1. YAZARLAR

  2. Sedat Doğan

  3. Türkiye’nin ve Kürtlerin Seçimi
Sedat Doğan

Sedat Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’nin ve Kürtlerin Seçimi

A+A-

 

Medeni dünyanın her yerinde daha iyi, daha müreffeh bir yaşam seçeneği için seçimlere gidilir. Ama bizde tam tersi bir durum söz konusu. Birileri sırf projesini topluma dayatmak için milleti seçime zorluyor.

Bu çerçevede çok garip bir ülkede yaşıyoruz. Burada yaşananların, yaşatılanların çeyreği başka bir yerde yaşansaydı orada çoktan kıyamet kopmuş, her şey bitmişti galiba… Ama bizde hiçbir şey olmaz. Ya çok sağlam temellere sahibiz. Ya da çok mal bir millet olgusuna sahibiz. Takdiri özgür vicdanlara bırakalım.

Düşünün bir kere. Bir ülkede herkesi çok yakinen etkileyen bir seçim yapılıyor. O ülkenin Türk cenahında bu seçimler üzerinden iki büyük seçim bloku kuruluyor. Birinin adı “Cumhur”,diğerinin adı “Millet”.Ama bu ülke nüfusunun nerede ise yarısını oluşturan Kürtler, en son seçimlerde 6,5 milyon oy ile iradelerini beyan Kürtler, her iki blokta da yer bulamıyor. Sanki son derece tehlikeli Ecinniler miş gibi, meşru sistemin dışına atılıyorlar. Herkes onlardan kaçıyor. Sanki bütün Kürtlerin bir an önce eline silah alıp “terörist” damgası yemeleri isteniyor. Çünkü “terörist” damgası ile insan öldürmek çok daha kolay. Hoş gerek dünyada gerekse bu ülkede bile eline silah alan ve bu silahlarla pek çok insan öldürüp çok ciddi insan hakkı ihlali yapanlara bile “terörist “ damgası vurulamıyor. Çünkü arkalarında devletin kutsallık kotasından görünmez güçler var. Zira onlar hep “iyi çocuklar”dırlar.

Ama sıra Kürtlere gelince bu iş nedense çok kolay bir hal alıyor. Hatta silah kullanmayanlar bile bu damgaya maruz kalıyor.Oysa 6,5 milyon insanın tümünü terörist ilan edebilecek meşru bir şeriat, yasa, Anayasa ve temiz bir vicdan henüz dünyaya gelmiş değil. Ama mukayeseden uzak çürük akıllar ve merhametten yoksun, kir,pas yüklü vicdanlar, hiçbir hak ve masumiyeti tanımaz. Çıkarlarını zorlayan her şeyi karalar. Çok rahatlıkla damgalarlar.

Ancak Kürtlerin,şimdiye kadar yapılan bütün seçimlerden olduğu gibi bu seçimlerden de, bütün bu karalamaları temelden çürütecek son derece meşru ve insani bazı talep ve beklentileri vardı. Ne diyorlardı, ne istiyorlardı Kürtler?

Diyorlardı ki:

Bu ülkede herkes için Barış ve Adalet, herkes için Özgürlük temelinde:

Savaşın, çatışmanın, kavganın, kan ve gözyaşının olmadığı bir dünya için. Sorunların kan ve gözyaşı ile değil akıl ve vicdan ile barışçıl bir zeminde çözüldüğü bir dünya için, bizim ve çocuklarımızın yaşamı üzerinde söz sahibi olan bütün kesimlerden:

1.Kürtler için Ana okul’dan Üniversiteye kadar, yaşamın her alanında Kürtçenin yasal bir zeminde resmi bir dil olmasını istiyoruz.

Cami ve mescitlerinde Vaaz ve Hutbelerin Kürtçe verilmesini. Camilerde ne devlet ne örgüt ne de cemaatlerin propagandalarını duymak istemiyoruz. Camilerde herkes eşit haklara sahiptir. Çünkü Camiler Allahın evi ve halkın malıdır.

Kürt coğrafyasının Kürtçe ile tanımlanma ve isimlendirilmesini istiyoruz.

2.Bu topraklarda kalıcı barışçıl bir yaşam için Kürt kimliği ve Kültürüne yönelik bütün yasal ve fiili engel ve ötekileştirilmelerin, Asimilasyonun ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

3.Kürdistan’ın ve bütün ülkenin bir barış yurdu haline gelebilmesi için bir helalleşme planı çerçevesinde genel bir siyasi af çıkarılmalı.

Bu kapsamda: Kürdistan toprakları özel bir kalkınma planı ile hem alt yapı, hem kalkınma açısından rehabilite edilmeli. Mevcut travmanın ortadan kalkabilmesi için yeri yurdu, köyü yakılıp yıkılan, hapis ve zorunlu göçe maruz kalan vatandaşlarımıza yönelik yaralarını sarıcı, yoksulluk ve işsizliği ortadan kaldırma seferberliği başlatılmalı. Boşaltılan köylerin hasar tazminatları yeniden bir değerlendirilip adalet ve vicdanların kabul edeceği bir orana kavuşturulmalı.

4.Kürdistan coğrafyasının parçalarını birbirinden ayıran mayınlı, Karakollu, beton duvarlı, dikenli telli sınırlar ortadan kaldırılmalı. İşgal edilen arazi, o bölgedeki göç mağdurlarına tahsis edilmeli

Kürtlerin, dışarıdaki parçalarda kalan kardeşleri ile her türlü insani, ticari ilişki ve iletişimlerine izin verilmeli.

5.Kürtler kendi gelecekleri konusunda demokratik, meşru bir zeminde Adalet ve meşveret temelinde söz sahibi olmalı. Kürt coğrafyasında tam bir demokrasi, fikir ve vicdan ve inanç hürriyeti sağlanmalı.

6.OHAL, KHK ve Kayyımlı sistemler, bütün yan etkileri ile ortadan kaldırılmasını ve bir daha geri gelmemesini istiyoruz…

Şimdi az buçuk akıl ve vicdanı olan. Hele biz dindarız, müslümanız diyen herkesi bu talepleri irdelemeye çağırıyoruz. Bu taleplerde “Terörist” ya da “Teröre övgü” falan gibi bir şey varsa, biz susalım, siz söyleyin…

Ancakbu gün çok acı ve çarpık bir gerçek ile karşı karşıyayız. Her iki blokta da yer alan bazı partiler, topluma bu seçimin İslam’ın kurtuluşu, esas İslam’ın gelmesi için yapıldığı algısı pompalıyorlar.

Hatta Türkiye’ye İslam’ın son kalesi, milleti ve ordusu ile İslam’ın son ordusu ve İslam hilafeti yakıştırmaları bile yapılıyor. Eğer bütün bunlar doğru ise o zaman bu tezleri savunan herkese, yukarıda sıraladığımız 6 maddelik taleplerin islam’a göre hükmünü soruyoruz. Bu talepler İslam’a göre meşru ise, bunca yıldır neden vermiyorsunuz? Meşru değilse İslam göre Kürtlere nasıl bir çözüm öneriyorsunuz?

Her iki durum için de lütfen dürüst bir cevap verin. Zira çok ciddi bir insani sorun ve dram ile karşı karşıyayız. Ve insanlığını yitirenler, akıldan uzak bir çaba ile insanları dinlerine davet etme gayretindeler. Oysa onlar şunu bir türlü göremiyorlar. İnsanlığını yitirenler, dinlerine hiç kimseyi inandıramazlar.

Çünkü o kişiler, sırf çıkarlarını korumak, koltuğunu sağlama almak, dereyi geçmek için benim nenemin bilmem nesi de Kürttür, diyor ama söz konusu kişinin Din, iman ve vicdan algısında ben o Kürdün şu meşru haklarını vermek zorundayım. Dinim, Müslümanlığım bana bunu emrediyor şeklinde bir kabulü yok.

İşte günümüzde gerek bütün İslam coğrafyasında, gerekse özellikle bu ülkede din adına konuşanların anlayamadığı temel hakikat şudur:

Müslüman, Müslüman’ı iki yanlıştan birini seçmeye zorlamaz. Zorlayamaz. Açın bakın meşru kaynaklara. Bakın Kurâna ve sahih hadislere, Vicdan ve gerçek ilim sahibi Âlimlerin görüşlerine, şunu görürsünüz. Müslüman’a iki doğrudan en iyisini seçme hakkı verilmiştir. İki yanlıştan birine zorlanma değil.

Tam da bu noktada Kürt toplumunu Allah kurtarsın. Can, namus, toprak ve mal emniyetleri çok ciddi bir risk altında. Rabbim korusun gariplerimi. Hakikatten çok acı bir tablo ile karşı karşıyalar.

Bu ülkede yapılan hemen her seçim arifesinde olduğu gibi bu seçimde de Kürtlerin Kalburüstü solcusu, demokratı, liberali Kürt olmayanların. Dindarları da aynı şekilde Kürt olmayan Dindarların hizmetine koşarlar.Koştular...
Sonra Kürt toplumu adeta sürüsünü kaybetmiş bir çoban misali yüksek bir dağın tepesine çıkar, karşı dağdaki siluetlere seslenir. Komşuuuu. Bizim Kürtler kayboldu. Senin orda, sen hiç Kürt gördün müüü?
Karşı ki dağdan ses gelir yook,burada Kürt falan yok…Buraya bazıları geldi.Kimisi yoldaş-solcu,...kimisi ümmetçi-kardeş dindar imişler...Hepsi böyle diyorlar….

Ne yazık ki bu seçimde de bu kadar garabete rağmen aynı oyun oynandı. Yukarıda sfıatları yazılan katmanlardan herkes kendi kişisel veya gurupsal bekraundları peşinde koştu. Ve Herkes kendi safına ulaştı. Yetim kalan, öksüz ve sahipsiz kalan Kürdistan, Kürt toplumu ve meşru talepleri oldu.

En büyük Kürt partisi algısına sahip olan HDP’nin motor gücünde, üst yönetim mekanizmalarında bile bu taleplerin Kürdistan’i kısımlarını duyamazsınız. Belki münferiden canı yanan bazı şahsiyetler bunları dillendirirler. O da hiç bir yaraya merhem olmaz.

Hüdapar, güya Kürtlerin en büyük dindar partisi algısına sahip idi. Biz hem dindar, hem Müslüman, hem Kürd, hem barışçıl bir partiyiz. Öteki Kürtler, anarşist ve terörist… Ama gitti bu ülkede herkese en barbar bir savaş paranoyasını dayatan, Kürtlerin bütün bu taleplerinin doğmasına yol açan ve Kürtlerin her şeylerinin üstüne benzin döküp yakan en milliyetçi bir bloğa stepne oldu.

Bu arada 16 yıllık bir hükümranlığı geride bırakan devlet-hükümet- sistem adeta kontrolden çıktı. Bu sistemin gölgesinde baştan aşağı kişilik arızalı bir gurup türedi. Bu arızalı ruhlar arkalarına aldıkları devlet gücü, vatandaşın boğazından hile ve zorbalıkla çaldıkları ekonomik güçle kendilerini bir şey sanıp yok bakan, yok siyasetçi, yok lider, yok bürokrat, yok komutan, yok polis amiri... Sıfatıyla eli kolu bağlı, sivil vatandaşa tokat atmayı, hakaret etmeyi gayet normal, sıradan, meşru bir olay gibi görmeye başladılar. En kötüsü de bütün kabih ve xabis eylem ve işlerine rağmen onlar Allahın temsilcileri. Ama vatandaş Allahın kölesi bile olamıyor… Oysa Allahın dininde herkes Allah katında eşit ve adil haklara sahipti.

Ve normal demokrasilerde hem toplum hem Allah, böylelerine öyle meşru bir tokat atıyor ki, 32 dişleri birden dökülür. Bir daha bellerini doğrultup bunu yapabilecek yüzsüzlüğü asla göremezler... Çünkü hem Allah hem toplum olan biteni bütün çıplaklığı ile görüyor. Ölçüyor ve tartıyor...

Ne diyelim, Allah bizim de mensubu olduğumuz bütün mazlumlar mahallesinin feryad u figanını duysun… Bizleri aydınlık dolu yarınlara çıkarsın. Gün döner, devran döner. Keser döner sap döner. Ankara ne ki, Bağdat’tan bile yanlış hesap döner…

12 Haziran 2018/Diyarbakır

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum