1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. “Zer: Kimin Aşkı?” İzleyiciyle buluştu
“Zer: Kimin Aşkı?” İzleyiciyle buluştu

“Zer: Kimin Aşkı?” İzleyiciyle buluştu

Yönetmen-senarist Kazım Öz’ün son filmi “Zer: Kimin Aşkı?” İzleyiciyle buluştu. Film daha festivaldeyken uğradığı sansürle dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca filmin bir katliamı da işlemesi sinemaseverlerin ilgi odağı haline geldi.

A+A-

Filme ismini veren “Zer” bir şarkının adı, aynı zamanda şarkıya konu olan bir kadının ismi. Film; Cemal Süreyya’nın “Tarih öncesi köpekler havlıyordu” sözleriyle okyanus ötesinden perdeyi açıyor. Fransa’da doğan ABD’de yaşayan Jan (Nik Xelilaj) müzik eğitimi görmekte ancak müziği pek dikkate almamaktadır. Ailesiyle arası açık olan Jan, kız arkadaşının da onu terk etmesiyle bir boşluk içinde bulur kendini. Tam da bu sırada babaannesi Zarife (Güler Ökten) kanser tedavisi için Türkiye’den ABD’ye gider. (Zarife’nin hikâyesi de trajedi içinde trajedi; Dersim Katliamı’ndan sağ kurtulabilen ve sürgünde özlem içinde yaşayan Dersim’in yüzlerce kayıp kızlardan biri.) Babaanneye hastanede istemese de torunu refakatçi olur. Bu sürede iki kopuk hayat Zer şarkısı üzerinden klişe bir biçimde yakınlaşmaya başlar. Ancak ölüm döşeğinde olan babaanne Kürtlüğünü itiraf edemeden, şarkıyı tamamlamadan hayatını kaybeder. Müzik eğitimini çok fazla önemsemeyen, sevgilisinin de terk etmesiyle bir kaçışın içine giren Jan, cenazeyle birlikte Türkiye’nin yolunu tutar. Cenaze babaannesinin vasiyeti olmasına rağmen köklerinin olduğu Dersim’e götürülmez sürgünde yaşadığı Afyon’a getirilir. Babaannenin gömülmeden önce gerisinde bıraktığı iki ceviz ise metafora dönüşür.

Cenaze defnedildikten sonra  Afyon’da Mustafa Kemal Atatürk portresi altında baba ve oğul arasında geçen tartışma ve bu tartışma sırasında gerçekliğin yüzüne inen tokat, yasaklı bir dil üzerinden öyküye yeni bir boyut katıyor ve böylece iki cevizle öze dönüş başlıyor. Afyon’daki diyaloglar sırasında katliama “Dersim olayları” denmesine Kürtçe için anadil değil de “eski dil” üsluplarının yer alması yüzleşmenin gerçekleşmediğine de dikkat çekiyor.

Jan, Dersim’e doğru yol alırken dağlık bir coğrafya, özgün bir kültür ve bir katliamın izleri katmanlı bir şekilde açılıyor. Ancak çok dilli filmin arka planında işlenen 1938 Dersim Katliamı ile ilgili pek yeni bir şey söylenmiyor ki Dersim dağlarındaki bir sahnede katliama maruz kalan kadın, çocuk ve yaşlıların “Allah-u Ekber” nidalarıyla katledilmesinden fazlası da bilinir. Kurşuna dizilmeden uçurumdan atılanları, süngüye tutulanları, zehirli gaza maruz kalanları, hamile kadınları, kayıp kızları... Üstat Necip Fazıl’ın o döneme ait şu sözü katliamı özetler sanırım, “Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmuştur.” Keşke bu kadar önemli bir kesite biraz daha yer verilseydi, özellikle sözlü kültüre başvurulsaydı. Fotoğraflar üzerinden mesaj vermek ve o kısmın da sansüre uğraması elbette talihsizlik.

Son sahnelere doğru ise Jan, hikâyenin başladığı köye varır. Ancak Zarife kendi topraklarında gömülmediği gibi öze dönüşü simgeleyen iki ceviz de toprağa gömülmez. Son sahnede köyün sular altında kaldığı, bir tarihin yanı sıra coğrafi güzelliklerin, canlıların sulara gömüldüğü iyi şekilde resmedilmiş. Üç kez görüntü yönetmeni değiştirilen filmde Dersim’in büyüleyici görselliği, son sahnenin etkileyiciliğiyle son görüntü yönetmeni Feza Çaldıran yine isminden söz ettirmiş. Ancak ABD’deki bazı sahnelerin post-prodüksiyon çalışmaları yetersiz kalmış. Müzik ve mizah izleyiciyi canlı tutsa da bir şarkıdan daha fazlası olduğu için beklentilerimizi yüksek tutan Zer’in; son yıllarda Kürt coğrafyasında çekilen filmlerle de benzerlik taşıması izleyicinin de gözünden kaçmadı sanırım. Yönetmenlerimiz Yılmaz Güney’in ‘Yol’undan gitmeye çalışıyorlar lakin bu kısırlıktan artık çıkılmalı.

“Demek ki siyahın da bir aydınlığı var.” 

Gelelim filmi ön plana çıkaran sansüre. Yasak her zaman dikkat çeker, Kazım Öz’ün de dediği gibi; “Demek ki siyahın da bir aydınlığı var.” Uygun görülmeyen sahneleri atmak yerine izleyiciyi siyah bir perde ve Kültür Bakanlığı’nın resmi yazısı ile karşı karşıya bırakan yönetmen, sansürü akıllıca izleyiciye havale ediyor. İzleyicisiyle, okuyucusuyla, gazetecisiyle herkesin yekvücut sansüre karşı durması, filme gitmesi en doğru yanıt olur.

Son söz olarak da Özcan Alper’in “Gelecek Uzun Sürer” filminin sonunda at dağa çıkar, Hüseyin Karabey’in “Sesime Gel” filminin sonunda silahlar gömülür, Kazım Öz’ün “Zer” filminin sonunda ise cevizler toprağa düşmez.  Artık dağlar doğaya ev sahipliği yapsın, silahlar hiçbir şekilde ateş almasın ve en önemlisi kültürler toprağında yeşersin. Ancak filmde geçtiği gibi “Gündüz masal anlatılmaz…”

Not: Dersim’in gerçek tarihi sular altında değil bölgede inşa edilen kurumların altında kaldı.

Bas Gazetesî

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.