1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Türkiye’nin ve Kürt Siyasetinin mevcut hali
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’nin ve Kürt Siyasetinin mevcut hali

A+A-

 

Söze şu tespiti yaparak girelim.

Türkiye, eskiden de otoriter bir yapıya sahipti. Ancak 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerinden sonra ister meşru, ister gayri meşru bir yöntem ile bunu sağlamış olsun, bu gün 100 yıllık Cumhuriyet rejiminin tek bir kişi veya gurubun tek başına egemen olduğu, çok daha otoriter bir yüzü ile karşı karşıyayız. Karşımızda kapalı bir kutu var. İster olumlu, ister olumsuz anlamda neler yaşayacağımızı bilemediğimiz için hep birlikte yaşayarak göreceğiz.Ama bu sistemde kesin ve net olan bir şey var.Bu yeni sistemde kürdün ne orijinaline ne de yalaka-yanaşmacısına yer yok.Çünkü Kürdün esamisine bile yer yok.

Atatürk ve ismet İnönü dönemindeki milli şeflik rejimleri de böyle mi idi? Doğrusu tam olarak bilemiyoruz. Bunu çok iyi araştırmak gerek.

Çünkü modern Demokrasilerde Meclis, Yargı-Hukuk, Siyasi Partiler… gibi kişi hak ve hürriyetlerinin, insan haklarının güvence altında olması adına bağımsız olmaları gereken kurum ve kuruluşların hiç biri artık eskisi gibi bağımsız ve işlevsel değil…

Daha önceleri bütün dünyada olduğu gibi bu otoriterlik, gerek 60 gerekse 12 Eylül 80 askeri darbelerinde görüldüğü üzere, genelde bir askeri darbe ile gerçekleşirdi. Ama bu sefer bu iş tam tersine sivil bir irade, şeklen meşru seçimler ve %51 çoğunluğun eliyle gerçekleştirilmiş oldu.

Peki, Türkiye’yi yöneten akıl bu otoriterliğe neden ihtiyaç duydu?

1.Ortalama100-150 yıldır barışçıl bir ruh ve yöntem ile çözümüne izin vermediği Kürd-Kürdistan meselesi, geldiği aşama ve günümüz dünyasında yaşanan değişimler sonucu, yaşanan bunca şiddet- terör, ilan edilen onca Sıkıyönetim. OHAL, askeri operasyon ve polisiye tedbirlere rağmen artık normal ve demokrasi kuralları içinde yürüyen bir idare ile yönetilemez hale geldi.

Çünkü günümüz dünyasının ve Ortadoğu konjüktürü çok hızlı bir şekilde değişiyor. Kürt nüfusu gün geçtikçe hem aritmetik olarak çoğalıyor hem mahiyet itibariyle değişiyor. Kürtler, gün geçtikçe kendi bölgelerinde etkin bir güç haline geliyorlar… Kürt coğrafyası bütün bunlara bağlı olarak hızla değişiyor.

Körfez savaşı sonrası yaşanan Arap baharı, sözde İslamcı bir söylem ile terör ve şiddetin en nobranını bu coğrafyaya taşıyan ELKAİDE ve İŞİD saldırıları sonrası ırak ve Suriye de yaşanan barbar savaş ve kaos sonrasında Kürtlerin vermiş oldukları meşru mücadele, Kürtleri dünya gündeminde çok daha görünür hale getirdi. Kürdistanın bütün parçaları bundan etkilendi. Irakta federal bir çözüme gidildi. Suriye’de benzer bir arayış var. Türkiye ve İran’ın bundan etkilenmemesi akıl ve mantığa ters düşüyor. Türkiyede son 40-50 yıldır yaşananları hepimiz tecrübe ederek yaşıyoruz.

2.Türkiyede bir türlü oturmayan Kuramsal ve Kurumsal demokrasi kültürü sonucu Devlet içindeki güç odakları sürekli devletin tepesindeki iktidar nimetini bir şekilde ele geçirmek için çatışıyorlar. Devletin tepesini ele geçirmek istiyorlar. Bu Ülkede yaşanan bütün askeri ve sivil darbeleri,15 Temmuz olayını, Cemaatlerin devlete nüfuz etme çabalarını bu temelde ele almak gerek.

3.Yine Kürd ve Kürdistan sorununa bağlı olarak ve dünyanın geldiği aşama itibariyle 80 yıllık Türk Kemalist Cumhuriyeti Demokrasi rejimi devlet aklı, son 20 yıllık Erbakan-Akp islamizasyon politikaları ile iç içe geçerek AKP-MHP-Derin blok ittifakı ile Osmanlının son yıllarındaki Panislamist-Turancı-ülkücü refleksine geri döndü diyebiliriz.

Bu devletin bu günkü yönetim felsefesi artık “Himalaya dağları kadar Türk, Hira Mağarası kadar İslamcı” bir koda dönmüş vaziyette. Bu yönetim anlayışında dünün yok edilmesi gereken ötekileri gayri Müslim unsurlardı, daha çok da Ermeniler idi.

Bu günün ötekileri ise bir türlü yok edemedikleri Müslüman bir unsur olan, baskın karakteri Müslüman ama fazlasıyla can sıkan yönü ise “çok fazla Kürt kokan Kürtler”dir. Kürdi bir duruşu olan Kürtlerdir. Bu devlet aklı bütün inkârına rağmen Osmanlının o içe kapanmacı sendromunu bu gün en ağır bir şekilde yaşıyor.Bunun tezahürleri Kobani, Afrin, Suriye’de, ırakta, Şengalde, Kandilde, Kerkük ve Musul’da, iranda, hâsılı kelam Kürtlerin yaşadıkları her yerde fazlasıyla görülüyor.

Çünkü Kürtler her nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar biz Kürdüz, Kürdstan bizim vatanımızdır dedikleri müddetçe ister su üzerinde seccade serip uçan birer evliya olsunlar ister peygamber cübbesi giyinip biz peygamber torunuyuz desinler, bunları dillendirdikleri için onların akıllarına toprak talebi ve hükümranlık haklarını yani “Bölücü”lüğü getiriyorlar. Dolayısıyla sırf bu yüzden bulundukları yerde hemen ekarte edilerek yok edilmeleri gerekiyor. Bu yok edişi iki türlü yapıyorlar.

1.Elinde silah olanları, bir şekilde şiddete başvuranları hemen “hain terörist” damgasıyla anında yok ediyorlar.

2.silahsız olanları ise muhtemel  “ terör yardakçıları”damgasıyla asimilasyon, dejenarsyon, sindirme, mevki makam, para, rüşvet ile yozlaştırma-satın alma, kişiliksizleştirme veya hedef saptırma, havanda su dövdürme teknikleriyle pasifize ederek ekarte ediyorlar.

Bu günkü Kürt siyasetinin hal ve ahvali.

1.Her şeyden önce Kürdistanın her parçasında bu gün Kürtlerin hem ontoloji hem sosyoloji açısından çok acil bir ölüm-kalım savaşları var. Kürtlerin bu ölüm-kalım savaşı hallerine rağmen Kürdistan’da siyaset kurumu ne yazık ki kendi hinterlandındaki bütün ulvi kavramları bir payanda olarak kullanarak millet menfaatinden çok kişi veya gurup fetişizmine hizmet eden.Milleti buna kurban eden bir akıl ve vicdan tıkanıklığını yaşıyor. Kişi, Grup-Klan fetişizmini aşarak millet olabilme seviyesine bir türlü erişemiyor.

Kimi din- mezhep, cemaat- tarikat fetişizmi, kimisi artık demode olmuş dar ideolojik kalıplar, kimisi ise feodal saplantılar adına aynı tıkanıklığı yaşıyor. Bu gün bu dram hemen her parçada üç aşağı beş yukarı aynı acıyla yaşanıyor.

Bu yüzden Kürt siyasi ve silahlı gurupları bir araya gelemiyor. Bu yüzden nüfusu 60 milyona yaklaşan bir milletin toprakları 4-5 devletin egemenliği altında. Kendi topraklarında mülteci konumunda. Dünya nezdinde kabul gören bir anadilleri, ortak bir bayrakları, resmi bir temsiliyetleri yok. Bu yüzden kendi topraklarında ”X Dili”ni konuşan, mahiyetleri belli olmayan esir bir millet dramını yaşıyorlar.

Siyaset toplumun sorunlarına çözüm üretir. Kendisi toplum önünde aşılması gereken ciddi bir sorun haline gelen siyaset meşru bir siyaset değildir.

2.Siyaset kurumunun bizatihi kendisi Kürt milletine öncülük etmesi gerekirken ne yazık ki, toplum mevcut siyasete öncülük ediyor. Sürekli onları yanlışlarından dönmeye zorluyor. Bir takım abuk sabuk teori ve pratiklerinden geri adım atmaya zorluyor.

Bu da gösteriyor ki Kürt coğrafyasında siyaset kurumu bu gün çok ciddi bir çapsızlık, vizyonsuzluk ve ufuksuzlukla maluldür. Çünkü diyebiliriz ki mevcut aktörlerin çoğunun kafasında, gönül ve vicdanında milli bir erdem, toplumsal bir kurtuluş erk ve vizyonu yok. Bütün hesap ve çabaları ya kişisel ya da gurupsal bekraundları içindir. Bunun örneklerini tek tek şahıslar veya guruplar üzerinden verebiliriz. Ama hem gereksiz yere bir polemik yaşamak istemiyoruz hem de böyle bir tartışma bize ne getirir doğrusu pek emin değiliz. Bu nedenle bundan vaz geçiyoruz.

Çünkü dünyada gördüğümüz siyasi kahramanların çoğu kendilerini, gurup menfaatlerini millet menfaatlerine feda etmişler, kurban etmişler. Ama biz Kürtler millet olarak kimseden bize kurban olmalarını istemiyoruz. Hiç olmazsa bizleri kendilerine kurban etmemek gibi erdemli bir yol tercih etseler, böylece belki hem biz, hem kendileri bu kaostan alın akıyla çıkabilir…

3.Türkiye’de,silahı ve şiddeti bir yöntem olarak seçen Kürt muhalefetinin ortaya çıkış,eline silahı alıp dağa yöneliş gerekçesini ayrı tutmak gerek.Ancak buna rağmen ortalama 40 yıllık bir geçmişi ve mevcut pratikleriyle pek bir şeyi değiştirebilme güç ve imkânının olmadığı artık net olarak ortaya çıkmış durumda.Eğer böyle bir niyeti olsaydı ve başarabilseydi bunu 90 ile 2000’li yıllarda başarırdı.Çünkü o yıllar Türk devletinin en çok acze düştüğü yıllardı. Ancak adına “Çözüm Süreci” denen o süreçte devlet, tabir yerinde ise kendini her açıdan yeni baştan onardı, yeniledi. Dağdaki gerilla ile savaşabilme kabiliyet ve tekniklerini öğrendi. Bütün önemli askeri noktalarını, cephane ve silahlarını yeniledi. Bu gün itibariyle NATO içinde askeri ve silahlı güç açısından ikinci veya üçüncü güçtür.

Her şeyden önce Kürt legal siyasetinin bu muhalefete bunu en anlaşılır bir dil ile izah etmesi gerekir. Eğer edemiyorsa kendini ve toplumu bu silahlı gücün yarattığı şiddet ve tahribatlara karşı meşru bir korumaya alması gerekiyor.

Çünkü son Hendek faciaları, Kürt toplumunda çok boyutlu bir yıkıma, demoralizasyona ve savrulmaya yol açtı. Bu legal siyasetin de elini de çok feci bir şekilde zayıflattı.

4.Kürt siyaseti hangi isim, sıfat, etiket, din, mezhep, ideoloji ve dünya görüşü altında örgütleniyorsa örgütlensin: Kürt legal siyaseti yukarıda belirttiğimiz hususlar çerçevesinde kendini her açıdan yenilemeli. Bu yenilemeyi üç açıdan yapmalı.

1.Vizyon ve hedef.

2.Kadrolarının kelitesi.

3.Entellektüel birikim ve teknik alt yapı.

Kürtler bu yenilenme çerçevesinde birbirileriyle uğraşmayı, birbirlerine hakaret etmeyi, mevzi kazanmak adına Kürtlerin can düşmanlarıyla gizli veya açık ittifaklar kurmayı siyaset sanan o marazi hastalıklarından bütünüyle kurtulmalı.

5.Kürt siyaseti her türlü şiddet ve gayri meşru dayatmalara mesafe koyarak toplumun selametini esas almalı. Kendi değerleri üzerinden yaşamı şekillendirmeyi başarmalı.

6.Kürtçe düşünemeyen, Kürtçe konuşamayan, Kürtçe yazamayan bir Kürt siyasetçisinden ne kendisine ne toplumuna bir hayır gelmez. Kendini toplumdan üstün gören bir siyasetçinin sonu Züğürt Ağalıktır. Bu bir sinema filmi idi. Ama her sinem filmini hayata aktarmaya çalışmak bazen hem sahibine hem de topluma altından kalkılmaz bedeller ödetiyor.

7.Kürt siyaseti  hangi inanç, din ve ideoloji üzerinden kendini var ediyorsa etsin eğer  asıl hedefine Bütün parçalarda  parçalanmış bir Kürdistan hakikatinin birleştirilmesi, Kürd ve Kürdistaniliğin doğurduğu meşru haklarının kazanılması talebini, Bütün  Kürtleri yeryüzünde onurlu, meşru  bir var oluş hedefine, bütün Kürtler arasında adil bir birliktelik ve ittifak ruhuna yönlendirmiyorsa o siyasetin ne bir anlamı olur,ne de toplumsal bir karşılığı olur.

Gerçekler belki biraz acı gelir insana. Ancak ne yazık ki bizim acı gerçeklerimiz bunlar. İnşallah bunları akıl ve vicdan ölçeği ile çözeriz. Biz de medeni dünyada almamız gereken yerde yerimizi alırız.

01.08.2018

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.