1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. 'Yağmur kent suçlarını ortaya çıkardı'
'Yağmur kent suçlarını ortaya çıkardı'

'Yağmur kent suçlarını ortaya çıkardı'

Sabah saatlerinde yaşanan bir kaç saatlik yağış İstanbul'da felaket görüntülerine neden oldu. Çılgın projelerle anılan kent çok kısa sürede yaşanamaz bir kaos ortamına döndü. Yetkilier "afet" dedi, ama bu engellenemez bir afet mi?

A+A-

Sabah saatlerinde yaşanan bir kaç saatlik yağış İstanbul'da felaket görüntülerine neden oldu. Çılgın projelerle anılan kent çok kısa sürede yaşanamaz bir kaos ortamına döndü. Yetkilier "afet" dedi, ama bu engellenemez bir afet mi? 
 

İstanbul özelinde yapılması gerekenlere bakmadan önce yaşananlara daha yukarıdan bakmak gerekiyor. On yılların en sıcak günlerinin yaşandığı Temmuz ayının ortasında bastıran bu sağanak yağış İklim Değişikliği'ni yine hatırlattı.   

DAHA BÜYÜK FELAKETLER KAPIDA 
Boğaziçi Üniversitesi'nden İklim Bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz hava koşullarında yaşanan bu sert değişimlerin, iklim değişikliğinin doğal sonuçları olduğunu söyledi. İklim değişikliğinin sonuçları ile bundan sonra da karşılaşacağımızı vurgulayan Kurnaz, bugün yaşananlara benzer hatta daha büyük afetlerle gelecekte de karşılaşacağımızı belirtti ve bu nedenle de önlem alınması gerektiğini vurguladı.

"HAZIRLIKSIZLIK AFETE YOL AÇTI" 
Temmuz ayının ortasında böylesi bir yağışla karşılaşmak iklim değişikliğinin sonucu, peki bunun bir afete dönüşmesinde yönetimlerin sorumluluğu ne kadar? Kent plancıları ve akademisyenler afetin asıl nedeninin plansız kentleşme olduğu konusunda hemfikir. İstanbul Teknik Üniverisitesi Şehir Planlama Bölümü'nden Prof. Dr. Handan Türkoğlu'na göre kentin hazırlıksız oluşu yağışın afete dönümesinin en önemli neden:

"Kent ani bir yağışa maruz kaldı ve hazırlıksız olduğu için afete dönüştü. Kent ne kadar hazırlıklı olursa doğal olayların afete dönüşme riski de o kadar az olur. Meteorolojik olayların önceden tahmin edilebilirliği vardır. Böyle bir olayın olma ihtimali söyleniyor ama önlem olarak ne yapılması gerektiği söylenmiyor. En azından afet yönetimi kapsamında sele maruz kalabilecek bölgeler boşaltılabilir. Öte yandan hem kent planlaması açısından hem de yapılar açısından selin afete dönüşmesini engelleyecek önlemler almak da gerekir. Örneğin dere yataklarına yerleşmemek, kentteki drenaj hatlarını açık bırakmak, kentin tüm yüzeyinin betonlaşmasını önlemek, suyu drene edebilecek altyapı yapmak, yapılara özellikle sel yataklarında zemin seviyesinden giriş sağlamak gibi teknik önlemler de alınmalı. Bu anlamda yerel yönetimlere büyük sorumluluklar düşüyor. Öte yandan mevcut yerleşimlerdeki durum pek parlak sayılmaz. Özet olarak belirttiğim tüm bu sorunlar mevcut yerleşimlerde var ve özellikle metropoliten kentlerde mevcut durumun düzeltilmesi için önlemler geliştirmesi zor ve pahalı."

İSTANBUL'UN EN ÖNEMLİ SORUNU YEŞİL ALAN EKSİKLİĞİ 
Türkoğlu kentsel çözümlerin yanı sıra çevresel konuların da afetlerin önlenmesindeki rolüne dikkat çekti ve bu konuda da manzaranın iç açıcı olamdığını vurguladı:

"Afetlerle mücadelede çevrenin korunması en önemli konudur. Özellikle eko-sistemin korunması, yeşil yüzeylerin ve ağaçlık alanların artırılmasının risk azaltma açısından büyük önemi vardır. Bu açıdan da mevcut kentsel çevremiz iyi bir durumda değil. Yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşüyor. En azından mevcut yeşil alanların korunması için çaba göstermeliler. Şu anda İstanbul'un en önemli sorununun bu olduğunu düşünüyorum."



"YAĞIŞI AFETE ÇEVİREN BİZLERİZ" 
Benzer eleştiriler İstanbul Üniveritesi'nde Kentleşme ve Çevre Sorunları Ana Bilim Dalı'nda ders veren Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu tarafından da dile getirildi: "2000'li yıllardan bu yana özellikle İstanbul çevresinde ormanların kaybediyoruz. Değerli topraklar yapılaşmaya açılıyor ve bu yapılar da gün geçtikçe yükseliyor. Giderek çölleşiyoruz. Bu durumda yağışın bu kadar geniş etkiler yaratmasına şaşırmamız gerekiyor. Yağış elbette bir doğa olayıdır ama bunu afete çeviren bizleriz. Kentsel dönüşüm projeleri adı altında plansız ve yoğun yapılaşmalar tüm kenti sardı.

"ÇILGIN PROJELER ÇÖZÜM DEĞİL" 
İstanbul'da son yıllarda mega projeler pek çok sorunun çözümü olarak sunuluyor. Ancak Giritlioğlu'na göre mega projeler zengini İstanbul'un yaşanabilir olması için çözüm planlı kentleşmede: "Bir kentin anayasası o kent için hazırlanan üst ölçeki planlardır. Ancak özellikle 2010'dan sonra planlı yapılaşma yerine mega projelere, çılgın projelere yönelidi. Bu projeler parça parça ele alınıyor ve bütünlükten yoksun olduğu için pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Kentin anayasasına uymak yerine parça parça projelerle büyümeye çalışırsanız sonuç bu olur. "Bundan sonrası içinde de ne yazık ki çok iyimser değilim. Neler yapılması gerektiğine yönelik planlamalar yıllardır söyleniyor ancak hep yöneticilertarafından göz ardı ediliyor. Plansız büyümenin sonuçlarını yaşıyoruz ve öyle görünüyor ki yaşamaya devam edeceğiz."

YOLLAR YAPILIYOR, PEKİ YA BAKIMI? 
İstanbul Valiliği yağış nedeniyle özel araçla dışarı çıkılmaması gerektiğini açıkladı ancak sular altında kalan metro istasyonları, aksayan metrobüs ve otobüs hatları toplu taşımada da sorunların ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu. Bu konuya da dikkat çeken Giritlioğlu, "yolu yapmak kadar bakımı da önemli dedi: "Ulaşıma büyük paralar harcanıyor, hükümet bu yatırımlarla övünüyor. Ancak iş sadece yol yapmakla bitmiyor, bu yolların bakımı da bunun kadar önemli. Son yaşananlarda gördük ki toplu taşımada bakım için gerekli tedbirler alınmamış."

 

"KENT SUÇLARI VE YÖNETİM ACİZLİĞİ ORTAYA ÇIKTI" 
Mimar ve mühendis odaları da İstanbul'da yaşanan afetin plansız yapılaşma ve çevre tahribatının sonucu olduğu vurgulandı. İstanbul Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Akif Burak Atlar bilimsel ve teknik uyarıların göz ardı edildiğini belirterek asıl sorumlunun yerel yönetimler olduğunu söyledi: "Yıllardan beri gerek belediyelerin gerekse merkezi yönetimin, şehirlerin gelişimi konusunda almış oldukları kararların büyük bir kısmı şehircilik uzmanları tarafından kabul edilemez olarak nitelendirildi ve her defasında da bu eleştiriler akut muhalefet şeklinde algılanarak göz ardı edildi.

Özellikle, dere yatakları, su havzaları ve orman içi yapılaşmaların sadece doğal kaynakların yitirilmesi açısından değil, sel ve toprak kayması gibi doğal tehditlerin oluşumunu arttırması yönünden de sakıncalarının altı defalarca çizildi. Yaşanan yağışların ardından bir kez daha yaşadığımız tablo bir yandan tüm bu eleştirilerin haklılığını ortaya koyarken, diğer yandan da yerel yönetimlerin acil durumlar karşısındaki acizliğini, bugüne kadar işlemiş oldukları kent suçlarının sonuçlarını ve doğayla pazarlık yapılamayacağını gösteriyor."

SAĞLIK RİSKİNE DİKKAT! 
Bugün yaşanan afetin bir başka boyutu da sağlık riski. Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, hem bu tür afetlere karşı hazırlığa hem de oluşabilecek sağlık risklerine dikkat çekti: "Afet bir gerçek, kader değil. Bunu azaltma imkanımız varken hazırlıksız olduğumuzu, erken uyarı sistemlerimizi geliştirmediğimizi görüyoruz. Taşkınlar nedeniyle kanalizasyon suları, atık sular, kimyasal sular etrafa yayılıyor. Kanalizasyon sistemi çökmüş durumda. Her yer mikrop ve halk sağlığı risk altında. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından bir sağlık taraması yapılmalı.”

“YEŞİL ALANLAR ARTTIRILMALI" 
Bozoğlu, sel riskine karşı yapılması gerekenleri ise şöyle anlattı: “Yağan yağmuru tutmak için yatak alanları oluşturulmalı. Bu da kuşkusuz yeşil alanlar, topraktır. Toprak kentin merkezinde olmazsa bu su nereye gidecek tabii ki dere yatakları üzerine

 

TMMOB: KAMU YARARI VE DOĞADAN YANA TAVIR ALINMALI 
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyonu tatafından yapılan yazılı açıklamada, hem teknik hem de çevresel etkilere dikkat çekildi ve şöyle dendi:

"Şiddetli bir yağışı bir afete dönüştüren bazı yönetimsel hatalar vardır. Orman alanlarının, toprak örtüsünün ve su havzalarının yapılaşmaya açılarak yok edilmesi, şehirde yapılan kazı-dolgu çalışmalarının doğal eğim koşullarının değişmesine neden olması, betonlaşma ve diğer sert zemin miktarının artması ile doğal bitki örtüsü tahrip edilerek tarım ve orman alanlarının infiltrasyon imkanının ortadan kaldırılması, dere ıslahı yapılırken dere yataklarının betonlaştırılması, yağmur suyu kanallarının yetersiz olması ve kanal sistemlerinin birleşik sistemle işletilmesi, yağmur suyu ve atık su kanalizasyon bakımlarının düzenli yapılmaması, yağış oranlarının bütünsel ve yüzyıllık değil kısa vadeli hesaplanması gibi hatalar bunlara örnek olarak gösterilebilir."

"Bir kez daha hatırlatıyoruz, doğal olayların olumsuz etkileri önlenebilirdir. Planlama ve denetleme mekanizmalarının etkin kullanımı, düzenli şehirleşme, rant odaklı değil kamu yararını gözeten ve doğadan yana tavır alan projelendirme bugün yaşananların bir daha tekrar etmemesini sağlayacaktır." (Artı Gerçek) 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.