1. YAZARLAR

  2. Nedim ERDOĞAN

  3. VİRÜS ÖLDÜRMEDİ
Nedim ERDOĞAN

Nedim ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

VİRÜS ÖLDÜRMEDİ

A+A-

Can tatlıdır. Can söz konusu olunca ne canan hatırlanır nede yâr düşünülür çünkü insanoğlu yaratılış manasından o kadar uzaklaşmış ki, kendi zulmünü göremez. Üstüne üstlük birde zulmüne onca haklı gerekçeyle gerekçelendirir. Zarar bize dokununca insanlıktan dem vurur her birimiz mücahit kesiliriz. Son birkaç haftadır, Türkiye’de neredeyse tek gündem konusu olan Korona Virüs belası mı diyeyim yoksa projesi mi diyeyim? Ama bildiğimiz bir şey vardır. Oda bu virüsün bütün topluma kara bulut gibi çöktüğüdür. Çünkü can tatlıdır. Herkes, bir şekilde kendini bu salgından korumanın peşinde… Peki, dönüp kendimize şu soruyu hiç sorduk mu? Acaba benim bundan hiç payım var mı diye? Başımıza ne gelse yaptığımızın neticesidir. Aslında bunda hepimiz bir şekilde payı vardır. Çünkü Suriye’de bombalar patlarken hepimizin umursamaz tavırlarıydı. Bizim ta o günlerde bunu düşünmemiz gerekirdi. Allah başımıza bir belayı/ musibeti musallat edecek diye. Neticesi insanlığı acze düşüren Korona… Irak’ta büyük şeytan ABD’nin Müslümanların namusuna el uzatırken hepimizin televizyonlarımızın başında tepkisiz kalarak bir şey yapmayarak insanlığı utandıracak tavırlarımızdan dolayı elbette başımıza bir musibettin musallat olacağı beliydi. Oysa iman zulmü hiç kabul etmezdi. Bir kalpte hem iman hem de küfür olmazdı. Ama biz ikisini de barındırdık. Neticesi öldüren Korona… Aslında bakarsak öldüren Korona değildi. Bizim gayr-ı insani anlayışımızdı. Biraz tefekkür… İnsan insanın yurdu olması gerekirken insanı insanın kurdu haline getiren tavırlarımız ve fillerimizdi. Ala Kurdi ve emsalleri olan bebeklerin yerinden, yurtlarından edinirken ve gayrı insani muamelelerden kaçmak için denizlerde boğulup, kıyılara vurup, vicdansız dünya liderlerine ve özelde İslamsız ve insaniyetten uzak İslam coğrafyalarına, toplumlarına olan cansız feryadıydı bizi öldüren be insanlık! Tabi biz hiçbir zaman ne Ensar’ı anladık nede Peygamberin mesajını. Biz ancak zarar bize dokununca Ensar olmanın ne kadar önemli ve gerekli olduğunu hatırladık. Netice itibariyle bir nevi Allah bize bir virüsü musallat etti desek abartmış olmayız. Suriye’de yaşlı bir dedenin bize yardım edin, günde onlarca çocuk, genç, yaşlı şehit ediliyor. Ümmet neredesiniz gözü yaşlı feryadına kulak kapattığımız gün hepimiz ölmüştük. Çünkü parmağımız kanamıyordu. Yüreğimiz yanmıyordu. Biz ancak siyasi görüşümüzü paylaşmıyor diye o zulmü ona reva görüyorduk. Şimdi bizi öldüren Virüs mü? Yoksa o gayr-ı insani anlayışımı mı? Ya şehit edilen babasının cenazesi başında gözyaşlarına boğulan çocuğun durumu ona ne demeli! O, çocuğun feryadı arş-ı alayı titrerken hepimiz elimizde kumanda dizimizi izliyorduk. Cismimizin küçüklüğünü unutmuş ve cürmümüzün büyüklüğünün farkında değildik. Şimdi bu virüs zengin, fakir, şehirli, köylü, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, yöneten, yönetilen, bakan, muhtar, vatandaş demeden herkese eşit mesafede durduğu için mi? bu kadar sesimiz çıkıyor. Gerçekten de eşitlikçi bir virüsmüş. Şimdi insaniyetten uzaklaştığımız için mi ölmüşüz, yoksa virüs mü öldürüyor? Biraz tefekkür gerekmiyor mu? Bundan insan olarak, toplum olarak bir etkim var mı diye düşünmeyecek miyiz? Hâlbuki düşünmek insana has ve farz olan bir olgudur. Ya Avustralya’da fazla su tükettiği için vurulup öldüren binlerce masum, günahsız devenin feryadına ne demeli? Vicdanları sağır biz insanlar onları, duymadıysak. Allah’ın duymayacağını mı sandık? Hem yaşam alanlarına müdahale edelim hem öldürelim oh be ne ala! Ne kadar güzel bir dünya güçlüysen haklısın he… Şimdi bizi virüsten önce insanlık onurumuzu muhafaza etmediğimiz için ölmemiş miyiz? Peki, yemek beğenmeyerek tıka basa tıkandığımız ve milyonlarca ekmeği çöpe atığımızda Somali’de, Yemen’de, Afrika’da açlıkta ölen çocukların acısına, yürek parçalayan haline ne diyeceğiz? Şimdi bizi virüs mü öldürecek? Yoksa insanlık onurunu kaybettiğimiz gün mü öldük? Ya Suriye’de daha çocukken yaşlandırılan yetim çocuğun feryadına ne demeli… Sizi, Allah’a şikâyet edeceğim gözyaşlı yürek parçalayan feryadına ne demeli! Buna var mı bir cevabımız? Şimdi öldüren Virüs mü? Yoksa Firavunca tavırlarımız mı? Karun’ca doymak bilmeyen mal sevgimiz mi? Çöpten ekmek toplayan milyonların hali ortadayken zenginlerin israf ve savurgan haline ne demeli be! Ya zinayı serbest ve yasal hale getirip, fikir özgürlüğüne demir kilit vurulmasına… Deprem oldu diye arama motorunda acaba orada yaşayanlar benim gibi düşünenler mi diye bir çabanın içine giren zihniyette ne demeli! Zaten biz o gün ölmüştük. Hâlbuki “ Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” anlayışın ümmetiydik. İslam’ı temsil edemediğimiz için Müslüman Müslümanı boğazlamaktan vakit bulmazken o zaman zaten ölmüştük. Ya Umre ve Hac dönemleri o dönemlerin hakkını veremediğimiz için bir virüsle kutsal belde öylece boş kaldı. Acaba hiç mi yüreğimiz sızlamıyor? Biz ne yaptık da bu musibetler bize müptela oldu diye. Kâbe’nin tavaf vazifesi, Ebabil kuşları yapıyor. Yeryüzünde Müslüman mı kalmadı? Yeryüzünde günlük binlerce insan açlıkta ölürken para babaları, devlet büyükleri, din görevleri, sağlık görevlileri ve rüyi zemin halifesi insanlar neden sesimiz çıkmıyordu. Çünkü artık herkes aynı gemide… Virüs değil, insanlıktan uzaklaştığımız gün ölmüştük. İnsanlığın diri ve duyarlı olduğu günler temennisiyle… Selam ve esenlikle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum