılda yardımlaşmayı nerden çıkarılabildi şaşırtıcı bir durumdur bizim için. Komşunun evini işgal etmiş olsa da babası, tarlasını işgal edip ekin ekse de babası, hayvanlarını talan etse de bu babasını savunan, babasını koruyan hatta eline sopayı alıp babasını savunmak için komşuya saldıran bu tarzı milyonların nasıl benimseye bildiğini biz bilemeyiz. Çünkü biz devletsiz bir ulusun müntesibi olmanın mecburu olduğumuz cehalet halini yaşıyoruz.

Bu ahval ve şeraitte… Yeni bir referandumun eşiğine girerken bir önceki referandumla ilgili ve o 12 Eylül 2010 referandum atmosferine dair bazı hatırlatmalarda bulunmak anın vacibidir. 2017 referandumu için daha uzun bir vakit var. Sonraki yazılarımızın bir kısmını da bu referanduma ayıracağız.

2010 referandumu yine bir anayasa değişimi istemine dairdi. 12 Eylül darbe anayasası değişecek ve yeni bir Türkiye’ye uyanılacaktı. Kemalizm’in ve askeri vesayetin beli kırılacaktı. Bunun için bütün İslami camiaların aydınları, alimleri ve kanaat önderleri kendi etkilerindeki kitleleri yönlendirerek EVET reyini kullanmalarını salık vermişlerdi. Hatta daha ileriye gitmişlerdi. Mahalle baskısı oluşturup kimi hassasiyetlerinden dolayı sandık başına gitmeyecek olanları bile dünya ve ahret ile korkutmuşlardı.

 Hızını alamayan bir hoca efendi (ki bugün bin pişman olmuştur her halde) imkânı olsa mezardaki ölüleri bile oy kullanmaları için diriltebileceğini söylüyordu. Bu hoca efendi darbe yapmakla suçlanan terörist olarak suçlanmaktadır. Birde liberaller vardı değil mi. Sosyal demokratlar… Hani YETMEZ AMA EVETçiler… Onların nerelerde olduğundan bahsetme cesareti olanlar bir adım öne çıksın.

Ahmet Altan vardı şair ve deneme ustası. Aynı zamanda askeri istibdat gerilesin diye konjüktürel bir araç olan TARAF gazetesinin lokomotifi hani… Daha birçok YETMEZ AMA EVET diyen yazar aydın şimdi Sn. Ahmet Altan gibi cezaevlerinde mahpushane duvarlarına “kendim ettim kendim buldum” nakaratını tekrar edip duruyor…

Evet, 2010 referandumu öncesin de söylediğimiz şuydu; “bu anayasa değişimi teklifi 12 Eylül askeri darbe anayasasının ruhunu incitmeyen bir değişim teklifidir. Sadece iktidarını tahkim edebilmenin önünde engel olan yargıya gerekli müdahaleyi yapabilmek için bu değişim çabası ve gürültüsü…” Yine fıkıh usulü kaidesi olan “maslahat ve mefsedet” kaidelerini referans olarak gösterip EVET reyine yeşil bir kılıf giydiren çok muteber hocalar da vardı.

Oysa İslami referanslar içerisinde maslahat ve mefsedet kaidelerinden daha bağlayıcı olan Kerim Kitabı’n muhkem ayetlerini görmezden gelmeleri “meşrulaştırma” gayretinin vardırdığı tahribatları gözler önüne sermektedir. Meşruiyetin referansları iktidar için meşrulaştırma araçlarına dönüştürülüyordu. O günden bu güne 12 Eylül 2010 anayasa değişimi referandumu unutulmuş ve bu günkü mevcut anayasa halen Kenan Evren’in hazırlattığı anayasa imiş gibi pazarlama tekniği ile propaganda yapılmakta.

Hal bu ki yargının ele ayağa düşmesini sağlayan, yargıyı siyasallaştıran, hukuku katleden Kürt siyasetçilerini hukuksuz bir şekilde tutuklayan, seçilmiş Kürt belediyelerine kayyum atayan iktidar 12 Eylül 2010 referandumun da YETMEZ AMA EVET diyenlerin çabalarıyla bu güne gelebilme imkânı yakaladı. 

 

 Evet 2017 referandumuna doğru zamanı tüketirken 12 Eylül 2010 referandumu öncesini ve sonrasını hatırlamakta fayda vardır. Anayasanın değişmeyen maddeleri olduğu gibi durmakta, yeni önerilen anayasada bir Kürt olarak kendime ait bir şey bulamadım. Aradım, ne Kürtlüğümü kabul eden bir madde bula bildim ne de Kürt olmamdan kaynaklanan ulusal haklarımın teminatı olacak bir madde bulabildim.

 Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Toplumda ortak aidiyetler oluşturur. Bir önceki anayasa da bu anayasa da ortak sözleşme olma özelliği taşımıyor. İnkârın, imhanın yasal kılıflarına analık ediyor. Bizi ilgilendiren kısmı bizim içinde bulunduğumuz bir toplumsal sözleşme olmadığıdır. Başkanlık bahsi ise çok tali bir mevzudur bizim için. En son referandum sonrasında Cumhuri Reisin yaptıkları bu yeni referandum dan sonra yapabileceklerinin teminatıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum