1. YAZARLAR

  2. Murat Bozdemir

  3. VAMPİR KÖYLÜ VE MUHTAR
Murat Bozdemir

Murat Bozdemir

Yazarın Tüm Yazıları >

VAMPİR KÖYLÜ VE MUHTAR

A+A-

 

Muhtar; tüm otoriter sesiyle; “herkes başını öne eğsin ve gözlerini kapatsın” dedi.

Vampirler ve köylüler başlarını öne eğip gözlerini büyük bir huşu ile kapattılar.

Sonra, yalnızca “vampirler gözlerini açabilir” komutuyla devam etti, muhtar.

Vampirler ağır bir şekilde kafalarını kaldırdı. Önce kanlı gözlerle organize oldular, sonra kurbanlık köylüleri tek tek oyundan almayı kurdular…

II. gün

Yer “Sanat Sokağı”

Murat önce cumhuriyet caddesini dolandı. Hissedilir bir artış vardı sirkülasyonda “acaba” dedi. İranlı turistler mi bu kadar kalabalıklaştırdı. Ama her baktığı tarafta tanış, amaçlı gözler görüyordu. Bir enerji dolaşıyordu caddede ama ürkek ve mesafeliydiler.

Kendi kendisine “Enerji” dedi, “var ama zayıf” üç defa tekrarladı.

Kobanê olaylarının hemen öncesindeydi, meşhur “düştü düşecek” müjdeleri geliyordu ulu zattan.

Murat kayın pederinin evindeyken baldızı “ dışarıda öyle bir şey var ki, sanki insanın yüzüne yüzüne çarpıyor demişti” . Hayatında hiç siyasetle ilgilenmemiş bir insanın bu enerjiyi iliklerine kadar bu denli hissetmesi onu şaşırtmıştı. İnsanlar kitlelere dönüşüyor, kitleler apayrı bir enerji ortaya çıkarıyorlardı.

Bir önceki gün Menice, Kawa onlarca arkadaşlarıyla birlikte beyaz sisin içinde tutuklanmışlardı. Haliyle olay anlatıcımız murat dışarda kalmış onların hikâyelerine kısmen ara vermişti.

Kürtlerde çok okuyanlara “meledino”, çok cesurlara da “dinemêr” derler.

Fırat; üzerindeki yeşil eşofmanı düzeltti, burnunu çekti. En küçük enerjiyi fark edecek kadar hassastı. Bir haftaydı ilaçlarını kullanmıyordu. Gerçeklikle arasına mesafe koymak istiyordu.

Şizofreni gerçekle aranıza yeni bir gerçeklik koymak gibi bir şeydi. Gerçeklik algısının bozulması gibi bir şey.

“Tıpkı kayyım gibi bir şey” dedi. Sandığı koyan kendisi, her seferinden sandık kurulmadan sandığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya kalkışan kendisi. “Gerçeklik algısının bozulması tanısı çok uyuyor”, dedi, kendi kendine.

Hikâyeci bunu yazarken bile “acaba” dedi, aynı cümlede kayyım ve şizofren kelimelerinin olması suç teşkil eder miydi?

Tam burada entelektüel bir kurnazlıkla George Orwel’e bir atıf yapılabilirdi. Ama yaşadığımız gerçek bunların hepsini çöpe atacak derecede morluklarla doluydu.

Uzun süredir anlamak istemediği şey onu bulmuştu. “devlet hasta mı acaba!! dedi. Şizofren belirtilerinin hepsini yaşıyor. Bağlı olduğu anayasayı çiğniyor, kanunları takmıyor, valiler anayasa yokmuş gibi davranıyor. Her seferinde kurdukları sandıkları hiçe sayıyor. Adına da “Kayyım” diyor. Kayyım; “gerçeklik algısını yitirmiş bir sistem olmalıydı”. Çünkü gerçek değildi. Anayasa istemiyordu, halk istemiyordu. Hatta bazı (………....)in bile itirazı vardı. Hiçbir aklın istemediği bu şeyi kim istiyordu! Gerçeklik yitimi çocukça değildi. Her şeyi yıkan tatminsiz bir ruh haline sahipti.

Olaylar “çekirdek” “çeper” ilişkisi etrafında şekillenir. Murtazalar çekirdeği çeperden ayırdıkça, halkta çekirdeği çeperle korudukça başarılı sayılırdı, bu oyunda.

Murtazalar çekirdeği çembere almış, çeper; yakın, biraz uzak ve seyirci diye dilimlenmişti. Seyirci çeperin en büyük kitlesini oluşturuyordu.

Çeperin(milletinvekilleri) en yakın kısmandan bir “tilili” yükseldi. Tıpkı bir işaret fişeği gibi alkışlar tufana dönüştü. Kılıç ve kalkan ekipleri yaş ortalaması “19” olan sanat sokağının, kahvehaneler, koçero bulvarına daldılar.

Fırat, bütün bu koşuşturmalar içinde gitti-geldi. Nöbet geçiriyordu. Koca gövdesi kılıç-kalkan ekibinin darbeleriyle örselenirken “anne-dayê” diyecek kadar bebek bir ruha sahipti.

Nefes alamıyordu, nefes almak için bütün gövdesiyle bağırıyordu. Bütün akıntılar iç-içe akıyordu. Burnunun üzerinde tomurcuklanmış terler, burnundan ve ağzından gelen kanlara karışıyor. Onlarca kılıç kalkan ekibi bir çocuğu, kendisini yalnız hissettiği her anında “anne ve babasını” sayıklayan bir çocuğu böyle hoyratça tekmelediklerini bilselerdi utanırlar mıydı acaba! dedi.

Ne bileyim aklıma yeşil yol filmi geldi, istemsizce. Cüsse, çocukluk, güç ve masumiyet…

murat…. murat… dedi. Uzaktan biri. Birden hikâyecinin başında toplandı devran. Önce gözlüklerini korumaya çalıştı, sonra kafası, sonra da “ayaklarına ayaklarına” talimatını duydu. Hikâyeci hikâyesini yazarken ayağını oynattı, 15. gününde tam olarak kullanamıyordu. Sonra eline baktı, çok değer verdiği eşinin armağanı saatine birinin elinin nasıl geldiğini görür gibiydi.

Sonradan hanımı yüzüğünü eline aldı. “yüzük eğrilmiş” dedi. Yüzük eğrildiğine göre “nasıl vurmuş zalimler” diye iç geçirdi.

Götürün!!!! dedi. Kalkancı başı…

Önce hikâyeciyi otobüse attılar, ardından “ben uzman olacaktım, bu sicilime işler mi “ diyen ümit otobüse gönderildi. Çok korkmuştu, çok garip o da “annem duysa ölür” diye hayıflanıyordu. Uzaktan koca gövdesiyle Fırat’ı vura-vura, çeke-çeke getiriyorlardı. Tişörtü kan ve terden tuhaf bir renge girmiş, yeşil eşofmanı her taraftan yırtılmıştı.

Belliydi bazıları daha hırslarını alamamıştı. Maraş caddesinin tam üzerinde, herkesin gözlerinin içine baka baka Fırat’ı vurmaya devam ediyorlardı.

Birden, daha sonraları kendisini “ortalama Kürt” olarak tanımlayacak olan Velat “sizin hiç mi vicdanınız yok, öldürüyorsunuz” diye kalkancılara bağırdı.

“onu da alın” dedi. Kalkancıbaşı…

Velat’ı içeri sürüklemeye tam başlamışken, gözlüklü, beyefendi biri “alamazsınız, o benim oğlum, siz hangi hakla bizleri gözaltına alıyorsunuz” deyip oğluna sarıldı. “Hem” dedi, “sendika başkanıyım, beni böyle alamazsınız” diye bağırıyordu. Belliydi,, medeni haklarından haberdardı. Ama kural kalmamıştı. Velat ve başkan tam burada hikâyemize dahil oldular. Elleri İsrail kelepçeleriyle kelepçelendi.

Fırat’ı içeri aldılar. Kalkancılar; ulenli, oğlumlu, analı konuşmaya başlayınca…. Daha önce gözaltı tecrübesi olan murat sesini yoklamadan avazı çıktığı kadar bağırdı. “siz bizlere ne derseniz, biz size aynısının iki katını söyleriz, ona göre dedi” ortalık birden sessizleşmişti. Fırat gözaltından dönüp hikâyeciye baktı.

Hikâyeci Fırat’a yaklaştı, yüzünde büyük bir güven vardı. Normal değildi ama sıradan olmadığı da belliydi. Nöbet sonrası normalleşmeyi yaşıyordu. Kafasını çevirdi ve göz kırptı “pırsgirêk tûnne heval “ dedi.

Bir güven ilişkisi en sessizinden başlıyordu. Velat ve başkan insanca olana dair hala feryada devam ediyorlardı. İnsana dair olana….

En son Fehim geldi. 16 yıldır çobanlık yapıyordu, kapkara olmuştu dağın sert havasından. En iyi kurduğu Türkçe cümle “polis, polis ben abdest tutacam”dı. Kürtçeden Türkçeye çeviren enderlerdendi artık.

Fehim “tû çewa hati girtin” diye sorduğumuzda. “bir kadın bana dedi kimlik” ben dedim” yoxtur” beni içeri atın, dedi. O kadar…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.